19. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kulağımda ayak sesleri önümde yine aynı karanlık koridor, sırtımda hissettiğim arkamdan gelen aynı soğuk nefes. Bir türlü sonuna ulaşamadığım aynı karanlık koridorda yürüyordum yine korkuyla.
Duvarda asılı olan kanlı baltalar, zincirler, kalkanların arasından geçerken arkamda kalan boşlukta yankılanan o sesi duydum. Bir hayvana ait olduğu açıkça belli olan o hırıltılı sesi.. Korkuyla kendi etrafımda bir tur dönerken karanlığa karışacak kadar siyah bir ejderha gördüm koridorun başında. Yönü bana dönük, başı yüksek tavana değiyor, buzdan bir nefesle burnundan soluyordu. Hissettiğim korku ve dehşetle geriledim. Sonra ters yöne doğru koşmaya başladım. Lâkin ne kadar koşarsam koşayım o koridor bitmek yerine daha da uzuyordu sanki. Yine... Karanlıkta önüme bakmadan arkamdaki canavardan nefessiz şekilde kaçıyordum. Korkuyla atan kalbim çatlamak üzere kaburgalarımın sınırlarını zorlayarak atıyordu. Hızlı hızlı aldığım nefesler ciğerlerimi acıtıyordu. Bir kabusun içinde olduğumu anlayabiliyordum artık.
Uyan!
Uyan Leyla.
Leyla uyan!
Diye bağırırken kocaman açılan gözlerimle uyanmayı başarmış, hızla yerimde doğrulurken kalbimin atışları kulağımda, şiddeti göğüs kafesimi zorluyordu. Yine aynı kabuslardan görmüş, yine kanter içinde kalarak uyanmıştım.
İki aydır hemen her gece kabus görüyordum. Bu kabuslar bazen bir kale, bazen karanlık bir zindan, bazen bir ejderha şeklindeydi. Bazende elimde bir defter görüyordum. Sayfalarında değişik karakterlerle yazılmış yazılar olan bir defter. Okumaya çalışıyor ama yapamıyordum.
Elimi kalbimin üzerine koydum. Bir süre derin nefesler alıp vererek sakinleşmeye kendime gelmeye çalıştım.
Daha iyi hissettiğimde komodinin üzerindeki kırmızı deri kaplı defteri elime aldım. Gördüğüm kabusları bu deftere yazıyordum.
Sayfaları bir bir açıp açıp sondaki boş sayfaya geldim. Kalemimi elime aldım ve yazmaya başladım.
Kabuslar görüyorum.
Hem de uzun zamandır.
Yine o canavarı gördüm.
Yaşadığım ve hatırlayamadığım şeylerle alakalı olduğunu düşünüyorum artık.
Diye yazmıştım ki bir anda zihnimde oluşan görüntülerle elimde kalem kalakaldım. Gözlerimin önünden bir film şeriti gibi geçen bu görüntüler geçmişten yansıyan birer anıydı. Rüyamda gördüğüm defterdeki karakterleri babamın defterine yazdığını benimde taklit ederek yazmaya çalıştığımı hatırladım.
Bir anda zihnimde uçuşan karakterlerle transa girmişcesine yazmaya başladım. Elim irademin dışında kendiliğinden yazıyordu sanki. Durduğumda önümde ki defterde o karakterlerle şu yazıyordu.
KABUSLAR GÖRÜYORUM. HEMDE UZUN ZAMANDIR.
İnanamadım. Hem okuyabiliyor hem yazabiliyordum.
Sonra o defteri! Babama ait bir günlüğün varlığını hatırladım. O ilginç harfleri okuduğumu hatırladım. Hızla ayağa kalktım.
Defter! Babamın defteri!
Dedim kendi etrafım da dönerken sanki bendeymiş de koyduğum yeri unutmuşum hissiyle.
Sonra bir anı daha düştü zihnimin uzun zamandır boş olan tabanına. Küçük bir oda. Dükkanın içindeki odadan başka bir odaya girdiğimi hatırladım. Ne oluyordu bilmiyorum ama arka arkaya görüntüler yağıyordu. Ve ben gözlerim önümdeki boşlukta bir bir o görüntüleri topluyordum sanki. Silinen anılar geri mi geliyordu? Her şeyi hatırlamaya başlıyordum sanırım. Devamı gelirse başıma neyin geldiğini de hatırlayabilirdim.
İçinde bir heyecan duyarken bir anda açılan kapıyla korkarak çıktım düşüncelerimin arasından.
" Leyla kızım."
Gelen Aysun teyzeydi ve aklımı almıştı.
" Efendim Aysun teyze."
" Kapıyı tıkladım seslendim duymadın. Ben de girmek zorunda kaldım."
" Pardon Aysun teyze duymadım.
Neden seslenmiştin."
Şaşırarak baktı gözlerime.
" Kızım okul...
Geç kalıyorsun."
" Olamaz!" Dedim.
" Okul! Okula geç kalıyorum."
" Hazırlanıp geliyorum Aysun teyze."
Hemen dolaba koştum. Üzerimdeki pijamaları çıkarıp formamı giydim. Saçlarımı yalandan tarayıp arkadan bağlayarak odadan çıkıp banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kurulanıp odama döndüm. Çantamı da alıp yeniden çıkararak mutfağa geçtim. Aysun teyze tost yapmıştı.
" Otur hemen."
" Oturmayım Aysun teyze. Geciktim. Tostumu alayım yol da yerim."
Diyerek peçeteye sardıktan sonra uzaktan bir öpücük yollayıp vestiyerin önüne geçtim. Tostu dişlerimin arasına alıp önce hırkamı giydim sonra çantamı takıp ayakkabılarımı giyerek kapıdan dışarı fırladım. Tostumu yeniden elime alıp koşarak indim merdivenleri. Bina kapısından çıkıp okula otobüs durağına yürüdüm hızlı adımlarla.
Bir yandan yürüyor bir yandan tostumu yiyor bir yandan hatırladığım anıları ve o defteri düşünüyordum. Nerede olabilirdi o defter. Bende değildi. O hâlde dükkanda bir yerdeydi. Belki de babamın odasında.
Okul dönüşü ilk iş dükkana gidecek ve o defteri bulacaktım. Belki de başka şeyleri hatırlamama da yardımcı olacaktı o defter.
İçimde tuhaf bir heyecanla bitirdim yolu. Gelen otobüse binip kısa süre sonra okul durağında inip okul bahçesine oradan da binaya girdim. Hızlı hızlı çıktım merdivenleri ve öğretmen gelmeden önce sınıfa attım kendimi.
*****
Gün boyunca ders saatlerinde dersleri dinlerken teneffüslerde hatırladığım karakterleri yazdım defterimin arkasına. 29 harfin yerine 29 karakter... Şekiller çok ilginçti. Bazıları karşılığı olan harfe benzerlik gösterirken bazıları alakasız şekillerdi. Nasıl bir mantıkla yazılmıştı bu karakterler.
Başımı önümden kaldırıp bedenimi geriye yasladım. Elimde kalem gözlerimi sınıfın penceresinden dışarıya çevirdim. Yine yağmur yağıyordu. Tuh ya şemsiye almayı unuttum. Dedim içimden.
" Nisan yağmurları insana hüzün ve umut veriyor. Öyle değil mi?"
Duyduğum cümle ile yan tarafa döndüm. Sınıftaki öğrencilerden Çetindi konuşan. Aşağıdan yukarıya bir bakış attım.
" Hayırdır.
Romantik damarın mı tuttu."
"Bu kızları hiç anlamıyorum.
Ne yapsam yaramıyorum sana."
" Senden öyle birşey istemedim Çetin. Rahat bırakırsan sevinirim."
" İlgini çekmek için ne yapmam lazım onu söyle bari."
" Ölmen lazım Çetin.
Ölmen lazım!
O zaman dönüp bakarım belki. İçimden gelirse bir de Fatiha okurum."
Bir anda kahkaha attı. Ardından ön sıraya oturup bana dikti gözlerini.
" Çok tatlısın var ya. Okulda ki bütün kızlardan güzel ve farklısın. Ve gözlerin... Gözlerin çok güzel Leyla. Keşke her zaman bana bakarken görsem o gözlerini."
Yüzümü ekşittim.
" Ne istiyorsun Çetin."
Dedim bıkkın şekilde.
" Birbirimizi daha iyi tanıyalım istiyorum. Seninle daha samimi olmak istiyorum. Çıkışta bir şeyler yapmak istiyorum. Sinema yada kafe. Bowling sever misin? Bowlinge gidelim ya da. "
" Çetin bu okula geldiğimden günden beri ya bakışlarınla yada bizzat gelip rahatsız ediyorsun. Seninle konuşmak, tanışmak, samimi olmak ya da bir şeyler yapmak falan istemiyorum. Beni rahatsız etmeye devam edersen seni müdüre şikayet edeceğim."
Bu okula nakil olduğuma bir gün memnun olmamıştım. Hiç kimseyle arkadaş olamamış, hiç bir hocayı sevmemiş sadece zaman dolduruyordum. Kaldı iki ay. Dedim yine içimden.
" Okulun en popüler çocuğu benim. Zenginim yakışıklıyım. Motorum var. Bütün kızlar benim kızım olmak için can atıyor."
" Belli!" Dedim gözlerimle sınıf kapısına böcek gibi sıvanan kızları göstererek.
" Ama sen. Senin umrunda bile değilim."
" Doğru bildin umurumda bile değilsin. Sen git o kızlardan birine ilanı aşk et."
" Ben o kızlarla değil seninle ilgileniyorum. Hadii oynama bana Leyla. Naz yapıyorsun sadece biliyorum, sende istiyorsun benimle çıkmayı."
Derken elimi tuttu. Anında çektim elimi ardından tokatı yapıştırdım suratına.
" Hemen yanımdan gitmezsen yemin ederim müdürün yanına gidiyorum!"
Eli yüzünde ayağa kalkarken yüzünde iğrenç bir gülümseme vardı.
" Sert kız.
En sevdiğim."
" Pislik."
Biz konuşurken zil çaldı. Dışardaki öğrenciler içeri girerken Çetinde gözleri üzerimde kendi sırasına geçip oturdu.
*****
Son derste bittiğinde kitaplarımı ve defterlerimi hızlıca toplayıp çantama koyduktan sonra ince montumu da alıp koşar adım çıktım sınıftan. Merdivenleri koşar adım indim. Aklımdaki tek şey bir an önce babamın dükkanına gitmek hatırladığım o defteri aramaktı. Önce binadan sonra bahçeden hızlı adımlarla çıktım. Hiç oyalanmadan otobüs durağına doğru yürüdüm. Bir an önce dükkanda olmak istiyordum çünkü.
Durağa kısa bir mesafe kala duyduğum motor sesinin ardından adım geldi.
" Leyla!"
Gördüğüm Çetin motoru yoldan kaldırıma çıkarak üzerime gelirken istemsizce geriledim.
Tam yanımda durdu.
" Acelen var sanırım güzelim. Atla gideceğin yere bırakayım seni."
" İtalyanca mı konuşuyorum lan ben! Dediklerimin neresini anlamadın?"
Dedim sinirlerim tepemde. Bu arada İtalyanca nereden gelmişti aklıma bilmiyorum.
" Hadi amaa.
İyilik yapmaya gözüne girmeye çalışıyorum. Sende biraz yardımcı olamaz mısın?"
" Defol Çetin."
Diyerek yürümeye devam ederken bir anda motordan inip koluma yapıştı.
"Amma da naz yaptın ha?"
Derken parmakları kolumu öyle sıkıyordu ki izi çıkacaktı kesin.
" Ne yaptığını sanıyorsun bırak!
Yoksa bağırırım."
" İstediğin kadar bağır.
Cüzdanımı çaldı derim herkese."
" Ne?
Ne cüzdanı, ne çalması!?
Kafayı mı yedin sen be manyak bırak!"
Kolumu elinden kurtarmaya çalışırken yolun kenarında arka camları siyah bir araç durdu aniden. Direksiyondaki adam aşağı inip bir kaç adımda yanımıza geldi.
Uzun boylu biraz da iri biriydi. Çetin'in arkasında durup omuzundan tuttu. Çetin sinirle arkasını döndüğünde yüzüne yediği yumrukla bir anda yüz üstü yerde kaldı. Yetinmedi adam bir eliyle ıslak kaldırıma serili Çetin'in saçlarından tutup yüzünü asvalta bastırırken dizini sırtına bastırıp sağ kolunu tuttuğu gibi bütün gücüyle geriye doğru çevirdiğinde öyle bir bağırdı ki Çetin.
Korkudan büyüyen gözlerimle ikisini izlerken bir anda bana bakan adamla daha da geriledim.
Sessiz, gözleri ve çenesiyle git işareti yaptığında hiç düşünmeden koşarak uzaklaşırken bir anlığına arkama baktığımda Çetin'i kendine çevirmiş acımasızca yumrukluyordu. Kimdi neden yapmıştı bilmiyorum ama beni Çetinden kurtarmıştı. Durağa gelmemle gelen otobüse attım kendimi. Otobüs uzaklaşırken adamın Çetin'in üzerinden kalkıp aracına bindiğini gördüm.
Kartımı basıp arkalara doğru ilerleyerek orta kapının önünde durdum. Kendime gelmeye çalışırken aklım hâlâ olanlarda o adamın bana neden yardım ettiğini düşünüyordum. Hayırsever biri miydi, yoksa Çetin gibilere sinir olan birimi..
Onu bunu bilmemde bu olanlar yüzünden inşallah beni suçlamaz yarın. Bu kez de rahatsız ederse gerçekten şikayet edeceğim ama.
*****
Otobüsten inerek karşıya geçip çarşı içine kadar hızlı adımlarla yürüdüm. Dükkana geldiğimde nefes nefeseydim. Kapının önünde durup ellerim dizlerimde derin bir nefes alıp verdim. Ardından çantamın fermuarlı cebinden anahtarı çıkarıp dükkanın kapısını ardına kadar açıp camdaki yazıyı çevirdim. AÇIK!
Deskin arkasına geçip çantamı alttaki bölüme bıraktım. Ardından sabahtan beri aklımda olan defteri aramaya başladım. Rüyamda gördüğüm o defteri...
Önce deskin çekmecelerine baktım. Yoktu ardından elimi çeneme dayayıp düşündüm. Nerede olabilirdi. Arka oda. O odaya bulunduğum günden beri girmiyordum. Çünkü bir nedenden ayaklarım o odaya yürümüyordu. Ama babama ait özel bir defter varsa babama ait o odada olmalıydı.
Kitap raflarının arasından geçip arkadaki odanın önüne geldim. Önce kuruyan dudaklarımı yaladım ardından derin bir nefes çekerek kapının kolundan tutup açtım. Kapı eşiğinden şöyle bir baktım odaya. Yerde bir yorgan olan dağınık bir oda. Çapraz duran bir yatak. Bir de masa. Babam bu odayı kullanıyordu. Defteri de bu oda da olabilirdi. Hemen önce masanın altını üstünü inceledim. Çekmece bile yoktu. Sonra yatağın yastığın altına, yatak ile demir karyola arasına baktım. Yoktu. Sonra yerdeki yorganı kaldırıp altına üstüne baktım yine yoktu. Yorganı alıp yatağın üzerine bırakarak üzerine oturdum. Nerede olabilir diye düşünürken tahta döşemedeki deliği farkettim. O an bir anı daha düştü zihnimin karanlığından aşağı hayâl meyal.
Ardından bir flaş patladı zihnimde. Oda! Dedim. Bir oda daha var! Hemen ayağa kalkıp yerdeki deliğin yanına dizlerimin üzerine çöktüm ve içeriye baktım. Ama karanlıktı. Ardından kapıyı hatırladım. Yeniden ayağa kalkıp heyecanla yatağı kaydırdım. Herşeyi hatırlamaya başlıyordum. Yerdeki tahta kapıya parmağımı takıp yukarıya kaldırdım.
Evet gerçekten de hatırlamıştım. Hemen merdivenlerden aşağı indim. Tozlu raflar masa bardak sandık ve küçük pencere. Herşey aynıydı ama oda boştu. Defter burada değildi. Oysa burada bir defter bulduğumu hatırlıyordum. Yerdeki sandığa kaydı gözüm. Hemen açıp içine baktım. O da boştu.
Umutlarım kırık yeniden yukarıya çıktım. Tam kapağı kapatacakken bir anı daha geldi. Aşağıdaki pencereden dışarı çıktığımı gördüm sanki. Ama neden? Nedenini hatırlayamadım. Kapağı kapatıp yatağı eski yerine ittim. Odadan çıkıp kapıyı çektim ve ön tarafa döndüm.
Okul çıkışı gelen öğrencilerin rafların arasında dolaştığını görünce deskin arkasına geçip oturdum. Bir yandan aklıma takılan o defteri düşünüyordum.
Gözlerimi kaldırıp rafların arasında turladım. Acaba bu raflardan birinde bir yere koymuş olabilir miydi.
Hayır hayır. Öyle bir defteri insanların kolayca bulacağı bir yere koymazdı. Bir an kendimden şüphe etmeye başladım. Belki de zihnim uyduruyordu. Hayır ya. Uydurmuyordu. Öyle olsa karakterleri nasıl yazabilir ve okuyabilirdim. Ellerimi saçlarıma geçirip inledim.
"Allah'ım başımı bir yerlere vuracağım sonunda."
Dedim dertli. Ardından derin bir nefes bıraktım.
" Tamaaam sakin ol Leyla.
Yavaş yavaş yoluna girecek herşey. Bir gün herşeyi hatırlayacağız."
Bu kendi kendime konuşmalarım alışkanlık hâline gelmişti artık.
" Buradayken ödevlerimi yapayım en iyisi."
Dedim. Her zaman öyle yapıyordum. Okuldan dükkana geliyor bir yandan kitap alıp satıyor bir yandan ödevlerimi bitiriyordum.
Çantamı alıp kitap ve defterlerimi çıkararak deskin üzerine koymuştum ki kapıdan giren tanıdık iki kişiyle gözlerimi devirdim. Aylardır, Leyla hanım birşeyler hatırladınız mı diye sormak için üç güne bir gelen iki polis. Sıkılmıştım artık.
" İyi günler Leyla hanım."
" İyi günler memur beyler. Siz sormadan söyleyeceğim. Hayır! Hâlâ hatırladığım bir şey yok!"
İkisinin de yüzü asıldı.
" Hatırladığınızda bizi arayın lütfen."
Dönüp giderken arkalarından bağırdım.
"Siz benden umudu kesin bence."
Önüme dönüp ödevlerime odaklandım. Eve bırakmak istemiyordum. Çünkü ve gidince yemeğimi yiyor, Aysun teyzeye yardım ediyor ve kendimi yatağa zor atıyordum.
*****
Gün bitmiş dükkanı kapatma zamanı gelmişti. Ödevlerimi bitirip kitap ve defterlerimi çantama koydum. Çekmecedeki parayı cüzdanıma, cüzdanımı çantama, çantamı da sırtıma alıp kapıdan çıktım. Anahtarımla kapıyı kilitleyip kepengi aşağıya indirirken Leyla diyen tanıdık ses yüzünden korkuyla arkama döndüm.
Karanlıkta gördüğüm yüz Çetin'e aitti. Ağzı burnu yediği dayak yüzünden morluk içindeydi. O kadar ki sağ gözü kocaman şişmiş gözü kısılmış şekilde bakıyordu bana. Sağ kolu alçıda ve askıdaydı. O an okul çıkışı olanları hatırladım. O adam kolunu mu kırmıştı? Kesin bana saracaktı şimdi. Yediği dayağın suçlusunun benim olduğumu düşünüyordu belki de. Belli etmemeye çalışsamda korkuyla yutkunarak geriye doğru adımladım.
" Çetin..."
Dedim aynı korku yüzünden titreyen sesimle.
" Ne istiyorsun?
Neden geldin? Sakın yaklaşma bana. Uzak dur. Yoksa bağırırım."
Evet aynen böyle söylemiştim.
" Ben..."
Dedi durgun. Sonra çarşının çıkışına doğru baktı kısa bir an. Gözlerim aynı noktaya gidip geldi ama ben hiç bir şey görmedim. Nereye bakıyordu bu. Bana döndü yeniden.
" Leyla bugün için özür dilemeye geldim. Emin ol bir anlık bir aptallıktı. Kesinlikle bir daha rahatsız etmeyeceğim seni. Zaten babamın işi yüzünden tayini çıktı. Başka bir şehire başka bir okula gideceğim. Bu yüzden gitmeden önce beni affet demeye geldim."
Avel gibi yüzüne bakıyordum.
Ne oluyordu hiç bir şey anlamadım. Önce beni rahatsız ediyor, sonra dayak yiyor, sonra bir anda şehir ve okul değişikliği oluyor ve özür dilemeye mi geliyor. Hiç inandırıcı gelmiyordu bu durum. Kesinlikle tuhaf bir şeyler vardı.
Bir anda arkasını dönüp çıkışa doğru yürüdü. Sonra aniden durdu. Az önce baktığı noktaya baktı kısa bir an. Ardından tam tersi yöne doğru dönüp yürüyerek daha doğrusu koşarak uzaklaştı. Bir çıkışa bir Çetin'in gidişine baktım. Hareketleri hiç normal değil sanki birşeylerden yada birilerinden kaçıyordu. Belki de onu döven adamdan...
Ya sözleri... Belki gerçekleri söylüyordu belki de yediği dayak yüzündendi bilmiyorum ama bundan sonra Çetin'i görmeyecek olmam nedense rahatlamış hissettiriyordu.
&
İşime dönüp kepengi tamamen aşağıya indirip asma kilidi takarak kilitledim. Ardından çarşıdan çıkıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Bir yandan yürürken bir yandan hâlâ düşünüyordum. Gördüğüm kabusları, o defteri, Çetin'i, polisleri. Velhasıl daldan dala zıplıyordu zihnimdeki konular. Bu sırada içimde garip bir his duydum. Aniden durdum. Kendi etrafımda bir tur dönerken çevreme bakındım. Sanki birileri beni izliyormuş gibi ürpertmiştim. Korkuyordum çünkü o birileri hâlâ hatırlayamadığım şeylerin sebebi olanlar olabilirdi.
Bu düşünce bir anda müthiş bir korku saldı içime. Hemen önüme dönüp adımlarımı hızlandırdım. Hatta koşar adım beş dakikada ulaştım durağa. Otobüsün gelişini diken üstünde sürekli etrafımı kolaçan ederek bekledim. Gelir gelmez de kendimi kalabalıkla birlikte otobüsün içine attım. Kartımı basıp arkalara doğru ilerlerken biraz olsun rahatlamış hissediyordum. Çünkü insan kalabalığı içindeydim.
*****
Yarım saat sonra durakta inmiş yağan yağmurun altında koşarak gelmiştim Aysun teyzenin evine. Zile basıp beklerken üzerimdeki ıslaklığı silkeliyordum. Her gün olduğu gibi yine güler yüzle açtı kapıyı. Her gün bu şekilde karşılıyordu beni.
" İyi akşamlar Aysun teyze."
" İyi akşamlar. Aaa! Kızım yağmura mı yakalandın!
Gel gir içeri."
" Valla öyle oldu Aysun teyze. Bulutlar üzerime kovayla attı suyu."
" Git hemen üzerini değiştir. Bir de sıcak duş al. Hasta olacaksın."
Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdikten sonra doğruca banyonun yolunu tuttum. Kabin içindeki musluğu sıcağa getirip açtıktan sonra ısınmasını beklerken üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp kirli sepetine bıraktım. Ardından kabine girip sıcak suyun altına bıraktım kendimi. Dışardaki soğuk ve yağmurdan sonra gerçekten iyi gelmişti. Hızlı bir duş alıp çıktım. Bornozumu giyip saçlarımı sardıktan sonra banyodan çıkıp hızlıca odama geçtim. Saçlarımı ve bedenimi kuruladıktan sonra temiz çamaşırlarımı ve ev eşofmanlarımı giydim. Odadan çıkarken kapı zili çaldı. Salim amca gelmişti. Kapıya koşarak ben açtım. Benim aksine Salim amca elinde şemsiye ile gelmişti. Ve kuru. Şanssızlığımı seveyim ben. Dedim yine içimden. Dışından ise,
" Hoşgeldin Salim amca."
Elindeki ekmekleri alırken.
"Hoşbulduk kızım." Dedi.
İçeriye girip şemsiyesini vestiyere bıraktıktan sonra ayakkabılarını çıkardı. Aysun teyze mutfaktan kafasını uzatmış bağırdı.
" Herkes geldiğine göre hadi yemeğe."
" Geliyoruz Aysun teyze."
Salim amca ellerini yüzünü yıkayıp gelince birlikte mutfağa geçip sofraya oturduk. Her ne kadar yerlerini alamasalar da Salim amca babam gibi, Aysun teyze annem gibi olmuştu. Beni yalnızlıktan kurtarmışlardı. Bir yandan yemeğimizi yerken Salim amca günün nasıl geçti diye sordu. Elimde kaşık kaldım önce. Güne başlama şeklim ve gün içinde yaşadıklarımı hatırladım bir bir. Sonra da,
" Aynıydı." Dedim küçük bir yalan söyleyerek.
**********************
2. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
