9. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥8. KAÇIŞ
Bölümler 33Şu an: 🔥8. KAÇIŞ
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Biliyor musun?"
Tam ağzımı açacakken Drago'nun sert sesini duydum.
"Yarın sabaha kadar bize lazım olan şeyi söylemezse..."
Dediğinde gözlerim anında onu bulurken durup bana baktı.
" Akşamı göremez."
Başım yine önüme düşerken dişlerimi ve dizlerime bastırdığım yumruklarımı sıkıyordum. Her hâlükarda ölecektim. Tıpkı babam gibi.
" Yemeğini ye."
Dedi hiç bir şey olmamış gibi.
" Canım istemiyor."
" Sana yemeğini ye dedim."
" Yemeyeceğim."
Elleri masada geriye yaslandı.
Yüzünde sakin bir ifade ile Alex! Diye bağırdı. Kapı anında açılırken sadık adamı girdi içeriye. Yanımıza kadar hızlı adımlarla gelip durdu.
" Odasına götür. Ben dönene kadar ne yemek ne su verilmeyecek."
Masaya kilitlenmiş gözlerini izlerken Alex'in elini kolumda hissettim. Beni ayağa kaldırıp önüne çekti. Tam arkasında durup konuştum.
" Senden nefret ediyorum."
Dedim. Gözlerini bana çevirdi. Hıh! Diyerek önüne döndü sonra. Benim hislerimi umursamadığı açıktı.
Alex'in eliyle öne doğru itelendim. Bir mahkum gibi oradan oraya çekiştiriliyordum. Kapıya doğru yürürken bu kez,
" Canavar."
Dedim kısık sesle. Aynı anda bir kahkaha koptu arkamda. Durup geriye baktım. Matteo'ydu gülen.
" Tam sana uygun bir ad bulmuş bu kız."
Dedi Türkçe, gözlerime bakarken. Aynı anda Drago elindeki bıçağı masaya saplayınca abisine çevirdi bakışlarını. Ama gözlerinde korkuya dair hiç bir şey yoktu.
" Bu kız hiç bir şey bilmiyor. O kağıtta hiç bir şey yok. Sen kabul et ya da etme, vasiyet yerine getirilecek ve ailenin başına ben geçeceğim."
Herşeyi Türkçe söylemişti, neden... Kapıdan çıkarken bunu düşündüm. Neden? Sonra şunu farkettim. Neden burada olduğumu anlatıyordu bana.
Yemek odasından çıkıp önde ben arkamda Alex yürüdük. Odaya kadar geldik. İçeriye girerken iki kişi daha belirdi arkamda. Oda hapsindeydim ya, bunlarda bekçilerim olmalıydı. Ne demişti o canavar. Ben dönene kadar ne yemek ne su verilmeyecek. Kimi öldürmeye gidiyorsa artık.
Üzerime kilitlenen kapıya kısa bir bakış attıktan sonra şömineye doğru yürüdüm. Berjeri ateşe çevirip oturdum. Kollarımı kendime sarıp dizlerimi yukarı çektim. Kendimi kurtarmak için birşeyler yapmam gerekiyordu. Düşünmek için gözlerimi kapattım... Babamın ölüm haberini aldığım geceden sonra olanları tekrar tekrar geçirdim zihnimden.
Babam bir gece ansızın ölü bulunmuş, yapanların kim olduğu belirsizdi. Peki bu mafya ailesinin babamın ölümüyle alakası varmıydı yoksa tesadüf müydü herşey?
Sonra dükkana gelen o adam... Elindeki kağıttaki yazılar...
O adamın bizim dükkana gelmesi tesadüf müydü? Artık olmadığını düşünüyorum.
Ardından bulduğum oda ve defter. Sonra dükkana zorla giren o adamlar... O adamların bir önceki adamla alakası var mıydı? Evet olmalıydı. Eminim defterime bakarken o karakterlerden birini görmüştü. Yoksa aynı gün gelmezlerdi. Amaçları beni yakalamaktı.
O delikten fare gibi çıkıp kaçarken beni öldürmek için arkamdan ateş etmişlerdi. O gece Drago da oradaydı. Evet beni o adamlardan ve ölmekten kurtarmıştı ama zorla kaçırıp özgürlüğümü elimden almıştı.
Peki dün gece peşimde olanlar kimdi? Babamı öldürenlerin onlar olduğuna eminim. Ama onlar kim? Kime çalışıyorlar. Belki de Matteo'ya.
Ama yemek salonunda konuşulanlar... Matteo denen adamın söylediklerini hatırladım.
Bu kız hiç bir şey bilmiyor. O kağıtta hiç bir şey yok. Sen kabul et ya da etme vasiyet yerine getirilecek ve ailenin başına ben geçeceğim.
Bunu söylerken çok ciddiydi bakışları. Şimdi böyle söylüyor olsada öncesinde beni yakalamak öldürmek istemiş olabilirdi pekala. Belki... Aklıma gelen şeyle gözlerim kocaman olurken sol yanımda bir acı oturdu. Canım yandı. Belki de babamı da o öldürttü. Olabilir miydi? Olabilirdi. Güç için birbirilerine acımayan adamlar babama mı acıyacaklardı. Zavallı babam...
Dur bir dakika. Bütün bunları Drago bilmiyor olamaz. Peki neden açıkça konuşmuyor. Sonra Drago'nun sözlerini hatırladım.
O kağıt bu ailenin geleceğini belirleyecek. Bu yüzden o kağıtta ne yazıyor bilmem gerekiyor.
Tabi ya. Drago bu durumu kabul etmeyen büyük oğul olsada, ki böyle durumlarda genelde ailenin büyük oğlu geçer babasının yerine. Bunu ben bile biliyorum. Ortada bir vasiyet varken ve Matteo'nun adı vasiyette geçerken Drago'nun sözlerini kim ciddiye alır ki. Bu ailede katı kurallar olduğu çok açık. Babasının sözünün karşısında Drago'nun sözü geçmez. Lâkin vasiyette Matteo'nun adı olsada Drago bunu şüpheli buluyor olmalı. Ona güveniyor. Kağıtta vasiyet hakkında bir şeylerin yazıyor olduğunu düşünüyor. Drago bu yüzden ısrarla kağıtta ne olduğunu öğrenmek istiyor. Matteo'ya güvenmiyor. Babam yaşıyor olsaydı şuan Drago'nun zorla tuttuğu kişi babam olacaktı belkide. Kağıdı okuması için.
Her şey yerine oturmaya başlamıştı. Bu ailede ölüm döşeğindeki babanın ardından güç savaşı başlamış.
Şimdi!
Gelelim ben neden bu meselenin ortasındayım?
Cevap. Kağıtta yazanları okuyacak tek kişinin ben olduğumu sanıyorlar.
Peki bu şifreli yazı kimin marifeti? Onun babasının mı, benim babamın mı? İkimizin babası birbirlerini tanıyorlar mı?
Ve bu dili kim kime öğretti?
Dahası ben bu karakterleri nasıl biliyorum? Belki de çok küçükken babamdan gördüm ve taklit ettim. Ama öyle bir anı hatırlamıyorum. Belki de unuttum. Tıpkı annemin yüzünü unuttuğum gibi.
Gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım. Anılarımı geriye doğru taradım. Tabiri caizse en dibe indim. Ama sonu gökyüzüne kadar örülü bir duvarla bitti.
&
Devamı gelmeyen anılar yüzünden aynı şeyleri en baştan sıraladım kafamda, belki bir sonraki sefere o duvarı kırıp diğer tarafta kalmış anılara ulaşabilirim düşüncesiyle. Çünkü bir şeyler bulmazsam yarın akşamı göremeyecek olmam beni buna zorluyordu.
Düşünceler arasında uzun bir zaman geçirdim. Öyle ki Şömine bile sönmüş odanın ısısı düşmüştü. Gözlerim ise kapanmak istiyordu ama hissettiğim açlık ve susuzluk uykuya dalmama izin vermiyordu. Drago'yu ve söylediklerini yeniden hatırlayınca ağzıma gelen bütün hakaretleri saydırmaya başladım. Bu sırada uzun zamandır kapının önünde bekleyen adamların seslerini duymadığımı farkettim. Bu sessizlik rahatsız ediciydi. Sonra bir gıcırdama duydum. Korkuyla doğruldum yerimde. Kapının yavaşça aralandığını görünce birinin girmesini bekledim ama kimseler yoktu. Bu kalede bir de hayaletler görmek isteyebileceğim son şey bile değildi.
Yerimden yavaşça kalkıp temkinli adımlarla kapıya yürüdüm. Tam önünde durup elimi uzatırken kalbim kulaklarımda atıyordu. Yavaşça çekip iyice açılan aralıktan dışarıya baktım. Kimseler yoktu. Neden yoktu? Oyun muydu? Belkide bir oyundu. Belki de beni deniyorlardı.
Koridorda gezdirdim gözlerimi. Meşaleler sönmüş karanlıktı ve hiç kimseler yoktu. Yutkundum.
Kaçmak istesem başarabilir miyim diye düşündüm. Ya yakalanırsam? Bu kez beni öldürür müydü?
Drago'nun sesi yankılandı zihnimin içinde. Yarın akşamı göremez. Demişti.
Burada kalıp öleceğime kaçarken ölürüm. Dedim kendi kendime. Sonra derin bir nefes aldım ve hızla hareket ettim. Ama koşmuyor, koşamıyordum. En ufak gürültü beni yakalatırdı. Bir yandan etrafımı kontrol ederken merdivenlere doğru yöneldim. Hızlı adımlarla ilerlemeye devam ederken karanlık bir gölge belirdi karşımda yüzünü göremiyordum. Ama duyduğum korku kalbimi zorluyordu. Yakalandım diye düşünürken beni gördüğü hâlde arkasını dönüp öylece bekledi. Sonra arkasına uzattığı eliyle gerile işaret yaptı. Bu tarafa gelme diyordu. O an farkettim ki biri benim kaçmamı istiyordu.
Anında arkamı dönüp diğer tarafa yöneldim. Labirente benzeyen kalenin içinde nereye gittiğimi bakmadan koşar adım çıkış yolunu arıyordum artık.
&
Dakikalarca dolanıp durduktan sonra kaybolmuştum. Bu kale neden bu kadar büyüktü? Ellerim bacaklarımda öne eğilmiş derin nefesler çekerek dinlenmeye çalışırken bir yandan bir kaç meşale ile aydınlatılmış boşluğa bakındım. Hiç bir yer tanıdık değildi artık. Buz gibi olan duvarlara bakarak yürümeye devam ettim. Yine her yerde orta çağdan kalma gibi görünen silahlar, kalkanlar, örtüler ve zırhlar vardı.
Hatta duvarlardan birinde kocaman kabartma bir resim bile vardı. Önünden geçip yürümeye devam ederken yüzüme gelen esintiyi ve önümde uzanan merdivenleri görünce yeniden umutlandım.
Adımlarımı hızlandırıp aşağıya inen merdivenlere ilerlerken önce ayak seslerini sonra onu duydum.
"La ragazza è scappata?"
"Kız kaçtı mı?!"
Öfkeli sesi taş duvarlarda yankılandı resmen. Ne dediğini anlamasamda aklıma gelen ilk şey kaçtığımı öğrenmiş olduğuydu. Sessizce merdiven korkuluklarına gelip aşağı baktığımda yanındaki adamın yakasından tutuyordu.
Adamı resmen silkeleyerek yüksek sesle bağırdıktan sonra yere savurdu. Ardından belinin arkasından bir silah çıkardı. Yerdeki adama doğrulttu. Adam elleri havada yalvarırken silahın tepesini geri çekti. Adamı acımadan öldüreceğini anlayınca bir hata yapıp,
Yapma! diye bağırdım. Öfkeli gözleri anında bana döndüğünde çoktan pişman olmuştum.
Seni aptal! Diyen içimdeki kıza hak verip gerisin geri koşarken Leyla! Diye bağıran canavarın sesi arkamda yankılandı.
" Dur!"
" Çok beklersin! "
Diyerek koşmaya devam ettim. Gördüğüm döner merdivenleri koşarak inmeyen başlarken sonu yok gibi gelmeye başlayınca anladım ki şuan başka bir yerdeydim. Bu kale tam bir labirentti gerçekten. Geçtiğim yeri tekrar görmek nasip olmuyordu. Daha ne kadar var diye korkuluklardan aşağıya baktığımda bu sefer Alex'i gördüm. Merdivenlerin sonunda beni bekliyordu.
Kahretsin!
Dedim. Benim yolumu bile bulamadığım kalenin içine ezbere biliyorlardı. Sırtımı arkamdaki taşa yaslayıp soluklanırken kalbim göğüs kâfesimi zorluyordu.
Yukarda Drago aşağıda Alex.
Çenen kopsun Leyla!
Diyen iç sesim kulaklarımı tırmaladı. Haklıydı. Karışmasaydım şuan sessizce ortadan kaybolmuştum belkide.
Leyla!
Gözlerimi korkuyla yukarıya çevirdim. Gelen ayak sesleri ve duyduğum adımla ellerimi ve sırtımı dahada bastırdım.
" Boşa uğraşma buradan kaçamazsın. Seni bulurum!"
Bir yukarı bir aşağı bakıyordum. Yolun sonuna geldim galiba diyerek olduğum yere çökerken bir anda bir şey oldu. Arkadaki duvar geriye kaydı. Daha ne olduğunu anlayamadan düşerken buldum kendimi.
Gözlerimi açtığımda başka bir merdivenin başında yerde yatıyordum. Hızla yerimde doğrulup dizlerimin üzerine oturdum. Buraya merdivenlerin tam ortasında bulunan gizli bir kapıdan düşmüştüm.
Tabi ya. Burası bir kale. Buradaki duvarların arkasında kim bilir daha neler vardır.
Drago ve Alex'in dışardan gelen boğuk seslerini duyuyordum. Sinirden kasılan suratı gözümün önüne gelince istemsizce gülümsedim.
Gözlerimi kendi etrafımda gezdirdim sonra. Duvarın arkasındaki iç merdivenlerdeydim. Çıkış aşağıda olmalı diyerek aşağıya doğru bir bakış attım ama zifiri karanlıktan hiç bir şey görünmüyordu. Yutkundum. Aşağı da ne vardı bilmiyordum. Tek bildiğim yukarıda Drago vardı. Derin bir nefes alıp verdim. Son verdiğim kararla duvarda yanan meşalelerden birine uzanıp aldım.
Bir elim duvarda bir elimde meşale merdivenleri inerken aklımdaki bir çıkış bulmaktı. Filmlerde kalelerin altlarında kaçış kapıları yada dehlizler olurdu hep. Eminim burada da vardır. En azından bir kaçış kapısı olmalı. Yoksa kale olmasının ne anlamı var?
Düşmemek için dikkatli adımlarla ilerlemeye devam ettim. Nihayet merdivenleri bitirdiğimde geldiğim yeri görünce kalakaldım. Merdivenlerin sonunda bir duvar beklemiyordum bu hiç mantıklı değildi. Bir arkama bir önüme baktım sonra yukarıdaki gibi bir kapı olmalı diyerek elimi duvara dayayıp ittirdim. Bir anda açılınca dengemi kaybedip diğer tarafta yerde buldum kendimi. Bu kadar kolay olmasını beklemiyordum açıkçası. Toparlanıp ayağa kalktım. Elimdeki meşale yere düşüp sönmüştü ama tavanda sarı lambalar yanmıştı. Arkamdaki duvara yaslanıp korkulu gözlerle etrafı inceledim. Önümde ürkütücü görünen bir zindan vardı. Burnuma gelen ağır nem, küf ve çürümüşlük kokusu mide bulandırıyordu. İçeriye sızan rüzgar yüzünden şıngırdayan paslı zincirlerin, kelepçelerin ve işkence aletlerinin asılı olduğu duvarda gezdirdim gözlerimi.
Geçmişten gelen çığlıkları duyar, akan kanın kokusunu alır gibi oldum. Hissettiğim soğuk ve artan korkumla gözlerimin dolmasına engel olmadım.
Yukarıda kaçmama yardım eden cesaretim yok olmuş, yerine bu zindanlarda sonsuza kadar kaybolma korkusu yerleşmiş bütün damarlarıma yayılmıştı. Kaçarak ölümden kurtulmaya çalışırken kendi ayaklarımla ölüme gelmiş olabilirdim. Ama pes edemezdim. Çünkü arkamdaki sonsuza dek kapanan kapı ile geri dönüşüm kalmamıştı. Buradan, başka bir yolla çıkmaya mecburdum.
İçime çöreklenen korkumla yürümeye devam ederken ayaklarımın altındaki zemin çekti dikkatimi. Koyu bir ıslaktı vardı. Yürüdükçe ayakkabılarım ıslanıyordu. Öne doğru eğilip baktığımda kan olduğunu görünce korkum daha da artarken hızla doğrulup bir adım geriledim. Aynı anda hissettiğim şeyle hızla arkama döndüm. Duvarda asılı iskeleti görünce son ses bir çığlık koptu dudaklarımdan. O an anladım ki bu eski zindan hâlen kullanılıyordu. Yukardaki adamlar burada düşmanlarına yada hainlere işkence ediyorlardı demek ki.
Gözlerimi üzerinde eski, yıpranmış kıyafeti olan iskelete çevirdim tekrar. Bu gerçek olamazdı. Eminim psikolojik işkence olsun diye konmuştu buraya.
Yaklaşıp zincire bağlı kola dokunduğumda bir anda kopup önüme düştü. Ardından kafası önce yana devrildi, sonra yerinden ayrılıp önüme düştü kol gibi. Korkuyla gerilerken bir çığlık daha attım. Yetmedi kafatasının gözünden bir fare çıktı. Hayatım da gördüğüm en büyük fareydi. Korkuyla geri geri giderken ayaklarıma dolaşan zincirle bir anda geriye düşerken elimle bir yerden destek almaya çalıştım. Ama taş duvardaki keskin köşe avuç içimi yarınca kaybolan dengemle geriye düştüm. Başımın arkasında hissettiğim acıyla şuurumun bulandığını hissederken görünmez bir el beni bu zindandan daha karanlık bir yere çekiyordu. Ve sonra her şey karardı..
*****
GERİ DÖNEN ANILAR
Bulanık bir şuurla bir sisin içinde yürüyordum. Ayaklarım güçlükle hareket ediyor, etrafımda net hiç bir şey yoktu. Bir süre sonra bir kapı belirdi önümde. Kapıyı açıp yürümeye devam edince kendimi aniden kitap dükkanın içinde buldum. O sis birden dağıldı ve babamı gördüm. Girişin önünde küçük bir masa da oturmuş elinde o defter vardı. Hemen yanında da ben vardım. Ama küçüktüm. O zamanlar sarı olan saçlarım at kuyruğu bağlanmış, önümde resim defterim ve boyalarım vardı. Babam deftere birşeyler yazarken ben resim çiziyordum. Şuan uzaktan kendimi izlemem inanılmazdı. Sanırım rüya görüyordum.
Gördüğüm küçük Leyla başını kaldırıp babama baktı. Yazdığı şeyi inceliyordu. Bu defter gerçekten babama aitti. Sonra onun yazdığı karakteri yazmaya çalıştı. Ama beceremedi. Babam hâline bakıp güldü.
Öyle değil. Bak böyle yapacaksın.
Diyerek elinden tuttu. Ve doğrusunu gösterdi. Harf benim defterimdeki A harfi yerine kullandığım karakterle aynıydı.
Olanları şaşkınlıkla izliyordum.
" Şimdi sen yap."
Dedi elini çekerek. Küçük Leyla aynısını kendi yaptı bu kez.
Sonra diğer karakterleri resim defterine çizdi babam. Küçük Leyla her birini bakarak yazmaya başladı. O sırada kapı sesini duydum. Gözlerimi çevirdiğimde bir adam arkasında iki tane güneş gözlüklü koruma ile içeri girdi. Babam defteri kaldırıp ceketinin cebine koydu.
" Günaydın Asaf Bey."
Küçük Leyla'ya döndü. Hemen kağıtları ve defterleri topladı. Boyalarla birlikte Küçük Leyla'nın eline tutuşturdu.
" Hadi sen burada devam et çizmeye."
Deyip deskin arkasına aldı. Küçük Leyla orada devam ederken,
" Günaydın. Buyrun girin."
Dedi babam. Bir adama bir babama bakıyordum. Kimdi bu adam? Korumalar kapıyı kapatırken babam,
" Oturun ben çayları alıp geleyim."
Dedi bu kez. Ayağa kalktı üzerime doğru yürüdü. Beni görmeden yanımdan geçip arkadaki odaya gitti. Şu an bir hayalet gibi zihnimin duvarları arkasında kalmış anılarımı izliyordum. Neden bu anılarımı hatırlayamıyordum. Yeniden önüme döndüm. Adam etrafı izlerken babam çaylarla geldi. Masaya bırakırken sordu.
" Ödevlerinizi yaptınız mı?"
Adam cebinden bir defter çıkarıp babama uzattı. Önündeki çayı yudumlarken babam defteri açtı. Hemen deftere çevirdim gözlerimi. Gördüğüme inanamadım. Aynı karakterler ve yazı şekli ile yazılmıştı.
" Çok iyi. Öğrenmişsiniz."
" Bugün son kez geldim."
Dedikten sonra ceketinin cebinden bir kağıt çıkarıp babama uzattı.
" Bu senin Sahaf Asaf."
Babam defteri bırakıp kağıda uzandı. Gözleri kocaman oldu.
" Bu para çok fazla."
Verdiği kağıt bir banka çekiydi. Adam gözlerini dükkanda gezdirdi.
" Burası ve kızın için kullan."
Derken ayağa kalktı.
Elini babama uzattı.
" Sen beni görmedin ben seni."
Babam elini sıkarken aynı şeyi tekrar etti.
" Sen beni görmedin ben seni."
Adam küçük Leyla'ya baktı. Leyla elini kaldırıp bay bay yaptı. Arkasını döndü sonra. Adamlarına yabancı dil de bir şey söyledi. O an bir kez daha şaşırdım.
Sonra bir anda dükkanın içi yeniden sisle kaplandı. Geriye doğru çekildi bedenim ardından bir karanlığın içinde buldum kendimi.
*******************
8. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
