36. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 36 I.KISIM
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 36 I.KISIM
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
I. KISIM
☆Kendimi uçurumdan daha rahat atabilirim. Birine emanet edilmektense...
☆
Bazen kabullenmek istemeyiz çünkü düşüncesi bile kalbimizi acıtır. Şuan canım acıyordu. Bir yandan da içimdeki hayal kırıklığı, şiddetli çarpan dalgalar gibi ruhumu sarsıyordu. Uzatsam ellerimi boşluğu kucaklayacaktım. Gerçi o boşlukta şuan içimdeki karmaşıklığı anlayacak değildi ya. Pamir'e karşı hissettiğim hayal kırıklığı, içimdeki tüm renkleri soldurmuş gibi. Benim dünyam soluk gri tonlara bürünmüş, her şey biraz daha ağır, biraz daha sessiz. Hayata zaten kaybetmekle başlamışım.
Ani bir rüzgarla devrilmiş masanın üzerindeki kağıtlar gibi darmadağın olmuştum. Bir yandan hissettiğim hayal kırıklığı, bir yandan öfke ama hepsinden güçlü bir şekilde hissedilen bir utanç. “Bunu nasıl yapabildi?” diye düşünüyordum.
Kalbimin bir köşesi hâlâ o yapmamıştır diye fısıldarken, zihnim ise acı gerçeklerle dolup taşıyor. Güven bir kez kırıldı mı, asla tamir edilemiyor.
Bunları düşünürken kendimi çıplak ve korunmasız hissediyorum sanki en savunmasız halimle savaş meydanında duruyor gibiydim. Yanaklarımda hafif bir sıcaklık hissediyordum ama bu utanmanın değil, gözlerimde dolan yaşların habercisi. Söyleyemediklerim boğazımda bir düğüm gibi.
İçimi acıtan da Pamir’di içimin acısını dindirecek olanda.
Kendimi uçurumdan daha rahat atabilirim. Birine emanet edilmektense...
Ceylin, kafamı darmadağın ettikten sonra yanımdan çoktan gitmişti. Şuan kendi iç dünyamla o kadar meşguldüm ki başka birini düşünecek halim kalmadı ama etrafıma baktığımda herkes eğleniyordu, herkes mutluydu. İçtikleri alkolün etkisiyle de deli gibi eğleniyorlardı. Barın oraya gittim. Kendime alkollü bir içecek aldım. Sonuçta buraya eğlenmeye gelmiştim ve sarhoş olmak istiyordum. İçtiklerimin haddi hesabı yoktu. Zaten kimsenin de umurunda değildim.
Başım dönmeye başladı artık düşünmekten kurtulduğumda sarhoş olduğumu anladım. Pamir yanıma oturunca onu iki tane görmeye başladım. “Alisya neden bu kadar çok içtin?” Elimdeki bardağı almaya çalışıyordu ve huysuz bir çocuk gibi onu itekledim. Onun yüzünden bu haldeydim ama o bunu anlayamazdı.
“Hayır hayır bırak içmek istiyorum” diyerek itiraz ettim. Sesimi kendim bile tanıyamamıştım ama o bardağı aldı.
“Alisya, buradasın” dedi Banu. Ağlamamak için kendini zor tutuyor gibiydi ya da bana öyle geldi. Belki de bu kadar içmek hataydı. “Ceylin’e Onur’dan hoşlandığımı söylemişsin. Bu kadar alçaldığını düşünemedim. Nasıl böyle yalan söylersin?”
Ne? Duyduklarım doğru muydu? Ben mi söylemişim? Tam ağzımı açıp bir şeyler söyleyecekken Pamir benden önce davrandı.
“Görmüyor musun? Kendinde değil, onu rahat bırak.” Banu daha fazla tutamadığı gözyaşlarını silerek yanımızdan ayrıldı. Bu Ceylin çok olmuştu. Ayağa kalktım sendeleyerek neyse ki Pamir beni tuttu. Gözüm dönmüştü ve alkolün etkisiyle büyük bir cesaret geldi. Pamir yanımdaydı. Arkamdan geliyordu. Dans eden Ceylin’in yanına ulaştım ve yüzünü kendime doğru çevirip anında kolumu kaldırıp güçlü bir tokatı yüzüne yerleştirdim. Tokat sesiyle herkes durdu ve bize döndüler ama her şey çok geçti ve kendimi kaybetmiştim. Müzik sesi hala devam ediyordu.
Ayşen teyze hep, ‘Benim hiç yabancı düşmanlarım olmadı hepsi annemin kurduğu sofraya oturdu’ derdi bilinen bir sözdür. Bunu herkes söyler çünkü en büyük ihanet en yakınlarından gelir. İnsanlar seni incitmemiş gibi yüzüne gülmeye devam eder. Hiç yanlış yapmadım diyemem ama hep doğru bildiklerimin arkasından gittim. Bu yaşıma kadar öğrendiğim en doğru şey gözyaşlarını kendin sil, dik dur, sen mutsuzsun diye dünyada mutsuz olacak değil ya ve dünya dönerken yıkılanlardan olma!
Tokat sesi herkesi bize döndürdü, müzik durmuştu, zaman durdu... Ceylin en başından beri bu zamana kadar bir şey yapmamıştı ama bu yaptığı hiç hoş değildi.
Ceylin’in kızıl saçlarını ellerime dolayıp güzel bir şekilde yoldum. Arkamda duran Pamir beni durdurmaya geç kalmıştı nihayet. Ceylin neye uğradığını şaşırdığı için bana karşılık veremeden Pamir beni kendine doğru çekti ve yere düşen Ceylin’den uzaklaştırdı.
Öfkeyle bakarken dişlerimi birbirine bastırdım ve sıkılı dişlerimin arasından yerde yatan Ceylin’i uyararak “Sakın bir daha bana iftira atmaya kalkma daha kötü şeyler yaparım ve sakın bir daha da benim yaşadığım yere gelme” dedim ve sesim zannettiğimden de güçlü bir o kadar da tehditkar çıkmıştı. Gözdağı verir gibi bakıyordum ve her an kavga çıkabilirdi.
Herkes bizi izlerken Arda sonunda Ceylin’in yanına gitti ve elini tutarak onu kaldırdı. Onur, bana anlamsız bakışlarla baktı ve gözleri bizim üzerimizde gezinirken, “Neler oluyor?” diye sordu.
Çok öfkeliydim ve neden bu kadar öfkeli olduğumu bilmiyordum. Ceylin’i göstererek, “Ona sor” dedim sesim tiksinir gibi çıkmıştı.
Geriye sendeleyerek düşecek gibi oldum. Onur yanıma geldi ve ona daha çok yapıştım. Ayakta durmakta zorluk çekiyordum. Pamir de fark etmiş olacak ki beni belimden tutup çıkışa yönlendirdi. Dışarı çıktığımda içerideki kasvetli havadan kurtulmuş temiz havayı ciğerime doldurdum. Soğuk hava tenimi ısırıyordu.
Pamir’den kurtulup, “Bırak beni” dedim.
“İyi görünmüyorsun sana yardım etmeme izin ver.” Beni düşünüyormuş gibi halleri canımı sıkıyordu.
“Benim kimsenin yardımına ihtiyacım yok. Git ve Ceylin’e yardım et.” Kelimeleri doğru söylediğimden emin değilim ve başım dönmeye devam ediyordu.
Ondan uzaklaşıp aksayan topuklarımla yürümeye başladım. Pamir’in arkamdan geldiğini hissediyordum.
“Demek kıskandın” dediğinde duraksamadan sendeleyerek yoluma devam ettim. Acaba içeridekilerde mi böyle düşünüyordu? Kim ne düşünürse düşünsün hepsinin canı cehenneme.
“Seni kıskanmamı gerektirecek bir ilişkim yok.” Sendeleyerek bir sağa bir sola ilerliyordum. Bir süre sonra, “Yalnız kalmak istiyorum” dedim.
“Seni bu halde yalnız bırakamam. Ben yokmuşum gibi davran.”
Derin bir nefes alıp arkamı döndüm. Pamir’in tam karşısına dikildim ve ellerimi önümde kavuşturdum. Aramızda mesafe olmasına özen gösterdim. Ellerini cebine koymuş yüzünde saçma bir huzursuzlukla karşımda duruyordu. O kadar can alıcı duruyordu ki çokta yakışıklıydı. Pamir’in yanında kalbim o kadar hızlı çarptığına şahit olmamıştım. Bu o kadar garipti ki kendime kızdım. Daha fazla dayanamadım.
“Biliyor musun ikiyüzlü insanlardan nefret ederim.”
Anlamayarak yüzüme bakmaya devam etti ve aramızdaki mesafeyi kapattı. “Anlamadım.”
“Ceylin’e benim yaşadıklarımı anlatmışsın.”
“Ne? Bunu sana Ceylin mi söyledi? İnan bana Alisya ben senin hakkında kimseye hiçbir şey anlatmadım. Daha önce tanıştığımızı da Sibel anlatmıştı biliyorsun.”
“Tabii umarım öyledir.”
“Neden bana inanmak istemiyorsun?” Bu sefer onun da öfkesi açığa çıktı.
“Neden sana inanayım?” dedim alaycı bir tavırla.
Artık ikimizde öfkeliydik ve bu öfkenin kaynağının ne olduğu bile belli değildi.
“Belki Ceylin’in annesi söylemiştir. Sen psikastrise gitmiyor musun?”
“Neden Simge Hanım, Ceylin’e söylesin?”
“Çünkü Ceylin’in annesi.”
Ağzım açık kaldı. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. O kadına da hiç güvenmemiştim.
“Böyle bir durumda da aklına ilk ben gelmem... Gerçekten bana hiç mi güvenmiyorsun?” Kırılmıştı. Sözlerindeki kırgınlık acı bir şekilde yutkunmama neden oldu. “Sen beni hep yanlış anladın zaten.”
Haklıydı. Pamir’i hep yanlış anlıyordum ama yanlış anlamamı sağlıyordu.
Alkolün etkisiyle başım dönüyor, gözlerim kararmaya başlamıştı ve bu kadarına dayandığıma şaşırdım. Ondan uzaklaştım ve mesafeyi açtım ona yakın olmak tehlikeliydi ki yere düştüm ve acınacak haldeydim. Pamir hemen yanı başıma geldi.
“Bensiz ayakta bile duramıyorsun?” derken içli gözlerle baktı. “Bir yerin acıdı mı?” Cevap vermedim.
Gözyaşlarım da akmaya başladı. Aptal gözyaşları!
“Ağlıyor musun Alisya?” Bana sarıldı ve bende karşı koyamadım. Kolları bedenimi tamamen sarmıştı. Ağlamam daha da şiddetlendi ve kollarımı boynuna dolayıp yaşadığım kötü olayları avuturcasına ağladım. Kendimi yalnız ve savunmasız hissediyordum ama Pamir’in bana verdiği güven bambaşkaydı. Biraz sakinleştiğimde zorda olsa kollarından sıyrıldım.
“Neden benim yanımdasın?” diye sordum çatallaşmış sesimle.
“Sen varken başka kimin yanında olabilirim ki”
“Ceylin’in yanında olabilirdin” dedim tiksinerek.
“Yine mi Ceylin?” Sesi bezgince çıkmıştı. “Üşüdün, hadi arabaya gidelim.”
“Hayır” dedim ama soğuktan donuyordum.
“Yine ne oldu?”
Bana işkence eden topuklarımı göstererek, “Sen getir arabayı daha fazla yürüyebileceğimi zannetmiyorum” dedim.
Kahkaha attı ve anlıyormuş gibi başını salladı.
Pamir gittiğinde beni bulamaması gerekiyordu yol kenarında serpilmiş bir ağacın dalına çıkmaya başladım. İlk denememde başarılı olamasam da kendimi var gücümle tırmanışa geçtim ve sonunda ayaklarım yerden kesildi. Ağacın dalına oturdum. Bir süre sonra Pamir arabasıyla geldi ve arabadan indi. Telaşlanarak beni arıyordu. Kıkırdadım.
“Alisyaa!” Sesi endişeli, kendisi telaşlıydı.
Biraz beni aradığını izledim ve sonra el sallayarak “Pamir, beni duyuyor musun?” diye bağırdım. Pamir sesimi duyar duymaz hemen ağacın dibine geldi. “Alisya, sana beklemeni söylemiştim. Ne işin var orada? Oraya nasıl çıktın?”
“Sus artık! Beni bulmaman gerekiyordu,” dedim dudağımı büzerek.
“Çalıkuşu musun sen?” diye homurdandı. Yüzünü yukarıya kaldırarak yüzüme baktı. Başını gördüğü şeyden memnun olmayarak iki yana salladı. Bıkkın bir nefes verdi. “Alisya, sarhoşsun.”
“Sarhoş değilim” diyerek itiraz ettim.
Pamir ağacın dibinde dikilmiş, kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. Umursamazca omzumu silktim. O ise ağaçtan inmem için beni ikna etmeye devam ediyordu.
“Alisya, oradan hemen in! Sana bir şey olacak düşeceksin diye korkuyorum,” dedi sesi biraz daha yumuşayarak ama hala ciddi bir tonla. Ciddiyetini bozmuyordu.
Başımı yana eğip onu süzdüm sonra alaycı bir gülümseme yayıldı yüzüme. “Neden bu kadar endişelisin? Ben bir ağacın tepesindeyim, bir uçurumun kenarında değil.”
Pamir derin bir nefes aldı sanki sabrını kontrol etmeye çalışıyordu. “Fark eder mi? Düşsen canın yanacak belki daha kötüsü olacak. Lütfen in aşağıya.”
Gözlerimi devirdim. “Senin için inmem gerektiğini söyleme,” dedim ama içimden geçen bir şey beni itiraf etmeye zorluyordu. Kendimi tutamadım. “Peki, ya düştüğümde beni tutacak olan biri varsa?” diye ekledim hafif bir meydan okumayla.
Pamir bir an durdu, bakışlarında tuhaf bir yumuşama vardı. “Alisya!” dedi sesi bu sefer daha kısık ama doluydu. “Tutacağımı biliyorsun. Ama seni koruyabilmek için önce risk almamanı tercih ederim.”
Bu sözler beni şaşırttı. Kalbim hızlandı ama belli etmemeye çalıştım. “Romantik olmaya çalışıyorsan, pek başarılı değil” diye mırıldandım sonra biraz daha yavaş bir sesle ekledim. “Ama fena da değildi.”
Pamir kaşlarını kaldırdı, dudaklarında beliren küçük bir gülümsemeyi saklamaya çalıştı. “Sen de inatçı olmaya çalışıyorsan oldukça başarılısın.”
Aşağıya baktım daha fazla uzatmanın alemi yoktu. Hafiften de yağmur çiselemeye başlamıştı sonra hafif bir iç çekerek daldan kayıp yere indim. Pamir hemen yanımdaydı, kolumu hafifçe tutarak dengemi kontrol etti. “Tamam mıyız?” diye sordu. Gözleri ciddiydi ama endişe yerini hafif bir rahatlamaya bırakmıştı.
“Tamamız,” dedim. Ama gözlerim onun yüzündeki ifade üzerinde biraz daha durdu. Çok mu endişelenmişti? Yoksa bu benim hayal gücüm müydü?
Bir an sessizlik oldu. Sonra Pamir, “Bir daha böyle şeyler yapma, tamam mı? Seni kaybetme düşüncesi...” dedi ama cümlesini tamamlamadı.
Gözlerimi kaçırdım. “Biraz dikkat çekmek istemiş olabilirim,” diye itiraf ettim.
Pamir hafifçe güldü. “Dikkat mi? Alisya, sen zaten fazlasıyla dikkat çekiyorsun.”
O an, Pamir’in gözlerinde bir şey gördüm. Gerçek bir bağlılık, bir dürüstlük… Ve belki de bir şey daha. Ama tam anlayamadan geri adım attı ve eski ciddiyetine döndü. Ben ise o anın biraz daha sürmesini istedim. Kafamda, onun gerçekten ne hissettiğini anlamaya çalışarak.
Beni şaşırtacak bir hamlede bulundu, yere eğilerek “Hadi bin sırtıma” dedi.
Aval aval ona bakarken “Ne yapıyorsun? Saçmalama” dedim.
“İtiraz hakkını çoktan doldurdun” diyerek ayağa kalktı ve beni omzuna attı. Midem ağzıma gelmişti, saçlarım dağılmış ve gözlerim sıkı poposuyla bakışıyordu. “Bırak beni” dedim isyan ederek.
“Ayakta duramıyorsun?”
“Kim? Ben mi?” Soruma cevap vermedi. Sırtında beni taşıyorken beline vurdum. “Pamir Efe ne kadar çirkinsin” dedim.
Arabaya kadar yürümeye devam ediyordu. Dünyaya ters bakarken ellerimi açtım. “Neşelen bebeğim” diye bağırıyordum ki bu benim genelde yaptığım bir şey değildi.
Arabanın yanına geldiğimizde Pamir beni omzundan indirdi ve kendimi yerde bulmam bir oldu.
“Hay aksi! Ne kadar ağırsın, belim koptu,” diye sitem etmeye başladı.
Gözlerim de iyi görmüyor iki tane görüyordum. Pamir den iki tane görmek kalp atışlarımı hızlandırdı ve bunu kaldıramazdım. Arabanın kapısını açtı ve beni bindirdi.
Pamir, yolda küçük şirin bir kafeden kahve aldı. Arabayı da sahil kenarına park edip arabanın içinde sahilin dalga sesleriyle dolu sessiz bir ortamda oturuyorduk. Pamir kahve bardağını bana uzatırken, yüzünde karışık bir ifade vardı.
“İşte kahven. Belki biraz ayılmana yardımcı olur,” dedi. Sesi nazikti ama gözlerinde hafif bir endişe vardı.
Kahve bardağını alırken ellerim titredi. “Teşekkürler” dedim mırıldanarak. Kahveye odaklanarak onun bakışlarından kaçınmaya çalıştım. Pamir, sessizce beni izliyordu. Sonunda dayanamamış olacak ki, “Ne oldu sana, Alisya? Bu gece niye böyle davrandın?” diye sordu. Sesi yumuşak ama merak doluydu.
Kahvemi yudumlayıp ona bakmadan cevap verdim. “Ceylin sabrımı sınıyor.
“Bu geceki yaptıkların beni korkuttu. Ağaca tırmanmakta neyin nesiydi?”
Gözlerimi ona kaldırdım. “Bu kadar mı korktun?”
Pamir bir an sessiz kaldı. Sonra hafifçe güldü ama gülmesi samimiydi. “Evet, korktum. Seni böyle bulmayı beklemiyordum. Ayrıca… seni kaybetmek istemem, Alisya.”
Kalbim hızlandı. Bu kadar doğrudan bir cevap beklemiyordum. Ama bu cümlede saklanan başka bir anlam var mıydı, bilmiyordum.
“Ben de seni kaybetmek istemem,” dedim sesim daha fısıltı gibi çıkmıştı.
O an arabanın içinde zaman durmuş gibiydi. Dışarıda dalgaların sesi yankılanırken içeride sadece biz vardık. Pamir’in bakışları üzerimdeydi, gözlerinde hem anlamaya çalışan bir derinlik hem de kendini geri tutan bir mesafe vardı.
“Alisya…” diye mırıldandı, sesi biraz titrer gibi. Ama devam etmedi.
“Ne?” diye sordum daha fazlasını duymak ister gibi.
Pamir bir süre daha sustu sonra gözlerini benden kaçırıp ön cama baktı. “Hiçbir şey. Sadece... Bazen seni anlamak çok zor oluyor.”
Aslında onu anlamak daha zordu. Kapalı bir kutu gibiydi. O kutunun içine kendini hapsetmişti, bazen çok depresif bazen de çok neşeli. Pamir hangisiydi? “Bana bunu mu soruyorsun asıl seni anlamak çok zor” diye mırıldandım.
Anlamayarak “Ne?” dedi.
Benim hakkımda da böyle düşünmesini garipsedim. “Bunu kötü bir şey olarak mı söylüyorsun?” diye sordum, hafif bir meydan okumayla. Ona doğru eğildim. Yüzümde biraz alaycı bir gülümseme vardı ama içten içe, ne söyleyeceğini gerçekten merak ediyordum.
Pamir, gülümseyerek başını iki yana salladı. “Hayır, kötü bir şey değil. Sadece sen, Alisya… Sen başkasına benzemiyorsun. Ve bazen bu beni korkutuyor.”
Bu sözler beni şaşırtmıştı ama aynı zamanda kalbimde garip bir sıcaklık hissettim. “Belki de farklı olmamız, birbirimizi tamamlamamız içindir” dedim hafif bir gülümsemeyle.
Pamir bana baktı ve gözlerinde derin bir şey vardı; belki bir teşekkür, belki bir korku, belki de ikisinin arasında bir yerde kalan bir duygu.
“Belki de haklısın,” dedi sonunda ama yüzündeki ifade hala karmaşıktı.
Aramızdaki sessizlik, dalgaların sesine karıştı ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Belki de bazı şeylerin söylenmesine gerek yoktu; sadece hissedilmesi yeterliydi.
Yüzüme doğru beni öpmek ister gibi eğildi o kadar yakındı ki kokusunu ciğerlerime dolduracak kadar. Elleriyle saçlarımı geriye doğru ittirip elf kulağını kulağımdan çıkardı.
Kahveyi göstererek “İç, eve böyle gidemezsin” dedi emir vererek.
Sarhoş Alisya’ya söz dinletmek biraz zordu. İçmeyecektim. “Hayır içmeyeceğim,” diye bağırdım.
“Beni sağır etmeye mi çalışıyorsun? Kulağımın dibinde bağırma.”
“Sende dibime girme öyleyse, Ceylin olsa hoşlanırsın,” dedim alayla dudaklarımı yana bükerek sonra alaycı bir kahkaha attım.
Bıkkın bir nefes verdiğinde sabrının sonunda olduğunu belli edercesine ela gözlerini yüzüme dikti ve sert bir bakış attı.
“İç şu kahveyi,” diyerek kahveyi ağzıma yaklaştırdı ve kokusu midemi bulandırmaya başladı.
“İçmeyeceğim bırak beni.”
O anda Pamir’in telefonu çaldı. Ben ise kendimden geçmek üzereydim.
“Hayır iyi değil... Tamam geliyoruz” gibi bir şeyler duyduğumu hatırlıyorum.
Uyku uyanıklık arasında kalmıştım ama uyuduğumu da söyleyemezdim.
Pamir, arabanın kapısını açarak bana yardım etti. “Hadi bakalım, Alisya. Eve gidelim. Ama sessiz olmalıyız yoksa baban ikimizi de mahveder,” dedi alaycı bir tonlamayla.
Ayağa kalktım ama bir adım atar atmaz sendeledim. Pamir hızla beni tuttu. “Tamam, sanırım seni taşımam gerekiyor,” dedi ve beni kollarına aldı.
“Beni taşımak zorunda değilsin, Pamir. Gayet iyiyim,” diye mırıldandım ama başım dönüyordu ve bu pek inandırıcı değildi.
Pamir gözlerini devirdi. “Evet, gerçekten iyi görünüyorsun” dedi hafif alaycı bir tonla. Sonra beni kucağına alıp eve doğru yürümeye başladı.
Eve yaklaştığımızda Pamir adımlarını yavaşlattı. “Tamam, şimdi sessiz olma zamanı. Ailen uyuyor olmalı ama bu kadar sessiz bir evde her şey duyulur” diye fısıldadı.
Ben hafifçe kıkırdadım. “Sessiz olamam Pamir. Ben doğal olarak sesliyim.”
Pamir kaşlarını çattı. “Sessiz olmayı öğrenmek zorundasın. Yoksa baban bizi yakalarsa, hiç iyi şeyler olmaz.”
Gülümsememi saklamaya çalışarak başımı ona yasladım. “Tamam, sessiz olacağım. Ama bunun ödülü ne olacak?”
“Ödül mü?” diye sordu, hafif bir şaşkınlıkla. “Seni odana kadar taşımış olmam yeterince büyük bir ödül değil mi?”
Omuz silktim. “Hayır. Bence biraz daha fazlasını hak ediyorum.”
Pamir başını iki yana salladı ama dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. “Sadece sessiz kal. Belki düşünürüm.”
Evin içine girdik. Pamir dikkatlice adım atıyordu ama benim Pamir’in kucağında olma düşüncesi beni güldürüyordu. Pamir bana dönüp uyarı bir bakış attı. “Şşş! Alisya, biri duyarsa bu durum felakete dönüşebilir.”
Ona gülümseyerek fısıldadım. “Beni taşımak senin fikrindi.”
Sonunda odama ulaştık. Pamir kapıyı sessizce açtı ve beni yatağıma bıraktı. Üzerimdeki battaniyeyi düzeltirken Tüylü’yü de kucağıma bıraktı. Sanki çocuğunu yatağına yatıran annelere benziyordu bu hali. “Ben çocuk değilim,” dedim Tüylü’ye sarılırken.
Bana baktı. “Tamam artık buradan sonrasını halledebilirsin, değil mi?”
“Beni terk mi ediyorsun?” dedim dudaklarımı büzerek.
Pamir derin bir nefes aldı. “Alisya, gece yarısında seni taşımak yeterince delilikti. Baban bizi yakalamadan önce gitmem gerekiyor.”
“Tamam, tamam. Gidiyorsun,” dedim sahte bir küskünlükle. Ama içimde, bu gece onun yanımda olmasından dolayı bir rahatlama vardı.
Kapıya doğru yürüdü, ama çıkmadan önce durdu ve bana döndü. “Alisya... Bir dahaki sefere beni bu kadar korkutma, tamam mı?”
Ona gülümseyerek başımı salladım. “Söz.”
Kapıyı kapatıp sessizce ayrılırken, onun varlığı hala odada hissediliyordu. Pamir, hayatıma bir karmaşa getirmişti ama aynı zamanda bir denge de. Ve bunu düşündükçe, kendimi hafifçe gülümserken buldum.
Yatağımda uzanmış, Pamir’in birkaç dakika önce sessizce odadan çıkışını düşünüyordum. Ancak içimdeki bir şey onun gitmesine izin veremeyeceğimi söylüyordu. Aniden yerimden kalktım, odanın kapısını sessizce açtım ve koridorda Pamir’i yakaladım.
“Pamir!” diye fısıldadım, sesim biraz kararsız ama bir o kadar da yumuşak.
Pamir, tam odasının kapısına yönelmişken durdu ve bana doğru döndü. Kaşlarını hafifçe kaldırarak “Ne oldu, Alisya? Yine bir şey mi yaptın?” diye sordu ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Ona doğru birkaç adım attım. “Sadece teşekkür etmek istedim. Bu gece benimle ilgilendiğin için.”
Pamir bir an duraksadı sonra omuzlarını silkerek gülümsedi. “Alisya, bu kadar ciddi olma. Seni bırakıp gitmek gibi bir seçeneğim yoktu.”
Hafifçe güldüm ama gözlerim onun gözlerinden ayrılmadı. “Seninle konuşmak istedim.” Sesim daha alçak bir tona indi. “Sadece birkaç dakika daha.” Yanımdan gitmesini istemiyordum. Onun yanında kendimi daha güvenli hissediyorum.
Pamir, benim bu halime anlam vermeye çalışıyormuş gibi baktı. Sonra başını yana eğdi. “Gerçekten ne söylemek istiyorsun?”
Kalbim hızlanıyordu. Pamir’in yanında kendimi güvenli ama aynı zamanda huzursuz hissediyordum. Onunla olduğum her an, içindeki karmaşık duygular daha da yoğunlaşıyordu. Alkolün de verdiği cesaretle “Seninle olmak… Garip bir his. Beni korkutuyor ama aynı zamanda… Beni rahatlatıyor,” dedim dürüstçe.
Pamir, bir an sessiz kaldı. Gözlerini benden ayırmadan sessizliği bozdu. “Beni rahatlatan bir şey söyleyeyim mi? Aynı şeyleri hissediyorum.”
Bu itirafı hoşuma gitmişti. Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. “Ne demek istiyorsun?” diye sordum. Sesim neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü.
Pamir, birkaç adım bana doğru yaklaştı. Aramızda ki mesafe azalmış, nefesimi duyacak kadar yakınlaşmıştı. “Senden kaçmaya çalıştım, Alisya. Ama ne zaman bunu denesem, seni düşünmeden duramıyorum. Sanki seninle birlikteyken her şey daha gerçek, daha… Anlamlı oluyor.”
Pamir’in gözlerinde bir sıcaklık hissettim. Pamir’in bu kadar açık ve dürüst olması beklenmedik ama bir o kadar da içten gelmişti. “Ben de bunu hissediyorum” dedim sesimde titreyen bir samimiyetle.
Pamir, elini uzatarak yanağıma hafifçe dokundu. Bu, aramızda geçen en sakin ama en güçlü anlardan biriydi. “Alisya” diye fısıldadı. “Sen… Tehlikelisin. Çünkü beni olduğumdan farklı biri yapıyorsun. Ve ben buna hem direnmek istiyorum hem de bırakmak.”
Başımı eğdim ama gülümsemekten kendini alamadım. “Belki de değişmek kötü bir şey değildir” dedim hafifçe.
Pamir, yüzünde bir gülümsemeyle bana baktı. “Belki de.”
Aramızdaki bu an, sessiz ama bir o kadar da derindi. Konuşmasakda hissettiklerimiz her şey bu anda ifade edilmişti. Pamir’in eli yavaşça geri çekildi ama bakışları hala gözlerimdeydi.
“Şimdi gerçekten gitmeliyim” dedi Pamir, göz kırparak.
“Peki. Ama beni yarın bulmayı unutma.”
Pamir, bir kez daha gülümseyerek başını salladı. “Unutmam, Alisya. Seni asla unutamam.”
Ve sessizce odasına girerken bende odama yöneldim.
Ama ikimiz de bu gece uyuyamayacağımızı biliyorduk.
OY VE YORUM YAPMADAN GEÇMEYİN LÜTFEN!
Bölüm etkileşimi
