♦️S. Özel 6 Dejavu

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 6 Dejavu

Selam canlar.
Özel bölüm sayısı 11di.
Kalan bölümleri de gün içinde yayınlayarak sizi beklemekten kurtaracağım. Şimdiden keyifliyim okumalar. 🤗
*****
İSTANBUL

Bu sabahta erkenden uyandım ama okul için değil. Hafta sonu gelmişti nihayet. O yüzden bu günün bir kısmını dükkanda geçirecek, bir kısmını da kendime ayıracaktım. Daha doğrusu akşam Aysun teyze ile sinemaya gidecektik. Uzun zamandır yapmak istediğimiz bir şeydi. Ne zaman gitsek diye diye bugüne kalmıştı. Sonunda geçen gün cumartesi sinema yapalım pazar dükkanı temizleyeceğim diyerek bugüne karar vermiştik.

Yatağımdam kalkar kalmaz önce odamın penceresine yapıştım. Tam bir bahar havası vardı dışarda. Pencereyi açıp kafamı dışarıya uzattım. Derin bir nefes çektim içime. Oturduğumuz apartmanın bahçesindeki çiçeklerin kokusu buraya kadar geliyordu.
Pencereyi kapatıp içeriye geçtim. Pijamalarımı çıkarıp dışarı kıyafetlerimi giyindim. Mavi dar kot pantolon. Beyaz penye bluz. Dışarı çıkarken giymek için de yine mavi kısa kot ceketimi aldım yanıma. Cüzdanımı ve telefonumu sırt çantama atıp elinde odadan çıkarak banyoya koştum. Koridora bıraktım elimdekileri. Banyoya girip rutin işlerimi halledip çıktım. Yere bıraktıklarımı alıp vestiyer koyduktan sonra mutfağa geldim. Aysun teyze çayı demlemiş mis gibi kokuyordu. Ocakta kızaran patatesleri görünce bir mutlu oldum sormayın. En sevdiğim kahvaltılıklardan biridir kendisi.

" Günaydın Aysun teyze."

" Günaydın kızım."

Dedi patatesleri alt üst ederken.
Dolabın önüne gelip açtım. Peynir zeytin ne varsa çıkarıp masanın üzerine bırakırken dış kapı açıldı. Salim amca gelmişti.

"Ekmek ve simitler geldi."

Dedi mutfağa girerek. Hafta sonu kahvaltısı gibi var mı ya? Birlikte masaya geçip hem sohbet ettik hem kahvaltı. Kahvaltı bittiğinde bir de birer Türk kahvesi içtik. Tabi yanında çikolata ile birlikte. En sevdiğim... Sonra da Salim amca ile birlikte çantamı ve kot ceketimi alıp evden çıktık. Kapının önünde Aysun teyzeye bağırdım.

" Aysun teyze akşam dokuzda dükkanın önünde ol tamam mı?"

"Tamam kızım."

Yanımdaki Salim amca bana döndü.

"Hay Allah razı olsun kızım senden. Sayende ben de arkadaşlarla kaçamak yapabileceğim bugün."

" Nereye kaçıyorsun Salim amca?"

" Maça."

Dedi kıs kıs gülerek merdivenleri inerken. Binadan çıkınca ceketimi giyip çantamı taktım sırtıma.

" Hava çok güzel yürüyerek gidelim mi?"

" Olur."

Çarşıya doğru hem yürüdük hem konuştuk. Salim amca ile sohbet güzeldi. Onunla konuşurken babamı hatırlıyor o da yanımızda bizimle sohbet ediyor gibi oluyurdu. Çünkü birlikte geçen zamanımız çoktu geçmişte. Sohbetin sonunda,

" Leyla kızım." Dedi.

" Efendim. " Dedim.

" Hâlâ rüya görüyor musun?"

" Arada bir Salim amca. Ama hiç biri mantıklı şeyler değil. Düşünsene kocaman bir ejderha peşimden geliyor. Ha bir de kocaman bir kalede dolaşıyorum. Zindanlarda geziyorum falan. Bence ben kafamı bir yerlere falan vurdum. Bir kaç vida gevşedi."

Kendi söylediğine kendim kahkaha atarak güldüm. Ben gülünce o da güldü.

"Her neyse geçmişte kaldı. Polisler bile bıraktı peşimi. Gelmiyorlar artık."

" Sen yinede dikkatli ol kızım."

Merak etme sen Salim amca. Bir gözüm hep arkama bakıyor. Yakında kafamın arkasından göz çıkacak."

Bir kahkaha daha attım. Tabi o da gülmeye başladı. Nihayet çarşıya geldiğimiz de sohbette bitmişti. Salim amca ile ayrılıp kendi dükkanlarımıza doğru yürüdük.

Yılların yükünü taşıyan dükkanın önüne gelip durdum. Dışardan şöyle bir baktım. Sonra da kepengin üzerindeki asma kilidi açıp yukarı kaldırdım. Sonra kapıyı açıp içeriye girdim. Şu eski kitap kokusu yok mu. En sevdiğim kokuydu. Çantamı çıkarıp deskin arkasındaki kilitli bölüme koydum. Sonra da kitapların olduğu rafların arasında ağır adımlarla dolaşmaya başladım.

Artık oluruna bırakmıştım herşeyi. Ne o defteri arıyordum artık. Ne kabuslarımı yazıyordum, ne de ne yaşadığ şeyi hatırlamaya çalışıyordum.

Çünkü ben zorladıkça daha derinlere gömülüyordu sanki hatırlamaya çalıştığım şeyler. Dahası zâten günlerce çabalamış hiç bir yere varamamıştım.

Sonunda da sal çayıra Mevla kayıra demiştim. Ama korkum devam ediyordu. Tek başıma olduğum zamanlarda Salim amcaya dediğim gibi bir gözüm hep arkama bakıyordu. Buna engel olamıyordum. Gelen anlık ürperti ile kollarımı kendime doladım. Evet bu da yeni huyum. Arada bir bir ürperti geliyor vücuduma.

Geçecek. Herşey yoluna girecek. Derken,

" Merhaba. Kimse var mı?"

Diyen sesle geriye döndüm.

" Eveet vaaar..."

Kapının olduğu yere gelip gelen kadını karşıladım. Hemen arkasında da bir adam vardı. Kocası gibi geldi bir an.

" Merhabalar. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim."

" Ben bir kitap arıyorum.

Doctor Faustus."

Kadının yüzünü izleyerek düşündüm.

" Doctor Faustus'u biliyorsunuzdur değil mi? "

Dedi gülümseyerek. Ukala hâline sinir olurken,

" Ben bir sahaf kızıyım. Tabi ki biliyorum. 20. yüzyıl Almanya'sında bir besteci üzerinden insanın yaratıcılığı, kötülük ve trajediyle ilişkisini derinlemesine işleyen felsefi bir romandır bahsettiğiniz kitap."

Zoraki bir gülümseme ile devam etti.

" Peki elinizde var mı?"

" Maalesef." Deyince yüzü asıldı.

" Yaağ! Bir çok yere baktım bulamadım. Burada olur diyordum."

" Bir de internet üzerinden arayın derim. Belki daha kolay bulursunuz."

" Teşekkür ederim."

Diyerek geri dönerken yanındaki adamın gözleri üzerimde,

" İyi günler."

Diyerek çıkınca yerimden ayrılıp en arkadaki bölüme geçtim. Eski romanların olduğu raftan Doctor Faustus'u alıp geri döndüm. Bilerek satmamıştım kitabı. Çünkü konuşma tarzını beğenmemiştim. Elimdeki kitabın sayfalarında dolaşırken madem elime aldım okuyayım bari diyerek ilk sayfasını açıp okumaya başladım.

Bu sırada da hafta sonunu değerlendiren müşterilerim bir bir kapıdan giriyorladı.. Onlar rafların arasında dolaşırken ben kitabın sayfaları arasında dolaştım. Günü müşterilerimle ilgilenip kahve eşliğinde kitap okuyarak, akşama doğru da dükkana sipariş ettiğim yemeğimi yedikten sonra ödevlerimi yaparak geçirdim.

Saat dokuza gelirken her zamanki gibi ortalığı toparlayıp kasadaki parayı cüzdanıma aldım. Cüzdanımı ve telefonumu çantama koydum. Çantamı sırtıma takıp dışarı çıktım. Aysun teyze birazdan gelecekti. Önce kapıyı çekip kilitledim. Sonra da kepengi indirip asma kilidi taktım. Kilidi çekerek kontrol ederken Aysun teyzenin sesini duydum.

" Geldiim.
Gecikmedim değil mi?"

Kolumdaki saate baktım.

" Valla Aysun teyze saat tam dokuz. Süper dakiksin."

Elimdeki anahtarları çantama atıp koluna girdim.

" Hadi gidelim."

" Ne izleyeceğiz?
Kızım bak korku filmi falan olmasın. Uyuyamam ben."

" Yok be Aysun teyze. Sen izlesen ben izlemem. Buluruz şöyle romantik komedi falan. Yada animasyon. Yada Süper Mario varmış. Onu izleyelim mi?"

Dedim şakasına. Bir yandan çarşıdan çıkarken bir yandan konuşuyorduk.

" Ay olur! Severim ben onu."

Demez mi? Şaşırdım.

"Aramızda kalsın. Bizim oğlanla çok oynardık o oyunu. Tabi o zaman küçüktü. Böyle bilgisayar falanda yaygın değildi. Atari vardı. Kaset vardı. Ama o tat şu anki bilgisayarlarda bile yok."

" Eh o hâlde ne izleyeceğimiz belli."

Dedim hevesi kırılmasın diye. Maksat birlikte zaman geçirmekti ne de olsa. Film ayrıntı.

" Hadi bir taksi çevirip gidelim."

Caddeye çevirdim gözlerimi. Gördüğümüz ilk taksiyi durdurup bindik. En yakın sinemaya gelip birer bilet alıp içeriye girdik. Tabi yiyecek içeceklerimizi de aldık. Salona geçip yerlerimizi bulup oturduk. Kısa süre sonra da film başladı. Oldukça renkli bir filmdi. Aysun teyze kocaman açtığı gözleriyle ve yüzünde gülümseme ile izlerken o kadar keyif alıyordu ki. Filmden çok Aysun teyzeyi izledim desem yeridir. Yaşı büyük olsa da çocuk ruhu yerli yerindeydi.

*****

Film bitip çıktığımızda gece olmuştu. Koluna girip başımı yasladım omuzuna.

" Teşekkür ederim Aysun teyze, benimle geldiğin için."

" Asıl ben teşekkür ederim kızım. Uzun zamandır sinemaya gelmemiştim. Herifin gözü arkadaşlarıyla maçta. Oğlan evlendi başka şehirde. İyi ki sen varsın kızım. Geldiğinden beri bana arkadaş oldun."

" İyi ki sen varsın asıl Aysun teyze. Yoksa ben ne yapardım yapayalnız."

İkimizin de gözleri dolu sinemanın önünde birbirimize sarıldık.

" Neyse ağlamaya başlamadan eve gidelim biz hadi."

Deyince bu kez gülmeye başladık. Cadde de yürürken koluna girdim. Bir yandan da geçecek bir taksiyi kolluyordum. Nihayet bir tanesi korna yaptı. Taksi ister misiniz diyordu. Taksicilerin müşterilere sorma biçimidir bu. Bazı dolmuşlar gibi.

Eve kadar yürümemek için durup elimi kaldırdım. Bize doğru yaklaşıp durdu. Kapıyı açıp Aysun teyzeyi bindirdim önce. Ardından da ben bindim. Evin adresini söyledim. Hareket ettik. Yarım saat kadar sonra evin önünde durdu taksi. Ücretini ödeyip indim. Benim arkamdan da Aysun teyze indi. Birlikte binaya girip dairemize çıktık. Bugünü kapatmıştık.

*****

Ertesi gün öğlene doğru geldim çarşıya. Dükkanın kapısını açıp içeriye girdim. Karşımdaki raflarda gezdi gözlerim. Çoğu kitabın yeri değişmiş çoğu raf toz içindeydi. Aylardır el sürmediğim raflar ve dolaplar yüzünden bu günü temizlik ve düzenleme ile geçirecektim yani. Arka bölümünde ki banyoyu ve odayı söylemiyorum bile.

Kapıyı kapatıp kilitledim. Üzerindeki yazının kapalı yazan kısmını dışa çevirdim. Hızlı adımlarla arka taraftaki odaya geçip çantamı ve yanıma aldığım diğer çantayı yatağın üzerine bıraktım. İçinde temizlik yaparken giyeceğim eşofman takımım ve abur cubur poşetim vardı. Aç ayı oynamaz di mi? Önce üzerimi değiştirdim. Sonra kollarımı sıvayıp ilk iş odayı toparlamaya başladım. Bu arada aklıma gelen alt kattaki odayı yeniden görme isteğime engel olamayınca yatağı öne çekip yerdeki kapağı kaldırarak alt kata indim yeniden. Kenardaki boş sandığın üzerine oturup odanın içinde gezdirdim gözlerimi. Bu odanın burada olması çok garipti.
İşe yarar hiç bir şey yoktu ki burada. Belki de fazla kitapları koymak içindi. Ama yukarıda yer varken neden buraya kitap koysun babam.

Neyse! Dedim ayağa kalkarak.
İşime bakayım ben. Merdivenleri kullanarak yukarı çıktım. Kapağı kapatıp yatağı yerine ittim. Odayı toparlamayı bitirip temizlik kovası ve malzemeleri alarak geldim. Önce odadan başladım temizlemeye.

Bir saat sonra oda bitmiş lavaboya geçmiştim. Ve bir saatte lavabo da oyalandıktan sonra mola verip ellerimi yüzümü güzelce yıkadım. Bir kahveyi haketmiştim çünkü.

Oda ya dönüp keetle a su koyup çalıştırdım. Bu sırada kahve tozunu kupaya döktüm. Kaynayan suyu da ekleyince odanın içini bir koku sardı. Kitap kokusundan sonra en sevdiğim koku. Mis gibi kahve kokusu. Kitap ve kahve kokusu satılsa ilk müşteri ben olurum.

Kahve kupamı alıp ön tarafa geldim. Ben içerde temizlikle uğraşırken dışarda yağmur yağmaya başlamıştı. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Yağmurluğun altında gökyüzüne bakarak yağmur kokusunu içime çektim. Ardından babamın sandalyesini kapının önüne çıkarıp oturarak kahvemden bir yudum içtim. Kulağımda gürleyen gökyüzünün ve yağan yağmurun sesi eşliğinde
etrafı izleyerek içmeye devam ettim kahvemi. Hani bazı ânlar vardır ya! Tekrarı olmayan! Öyle bir ândı şuan yaşadığım...

Kahvemi küçük yudumlarla bitirene kadar orada öylece kaldım. Bittiğinde de boş kupa ve sandalyemi alıp yeniden içeriye girip kapıyı kilitledim.

Deskin üzerinde eski bilgisayarı açıp yüklü müzikleri sırasıyla çalacak şekilde ayarladım.

Başlayan müzikle boş fincanı bilgisayarın yanına bırakıp kitap raflarına ilerledim. Gelen müşteriler eline alıp baktığı kitapları rastgele bıraktıkları için oldukça fazlaydı işim. Yani karışmış kitaplarla başladım işe.

*****

Aradan saatler geçti. Bir yandan getirdiğim abur cuburları yiyip bir yandan yer düzenlemelerini yapmış, bazen elimdeki kitabı merak edip okumaya dalmış ama sonunda işi bitirdiğim de belimde ve merdiven inip çıkmaktan dizlerimde oluşan ağrıyla sandalye üzerine bırakmıştım kendimi. Yorulmuş ve kurt gibi açıkmıştım. Abur cubur ile kim doyar ki.

Biraz soluklanıp, dinlendikten sonra çantamdan telefonumu alıp en yakın esnaftan ekmek arası döner siparişi verdim.

Onu beklerken elimde fırça rafların tozunu almaya başladım. Toz alma işinden sonra hızlıca arka tarafa geçip bir kova su ve vileda ile en arkadan başlayarak eski taş zemini silerek devam ettim. Sonraya iş kalmasın istiyordum.

Elimde paspasla dış kapıya gelene kadar duyduğum motorlu kurye sesi yemeğimin geldiğini söylüyordu. Silme işi yarım kalmıştı. Elimdekileri bırakıp kapıya geldim. Gördüğüm çocuktan yemeğimi alıp ücretini, biraz da bahşiş... Verip yolladım.

İçeri geçip deskin karşısındaki küçük masa üzerine bıraktım yemeğimi. Koşarak arkaya gidip ellerimi yeniden yıkayıp döndüm. Sandalyeye oturdum. Poşetin içindekileri masaya çıkararak kulağımda yağan yağmurun sesi, gözlerim masada, bakışlarım boşlukta yemeğe başladım. Eskiden bu masada babamla birlikte yemek yediğimiz günler gelmişti gözümün önüne.

Hayat çok garipti. Bir zamanlar, onsuz yaşayamam dediğimiz insanların yokluğunda, yine onlara ve sözlerimize ihanet edercesine yaşıyorduk... Ve buna mecburduk...

Yediğim lokmalar ağzımda büyüse de zorlukla yutkunsam da ihanetime devam edebilmek... Yaşamak için yemeye devam ettim.

Çiğnediğim lokma boğazımdan aşağı inerken çalan telefonumun sesiyle deske döndüm. Telefonum orada kalmıştı. Ayağa kalkıp telefonumu elime aldım. Ekrandan teyzem yazıyordu. Hemen açtım.

" Leyla kızım." Dedi hemen.

" Efendim Aysun teyze."

" Ne yaptın kızım? Bitti mi işin?"

" Az bir işim kaldı Aysun teyze. Sonra çıkacağım."

" Tamam, geç saate kalma emi. Merak ediyorum sonra."

" Kalmam Aysun teyze sen merak etme. Gelince görüşürüz."

" Görüşürüz kızım."

Telefonu kapatıp masaya döndüm. Yemeğimin kalanını yedikten sonra çöplerimi poşetleyip dışardaki kovaya bıraktım. Geri dönüp yeniden ellerimi yıkadım. Tekrar kovanın başına geçip yerleri silmeye devam ettim.

&

Bir saat sonra nihayet işleri bitirdiğimde hava kararmaya başlamıştı. Daha fazla gecikmemek için hızlıca odaya dönüp üzerimi değiştirdim. Kirli kıyafetlerimi toparlayıp çantama tepiştirdim. Sonra da alıp çıktım. Her yer ıslaktı ama yağmur dinmişti neyseki.

Kapıyı kilitleyip kepengi indirdim. Asma kilidi geçirip kilitledim onu da. Dükkanların arasında geçerek çarşının çıkışına doğru yürümeye başladım. Bir yandan da her zamanki gibi gözlerim etrafı turluyordu. Esen rüzgar sırtıma dokunup üzerimden geçerken tüylerimin ürperdiğini hissettim. Akşam soğuğu çıkmıştı. Yağmur tekrar başlamadan eve gidebilmek için adımlarımı hızlandırdım. Bu sırada da telefonumu çıkarıp bineceğim otobüsün gelmesine kaç dakika var diye bakıyordum. Tam o an çarptığım sertlikle geriye doğru sendeleyince düşmekten son anda kurtuldum.

Elim başımda gözlerimi kaldırıp neye çarptığıma baktım. Gölge de kalan biri karanlık bir suret vardı karşımda.

Tam o anda zihnimin içinde bir flaş patladı. Yine burada, yine karanlıkta, yine böyle bir ânın içinde buldum kendimi.
Karşımda yüzünü göremediğim biri, elindeki silah bana çevrili nefes nefese olduğum bir görüntü.

Birden bir silah sesi yankılandı zihnimin duvarları arasında. Sonra ayak bileğimde ki acı tazelendi. Doktorun sözlerini hatırladım.

Ayak bileğinde kurşun yara izi var...

Ben burada, bu çarşı da vurulmuştum...

Kendime gelip korkuyla yutkunurken geriye doğru adımladım. Telefonumu diğer elime aldığım gibi sırtımdaki çantamı hızla çıkarıp önüme çektim. Çantamın cebinden biber gazını bulmaya çalışırken bir adım daha öne çıkınca yüzünü zar zor da olsa gördüm. Tanıdık gelen yüze daha dikkatli bakarken ellerini ceplerine sokarak bir adım daha attı. O an iki adım daha geriledim ama aynı anda arkamda duran birine çarptıp. Korkuyla tiz bir çığlık atıp yana doğru kaçarken gördüğüm kadınla düne döndüm. Bu adam ve bu kadın dün dükkana gelmişler kitap sormuşlardı. Ama... Ama neden bu saatte buradalardı.

" Buonasera, Livia Moretti."

Elim çantamın içinde bulduğum biber gazının sıkıca kavrarken duyduğum cümleyi anlamaya çalışarak ve karşımdaki kadına bakarak konuştum.

" Ne? Ne diyorsunuz siz beh! Anlamıyorum."

" İyi akşamlar Livia Moretti. Dedim."

" Adım Livia değil! Dün de gördüm sizi. Kimsiniz bilmiyorum. Tanımıyorum. Yanlış kişiyle konuşuyorsunuz bence. Defolup gidin hemen! Yoksa polisi arayacağım!"

" Hata yok." Dedi adam.

" Doğru kişiyle konuşuyoruz."

Yanındaki kadına bakmadan konuştu.

" Gerçekten çok benziyor değil mi?"

Ne diyordu? Kim kime benziyordu anlamıyordum.

" Üzgünüm küçük bayan ama bizimle gelmen gerekiyor."

Duyduğum cümlelerle içimdeki ses bunlar seni daha önce kaçıranlar. Deyince anında arkama dönüp kaçmak istedim, ama arkamdaki adam kolumdan tutarak izin vermedi.

" Bırak !
Bırak beni!
İmdaaat! "

Diye bağırmaya, elinden kurtulmaya çalışırken telefonum ve çantalar yere düştü. Ama biber gazı hâlâ elimdeydi. Kaldırdığım gibi adamın yüzüne sıktım. Can havliyle beni bıraktığında hızla koşmaya başladım. Kaçmak için tek şansım bu olabilirdi. Arkamdan yanındaki adama bağıran kadını duydum.

" Seni aptal!
Yakala şu kızı."

Bir yandan soluksuz koşarken bir yandan geriye doğru gelenlere bakıyordum.

" Koş Leyla koş."

Diyerek daha da hızlandım. Dükkanların arasına dalıp çöplerin olduğu duvar dibine çöktüm hemen. Karanlıkta görünmemeyi umarak bir elim kalbimde diğeri dudaklarımda burnumdan nefesler almaya çalışıyor, etrafımı izlerken sanki aynı şeyi daha önce de yaşamış gibi hissediyordum yine. Saniyeler sonra arkamda duyduğum ayak seslerine o adamın sesi eklendi.

" Küçük fahişe. Neredeyse kör oluyordum."

Diğerini duydum.

" Kızı hemen bulamazsak efendi Pedro elleriyle oyar gözlerini."

Pedro mu?
Pedro kimdi? Bu insanlar kimdi? Neden peşimdelerdi? Ne istiyorlardı benden?

Ne demişti bana? Livia!
Livia Moretti!

Hayır. Kesinlikle bir yanlışlık vardı. Benim adım Livia değildi.
Kime ne yaptım ben Allah'ım. Derken sert ses,

" İşte orada!"

Diye bağırdığında anında kendime gelirken tam karşımda gördüğüm adamla kocaman bir çığlık attım.

Yerimden kalktığım gibi çöplerin arasından geçip çıkışa doğru koştum. Ama takılan ayağım yüzünden yüz üstü yere kapaklandım. Yakalanma korkum o kadar fazlaydı ki acıyan ellerime ve dizlerime aldırmadan ayağa kalktığım gibi yeniden koşmaya başladım. Arkama baktım. Çok yaklaşmıştı.

Gördüğüm çarşının çıkışına doğru döndüm hemen. Buradan çıkar çıkmaz caddeyi geçip insanlardan yardım isteyebilirdim.

Dayan Leyla az kaldı. Koş. Birazdan kurulacaksın.

Nihayet çıkmayı başardığım da hızla yola atladım, ama bir an da aldığım darbe ile kendimi yere savrulurken buldum. Son kaburgan ve sol bacağımda ağrı ne olduğunu anlamaya çalışırken,

" Lâ*et olsun!"

Diye bağıran adamın sesini duydum. Yavaşça yan tarafıma dönüp yerden kalkmaya çalıştım ama olmadı. Başımda müthiş bir acı bedenime sözüm geçmiyordu. Kulaklarım ugulduyor, yoldan geçen araçların sesleri yavaş yavaş uzaklaşıyordu.

" Seni geri zekalı!
Amacın öldürmek mi? "

Diye bağırdı peşimdeki kişi. İlk kez duyduğum diğer ses,

" Ben olmasam elinizden kaçacaktı."

Dedi. O an anladım... O da onlardandı. Tükenen gücümle çaresiz olduğum yere bıraktım kendimi. Kapalı gözlerimi zorlukla araladığımda tepemde dikilmiş nefes nefese beni izleyen kadını gördün. Bir anda yanıma çöktü. Eliyle çenemi kavradı. Yüzümü yana doğru çevirip inceledi.

" Başını çarpmış. Ölmese bari."

Dedikten sonra ayağa kalktı.

" Alın şunu da gidelim polisler gelmeden."

Yanıma gelen adam kaldırıp kucağına aldı. Bağırmak, yardım istemek istiyordum ama ne sesim çıkıyordu ne gücüm vardı. Hızlı adımlarla getirip büyük bir aracın içine soktu beni. Koltuğun üzerine atarcasına bıraktı. Her yerim acıyor, ama sesim çıkmıyordu. Sonra kapanan kapı sesini duydum. Ve,

" Bas gaza gidelim."

Diyen o kadını. Buraya kadar dedim içimden. Sanırım öleceğim. Görünmez bir el beni tutup şuurumu karanlığa doğru çekerken duyduğum son cümle,

" Hemen havalimanına gidelim." Oldu.

*********************
6. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.