♦️S. Özel 11 Final

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 11 Final

Eveet canlarım geldik hikayenin sonuna.

Bana eşlik eden oyları ve yorumları ile destek olan herkese teşekkür ederim.

Ve!

Bir okurum neden İtalyan serisi yazıyor kapakta demişti. Sebebi finalden sonra gelecek olan kısa hikâye.

Evet. Dragon'un sağ kolu Alex için 5 bölümlük kısa bir hikaye ekledim. 😁
Beğeneceğinizi umuyor finale geçiyorum.

Keyifli okumalar diliyorum 🤗

*****
Ne yapmalıyım. Diye düşündüm. Kalbim ona inan derken aklım kaç buradan diyordu. Aklıma gelen ilk şeyle bir anda kabzasından tuttuğum silahı çekip aldım Dragodan. Hiç kıpırdamadı. Aksine sakince doğruldu. Silahı kaldırıp ona doğrulttuğumda bir adım daha öne gelip namluyu kalbine yasladı.

" Bana inanmıyorsan bas tetiğe küçük tavşan."

Dedi. Dolup taşmaya devam eden gözlerim sakin bakan gözlerinde bekliyordum. Titreyen elim ağırlık yüzünden zorlukla duruyordu havada. Saniyelerin sonunda inanan kalbim ve tükenen gücümle kolum aşağı, silah yere düştü. Olduğum yere bıraktım kendimi. Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sinirlerim bozulmuştu. Hemen yanıma gelip tek hamle de kucağına kaldırdı beni. Sıkıca sarılırken,

" Özür dilerim. " Dedi.

" Sana yaşattığım her şey için özür dilerim. Affet."

Kollarımı boynuna dolarken yüzümü tenine dayadım. Ağlamam daha da şiddetlendi.
İçeriye girip merdivenlerden aşağıya inerken hâlâ ağlıyordum. Odaya dönene kadar devam etti ağlamam. İçeriye girip şöminenin karşısındaki berjere oturup yönümüzü ateşe çevirdi.

" Şşiişşt. Tamam. Geçti."

Dedi. Ama geçmemişti geçmeyecekti. Hem ruhumda hem bedenim de izler bırakacaktı yaşadıklarım. Ağlamaya devam ettim. Tâ ki bitkin düşüp uyuyakalana kadar.

*****

" Leyla!
Leyla uyan Leyla."

Uykumdan sıçrayarak uyandım. Nefes nefeseydim. Yanımda bana bakan Drago'ya çevirdim gözlerimi. Başparmağı ile gözlerimin altındaki ıslaklığı silerken,

" Korkma." Dedi

" Buradayım."

"Kabus gördüm.
Yine aynı tabutu ve içinde geçen anları."

Ağlamam dahada arttı.

" Bu kez tırnaklarımla kazıyarak çıkmaya çalışıyordum. Ama olmuyordu. Yapamıyordum. Sen de yoktun."

Kolunu başımın altından geçirip beni kendine çevirdikten sonra sıkıca sarıldı. Teninin erkeksi kokusu burnumda,

" Korkma.
Bundan sonra hep yanında olacağım. Seni asla bırakmayacağım." Dedi.

Kalenin burcunda olanları hatırladım o an. Sonra geriye doğru gitti zihnim. Bir kaç ayın içinde hiç olmayacak şeyler yaşamıştım. Ama en kötüsü bir tabutun içinde toprağın altında kalmaktı. Nasıl ölmedim korkudan? Nasıl delirmedim bilmiyorum ama hayatımda daha kötü günler olmayacaktı. En kötülerini yaşatmıştı hayat bana.

Sessizce ıslanmaya devam eden gözlerimi kaldırıp yüzüne baktım. Yüzü o kadar sakin ve yumuşak görünüyordu ki. Onu hiç böyle görmemiştim. Ben bakmaya devam ederken eğilip alnıma bastırdı dudaklarını. O an gözlerimi kapatıp derin bir nefes çektim içime. Bundan sonra ne olacaktı bilmiyordum ama biraz daha burada kalırsam altıma yapacaktım.

Drago'nun taştan yapılmış gibi olan kolunu kaldırırken bir anda bana baktı.

" Leyla!
Canını mı yaktım?"

" Günlerdir her yerim acıyor zaten ama şuan acil banyoya gitmeliyim."

Diyerek yerimde doğrulurken üzerimde hâlâ onun gömleği vardı.

Yataktan inerken benden hızlı davrandı. Benim olduğum tarafa geçip tek hamlede kucağına aldı.

" Ne yapıyorsun indir. Yürürüm ben."

Desemde indirmeden sessiz şekilde banyoya kadar getirip indirdi. Kapıyı açıp, gir. Dedi. İçeriye girip daha önce de gördüğüm banyo da gezdirdim gözlerimi. Ne yalan söyleyeyim garip hissettim. Kendime gelip işlerimi hallettikten sonra elimi yüzümü yıkayıp banyodan çıkıp odaya geçtiğimde Drago yoktu. Yatağa doğru yürürken kapıdan girdi. Dışardaymış meğer. Yanıma gelip yine kucağına kaldırdı. Yatağa getirip bıraktı.

" Nasılsın?
Hâlâ ağrın var mı?"

Dedi yatağın ucuna otururken.

" Biraz."

" Lorenzo birazdan gelir. Kahvaltın da."

" Lorenzo?"

" Doktor...
Dün seninle ilgilenen doktor."

Kolumdaki kurşun yarasını hatırladım. Elim koluma giderken o anlar sahne sahne yeniden canlandı zihnimin içinde. Başımı kaldırdığımda üzgün gözlerini gördüm.

" Bütün vücudun yara bere içinde.
Nasıl oldu anlat.
Herşeyi anlat."

" Neyi anlatayım." Dedim yorgun.

" Önce sen, sonra onlar tarafından kaçırıldım. Sen gitmeme izin verdin onlar geri getirdiler.
Sen ilaç verdin herşeyi unutayım diye onlardan kaçarken çarpan araçla başımda acı herşeyi yeniden hatırladım. Gerçi öncesinde de birşeyler hatırlamaya başlıyordum."

Gözlerime bakarken avuçları arasına aldı yüzümü.

" Bu yüzden götürdüm seni. Kendimden, düşmanlarımdan korumak için. Ama bilseydim sensiz nefes almanın bu kadar zor olacağını. Bilseydim kanımdan olan hainin seni kullanmak isteyeceğini, bilseydim peşine katillerin düşeceğini, seni asla bırakmazdım. Asla! Sandım ki benden, buradan uzakta olursan sana zarar gelmez. Marco o videoyu bana yolladığında yolda olmasaydım seni kaybetmiş olacaktım. Nasıl dayanırdım. Nasıl yaşardım. Hayır yaşayamazdım. Kendi kafama sıkardım. "

Ellerinin üzerine koydum ellerimi. Kara gözlerine baktım. Bu gözler yalan söylemiyordu. Gözleri gözlerimden dudaklarıma doğru kayarken bir anda kapı açıldı. Alex'i duydum sonra.

" Abi doktor geldi."

" Gelsin." Dedi dişleri arasından.

Zamanlamasına kızmıştı. Gülmemek için kendimi tutarken elinde çanta orta yaşlarda bir adam geldi yanıma. Geriye doğru yatırdı Drago. Sonra da ayağa kalkıp geriledi. Ardından doktor yaklaştı. Tepeden tırnağa muayene ederken Drago'nun gözleri sürekli bendeydi.

İtalyanca birşeyler söylüyordu doktor bir yandan. Gözlerim Drago'ya çevrildi hemen. Tercüme beklediğimi anlamış,

"Her şey yolunda pansumanlara devam. Dedi."

Diyerek tercüme etti cümleleri.

" Ağrılar için ilaç ve krem bırakacak."

Kolumdaki sargıyı açıp pansumanı kendi yaptı doktor.
Yine İtalyanca bir şeyler söyledi.

" Sonra ki sefer için ilaç ve pansuman malzemesi bırakacak."

Dedi Drago yine Türkçe'ye çevirerek. İşi biten doktor geri çekilince oturmama yardım edip arkama yastıkları koyduktan sonra örtüyü bacaklarımın üzerine çekti Drago.

Doktor başıyla selâm verip çıkarken kapıdan kadın hizmetlilerden biri girdi. Elinde kahvaltı tepsisi vardı. Getirip kucağıma bırakırken gözlerim önceki kızı aradı.

" Diğer kız nerede. Sofia mıydı."

Demiştim ki bir anda kaşları çatıldı. Tepkisine anlam veremezken,

" O gitti." Dedi.

" Bu kalede bana karşı gelen, hainlik eden kim varsa yolladım.
Sen bunlarla yorma kafanı şimdi. Kahvaltını yap ve dinlen. Sonra seninde konuşmamız gerekenler var.."

" Ne konuşacağız?"

Dedim meraklı.

Sonra diyerek kapıdan çıkan
Drago'nun ardından önümdeki tepsiye döndüm. Guruldayan midemle en son ne zaman bir şeyler yemiştim ben diye düşündüm.

İstanbul da dükkanda. Dedim.
O zamandan beri ne bir şey yemiş ne de içmiştim. Bu açlığım ondandı. Elime aldığım çatalla önümdeki kahvaltılıklardan yemeye başladım. Çay kültürü yoktu burada. Bu yüzden portakal suyu ile devam ettim. Arka arkaya ağzıma attığım lokmalarla yanaklarım fındık yiyen sincaplar gibi olmuştu. Hızlı hızlı çiğneyip meyva suyu ile yuttum hepsini.

&

On dakikada bütün tabakları silip süpürdüm resmen. Çok açıkmıştım gerçekten. Tepsi elimde yataktan kalkıp şöminenin önündeki yere bıraktım.
Yatağa dönüp uzandım. Örtüyü tepeme kadar çektim. Gözlerimi kapatıp uykunun kollarına bıraktım kendimi.

*****

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Ama asırlardır uyuyormuş gibiydim. Göz kapaklarım o kadar istemiyordu açılmayı. Yine de zorladım. Sonunda açıldığında karşımdaki koltukta oturan Drago ile göz göze geldim.

Eli yüzü düzgün saçlar yapılı gömlek pantolon yenilenmişti.
Duş almış olduğu her halinden belliydi. Ben ise iğrenç görünüyor ve kokuyor olmalıydım.

Günaydın. Derken ayağa kalktı. Gerçi akşam oluyor. Diye ekledi.

Başımı yüksekteki pencereye çevirdim. Turuncu gün ışığıyla batan güneşte öyle diyordu.
Yerimde doğrulup oturdum.

" Daha iyi misin?"

Başımı salladım.

" Evet. Ama bir duş almalıyım."

" Tamam." Dedi.

" Banyoda ihtiyacın olan her şey var. Çantada da kıyafetler."

"Çanta mı?

Çenesiyle yatağın diğer tarafını gösterince o yöne baktım. On çanta ve ayakkabı kutuları ile kalakaldım.

" Bunlar ne?"

" Senin için. "

Yataktan kalkıp çantaların yanına geldim. Her birinde başka bir kıyafet vardı. Gerek yoktu demeyecektim çünkü Drago'nun gömleği ile dolaşıyordum. Drago'ya döndüm.

" Kıyafetlerime ne oldu?"

" Şömineye attım."

Kaşlarım havada şömineye kaydı gözlerim.

" Yaktın mı?
Neden?"

" Çok kötü görünüyordun onlarla.
Muayene için üzerinden çıkarınca attım bende. Sana daha iyilerini aldırdım."

Bir Drago'ya bir çantalara bakarken devam etti.

" Duşunu al, pansumanını yapalım, giyin de oluyor mu bakalım."

" Tamam." Dedim.
Başka şansım yoktu ki.

Banyoya geçip kabinin içindeki musluğu açtım. Isınmasını beklerken, üzerimdeki gömleği ve çamaşırları çıkarıp çöp sepetine bastım. Lavabonun büyük aynasının önüne geçip ilk kez kendime baktım. Vücudumun bir çok yeri yara ve morluklar içindeydi. Öne eğilip hâlâ acısını duyduğum dizlerime baktım sonra. Kanayan yerler kabuk bağlamaya başlamış derim gerilmişti.

Başıma gelenler yüzünden ölmediğime şükrederek kabine girip sıcak suyun altına bıraktım kendimi. Yaşadıklarımdan sonra o kadar iyi gelmişti ki. Suyun altında dakikalarca hareketsiz kalarak sadece bekledim. Bu sırada akmaya başlayan gözyaşlarımla yeniden ağlamaya başladım. Sinirlerim boşalmıştı.

Suyun altında yorulana kadar ağladıktan sonra neden burada olduğuma odaklanıp şampuan ve duş jeli sayesinde köpük köpük bir duş aldım. Ardından güzelce durulanıp çıktım. Askıdaki siyah bornozu alıp giyindim. Uzun kolları ve boyuyla battaniye gibi sarmıştı beni. Rafta katlı duran küçük havluyu aldım sonra. Saçlarıma sarıp banyodan çıkarak odaya geçtim.

Drago'yu şöminenin önünde elinde puro, gözleri pencerede dalgın düşünürken buldum.
Öyle ki beni bile farketmemişti.

Ağır adımlarla yatağın yanına gelince ancak farketti beni.

" Leyla! Ne zaman çıktın?"

Elindeki puroyu şöminenin içine atıp yanıma geldi.

" Az önce. Duş gibi var mı ya? Çok iyi geldi."

Derken saçımdaki havluyla saçımı kuruluyordum.

Ellerini bornozun üzerinden bastırarak kurulanmama yardım ederken

" Pansumanı yapıp kremleri sürelim. Ondan sonra giyin."

Dediğinde,

"Kendim yaparım." Dedim.

" Hayır!"

Dedi net bir şekilde.

" Ben yapacağım."

Bir anda kaldırıp yüksek yatağa oturttu beni. İlaçları alıp geldi hemen. Bir anda önümde diz çöktü.

" İzin ver." Derken bornozun eteklerini iki yana açınca anında elimi üst kısma bastırdım daha fazla açılmasın diye.

Gözleri bacağımdaki büyük morluk ve yaralarda dolaştı önce. Sonra büyük ellerinden birini ayak bileğimde diğerini baldırımda hissettim. Tedirgin şekilde yaptığı şeyi izlerken bir anda dudaklarını bacağındaki morlukta hissettim. O anda tüylerim diken diken olurken bedenim alev alev yandı.
Refleks olarak elim saçlarına gitti.

" Dur. Ne yapıyorsun?"

Derken dudaklarını tenimden kaldırdı.

" Özür dilerim Leyla.
Benim yüzümden."

Dedikten sonra saçındaki elimi tutarak indirdi. Avuç içimi öpüp yanağına koydu.

Bu Drago'nun ilk gördüğüm Drago ile uzaktan yakından alakası yoktu. Dünden beri bambaşka biri olmuştu sanki.

Elindeki elimi çekip üzerimdeki bornozun yakasını toparlarken ayağa kalkıp bana baktı. Gözlerimiz birbirinde üzerime doğru eğilince geriye doğru kavis aldı bedenim.

Bir elini yatağa dayarken diğeriyle önüme düşen saçlarımı geriye aldı. Alnımda ki yaraya dokundu. Sonra uzandı ve bir buğse bıraktı üzerine. Gözlerim kendiliğinden kapandığında burnumdan öptü bu kez. Gözlerimi açtığımda dudakları dudaklarımı bulmuştu bile. Nazikçe öperken gözlerim yeniden ve kendiliğinden kapandı. Baskısı beni geriye doğru ittiğinde yatağın üzerine düştü bedenim. Öpmeye devam ederken şuursuzca karşılık verirken buldum kendimi. Dudaklarımdan ayrılan dudakları önce boynuma oradan aşağılara doğru kayarken bir anda omuzlarından tuttum.

" Yapma." Dedim.

" Lütfen..."

Gözlerini kaldırıp bana baktı.

" Korkma. İstemediğin hiç bir şey olmayacak."

Elini getirip iki parmağını bornozun aralık yerinden tenime koydu. Gerdanımdan aşağıya doğru bir hat çizerek inerken dudaklarımın titrediğini, nefesimin hızlandığını hissettim.

Göğüs çatalıma inen parmaklar iki yana ayrılırken et benim ortaya çıkmıştı.

Gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan dudaklarını benimin üzerine bastırdığında inlememek için zor tuttum kendimi. Bir süre aynı noktada durduktan sonra yeniden dudaklarıma kapandı. Daha bir sertti öpüşü. Ve arzulu.
Geri çekildi.

" Leyla..."

Gözleri gözlerimde ikimizde nefes nefeseydik.

" Leyla... Seni kaybetmek istemiyorum...
Hayatımda kal.
Nasıl istersen öyle... ama gitme.

Yada benim isteğim gibi.
Aşık olduğum kadın olarak.
Karım olarak! Bu kalenin kraliçesi olarak."

Kaşlarım havada kocaman açılan gözlerimle kalakalmıştım.

" Aa-anlamadım.
Ne-ne dedin?
Ka-karın. Mı?"

" Benimle evlenir misin?
Karım olur musun Leyla."

Aniden olduğum yerden doğrulup panik içinde yakamı paçamı düzelttim.

"Be-ben.
Bil-bilmem ki.
Böyle ani-den. Hem ben...
Benim okul-um.
Sonra dü-dükkan..

Hem annen öldürür beni. Kardeşlerin boğar."

Ne dediğimi bile bilmeden kekeliyordum.

" Evlen benimle Leyla.

Bu kalede sadece ben varım.
Annem de kardeşlerim de yok artık. İhanetlerinin cezasını çekiyorlar. Hayatım da senden başka kimse yok artık.

Okulsa burada da var. Burada git okula. Üniversite burada da var... Önce dil öğrenir sonra hangisine istersen gidersin.

Canım, malım, servetim. Herşeyim emrinde."

Dedikten sonra yatağın üzerine bıraktığı ilaçları alıp sessizce yaralarıma sürdü. Bornozu bacaklarıma örttü yeniden. Sonra bornozun kolunu yukarıya doğru sıyırdı. Kolumdaki ıslak sargıyı çıkarıp pansuman ederken tek kelime daha etmedi. O sustu ben sustum. Bir süre öyle bekledikten sonra ben bozdum sessizliği.

" Ciddi ciddi evlenme teklifi mi ediyorsun sen bana?"

Sargıyı yeniden sararken bana döndü.

" Bu andan sonra sensizlik çok ağır gelir Leyla. Kabul edersen dünyanın en mutlu erkeği olurum. Hayatım boyunca seni mutlu etmek için herşeyi yaparım. Ama... Kabul etmezsen..."

Önüne dönüp devam etti sargıya.

" Senin gibi biriyle ömrümü geçirmem dersen...
Seni ellerimle götürürüm İstanbul'a.
Ama şunu bil ki geçen sefer kalbimin yarısı İstanbul'da kalırken bu kez tamamı kalır.

Arkanda kalpsiz, ruhsuz bir adam bırakırsın."

Ellerimi kaldırıp yüzünü küçük avuçlarımın arasına aldım.

" Kabul ediyorum."

Dedim. Bulduğum mektup yüzünden aramızda istenmeyen şeyler yaşanmış olsa da onunda benimde duygularımız değişmemişti.

Gözleri sevinçle büyüdü. Ellerimin üzerine koydu ellerini. Sonra bir bir öptü.

" Ama şartlarım var."

" Ne istersen. Söyle yeter.
Senin için yapamayacağım hiç bir şey yok!"

" Öncelikle benimle İstanbul'a gelecek ailem gibi olan Aysun teyze ve Salim amca ile konuşurken yanımda olacaksın."

" Tamam. Hiç sorun değil."

"Beni onlardan isteyeceksin."

" İstemek derken."

Şaşırmıştı.

" Türk âdeti. Anlatırım."

Derken sırıttım.

" Öz anne babam İtalyan olabilir ama ben Türküm.
İstemeden sonra nişan takıp bekleyeceğiz. Ve! Liseyi İstanbul'da bitireceğim.
Nikâhta lise bittikten sonra.
Tamam mı? Ve İstanbul'da."

" Tamam.
Ne dersen ne istersen tamam."

Yüzümü büyük elleri arasına alıp dudaklarımı bir buğse ile öptü.

" Bir kaç gün dinlen. Kendini toparla. Bu sırada bahsettiğin kişileri ara iyi olduğu haber ver.
Haftaya Türkiye'ye geçeriz. Söz veriyorum. Herşey olmasını istediğin gibi olacak. Hiç bir şey de aceleci olmayacağım."

Bir anda aklıma gelen şeyle.

" Ya polisler." Dedim .

" Eminim yine peşime düşmüşlerdir. Türkiyeye döner dönmez kapımda alırlar soluğu.
Ne anlatacağım onlara."

"Buluruz birşeyler."

******

Bulduk birşeyler!

On gün sonra İstanbul'a döndüğümüzde herşeyi anlattığımız Aysun teyze ve Salim amca ile birlikte emniyete gelip polislere şöyle dedik. Yani Drago dedi.

Adım Drago Luca Valeriyeni. Bu kız da sevgilim. Düşmanlarım tarafından bana zarar vermek için kaçırılmıştı. Ben de kurtarıp Türkiye de kaldığı ailenin yanına geri getirdim. İyi olduğunu bilmeniz için de haber vermeye geldik. Yakında nikahımız var bekleriz."

Polisler inanmış gibi değil şüpheli bakıyorlardı.
Biz ise saf saf Drago'ya bakıyorduk.

Şikayet yok şikayetçi yok. Ne desin adamlar.

Çağırdığımız da ifade için gelmeniz gerek. Dediler. Tamam dedik.

Nasıl ya.. Bu kadar kolay mıydı?
Sorgu sual bir sürü iş çıkar diyordum ben oysa.

Bir saatte çıktık emniyetten. Geceyi ben Aysun teyzelerde Drago otelde geçirdik.
Ertesi gün Drago elinde çiçek ve çikolata ile geldiginde üzerimde şık bir elbise ile karşıladım onu. Tabi yanında Alexte vardı. Yakın koruması ve aileyi temsilen. İçeriye girip oturdular. Daha çay kahve diyemeden konuştu.
Allah'ın emri peygamberin kavli ile demedi ama.

Ben Leyla'yı çok seviyorum. İzin versenizde vermezseniz de evleneceğiz. En iyisi izin verin uğraşmayalım dedi.

Yüzüne bakakaldım. Bütün söylediklerim tembihlerim boşa gitmişti. Salim amca ve Aysun teyze bana baktılar.

" Leyla kızım istiyorsa bize söz düşmez."

Dedi Salim amca.

" Ama kızımın başına bir iş gelirse seni biliriz."

Dedi Aysun teyze.
Bana baktı Drago.

" Ben ölmedikçe ona birşey olmasına izin vermem."

Dedi ayağa kalkarken. Sonra cebinden bir kutu çıkardı ve açtı. Kocaman tek taşı olan bir yüzük çıktı kutudan. Alıp nazikçe parmağıma geçirdi. Sonra da alnımdan öptü. Bu kısmı bari düzgün yapmıştı. Dudaklarıma da yapışabilirdi. Sonra rezillik arşa çıkardı tabi. Çay kahve de sonrasında geldi. Kendi aramızda sade bir nişan olmuş oldu böylece.

*****

Nişan gününden sonra ben İstanbul da kalırken Drago her hafta İtalya'ya gitti geldi. Tâ ki okul bitene kadar. Okul bittiğinde İstanbulun en güzel salonun da yaptık nikahı. Ardından ilk iş anne babamın mezarlarını ziyaret ettik. Bana baktıkları, büyüttükleri, emek verdikleri için teşekkür ettim. Sonra dua ettim ikisine de. Ve Drago ile evlendiğimizi söyledim. Oradan ayrılmadan önce sık sık geleceğim söz veriyorum. Dedim.

Babamın dükkanınına gelince, kapısını kilitlemedim. Salim amcanın tanıdığı bir genci dükkanın başına geçirdik. İstanbul'a geldikçe dükkanda durmak isteyeceğimi biliyordum çünkü.

İstanbul'dan İtalya ya dönünce İtalyada bir nikâh daha yaptık. Bu kez çok şatafatlı bir nikâh oldu. İtalyada yerin altında üstünde ne kadar kodaman adam varsa hepsi gelmişti.

İstanbul da Drago beni kırmamış söylediklerimi aynen yapmıştı ama, babaların babası Drago'nun aslında kim olduğunu İtalya da bir kez daha anlamlıştım.

Ben Leyla Karaman. İtalyan bir anneden İstanbul da doğup, Türkiye de türkler gibi büyümüş yetişmiş, bir tarafı İtalyan bir tarafı Türk olan biri.

Bundan sonra karanlık biri, bir Mafya babası olan Drago Luca Valeriyeni'nin karısıydım. Yaşayacağım zorlukların farkında ama sevdiğim ve beni sevdiğini bildiğim adamın yanında hep mutlu olacağımında farkındayım.

Bazı yollar zorlukla yürünür. Ama önemli olan kiminle yürüdüğündür.

Mutlu son.

Yarın Alex'in hikayesinde görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.