21. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)♦️S. Özel 4 İtalya
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 4 İtalya
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Aynı kandan olduğumuzu unutur seni kendi ellerimle öldürürüm."
" Sen hiç merak etme yüce Drago Valeriani. Tanrı şahidim olsun aynı hataları bir daha yapmayacağım."
Matteo'nun yüzündeki şirin ama gıcık gülümseme sinirimi bozsada sustum. Matteo,
" O hâlde müsaadenizle ben odama gideyim, elimden alınan telefonumu kıyafetleri mi şömine mi bile özledim."
Diyerek yürürken Romina'nın yanında durdu.
" Sen de vazgeç artık...
Drago seni ne odasında ne yatağında istemiyor.
Başka birini bul."
Dedi. Ellerini ceplerine sokup yürümeye devam ederken,
dakikalardır sakin bir şekilde bizi izleyen Romina arkasına dönüp La*et olsun hepinize diyerek çıkışa gidiyordu.
Hiç umursamadan anneme döndüm.
Siz ikiniz bir daha hiç bir şeye kalkışmayacaksınız. Aksi hâlde Matteo'nun döndüğü sürgüne ikinizi yollarım. Anlaşıldı mı?
İkisi de sessizce beni izledikten sonra arkalarını dönüp odalarına yürüdüler. Anne kız o kadar guruluydu ki anlaşıldı bile demediler. Ama itiraz da etmediler. Anlamışlardı.
*****
1 HAFTA SONRA
🌀🌀
Oturduğum koltukta masadaki adamlarımı izliyordum. Toplantıya başlamak için geç kalan adamlardan birini bekliyorduk. Toplantı gününü İtalya'ya döndüğümde bir hafta sonra diye duyurmuştum ama Sergey Amerikadan geldiği için ancak gelebiliyordu. Yol da arayıp özür dilemişti bu yüzden.
Önümdeki altın çakmağı parmaklarım arasında çevirirken odanın kapısı açıldı ve Sergey girdi içeri. Gözlerini benden kaçırarak hızlı ve telaşlı adımlarla gelip yerine oturdu. Titreyen eliyle cebinden çıkardığı mendili alnına bastırarak terleri sildi. Yakasını gevşetirken Matteo'yu duydum.
" Neredesin sen?
Abim günler önce söylemiş toplantı gününü."
Sergey panik, bir bana bir Matteo'ya bakıp korkuyla ayağa kalktı. Öne doğru eğildi.
" Çok özür dilerim!
Affedin lütfen! Uçak rötar yapınca..."
"Otur!"
Dedim Sergey'e sinirli bakışlar atan Matteo'yu izlerken. Bir haftadır en ufak hatasını ya da saygısızlığını görmemiştik. Gerçekten değişmiş görünüyordu.
Yine de her şeyi bilecek kadar güvenmeyecektim tabiki.
" Tamam.
Toplantıya başlayalım.
Enrico."
Masanın diğer ucundaki adam bana baktı.
" Buyur abi."
" Fabrika ne durumda?"
" Abi fabrika büyük zarar görmüş. Eski değerli bir yapıydı. Taş bölümleri bile zarar görmüş. Tadilatı sürüyor ama orijinal hâli gibi olacak emriniz üzere bitmesi uzun zaman alacak gibi."
Sebep olanları düşününce sinirim ve intikam arzum katlanarak artıyordu.
" Abi...
İzninle önerim yeni bir fabrika almak. Çünkü çalışmayan bir fabrika bütçeyi her türlü içeri çeker. Dahası masrafları yeni bir fabrikadan daha fazla tutacak."
" O fabrika babamındı. Maddiyat önemli değil. Ne kadar sürerse sürsün eski haline getirilmesini istiyorum."
" Emredersiniz."
" Abi."
Diyen Matteo'ya çevirdim gözlerimi.
" İzninle bir önerim var."
" Söyle."
" Yaşlı Pietro'nun işleri bizim şaraplar yüzünden kötüye gitmeye başlamıştı. Duyduğuma göre Pietro piyasadan çekilme kararı almış. Fabrikaları küçük ama daha randımanlı çalıştırılırsa bizim açığımızı kapatır. En azından fabrika bitene kadar yol aldırır. Aksi hâlde gerileriz. Sen de biliyorsun ki para kaynağımızın bir kısmı o fabrikalardan."
Enrico girdi araya.
" Yani biz alalım diyorsunuz."
" Evet. Pietro zaten sataca, neden biz almayalım ki. Biz almazsak diğer markaların şirketleri alabilir."
Matteo'ya baktım yeniden. İlk kez işlerle ilgileniyor ve fikir veriyor oluşu ister istemez hoşuma gitti. Umarım ilerde pişman olmazdım.
" Matteo."
"Buyur abi." Dedi saygıyla.
" Enrico ile birlikte sana veriyorum bu işi. Gidin konuşun ve halledin."
Gözleri parladı. Ayağa kalkıp,
"Emredersin abi."
Dedikten sonra Enrico ya bakarak, gidelim. Dedi. Enrico'nun gözleri beni buldu. Onay bekliyordu.
Başımı salladım sadece.
Aldığı sessiz onayla ayağa kalkıp Matteo'yla birlikte toplantı odasından çıktılar. Onların ardından diğer adamlara çevirdim yönümü.
"Tamam. Devam edebiliriz."
*****
Üç saat boyunca bir bir adamlarımı dinledim. Sorunlar ve sorular birikmişti. Çünkü iki ayın çoğu gününü Türkiye'de Leyla'yı izleyerek geçirmiştim zamanımın çoğunu. Bu yüzden başında duramamıştım işlerin. Bu adamlar bu durumdan rahatsız olsalar da bana ulaşamadıkarı ve tek başlarına bir şey yapamadıkları için beklemişti her iş.
Ama şimdi buradaydım. Leyla'yı da anıları da arkamda bırakmıştım artık. Bırakmak zorundaydım. Bir tavşan canavar dediği birinin yanında olamazdı.
Mekanların başındaki adamlar, pazarımın içindeki adamlar, ticaret ile ilgilenen adamlar...
Her bir işin başında ki tek söz sahibi bendim. Bu yüzden artık kendi işime bakmalıydım. Her bir adamımla ayrı ayrı konuşmuştum. Sonunda bir gecede yeniden koydum her şeyi yoluna.
" Bir sonraki toplantı bir ay sonra aynı gün olacak."
Diyerek bitirdim toplantıyı. Her biri ayağa kalkıp elleri önlerinde başları ile selâm verip birer birer ayrıldılar odadan.
Son çıkan adamın ardından geriye yaslanarak gözlerimi kapattım. Başıma ağrı girmişti. Bir süre boyunca sessizliği değerlendirerek kafamın içinin boşalmasını bekledim. Zihnimdeki konuşmaya devam eden adamlar sorunlar ve ne yapmamızı istersiniz soruları yavaş yavaş uzaklaştığında daha iyi hissediyordum.
Cebimden bir puro çıkarıp dişlerimin arasına aldım. Ucunu yakıp derin bir nefes çektim. Ardından ayağa kalkıp odadan çıktım.
Bir elimde puro diğer elim cebimde dönerek üst kata çıkan merdivenlere yöneldim.
Basamakları ağır adımlarla çıkıp gizli kapıdan geçtim. Mekanın arka koridoruna çıktığım da beni bekleyen Alex gördüm.
" Neden buradasın?"
" Seni bekliyordum abi."
" Beni mi?
Yukarı çıkalım orada konuşuruz."
Barın önünden geçip özel locamın olduğu üst kata çıktık. Az sonra arkamızdan gelen garsonun elinde içki ve çerezler vardı. Önümüzdeki büyük sehbaya bırakıp bardakları dolduktan sonra,
" Afiyet olsun."
Diyip yeniden aşağı indi.
Dolu bardağı elime alıp arkama yaslandım.
"Şimdi anlatabilirsin.
Marco ile mi ilgili? "
Bir yandan içkimi yudumlarken bir yandan yüzünü izliyordum.
" İlk olarak!
Fabrikayı havaya uçuran adamların başında Marco'nun oğlu Zeno varmış."
" Bir sikime yaramayan aklı ile adamlarına hava atmak için gelmiştir soysuz!
Devam et."
" Ve Marco.
İşleri büyütüyormuş.
Tabi arkamızdan yaptığı konuşmalarda pirim sağlıyor. Piyasadaki adamlar taraf değiştirmeye başlıyorlar."
" Değiştirsinler bakalım.
Zamanı gelince ben de onların dünyasını değiştirmiş olacağım."
" Bir de yeni bir mekân açıyormuş Marco."
" Öyle mi, buna sevindim.
Başka."
Söylediğim cümleye biraz şaşırdı.
" Devam et başka?"
" Silah işine girmiş deniyor."
" Ooo buna da sevindim bak.
Nereye kime götürüyor?"
" Yarın gece silah dolu sandıkları deniz yoluyla açıkta bir tekneye götürüp verecek, sandık dolusu altınla da geri dönecekmiş."
" Bak buna daha çok sevindim."
Gözlerindeki şaşkınlık biraz daha büyüdü.
"Tekne sahibi kim?
Kime ne için silah götürüyormuş."
" Onu henüz öğrenemedim."
"Boş ver fark etmez."
" Abi af buyur.
İyi misin? Ne söylesem sevindin.
Marco'yu günahın kadar sevmezken bu mutlu oluş neden?"
" Marco'ya ölmeden önce açacağım yaraların hesabı yüzünde. Her anından müthiş bir zevk alarak alacağım intikamımı?"
Elimdeki bardağı tepeme dikip bitirdikten sonra masaya bıraktım. Alex bir daha doldurdu bardağı. Yeniden aldığım bardağı dudaklarıma dayayıp gözlerimi kapattım.
Marco'ya yapacaklarımın hayalîni kurdum keyifle.
&
Biz oturmaya devam ederken merdivenlerin başında Matteo'yu gördük. Cebindeki ellerini çıkarıp yanımıza geldi.
" İyi geceler.
Keyfiniz bol olsun."
" İyi geceler.
Otur! "
O karşımdaki koltuğa geçerken Alex ile birbirimiz bir bakış attık. Ardından Matteo'ya döndüm.
" Nasıl gitti."
"Pietro'yu bulduk.
Bizi görünce pek memnun olmadı tabi. Kim rakibini görünce sevinirki. Oturup konuştuk. Biraz zor kullanmamız gerekti ama. Neyse. Fabrikaları elden çıkarıyorsun madem bize ver dedik."
" Eee."
" Bakışlarla adam öldürülseydi senden sonra ki o olurdu o an."
Tek kaşım havada yüzüne baktım. Güya espiri yapmıştı.
Ihımm! Dedi kendine gelip boğazını temizleyerek.
"En yüksek paraya satmak istiyorsan bize vermelisin. Dedim. Diğerlerinden fazla vereceğiz. Bize vermezsen ben diğerlerinden yine satın alırım. Bizi uğraştırma dedim."
" Sonuç."
" Bayağı bir düşündü. Sonra kabul etti. Başka şansı yoktu."
" Aferin.
İyi iş çıkardın."
" Teşekkür ederim
Abimden övgü almak şeref."
Dediği sırada Alex'in telefonu çaldı. Telefonu açıp," Söyle." Dedi.
Kısa bir süre sessizlik oldu loca da, sonra kapattı.
" Alex... Ne oldu?"
" Bizim çocuklar Marco'yu izlemeye devam ediyorlardı. Rapor veriyorlar. Değişik bir şey yok. Sadece..."
" Sadece ne?
Karısı aniden dönüş yapıp Marco'yu metresiyle basmış."
Yüzünde bir gülümse oldu.
" Kıyamet kopmuş."
" Abi." Dedi Matteo.
" Marco işi ne olacak?
O adam haddini çoktan aştı ama sen hiç birşey yapmıyorsun."
" Onu o kadar ciddiye almıyorum. Üstelik şu an daha önemli işlerim var."
" Şimdi beni dinle.
Senden istediğim şey!
Fabrikaları yerinde göreceksin."
" Anlamadım. Şehir dışına mı gideceğim."
"Evet. Enrico alış satış işlerinde iyi olabilir, ama fabrikalardan senin kadar anlamıyor.
Sen işlerin içinde yetiştin. Enrico ve Avukat Bellini'yi yanına alıp fabrikaları yerinde görmeni makineleri bizzat kontrol etmeni ve satış değerini bizzat senin belirlemeni istiyorum."
Söylediğim şeyle yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleşti.
" Hatta! Hoşuna giderse bizzat kendi üzerine devralmanı istiyorum."
" Kendi üzerime mi?"
" Evet.
Bir haftadır gözlerim senin üzerindeydi. Döndüğünden beri hareketlerinle ve sadakatinle taktirimi kazandın. Bundan sonra sana daha çok güveniyorum. Bu yüzden de sana veriyorum iki fabrikayı. İstediğin değişiklikleri yapabilir, istediğini çalıştırıp istediğini kovabilirsin."
Bir anda ayağa kalktı. Yanıma gelip elimi öptü.
" Teşekkür ederim.
Sözüm söz. Önceden yaptığım hataları bir daha asla yapmayacağım... Bundan sonra göreceğin Matteo seni gerçekten şaşırtacak."
Sessiz ve memnun bir ifade ile başımı salladım.
" Ne zaman gitmeliyim?"
Diye sorunca,
" Yarın öğlen çıkar işleri bitirir ertesi gün dönersiniz. Ya da istersen otelde bir gecede tatil yap."
" Ooo!
Abimin cömertliği üzerinde."
"Hak ettin."
" O hâlde gidip hazırlıklara başlayayım."
Başımı salladım yine. Arkasını dönüp merdivenlerden aşağı inerken Alex'e döndüm.
" Hazırlıklara başla. Yarın gece Marco Moretti'ye hayatının şokunu yaşatacağız."
Matteo'yu izleyen gözleri bana çevrildi.
" Matteo'yu bilerek uzaklaştırdın değil mi?"
" Evet. Ona güvenecek kadar aptal değilim. Gözümde her zaman şüpheli ve bir gözüm hep üzerinde olacak."
&
Bir saat daha oturup sonra kalkıp mekandan ayrıldık. Araçlara binip kaleye döndük.
*****
Ertesi gece kaleden beş büyük araç ve ağır silahlarla çıktık. Yanım da Alex başta olmak üzere sadece güvendiğim adamlarım vardı.
Aldığım haberlere göre Marco şuan limanda silah yüklüyordu. Bir kaç saat sonra da denize açılacaktı. Son zamanlarda kendine güveni o kadar artmıştı ki yapabileceklerimi aklına bile getirmiyordu.
Ama ben bu gece çok büyük bir sürpriz hazırlamıştım onun için.
Bu gece intikam gecesiydi. Bütün mekanları arka arkaya yok edecektim. Sonunda da onu.
" Önce yeni mekan."
Dedim Alex'e. Başını salladı. Hareket etti araçlar, gecenin karanlığına karıştık. Kırk dakika kadar yol aldıktan sonra yeni açılan mekânın önüne geldiğimizde bizi gören badigardlar koşarak içeriye girdiler. Araçlardan inip hızla içeriye daldığımızda insanlar ölümden kaçarcasına koşarak boşalttılar mekanı.
Kafasından vurduğum ilk kişi elinde telefon patronunu aramaya çalışan adam oldu. Ardından büyük bir çatışma başladı mekanın içinde.
Marco'nun tek bir adamını sağ bırakmadan kurşun yağdırmaya başladık mekâna. İşimiz bittiğinde de elimdeki otomatik silahı yanımda ki Alex'e attım. Hava da yakaladı.
Ardından cebimden çıkardığım puroyu dişlerimin arasına alıp diğer cebimdeki çakmağı çıkarıp yaktıktan sonra derin bir nefes çektim. Havaya üflerken şöyle bir etrafa baktım.
Mekandaki her şey delik deşik, barın arkasındaki içki şişeleri tuz buz olmuş heryer alkol kokuyordu.. Bir yere bir elimdekine baktım. Ardından yeniden çaktım çakmağı ve şişelerin arasına attım. Bir anda alev aldı her yer.
" Gidelim."
Kapıdan çıkıp araçlara bindik. Alex'e baktım.
" Kumarhaneye gidiyoruz. Sonra otel. Sonra depo. "
&
Ve saatler sonra Silah deposu olarak kullandığı yere geldik.
Marco'ya ait ne kadar yer varsa yakıp yıktım bu gece. Aniden hiç beklenmedik şekilde baskına uğrayan adamları ne Marco'ya ne de diğerlerine heber verme fırsatı bile bulamadan ölmüşlerdi.
Limana geldiğimizde en arkaya demirleyen büyük siyah tekneme çıktık. Bütün adamlarım silahlıydı. Karanlıkta sessizce açıldık. Ne bir ışık ne bir ses. Kara bir yılan gibi süzüldü tekne gecenin karanlığında suyun üzerinde. Güverteye çıkıp limana doğru bir bakış attım. Net değildi gördüğüm görüntü. Ama oradaydı Marco biliyordum. Kendini göremesemde teknesini net görüyordum.
" Alex."
"Emret abi."
" Dürbün."
Saniyeler sonra elime konan dürbünle yeniden limanı izlemeye başladım. Evet! Şimdi netti. Adamları tahta sandıkları taşırken o da yanında ki piçi ile birlikte adamları izliyordu.
Ne yalan söyleyeyim merak ediyordum. Kimdi alıcı? Ve bu kadar silahı ne için kullanacaklardı. Belki de benim düşmanım olan birilerine satıyordu silahları.
Limanı bu düşünce eşliğinde sessizce izlemeye devam ederken son sandığın ardından Marco'nun oğlu bindi tekneye.
" Kendi neden binmiyor."
Dedi Alex gördüğü görüntü ile.
Dürbünü Marco'ya çevirdim. Elinde telefonla uğraşıyordu.
" Ya olanları duydu. Ya da birilerine ulaşamadığı için şüpheleniyor. Ama sevkiyattan da vazgeçmek istemiyor."
" Çok altın alacak demek ki."
" Artık sadece sekiz adamı ve oğlu kaldı teknede."
Dedi Alex benim gibi dürbünle izlerken.
" Altı."
Dedim. Elindeki dürbünü indirip bana baktı. Göz ucuyla bir bakış attım.
" Abi senden korkmayanın aklını sikeyim ben."
Marco'nun yanına soktuğum adamlardan Alex'in bile haberi yoktu.
"Abi madem adamımız var içerde neden kime silah verildiğini bilmiyoruz.
" Marco aptal değil. Kendi oğluna bile söylemediği şeyi bizim adamımız nereden öğrenecek?"
" Doğru. O hâlde büyük iş çeviriyor."
" Göreceğiz."
Derken hâlâ limanı izliyordum.
" Hareket ettiler. Kaptana söyle bütün sistemi kapatsın. Küçük motorla sessizce ve uzaktan izleyelim."
" Tamam abi."
&
Bir süre açılmasını beklediğimiz tekne limandan iyice uzaklaştı. Biz de arkasında izlemeye devam ettik. Bu süre boyunca elimde dürbün göz temasını hiç bırakmadım.
Bir yandan Marco'nun teknesini izlerken bir yandan da açıkta beklediğini bildiğim diğer tekneyi görmeye çalışıyordum. Ve Bingo. Açıkta ki yanıp sönen ışık alıcıların burada olduğunu söylüyordu.
"Geldiler." Demiştim ki bir anda bir şey oldu. Aniden durdu tekne.
" Ne oluyor?" Dedi Alex.
" Marco olanları öğrendi.
Ve Zeno'yu aradı. Geri dönün emri vermiş olmalı.
Ama çok geç. Buradan dönüş yok.
Kaptana söyle hızlansın. "
Hızlanarak yol alırken adamımın elindeki pompalı tüfeği alıp havaya ateş ettim. İçerdeki adamlarıma bu şekilde işaret vermiştim. Aynı anda Marco'nun teknesinden bir kaç el silah sesi geldi ve ardından sessizlik oldu.
Beş dakika sonra bizim tekne Marco'nun teknesine yanaşırken herkesin elinde silah karşıyı kolluyorlar ben ise kendimden emin sadece izliyordum. O sırada uzaktaki tekne arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Kim olduklarını öğrenemeden karanlıkta kayboldular. Önemli değildi benim için. Ben avımı yakalamıştım.
" Alex. Şu bizim hediye paketini de getir. "
Dedim. Alt kata inip bir dakika sonra geri geldi.
Kendi teknemden diğerine geçtiğimizde adamlarımdan birinin kolu Zeno'nun boynuna dolanmış silahı kafasına dayalı, diğeri elindeki otomatik silahıyla diğerlerini etkisiz hâle getirmiş, güvertede yan yana ve silahsız dizili bizi bekliyorlardı..
Ellerim ceplerimde tekneye geçmemle Alex ve diğer silahlı adamlarım güvertede ki adamların etrafını sardılar.
İçerdeki adamım tuttuğu Zeno'yu önüme doğru savurunca karanlığın içinde karşı karşıya geldik. Teknenin tepesindeki loş ışığın altında karşımdaki adama baktım.
" Zeno, Moretti."
Dedim boynumu yana devirip kütleterek.
" Yolun sonu.
Bundan sonrası cehennem."
Yüzündeki ifadede karışık duygular vardı.
" Alex!"
Alex sesimi duyduğu anda güvertede kim varsa teker teker indirdiler. İnleyen leşleri oldukları yere düştü. Zeno korku dolu gözlerle olanları izlerken dizlerinin titrediği gördüm.
" Bana ait fabrikayı havaya uçururken cesurdun. Şimdi altına yapmak üzeresin. Söylemek istediğin bir şey yok mu?"
Dedim alay ederek. Bir süre sessiz yüzüme baktı. Ardından başı önüne düştü. Sonra dizleri üzerine bıraktı kendini.
" Bağışla Beni!"
O an da telefonum çaldı. Cebimde den çıkardığım telefonun ekranına baktım ve açtım. Ama cevap vermedim.
" Canımı bağışla! Ne istersen!
Ne kadar istersen veririm!"
Panik ve korku hâkim sesiyle yalvaran Zero verdi babasına cevabı.
Sonra Marco'nun sesini duydum.
" Dragoooo!" Diye hırlıyordu.
"Sen!
Sen artık ölü birisin Drago!
Senin etini kemiğinden sıyıracam laan!"
" Marco Moretti.
Sen mi yapacaksın bu dediklerini.
Sen benim civarımdan bile geçemezsin. Ama ben...
Ben adamlarını da mekanlarını da yok ederim. Sonra oğlunun canını alır senin soyunu bile kuruturum Moretti."
" Seni uyarıyorum Drago!"
Bir adım öne geldim.
" Benim adım Drago!
Drago Luca Valeriani.
İçimdeki canavarı uyandırana kadar çok uğraştınız. Buraya, adamlarınızın cesetlerine basa basa! Toz duman ettiğim mekanlarınızın üzerinden geçerek geldim.
Şimdi sıra oğlunda! Sonra da sen de Marco Moretti."
Söylediğim sözlerle dile geldi Zero.
" Acı bana! Affet! Yalvarırım bağışla Drago! Adamın olurum! Köpeğin olurum! Ne dersen yaparım!"
" Zero!"
Diye bağırdı kulağımın dibindeki ses.
" Benim kitabım da düşmanımı af yok!
Acımak hiç yok!"
Diye haykırdım. Sesim Deniz'in ortasında yankılandı.
Belimin arkasında ki silahı çıkarıp elime aldım. Zero ya doğrulttum.
" Baba! Baba yardım et baba!"
" Boşuna bağırma. Kuş olsa gelemez seni kurtarmaya."
Dedikten sonra önce üzerinde durduğu dizlerine sıktım. Her kurşundan acıyla haykırdı.
Tabi Moretti de. Sonra omuzlarına sıktım. Kulağımın dibinde duyduğu çaresiz haykırışları şuan kulağıma müzik gibi geliyordu. Zero arkaya devrildiğinde karı gibi ağlıyordu artık. Elimdeki telefonu kapattım.
"Dönün!" Dedim.
Adamlarım tekneye geçtiler.
" Alex hediye paketini ayarla."
Alex gelirken getirdiğimiz zaman ayarlı bombanın dakikasını limana göre ayarladı. Sonra motoru çalıştırıp tekneyi limana çevirdi ve benimle birlikte tekneye döndü. Son hız Limana doğru ilerleyen tekmeyi izlerken bir puro yaktım. Derin bir nefes çekip üfledikten sonra telefonu çıkarıp Moretti'yi aradım. Açtı..
" Sıra sende Moretti. Seni almaya geliyorum. Yapabilirsen kaç benden. Dünyanın diğer ucuna da gitsen seni kolayca bulurum."
" Bundan sonra bu dünya ikimiz için yeterli değil Drago. Ya sen ya ben."
" Bakalım kim kimi yok edecek."
Telefonu kapatıp karşımdaki manzaraya döndüm. Morettinin teknesi doğruca limana daldı. Saniyeler sonra da havaya uçtu. Tabi içindeki silahlarla birlikte. Alevler daha büyüdüğünde bir an da tekrar tekrar patlamalar duyuldu. Sandıklardan birinde el bombaları varmış.
Saatlerce duyuldu el bombalarının ve sıcaklığın etkisiyle patlayan kurşunların sesleri. Yangın Morettinin depolarına sıçradı sonra. Sonra limana yayılmaya başladı. Ben ise keyifle izledim.
Gece haberlerinde ve sabah haberlerinde tüm dünya bu geceyi konuşacaktı. Ve geceye adını alevlerle yazan Drago Luca Valeriani'yi.
**************************
4. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
