❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 2

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 2

" Ay! Şimdi ortadan ikiye çatlayacağım ayol!" Oldu.

Merakla gözlerimi kaldırıp karşımdaki masaya baktım tabi. Amor elinde tarot kartları karşısında ağlayan kıza bakıyordu. Yüzünde bıkkınlık dolu bir ifade vardı.

" Ay hâlâ ben onu çok seviyorum diyor!
Senin aşktan beynin mi sulandı ayol. Bu ne saftiriklik?
O serserinin seninle ilgilendiği falan yok."

" Ama Amoooş!"

" Hay senin Amooş diyen dilini eşek arısı soksun emi!
Kız zilli bir daha Amoş dersen vallahi çığlık atarım!"

" Tamam tamam demem..."

Amor bir nefes çekip elindeki kağıtları tek tek masaya koymaya devam etti.

" Bak saftirik kuşum.
Bak! İyi bak!"

Dedi kartı kızın burnuna dayayıp gösterek.

" Bu ihaneti temsil ediyor.
Bu Cenk denen fıstık beyinli başka bir kızla çoktan işi pişirmiş bence. Sen yedek kulübesindesin."

Kızın bakışlar eşliğinde arka arkaya bir kaç kart daha çıkarıp koydu masaya.

" Senin kartlarında Cenk ile birlikte bir gelecek yok nonoşum.
Hiç boş yere akıtma o salya sümüklerini."

Kız ellerini aniden masaya koyup kafasını Amor'a doğru uzattı.

" Amorcuuuummm..." Derken,

Amor şaşkın kalakaldı.

" Ay vallahi sormaya korkuyorum! Ne var? "

" Sen Cenk için... Yani aramızın düzeltmesi için bir şey yapamaz mısııın?"

" Ne diyorsun ayol!"

" Yani büyü muska ne bileyim. Öyle bir şey..."

Amor gözlerini havaya kaldırdı.

" Allah'ım yarebbim.
Neden... Neden bunlar hep beni buluyor."

Dedikten sonra kıza bakıp,

" Kız manyak!"

Diye yükseldi aniden.

" Oradan bakınca muska yazan biri yada büyü yapan biri gibi mi duruyorum ben?"

Kız daha çok ağlamaya başladı.

"Ama ben Cenk'i çok seviyorum. O da beni sevsin istiyorum."

" Ya sabır...
Kuşum sen buraya gelirken aklını nerede bıraktın bakiim?
Senin kadar safını da görmedim ayol! O işler öyle olmuyor işte saftirik. Sen bu dünyaya fazlasın vallahi.

Hem aşk dediğin, sevgi dediğin zorlama ile olmaz kuşum. O iki taraflı olur. Bu yaşa nasıl geldin sen bebişim. Ağaç kavuğunda falanmıydın? Hiç mi birşey görmedin duymadın ayol!

Dünya kötü kötü! İnsanlar iki yüzlü olmuş. Kalp dediğin güllü lokum değil ki herkese ikram edilsin. Gördüğün her güler yüzü nasıl samimi sanıyorsun."

Kız ıslak gözleri ile Amor'a bakarken burnunu çekiyordu hâlâ.

" Sana bir tavsiye vereyim sümüklü kuşum. Sen şimdi buradan çık, doğru eve tamam mı? İyi bir uyku çek dinlen. Uyanınca gir bir siteye kendine üç günlük bir tatil ayarla geç git. O Cenk de ne hâli varsa görsün."

" Öyle mi diyorsun?"

Dedi kız mızmız.

" Sen bi tatile git gel daha iyi hissedeceksin. Hem belki bu tatil sana başka kısmetler getirir belki belli mi olur.
Dönüşte de bana gel sana bir fal daha bakayım."

" Gerçekten mi?"

Dedi kız bu kez sırıtarak.

" Gerçekten."

Dedi Amor aynı şekilde.
Sonra aniden ciddileşti.

" Hadi kalk artık, beynime ağrı girdi yeminle senin ağıtların yüzünden."

Neşe ile ayağa kalktı kız.

" Dediklerini mutlaka yapacağım Amorcum!"

Diyerek yanına gelip Amor'un boynuna sarıldı birden.

" İyi ki varsın Amor. Sen çok çok iyi birisin."

Kız arkasını dönüp çıkışa yürürken Amor,

" Sonunda gitti şükür!
Zeynep kuşum! Bana bir kahve getir! Vallahi başım tuttu şu kızın yüzünden. Bir de ağrı kesici."

Derken dirseklerini masaya koyup başını elleri arasına aldı.

Kahvemi içmeyi bile unutmuş yarım saattir film izler gibi izlemiştim karşımdaki masada yaşananları. Garip biriydi bu Amor.

Güleyim mi ağlayayım mı modunda bakmaya devam ederken kızlardan biri elinde kahve ile gelip Amor'un önüne bıraktı fincanı.

Kız yerine dönerken Amor fincanı kaldırıp gözlerini kapatarak kokusundan derin bir nefes çekti. Ardından bir yudum alıp geriye yaslandı. İkinci yudumu alırken gözleri beni buldu. Bir anlığına panikleyip önüme döndüm. Dik dik baktığımı görmüştü çünkü.

Önümdeki artık soğumuş olan kahvemi elime alıp dudaklarıma götürdüğümde hâlâ bana baktığını görünce artık karşılıklı bakışıyorduk. Sonunda ilk o konuştu.

" Ne zaman gelmeyi düşünüyorsun kuyruklu? "

Dediğinde önce kendime sonra etrafıma bakınırken,

" Evet sana söylüyorum örgülü."

Evet buradaki saçının arkası uzun örgülü olan tek kişi bendim.

" Kahveni iç ve kapat. Sonra da kalk ve buraya gel."

Sanki söylemesini bekliyormuş gibi dediğini yapıp kahvemin son yudumunu içerek kapattım. Sonra da yerimden kalkıp masasının yanına geldim.

" Otur."

Kahve fincanımı masaya bırakıp karşısına geçerek oturdum.
Elindeki kahvesinden bir yudum daha alıp masadaki kartları bir araya getirerek kenara bırakırken bir yandan gözleri üzerimde beni inceliyordu.

" Geciktin...
Üç gündür seni bekliyorum ayol!"

" Beni. Mi? Neden?"

" Bi bakalım canikom."

" Dur söyleme." Dedim aniden.

" Birazdan bana bir hikâye uydurup gözümü boyayacaksın. Sonra fal bakacaksın sonra da iki katı ücret isteyeceksin değil mi?"

Bir kaç saniye bana baktıktan sonra aniden bir gülme tuttu Amor'u.

" Ayol benim kim olduğumu herkes biliyor, neden böyle bir oyun oynayayım senin gibi eski bir hırsıza."

Duyduğum kelime ile donup kalırken gözlerim kocaman oldu.
Eski bir hırsız olduğumu nasıl biliyordu.

" Sen." Dedim şaşkın.

" Nasıl?"

Derken bir yandan gözlerim birileri duydu mu korkusuyla etrafı turladı.

" Amor'u hafife alıyorsun akide şekerim."

" Tesadüf." Dedim sırf laf olsun diye.

" Bu dünyada tesedüf diye bir şey yoktur nonoşum."

Derken ilginç şekilde uzanıp saç örgümü önüme aldı. Baş parmağı ile nazikçe okşarken,

" Saçların çok güzel ballı çöreğim.
Kesilince üzülme. Yeniden uzar." Dedi.

" Kesilmeyecek."

Dedim elinden aldığım örgümü arkama atarak. Saçlarımı yıllardır uzun ve örgülü tutuyordum. Kalçalarımın altına kadar uzun bu örgü benim tarzım olmuştu artık.

"Bundan daha kısa olmadı hiç ve olmayacak. Hem nereden çıkardın bunu?"

Dedim sorgucu şekilde. Gözlerime baktı bir süre.

" Ben bir çok şeyi olmadan önce görebilirim. Ben Amor'um tatlım. Cadıların soyundan gelen, sadece bu dünyada değil başka dünyalara da gidip gelmiş cadılarla savaşmış ölümden dönmüş biriyim. Ve bunu sadece bir kaç kişi biliyor."

Boş boş baktım yüzüne.

" Başka dünyalar?
Cadı soyu?
Ölüm?
Tabi tabi! Başka?"

" İnanmıyorsan Azime'ye sor.!"

" Azime?"

" Neyse boşver!
Senin neden burada olduğuna gelirsek nonoşum... Askıntı olan ev sahibinin evinden bir kaç koli ile ayrılıp yıllar önce ölen babanın işyerine gittin. Buraya önce iş bulma umuduyla geldin. Olmazsa da bir fal baktırırım dedin. Bu yüzden buradasın."

Kaşlarım havada yüzüne bakarken korktum.

" Nasıl bildin bu kadar şeyi?"

Demişim.

" Ayol ben senin gelişini üç gün önceden gördüm rüyamda."

Dedi rahat bir tavırla. Söylediği şeylerle falcılıkta level atlamıştı.

" Ama asıl sebep bu değil."

Derken bakışları ciddileşti birden. Önümdeki fincana gösterdi.

" Avucunu üzerine kapat."

Derken daha farklı baktı gözlerime. Bir ona bir fincana bakıp dediğini yaparak avucumu fincanın üzerine kapattım.

" Niyetini tut."

Şuan çok gizemli görünüyordu. Ortama uyum sağlayıp gözlerimi kapattım. Aynı anda elini elimin üzerine koydu.

Hayatım ne zaman değişecek. Beni neler bekliyor gelecekte. Aşık olacağım biri olacak mı?

Bu üç cümle bir anda arka arkaya geçti zihnimden. Ardından önce o sonra ben elimizi çektik. Önümdeki fincanı kendi önüne çekti sonra. Gözleri üzerimde yavaşça çevirdi fincanı. Bana bakan göz bebekleri yavaşça fincanın içine kaydı. Bir fincana bir bana baktı. Bunu bir kaç kez yaptı hem de.

Uyduracak bir şey bulamadı galiba diye düşünürken,

" Çok yakın zamanda." Dedi.

İlk sorumun cevabıydı bu.

" Hayatın yaralı bir akrebe yardım ettiğinde değişecek. Eski hayatını özlemeyeceğin şekilde hem de, temellerinden..."

" Akrep mi? Iyyyy!"

Dedim, tüylerim ürpermişti.

" Ne akrebi?
Ben sevmem haşerat falan. Tiksinirim. Hamam böceği gördüm diye bir ay mutfağa girmedim ben. Hem korkarım. Sokar falan. Zehirlenir acı çekerek ölürüm birde."

Bıkkın bir bakış atınca susuverdim.

" Hayatının düzene girmesi sana bağlı. Ama biraz daha sakinleşebilir. Lâkin öncesinde bir kaos olacak. Bu kaosun sebeplerinden biri de etrafındaki yılan gibi sinsi ve zararlı olan kişi. Adının baş harfi A. Canını yakacak. O kişinin sözlerine güvenme. Uzak dur ondan. Ben kim bu A diye düşünürken,

" Oooo!" Dedi aniden.

" Burada bir kalp görüyorum. Karanlığın içinde atan bir kalp. Seninki ile birlikte atan bir kalp. Imm! Bu kalp yüzünden kendi aklın ve kalbin arasında bir çatışma yaşayacaksın. Ya aklını takip edeceksin ya kalbini. Bence kalbini.

Kısa bir zaman... Belki iki gün içinde. Önüne iki yol çıkacak. Daha doğrusu bir ayrımda kalacaksın. O yollardan birini seçmen gerekecek. Önce ki seçimin bunu da etkileyecek."

Dedikten sonra biraz daha incelediği fincanı yavaşca önüne bıraktı.

" Bu kadar tatlım."

" Eeee. Ben hiç bir şey anlamadım.
Yani eski hayatı mı özlememek için önce bir akrep mi bulmam gerekiyor.

Ne yani inşaatları falan mı dolaşayım. Taşların altına mı bakayım. Nereden bulupta bir akrebe hayır yapayım ben ya. Hem dedim ya dokunamam bile."

" O kadar şey söyledim ayol.
Bir tek akrebe mi takıldın?"

" Evet. Ne yapayım? Tiksiniyorum ben..."

" Ayol bir tane de normal insan gelse dişimi kıracağım.
Hadi aşko hadi!
Mesai bitti.
Hadi kuyruğunu da al güle gülee.."

Resmen önceki kız gibi kovulmuştum. Ne tuhaf biriydi bu Amor.

Ayağa kalktım. Yarım ağız,

" Borcum.?" Dedim.

" Borcun falan yok kuşum. Söylediklerimi unutma yeter!"

" Teşekkür ederim."

Dedim yine yarım ağız. Çünkü söylediklerinden hiç bir şey anlamamıştım. Akrepten sonrasını doğru düzgün dinlememiştim bile. Kapıya doğru yürürken,

" Kuyruklu!" Diye bağırdı arkamdan. Döndüğümde mekandaki herkes bir bana bir Amor'a bakıyordu.

" Ne? " Dedim dışımdan.

Az daha bağır. Caddedekiler duymadı. Dedim içimden.

" Parlak şeyler zararlıdır. Onlardan uzak dur."

Dedi yine yüksek sesle.
Parlak şey? Yine anlamamıştım.

" Olur olur."

Dedim sadece. Sonrada söylediği şeyler kulağımda düşünerek devam ettim yürümeye. Parlak şeyler, ne olabilirdi ki. Neden bilmece gibi konuşuyor bu falcılar.

Caddeye doğru yürürken duyduğum müzik sesiyle cebimdeki telefonumu çıkarıp ekranına baktım. Aykut yazıyordu.

Açıp açmamakta tereddüt ettim. Sonra açtım tâbi. Yoksa rahat bırakmazdı.

" Ne var? "

" Neredesin?"

" Sanane!"

" Üç saat sonra atacağım konuma gel."

" Gelemem işlerim var."

" Ece!
Gelmezsen olacaklardan ben sorunlu değilim."

" Tamam beh tamam Allah'ın belası."

Dedim dişlerimin arasından.

" La*et olası pislik."

Diye ekledim telefonu kapatırken.

*****

Aykut'un attığı konuma geldiğimde gördüğüm yer lüks bir gece kulübüydü. Üzerindeki isme baktı. GECE KUŞU yazıyordu.

Bir karşımdaki bara bir de telefondaki konuma baktım.
Bu salak benimle dalga geçiyor olmalıydı. Beni buraya müşteri değil garson olarak bile almazlardı. Belki temizlik elemanı...

Gerileyip Aykut'u aradım. Bir kaç kez çaldı ama açılmadı. Allah bilir içerdeki müzik nasıldı da duymuyordu.

Sonunda açılan telefondan, önce gümbürtülü bir müzik sesi geldi. Ardından Aykut'un sesini duydum.

" Alo!"

" Alo Aykut!"

Yüksek sesiyle bağırarak Ece! Dedi.

" Aykut dalga mı geçiyorsun benimle? Beni buraya almazlar mal!"

Kapıda duran kaslı yarmaya bakarak konuştum.

" Kapının önüne duvar örmüşler sanki. Nasıl girecem içeriye."

" Dışardaki adama
KRİSTAL KADEH de! Şifre bu. Kolayca girersin. Sonra da bara gel. Oradayız."

Telefon kapandı. Bir telefona bir kapı önündeki suratsız adama baktım. Şifreyle mi giriliyordu mekâna.

" Bu ne lan?"

Diyerek yürüdüm. Adamın tam karşısına gelip durdum. Tepemden bakıyordu şuan. Ne istiyorsun küçük kız, bakışı atarken işaret parmağımla yaklaş işareti yaptım. Gönülsüz şekilde öne doğru eğildi.

KRİSTAL KADEH.

Dedim. Yerinde doğrulup şöyle bir inceleyerek baktıktan sonra yana çekildi. Ardından kapıyı açıp içeriye girdim. Bangır bangır bağıran müzik eşliğinde dans eden insanların arasından geçerken bir yandan etrafı inceliyordum. Oldukça zengin işi bir yerdi. İnsanların arasından geçip bara doğru yürürken bir anda koluma giren elle irkildim.

" Ece!"

Diyen Aykut'a dönüp yumruğumu koluna geçirdim. Umursamadı bile. Kolumdan tutup bara kadar çekiştirdi. Ne oluyor demeye kalmadan bardaki oturakta buldum kendimi. Arkadaki kafa siken müzik slow müzikle değişirken hemen yanıma da kendi oturdu.

" Ne oluyor lan alacaklı gibi?"

Dedim sinirli. O yine umursamadı.

"Geciktin." Dedi sadece.

" Trafikten haberin var mı senin? Hem neden buradayız? Böyle bir yere nasıl girdin? Bizim gibi züğürtleri tipinden tanıyıp almıyorlar buraya."

" Emre'nin içerde tanıdığı vardı."

"Emre mi? O kim lan?"

Dediğim de çenesiyle arkamı işaret etti. Temkinli şekilde arkamı dönüp baktığımda bardağındaki pipeti dilinin üzerinde gezdiren biriyle göz göze geldim.

" Selâm bebek!"

Bebek?
Abimin yaşlarında biriydi. Yirmibeş falan. Kesin abimin ve bu Aykut'un ortak arkadaşıydı.

" Ne içersin?
Ne ısmarlayayım sana?"

Soruyu sorarken gözleri üzerimde üç kere gezdi.

" Zukkum? "

Dedim ve diğer tarafıma döndüm.

" Neden çağırdın beni buraya?"

Derken ister istemez mekanın içinde geziyordu gözlerim. Özel loca mı? Mekanda özel localar bile vardı.

" Konuşmak için."

" Ne konuşacağız? Konuşacak birşey kalmadı. Cevabımı ev de verdim sana."

Kaşları çatıldı.

" Sana söylediklerimi duymadın mı dinlemedin mi?"

" Dinledim ama duymazdan geldim.
Aykut beni bulaştırma bu işe. Ben bu işlerden uzak olmak istiyorum."

" Ece...
Koca İstanbul'da nasıl yaşayacaksın? Kıçı kırık işlerden aldığın parayla nasıl ev tutacaksın? Hangi otel de pansiyon da kalacaksın? Sonunda sokaklara mı düşmek istiyorsun. Oradan da otabana çıkarsın artık."

Duyduğum son cümle ile bir anda yakasına yapıştım.

" Sikerim lan senin belanı. Sen çık otobana şerefsiz piç."

Pis bir gülümseme ile baktı yüzüme.

" Kabul et Ece." Dedi ellerimi yakasında indirirken.

" Bizim gibilerin düzeni değişmez. Ne düzeni ne kaderi."

Sinirden gözlerim doldu. Hak vermek istemiyordum Aykut'a ama hayat şartları da malûmdu.
İstanbul gibi bir yerde üç kuruşla yeni bir hayat kurulmazdıki.

" Lâ*et olsun sana."

Dedim, öfkeyle geriye doğru iterken. Aykut'u bırakıp bara döndüm. Kollarımı bara dayadım.
Başım önüme düştü.

" Nereye gireceğiz."

" Küçük eski bir iş hanı."

Dedi diğer yanımdaki Emre.

" Herşey hazır."

Dedi destek kuvvet Aykut.

" Emre gündüzleri orada çalışıyordu temizlik işinde. Girişin anahtarını yedekledi."

" Gece bekçisi de bizden."

Dedi Emre.

"Sessizce girip ikincisi karttaki ofise gireceğiz. Kasayı açıp paraları alacağız ve sessizce çıkacağız."

" Salak mısın siz?
Alarm.
Kamera?"

" Eski han da alarm ne gezer. Kameraları da bekçi Zihni efendi kapatacak."

" Ne yapıyorsunuz lan siz, organize iş mi?"

" Organize morganize. Geleceksin değil mi?" Diyen Aykut'a baktım.

" Aykut yapamam. Başkalarının ekmek parasını çalamam... Adamlar evine çocuklarına helal ekmek götürürken biz paralarına göz dikiyoruz."

Emre'yi bir gülme aldı.

" Helal ekmek mi.
Bebeğim sen gerçekten çok safmışsın. Adamlar tekstil işi için toptancılık yaparken kara para aklıyorlar. O kumaşların arasında neler gelip gidiyor gemilerde bir bilsen. Yoksa sikik bir dükkanda nasıl o kadar para olsun. Kimse bilmediği için paraları ve altınları o kasada tutuyorlar. O ofiste tonluk bir kasa, para ve altın olduğunu onlardan başka bir biz, bir de Allah biliyor. Onlar başkalarından çalıyor biz de onlardan çalacağız."

Devamını Aykut getirdi.

" Vicdan yapmana gerek yok! Aldığın parayla da istediğin yere git kur yeni bir hayat. Abinin payını ben veririm."

Abim umrumda bile değildi. O değil miydi beni bu durumlara sokan. Bir Emre'ye bir Aykut'a bakıyordum.

" Ne diyorsun?" Dedi Aykut.

" Var mısın?"

" Gerçekten kara para işimi yapıyorlar." Dedim ikna olmak için. Emre,

" Yalanım varsa şerefsizim. Allah oturduğum yerden kaldırmasın. Anam cenazemi eliyle yıkasın."

" Ananı ne katıyon lan?"

" Ne yapayım başka dediklerime inan diye."

Yerimden kalktım.

" Nereye?" Dedi Aykut.

" İşemeye. Sen de gelcen mi?"

" Teklifini düşüneyim diyorsun yani."

Sinirli bir bakış atıp barmene tuvaletin yerini sordum. Arka tarafı gösterdi. Tuvaletin olduğu tarafa doğru yürürken bir yandan düşünüyordum.

Adamlar gerçekten kara para aklıyorsa vicdan azabı çekmezdim de. Ya basılırsak. Polisler sabaha kadar kovalardı bizi. Tuttuğu yerde de kodese. Sonra savcılık, sonra mahkeme, sonra cezaevinden yer beğen.

O sırada aklıma saçma şekilde kara para nasıl aklanır sorusu geldi. Hakkaten ya nasıl oluyordu!

Paraları sabunlu suda mı yıkıyorlar?

Deyip kahkaha ile gülmeye başlarken bu kez aklıma altınlar ve Amor geldi. Aniden durdum.

Lan! Dedim gözlerim kocaman.

Amor bana parlak şeylerden uzak dur dediya! Anam! Nasıl?

Dedim hâlâ şaşkın. Bu adam gerçekten birşeyleri biliyor muydu? Bir yandan Amor ile olan konuşmalarımızı düşünmeye devam ederken tuvalete doğru yürümeye devam ettim. Tam köşeyi dönmüştüm ki bir anda çarptığım bedenle gerisin geri yerde buldum kendimi.

" Önüne baksana ayyaş!"

Dediğim adam kulağında telefon geriye dönüp yüzüme bir bakış attığında telefonun yanında parlayan haç küpe çekti dikkatimi.

" İnsan bi pardon der en azından!"

Diye ekledim. Umursamadı. Dönüp yürümeye devam etti. Oturduğum yerde sinirle bakmaya devam ederken telefonda yabancı dilde birşeyler konuşmaya konuşuyordu. Türk değildi anlaşılan. Cümlelerinden tek anladığım Carlo ve Bella Queen oldu. Duvardan destek alarak yerden kalkarken,

" Adam kraliçelerle muhatap beni umursamaz tabi. "

Dedim daha da sinirli. Sonra Women yazan kapıdan geçip boş olan yerlerden birine girdim. İşimi halledip çıktım. Parlayacakmışım lan! Lavaboya gelip ellerimi yıkandıktan sonra havalı makinede kurutup çıktım. Geldiğim koridordan geçip barın yolunu tuttum yeniden. Aykut ve Emre'nin yanına geldim.

" Ben gidiyorum."

Dediğim de koluma yapıştı Aykut.

" Geleceksin değil mi?"

Hâlâ isteksizdim.

" İş ne zaman."

"Bu gece saat üç de."

" Bu gece mi? Aceleniz ne?"

" Zihni'yi işten çıkardılar."

Dedi Emre.

" Son gecesi bu gece."

" Bu gece girdik girdik. Yarın imkanı yok. Hem paraların yerini değiştirirlerse nasıl alacağız?"

Diyen Aykut Emre'ye destek verdi.

" Biz saat iki de orada olacağız. Sana da konum atarım. Oyalanmadan gelirsin."

" Tamam. Ama içim hiç rahat değil."

" Başlayacağım içine de dışınada. Amma da naz yaptın. Sanki ilk işin!"

" Benimle doğru konuş Aykut.
Gelmem bok gibi kalırsınız ortada. Üstüne de polisi yollarım."

Sırt çantamı düzeltip kapıya doğru yürüdüm. Dans etmeye doymayan gençlerin arasından geçip kapıya yürürken benimle aynı anda kapıdan çıkan o küpeliyi gördüm.

Ben caddeye doğru yürüdüm o ben lüksüm diye bağıran araca bindi.

Anasını satayım. Bir zengin olamadık. Bella Queen in kızı olarak doğmak vardı dünyaya ama fakir Kerime ile Hüseyin'in kızı olarak doğdum.

Diye söylene söylene yürümeye devam ettim.

&

Kulüpten çıktığımdan beri aynı müzik hâlâ kafamın içindeydi. Bir süre sonra müzik de durdu ama yankısı geçmiyordu. Bu şekilde biraz daha yürüdükten sonra cadde üzerindeki büfede durdum. Atıştırmalık, içecek, su ve bir paket sigara aldım. Bir kaç tane de sandviç. Sigara paketini cebime diğer poşeti çantama koydum ve yürümeye devam..

Bir süre sonra ışıklar arkamda kaldıkça zihimdeki gürültü de yavaş yavaş sustu.
Yerini o tanıdık boşluk aldı. Aylardır süre gelen yalnızlığın boşluğu. Kolumu kaldırıp saatime baktım. Üçe kadar daha çok vardı.
Kendi kendime küfürler savurdum.

" Neden kabul ettim ki."

Diye geçirdim içimden.

" Çünkü param yok."

Diyerek cevapladım sonra kendimi.

Zaten ne zaman oldu ki.

Diyen iç sesim hiç yardımcı olmuyordu.

Derin bir nefes çekip sıcak ve nemli hava eşliğinde yürümeye devam ederken cebimden paketimi çıkardım. İçinden bir dal sigara alıp dudağıma bıraktım.
Çakmağı çakıp yakarken derin bir nefes çektim içime. Havaya doğru üfledim.

Yürüdükçe yollar değişmeye, ışıklar azalmaya başladı. İnsanlar kayboldu. Sesler sustu.
Zeytinburnu taraflarına yaklaşıyordum. Buraları babamdan kalma zamanlardan iyi biliyordum. Bazen babamla yürüyerek dönerdik. O zamanlardan geriye hiçbir şey kalmıştı. Sadece o eski dükkân.

Bir anda duyduğum yüksek ses yüzünden refleksle arkamı dönüp etrafıma bakındım..
Ani. Sert bir sesti. Metal gibi.
Ama hiç

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.