34. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 34
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 34
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN!
SEVGİLERLE 🌸
☆Gözlerinde yüreğime akan bir sevgi, bir de merhamet vardı ama artık kimse bana senin baktığın gibi bakmayacak çünkü burada herkes sevgisiz, merhametsiz☆
Uyuduğum en güzel uykulardan biriydi yattığım yer çok rahatsız olsa da. Sancısız, rahat ve zihnen daha boş hissediyorum. Başım sert yerde, birine kollarım dolanmış şekilde yatıyordum. Bana dolanan kollar, bana sevgi sıcaklığını hissettiriyor ve benim içimi sımsıcak sarıyordu. Bu rahatlıkla masum bir kedi gibi yattığım yere sindim. Kedi gibi daha çok sokulurken kokuyu daha çok içime çektim.
Beni uyandıran kokuydu. Gözlerimi açmadan koklamaya başladım. Kokuyu içime derin derin çekerken gözlerimi kırpıştırarak açtığımda şaşkınlıkla başımı koyduğum göğse baktım. Başımı yukarıya doğru kaldırdığımda Pamir’in uyuyan yüzüyle karşı karşıya geldim. Pamir’in göğsünde sarmaş dolaş bir şekilde uyuya kaldığıma inanamıyordum.
Pamir gözlerini kırpıştırdığında panikle kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştım ama bedenimi kavrayan elleri beni göğsüne tekrar çekti.
“Şşş” diye bir ses çıkardı. Gözleri hala kapalı sesi uykuluydu.
Etrafıma bakındığımda yerde uyuyakalmıştık. “Burada mı uyumuşuz?”
Gözlerini kısıp bana bakarak “Öyle olmuş” diye fısıldadı saçlarımın arasına. “Başım çatlıyor.”
Üzerinden kalkmaya çalışırken “Çatlar tabii” diye mırıldandım. O ise beni daha sıkı kavrayıp ters çevirdi. Şimdi ben altta o üstteydi. Korkuyla gözlerim kocaman açıldığında beni daha da korkutacak bir şey yaptı. Yanağımdan masumca öptü. “Günaydın.”
Benden uzaklaşıp ayağa kalkarak elini bana doğru uzattı. Elini tutmak için tereddüt etmedim. Elini tutup beni yattığım yerden kaldırdı. “Bu neydi şimdi.”
“Bilmem içimden geldi” dedi. “Kurt gibi açıktım. Yukarı çıkıp bir duş alacağım.”
Hala beni yanağımdan öptüğünün şaşkınlığını atamamış olarak arkasından bakakaldım. Üzerime bir sersemlik çöktüğü için aval aval arkasından bakmaya devam ettim sonra da istemsizce sırıttım. “Dengesiz!”
Saate baktım on ikiye geliyordu. Dün gece Eray ile Şule’ye mesaj atmıştım. Beni idare edeceklerdi. Yerdeki içki şişelerini toplayıp çöpe attım. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Çıktığımda mutfağa gittim ve çok acıkmıştım. Dolabı açtığımda yiyecek bir şeyler olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. Acaba buraya başka biriyle mi geliyordu? O başka biri Ceylin olabilir miydi? Yine kuruntu yapmaya başlamıştım ama bu eve sürekli gelmeseydi bu kadar düzenli, her şey yerli yerinde olmazdı ki. Dolapta bile yiyecek bir şeyler vardı. Daha fazla düşünmeyi kesip ilk işim çayı demlemek oldu. Kahvaltılıkları dolaptan çıkarıp masaya yerleştirdim.
Pamir geldi. Üzerine basit beyaz bir tişört ve gri eşofman altı giymişti. Saçları ıslaktı ve tam bir ev halindeydi.
“Seni böyle görmek gözlerimi yaşarttı.”
“Açken ben” dedim arkamı ona dönerek. “Ben değilim.”
“O zaman sana güzel bir kahvaltı hazırlayayım” derken sesinde beğenmişlik vardı.
“Hm buna hayır diyemem.”
Çekmeceden bir ilaç alıp içti. İlacın kapağı yoktu.
“Bu ilaç ne için?” diye sordum. Fazla meraklı görünmemeye özen gösterdim.
“Ağrı kesici” diye geçiştirdi. Babam ve Onur’dan Pamir’in ilaç kullandığını duymuştum ama ne ilacı kullandığıyla ilgili bir fikrim yoktu. Beraber kahvaltı hazırlıyorduk.
“Burada senden başka biri daha yaşıyor mu?” diye sordum bardaklara çayı doldururken.
“Hayır buraya benden başka kimse bilmiyor” dedi sonrada ekledi. “Birde senden başka” diyerek göz kırptı.
“Peki Onur biliyor mu?”
“O da bilmiyor.”
Sessizce kahvaltımızı yapıyorduk. Çayım bittiğinde doldurmak için çaydanlığa doğru uzandım ama o izin vermeden çayımı doldururken üzerime sıcak su döküldü. “Yandım, yandım” diye bağırırken ayağa kalktım.
Pamir de telaşlı görünüyordu ve bir çırpıda ayağa kalktı. “Özür dilerim, özür dilerim” diye tekrarlıyordu karşımda. “Çıkar üstünü.”
Tereddüt etsem de daha fazla dayanamadım resmen haşlanmıştım. Başımı salladım. Üzerimdeki kazağı çıkarırken o da yardım etti. Karşısında üzerimde ki sütyenle kalakalmıştım. Çıplak kaldığım için utandım ve hızlıca ellerimle kapattım. Pamir buz getirdi hemen. Buzu vücuduma sürerken ne yaptığına baktım. “Bırak ben hallederim.” Çok utanıyordum.
Endişe dolu gözleri beni bulduğunda “İyi misin?” diye sordu.
Kafamı sallarken bakışları tekrar karnıma kaydığında iyi olduğumu gözleriyle görmek istiyor gibiydi. Bu yaptığıyla yüzüm alev alev yanmaktan başka bir işe yaramıyordu. “Dur” dedi sanki yeni aklına gelmiş gibi. “Yanık kremi vardı.” Kremi bulmak için dolapları karıştırırken yanan yerlerime bir elimle buzu gezdirdim diğer elim sütyenimin üzerindeydi. Kremi getirip eliyle yavaşça karnıma sürüyordu dokunduğu yerler karıncalanma hissi veriyordu. Başparmağı tenimde hafifçe gezdirmeye başlayıp gözlerimin içine baktı doğrudan. Aramızda garip bir çekim vardı. Nefes alış verişlerim düzensizleşti. O da benden farklı değildi. Böyle bir şey beklemediğim için karşısında donup kaldım. Parmağı karnımda kremi yedirmek için mesaj yapar gibi geziniyordu.
“Aramızdaki çekimi sende hissediyor musun?” diye sordu. Pamir çok yakışıklıydı. Onu ilk tanıdığımdan beri hissediyordum. Başımı sallayarak onayladım. Elleri belime doğru kayıp beni kendine yavaşça çekti. Bedeni bedenime çok yakındı. Cesurca birazda utangaçla gözlerine bakıyordum. Ela gözleri dikkatle bana bakıyordu. Ellerim ise hala başka yerlerimi gizlemekle meşguldü.
“Bu yaşıma kadar tam ne istediğimi bilmiyorum ama seni sevmek istiyorum. Senin de beni sevmeni istiyorum” dediğinde sözleri içtendi. Alnını alnıma dayadı. Ellerim boynuna dolanmıştı. “Beni incitmenden korkuyorum.”
“Ya sen beni incitirsen” derken sesim bir fısıltı gibi çıkmıştı.
“Seni asla incitmek istemem” dedi ve gözlerini kapattı. “Sanki seni bana çeken bir güç var. Kendime engel olamıyorum.” Gözlerimi kapatmamak için direniyordum. “Alisya çok yorgunum sende dinlenmek istiyorum.”
“Pamir” dedim kendimi kaybetmiş bir halde.
“Sürekli seni düşünürken buluyorum kendimi. Neden sürekli seni düşünüyorum? Neden hiç aklımdan çıkmıyorsun?” Alnı alnımdan ayrıldığında o cüretkar ela bakışları dudaklarıma kaydı. Dudakları dudaklarıma çok yakındı. Biz bu haldeyken kapı çaldı. Bir anda panik oldum.
“Korkma burayı kimse bilmiyor.”
“Birini mi bekliyordun?” diye sordum.
“Hayır. Burası ıssız bir yer. Kesin yolunu şaşırmış biridir.” Biz sarmaş dolaş sarılmış haldeyken kapı ısrarla çalıyordu. Pamir saniyeler içinde gözünü açıp kapattı. “Bir daha sana duygularımı böyle anlatamamaktan korkuyorum. O yüzden çalar çalar gider.”
“Kapıyı açmazsak kıracak gibi çalıyor.” Pamir sinirlenmişti. Bir çırpıda üzerindeki beyaz tişörtü çıkarıp üzerime giydirdi ve tişört üzerimde bol duruyordu. Onun üstü çıplak kalmıştı. “Gidip kapıya bakacağım burada ve kaldığımız konuşmaya devam edeceğiz.”
“Üsttün çıplak mı kapıya bakacaksın?” Pamir beni duysa da söylediğime cevap vermedi.
Kapıyı açtığında Pamir’in şaşkın sesi kulağıma geldi. “Burayı nasıl buldun?”
“Dün geceden beri yokmuşsun. Telefonunda kapalı. Metin amca aradı.” Gelen kişi Onur’du. Burada, Pamir ile baş başa olduğumu öğrenirse iyi olmazdı.
“Benim bir bakıcıya ihtiyacım yok.”
“Seni çok merak ettik. Arabanda kulübün garajında bulundu. Bu evde nereden çıktı?” dedi Onur.
“Tamam işte nasıl olduğumu gördün. Babama da söylersin. Hadi git sen.”
“Bu evden neden benim haberim yok? Çekil kenara içeriye gireceğim.” Onur sözlerinde ısrarcıydı.
“Git Onur. Akşama görüşürüz.”
“Beni içeriye davet etmeyecek misin?” derken Onur içeriye girmiş beni görmüştü.
Onur’un gözlerinde onaylamaz bir bakış vardı. Sıkkın bir nefes verdi. “Siz ikiniz burada bu halde ne yapıyorsunuz?”
Benim üzerimde Pamir’in tişörtü vardı ve Pamir’in üzeri çıplaktı. Nasıl bir halde görünüyorduk kim bilir? Ama iyi bir halde görünmediğimiz kesindi.
Onur dişlerini göstererek sırıttı. “Aşk yuvanız burası mı?”
“Olabilirdi ama engelledin” dedi Pamir.
İtiraz ettim. “Ne saçmalıyorsun sen? Yok öyle bir şey.”
“O halde burada ne işiniz var?”
“Dün gece-“ diye başladım ama Pamir sözümü kesti.
“Boş ver Alisya. Bir şey anlatmak, kanıtlamak zorunda değilsin” derken Pamir kahvaltı masasına oturmuş çayını tazeliyordu. Bu kadar umursamaz olması canımı sıktı.
Onur da ceketini çıkartırken “Tabii bir şey anlatmak zorunda değilsiniz. Burada eşek başı var” dedi kinayeli. Kahvaltı masasına baktığında bir bardak kendi için aldı. “Kaynanam da seviyormuş. Otur kuzen otur çekinme.”
Gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi. Nasıl bir duruma düşmüştüm böyle? Yanlarına gidip masaya oturdum.
“Ee anlatın bakalım. Ne zamandan beri sevgilisiniz?”
Yine panikledim. Sevgili falan değildik ki biz. Belki az önce ya sevgili olacaktık ya da tamamen uzaklaşacaktık. “Saçmalamayı kes” dedim azarlayarak.
“Ama öyle görünmüyorsunuz?” dedi Onur şüpheyle. “Benim için sorun olmaz ama bizimkileri bilmiyorum.”
“Ortada sorun olacak bir şey yok” dedi Pamir.
Pamir’e bakışlarım kaydığında niçin sorun yoktu? Aramızda bir şey olmadığı için mi yoksa aramızda bir şey olduğu için mi sorun yoktu? Yine kafam karmakarışıktı. Kahvaltı masasında otururken kendimi yemeğe verdim. Onur ise sevgili olduğumuza inanmıştı. Pamir ise ne inkar ediyor ne de onaylıyordu. Aptal kalbim! Seve seve ne istediğini bilmeyen birini sevmişti.
“Akşam” dedi Onur. “Yemeğe davetliyiz.”
“Ne daveti?” diye soran Pamir sesinde bıkkınlık vardı. “Bir yere gidecek halim yok.”
“Alisya da geliyor” dedi imayla.
“Benim davetten falan haberim yok” derken salondan telefonumun sesi geldi. Salona gidip telefonumu elime aldım. Arayan Sefa’ydı.
“Nasılsın umutlu vaka?”
“İyidir de umutsuz vakaya ne oldu.”
“Umutsuz vaka gitti umutlu vaka geldi. Çünkü yeni hayat, yeni okul umutsuzluk geride kaldı.”
Güldüm. “Haklısın galiba.”
“Bu akşam bizdesin. Onur ve Pamir de gelecek.”
“Niçin?”
“Annem seni ve Eray’ı yemeğe davet etti. Tabii Sibel ’siz de olmaz.”
“Onur ve Pamir ne alaka.”
“Onur kendini zorla davet ettirdi.”
“Anladım” dedim. Sonra kısa bir sohbetten sonra telefonu kapattım.
Onur’un arabasıyla eve geldik. Pamir de bizimle gelmişti. Kazağım orada kalmıştı ve Pamir’in beyaz tişörtünün bir yanını pantolonumun içine sıkıştırmıştım. Kabanımı da giydiğimde böylece onun tişörtü olduğu belli olmuyordu. Arabadan indiğimde büyükannemin şoförü yanımıza geldi. “Sizi arka bahçede bekliyorlar.”
Üçümüz garip bir şekilde bahçeye yol aldık. Herkes bahçedeydi. Babam şirketten erken gelmişti ve Metin amca da vardı.
“Bizim kaçakta gelmiş” dedi Metin amca gözleri Pamir’in üzerinde.
Büyükannemin yanına oturdum. Pamir’i soru yağmuruna tutturduklarında olanları izliyordum. Gerçekten herkes merak etmiş olmalı. “Kafamı dinlemeye ihtiyacım var” diyordu Pamir söylenenleri çok takmayarak. Şuan tam bir serseri ve hayırsız evlat gibi göründüğünün farkında mıydı acaba? Ve ben bu hayırsızdan hoşlanıyordum. Onun için telaşlanıp sabaha kadar onu aradıklarını söylediklerinde Pamir yere bakıyordu.
“Benim bir bakıcıya ihtiyacım yok” derken yarım ağızla gülümsedi. “Bana biraz nefes aldırın.”
“Sen ne zaman büyüyeceksin? Sürekli peşinde koşuyorum.” Metin amca bezginlikle söylediği sözlerinde haklılık payı var olması benim bile canımı sıktı.
Dün gece Pamir’in yanına gitmeseydim belki de başına bir şey gelebilirdi. Pamir bazen sorumsuz, aklı beş karış havada bir çocuk gibiydi. Ben daha çok sorumluluk sahibi, olgun, ne istediğini bilen kişiler beğenirim ama Pamir tam tersiydi. O ise sorumsuz, serseri, hayattan ne istediğini bilmeyen hatta hayatta niçin yaşadığını bile bilmeyen birisiydi.
“Telefonumun şarjı bitmiş” dedi Pamir.
“Bir daha şarjın bitmeyecek. Ceylin’i de ara” dedi Metin amca. “Kız meraktan öldü.
Pamir’in bakışları bana kaydı. “Ceylin’in nereden haberi var?”
“Sana ulaşamayınca onunlasındır diye onu aradım.”
Daha fazla kalmak istemedim. Olayın şimdilik benimle bir ilgisi yoktu. O yüzden ayağa kalkıp içeriye girdim. Babam bana seslendiğinde olduğum yerde kaldım.
“Sabah seni göremedim.”
“Erken çıktım. Vizelere az kaldı.”
Babam anlayışla kafasını salladı. “Arabanda garajda duruyordu. Arabanı kullanırken hiç görmedim.”
Babam bir şeyleri sorgulamaya başlamıştı. Yüzümü normal tutmaya özen gösterdim yoksa babam hemen anlardı. “Bölümden bir arkadaşım geldi beni almaya.”
“Bugün Simge Hanımla olan randevuya da gitmemişsin” derken düz ifadesinden hoşlanmamıştım.
Randevuyu tamamen unutmuştum. “Hemen yetiştirdi mi?”
“Tabii ki de yetiştirecek senin iyi olmanı istiyorum.”
Babam iyimserce konuştuğu için geri adım attım ama bu Simge den kurtulacaktım ve babamı da kurtaracaktım. “Kütüphanede ders çalışırken aklımdan çıkmış.” Ne rahat yalan söyleyivermiştim.
“Kendine dikkat et! Her zaman nerede, ne yaptığını bilmek istiyorum” derken sözlerinde kararlıydı.
Pamir’e yapılan konuşmadan sonra nasibini bende almıştım. “Neden?”
“Sen beni ilgilendirirsin sen benim kızımsın.”
Yukarı çıkar çıkmaz Pamir’in odasına girdim. O fotoğraf duvarda asılıydı. Demek ki bu fotoğraftan iki tane vardı ama kafamda oturmayan bir şeyler kafamın içini kemiriyordu.
Odama girdim. Üzerimdekileri çıkarmadan kendimi banyoya atıp soğuk suyun altına girdim. Vücudumda yarattığı şok etkisiyle kendime gelirken gözyaşlarım gözümden düşmeye başladı ve hıçkırarak ağladım. İçimde bir boşluk hissi vardı ve o boşluk hissini Pamir ile dolduracağıma içten içe inanıyordum. Sevmek ve sevilmek! Güzel duyguydu. Sevmeyi de bilmiyordum sevilmeyi de. Sevgi kendiliğinden bulurdu insanı. Ama işte Pamir duygularından emin değildi. O hiçbir şeyden emin değildi.
Sakinleştiğimde çıktım banyodan. Akşam Ayşen teyzelere gideceğim için hazırlandım. Kapım çaldığında Eray’ın kapıdan beri kafası göründü. Yarın cumartesi olduğu için okul yoktu. Eray saçlarını aynı Pamir’in saçları gibi kestirmiş Pamir ve Onur'un tarzı gibi giyinmişti. Siyah deri ceket, içine de siyah kazak ve siyah pantolon giymişti. Eray yeni tarz yapmıştı kendine.
“Oo” dedim. “Yeni tarz yapmışsın.”
“Evet. Onur ve Pamir ile alışverişe gittim. Parfümüm nasıl?”
Eray’ı kokladım. “Bu Onur’un parfüm kokusu.”
“Evet. Artık aynı kokuyu kullanacağız. Bir sürü yeni kıyafet aldık ve saç bakım ürünlerini de aldık.”
“Yakışmış” dedim. Bu eve ikisi yetiyordu bir de Eray çıkmıştı. Aynanın karşısına geçti. “Tü tü tü maşallah! Çok yakışıklısın yine ayna çatlayacak” dedi Eray kendini beğenmiş bir şekilde. Yandan bir bakış attım. “Hadi” dedi heyecanla. “Gidelim.”
Beraber aşağı indik. Salonda Onur ve Pamir oturuyorlardı ve bizi görünce ayağa kalktılar. Evden çıkarken büyükannem “Gidiyor musunuz? Aman dikkatli gidin gelin.”
“Merak etme büyükanne” dedi Onur.
Pamir ile şuan yalnız kalmak istemiyordum zaten Onur’un da bakışları üzerimizdeydi. Onur’un arabasına doğru yönelirken Pamir’in gözleri bana döndü. Arabanın ön kapısını açıp otururken hala gözleri üzerimdeydi. Kısa bir bakış attıktan sonra gözlerimi üzerinden çektim. Eray, Pamir ile gitmeye karar vermişti.
Yolda çiçekçiden iki tane çiçek aldık. Apartmanın önüne geldiğimizde Melahat teyze penceredeydi. “Siz mi geldiniz. Valla sizi gördüğüme çok sevindim.”
“Nasılsın Melahat teyze?” diye sordum.
“İyiyim kızım. Sende bizi unuttun” diye dert yanmaya başladı.
“Olur mu öyle şey? Hep aklımdasın pek fırsatım olmuyor gelmeye.”
“Onur evladım sen nasılsın?”
“İyiyim teyzeciğim” dedi Onur, Melahat teyzenin duyabileceği bir sesle sonra da bana döndü. “Adımı nereden biliyor?”
“O her şeyi bilir” dedim Onur’a doğru. Çiçeğin bir tanesini Melahat teyzeye verdim. Çok mutlu oldu yüzünden belliydi. Oğlu geldiğinden beri karamsarlığı gitmişti üzerinden. Sibel de hep mutlu diyordu Melahat teyze hakkında. “Görüşürüz Melahat teyze.”
“Görüşürüz evladım” dedi güler yüzle.
Apartmana girip yukarıya çıktık. Zile bastığımda kapıyı Sibel açtı. Beni görünce “Hoş geldin Alisya” dedi heyecanla. Sonra Onur’u görünce yüzü düştü.
“Hoş buldum Sibel.”
“Bana hoş geldin yok mu?” diye sordu Onur.
Sibel yarım ağızla “Hoş geldin” dedi.
“Hiç öyle bakma asi kıvırcık çiçekler sana değil” derken Onur ceketini çıkartıp Sibel’e verdi.
Sibel alayla kaşlarını yukarı kaldırıp “Çiçekler bana diye çok korkmuştum zaten” dedi.
İçeriye geçtiğimizde Ayşen teyze mutfaktaydı ve fırından böreği çıkartıyordu. “Ayşen teyze neden bu kadar zahmet ettin?”
“Aa duymamış olayım kızarım.”
Diğer çiçeği de Ayşen teyzeye verdik. Kapı çaldı. “Ben bakarım” dedi Sibel. Eray ve Pamir gelmiştir. Tamda tahmin ettiğim gibi onlardı. Ayşen teyzeyle sohbet ettim. Suna da vardı. “Bugün derse neden gelmedin?” diye sordu.
Ayşen teyze hemen azarlayarak “Derslerini kaçırma telafisi zor olur” dedi.
Uslu bir çocuk gibi “Bir daha olmaz” dedim.
Tekrar kapı çaldığında bu kez ben bakmaya gittim. Melahat teyzenin oğlu Furkan gelmişti. İlk kez Melahat teyzenin yanına geldiği zamandan beri görmemiştim. “Hoş geldin” dedim.
“Hoş bulduk” dedi aksanlı sesiyle. Sonra da hatırlar gibi bir duraksadı. “Alisya!”
“Maşallah sende de ne hafıza varmış Furkan.”
Gülümsedi. Gülümserken utanarak elini saçının içinden geçirip “Öyle anneme çekmişim.”
Bana uzun uzun bakarken “Hadi geç içeriye kapıda kaldın” dedim. İçeriye geçerken mahcuptu biraz. Tam kapıyı kapatacaktım ki Emre’yi gördüm. “Geç kalmamışımdır umarım.”
“Tam zamanında geldin. Eray da içeride.” Emre de içeriye geçtiğinde son kez merdivenlere baktım. Başka gelen yoktu ve kapıyı kapattım. Sibel herkese Furkan ile sevgili olduğunu anlatıp Onur ve Pamir’in yanında ağızlarından kaçırmamaları için uyarmıştı. Hep beraber masada yerimizi aldık ve sıcak bir ortam vardı içeride. Yemek boyunca sohbet ettik. Güzel, keyifli bir akşamdı. Yemeğin sonuna geldiğimizde masayı toplamaya yardım ettim.
Sibel ile mutfağı toplarken fısıltıyla dün geceki olanları anlattım. Mutfağa biri girip çıkarken hemen konuşmayı kesiyorduk ya da Sibel hızla konuyu değiştiriyordu. Onur’un da bizi gördüğünden bahsettim. “Onur’a ne oluyormuş?”
Omuz silkerken “Ne bileyim ben” dedim.
“Üstüne kuma gelecek diye korkuyordur.”
“O ne demek?”
“Onur ve Pamir yakın arkadaşlar ya sende Pamir ile sevgili olursan bu durumda Onur’un üzerine kuma gelmiş oluyorsun. En yakın arkadaşını elinden alacaksın ya ondan yapıyordur.”
Gülmeye başladım. “İlahi Sibel alem insansın. Hiç güleceğim yoktu” dedim.
“Siz olmuşsunuz da senin haberin yok.”
“Heveslendiriyor ama ortada bir şey yok. Hiçbir şey olmuyor Sibel.”
“Ay sanki kaygı deposu gibisin.”
“Birde Ceylin var” dedim tiksinerek. O sırada Suna içeriye gelince konuşmamız yarıda kaldı.
“Bitti mi işiniz?” dedi Suna alınarak. Bu kızda her şeye alınıyordu. Ona da anlatamazdım ki. Suna’ya anlatacak kadar yakın hissetmiyordum.
“Bitti” dedim.
Çay servisi yaptıktan sonra kapı çaldı. “Beklediğimiz biri var mı?” diye sordu Sibel.
“Hayır” dedi Sefa. Suna kapıya bakmaya gitti. Melahat teyze gelmişti. “Ne güzel hep beraber buradasınız. Rahatsız etmemişimdir inşallah.”
“Olur mu abla hoş geldin” dedi Ayşen teyze.
Melahat teyze oğlunun yanına oturdu. “Oğlumu merak ettim. Yavrum burada mıydın?”
“Buradayım” dedi Furkan annesinin elini tuttu. Melahat teyze oğlunu kaybetmekten tekrar terk edilmekten korkuyordu.
Onur onların bu halini görünce hemen aklına bir şey gelmiş gibi Sibel’e baktı. Tekrar yüzü Melahat teyzeye döndü. “Melahat teyze Sibel sizin öz yeğeniniz mi?”
“Evet Onur oğlum.”
“Furkan üvey oğlunuz mu?” diye sordu bu kez Onur.
“Yok Onur oğlum öz oğlum” dedi Melahat teyze yüzünde sevecenlikle.
“Yani Sibel ve Furkan kuzen oluyor bu durumda.”
Biz şaşkınlıkla olayları izliyorduk. Hemen Furkan “Yoo” dedi. “Biz Sibel ile sevgiliyiz.”
Melahat teyze “Aman oğlum ne diyorsun sen?”
Sibel de “Biz Mardinliyiz bizim oralarda normal böyle şeyler” dedi olayı kıvırmaya çalışarak. Melahat teyzenin kalbine inecekti.
“Maşallah çok yakışıyorlar” dedi Ayşen teyze Sibel’in yalanı ortaya çıkmaması için. Aslında ilk Sibel söylediğinde çok kızmış ama işte kırmamış bizimkileri.
Eray da hemen durur mu? “Melahat teyze tam senin gibi bir gelin” dedi sesli bir şekilde gülerken Emre de ona katıldı. “İyi anlaşırsınız. Huyunu suyunu biliyorsun.”
“Melahat teyze Sibel den iyi gelin mi bulacaksın” dediğinde Sefa bende onayladım. “Ne güzel işte” dedim.
Furkan da “Sibel çok iyi kız” dedi.
“Kız Sibel biz Mardinliyiz ama sen kaç kere Mardin’e gittin? Oraların törelerini geleneklerini nereden bileceksin?” Melahat teyzeye keşke baştan anlatsaydık. Kadın bir geldi ortamı karıştırdı.
“Biz törelere ve geleneklere sadık insanlarız” diyen Sibel bıkkın bir nefes verdi. “Çoğunlukla yaz tatilini Mardin de geçiriyorum.”
“Hadi oradan! Baban duysa kemiklerini kırar. Zaten seni çok şımarttılar. Ben o Nebahat’a sorarım” dedi Melahat teyze kızgınlıkla.
“Melahat teyze şimdi ben anlamadım” dedi Eray. “Sen Sibel’i beğenmiyor musun? Gelinin olarak istemiyor musun?”
“İnanmıyorum sana Melahat teyze sen beni istemiyorsun.” Sibel duygu sömürüsü yapmakta çok iyiydi ve yalandan ağlamaya başladı.
Furkan Sibel’in yanına gidip başını göğsünü yasladı. “Ağlama aşkım.” Onur’un bakışları biraz karardı bu halde Sibel ve Furkan’ı görünce.
“Ne aşkımı oğlum o senin kardeşin sayılır” dedi Melahat teyze yüzü seğirirken.
“Birbirlerini seviyorlarsa kimseye söz düşmez” dedi Pamir. Şuna bak ya! Kimi sevdiği belli değil. Onur dirseğiyle Pamir’e vurdu.
“Olur mu öyle şey oğlum. Onlar kuzenler” dedi Melahat teyze. Bir türlü kabullenmek istemiyordu.
“Biz birbirimizi kuzen olarak hissetmiyoruz sonuçta ayrı büyüdük” dedi Sibel yalancı gözyaşlarını silerken. Valla yalan olduğunu bilmeseydim ben bile inanırdım. Furkan da Sibel’i onayladı. “Hissetmiyoruz öyle şeyler.” Şuan ikisi aşkını savunan iki aşık gibi görünüyorlardı. Onur’un yüzü ifadesizdi ama bakışlarından bu durum hoşuna gitmediği belliydi. Sibel salondan hızlıca çıkıp gitti.
“Melahat teyze, senin yüzün kireç gibi oldu. Oğlum tansiyon aletini getir” dedi Ayşen teyze telaşla. O telaşla üzerime çay döktüm. Çok şükür bu kez çay soğuktu. Pamir ayağa kalkıp “İyi misin?” diye yanıma geldi.
“İyiyim soğuktu çay” dedim.
“Üzerin battı” dedi Suna. Başımla onayladım. “Yandaki evde kıyafetim vardı.”
Kimi Melahat teyzeyle, kimi Sibel ile ilgilenirken yandaki eve gitmek için Ayşen teyzenin anahtarlıklarından bizim evin anahtarını aldım. Üzerim ıslaktı, yapış yapış ve rahatsız hissettiriyordu. Evden çıkıp karşı daireye girdim. Anahtarı kapıda bıraktım nasıl olsa hemen üzerimi değiştirdiğimde evden çıkacaktım. İçeriye girdiğimde ev havasızdı sanki kan kokusu burnuma doluyordu. Bu eve baktığımda çok şey görüyordum. Hala geçmişte yaşadıklarımı sindiremiyordum bir türlü unutamıyorum. Her şey taptazeydi. Kabuslarım beni rahat bırakmıyordu. Bu evde bir şekilde mutlu olmaya çabalıyordum. Meral annem bu evde kendini kendi benliğini kaybetmişti. Meral annem yıllardır Meral değildi ama kimse fark etmemişti. Hikayesi ne kadar acıydı daha günlüğün hepsini okuyamamıştım. Benim bile içim almamıştı ama o bizzat yaşamıştı.
Pantolonumu değiştirip yatağımın üzerinde bıraktığım oyuncağım Tüylü yatağımın sahibi olmuştu. “Merhaba dostum uzun zamandır görüşememiştik.” Sanki gözlerinde bir hüzün bir mutluluk vardı. Yatağıma oturup kucağıma aldım. Çocukluğumdan beri sakladığım oyuncak köpeğime sarıldım.
“Alisya” diye seslenen Pamir eve gelmiş kafasını odamdan içeriye sokmuştu.
“Burada ne işin var?”
“Seni merak ettim.”
Elimdeki Tüylüyü aldı ve onu incelerken bakışları karın bölgesinde ki kırmızı boyaya kaydı. Eliyle o boya yerine dokunurken bana baktı.
“Çocukluk oyuncağım” dedim hüzünle.
“Baya hırpalanmış” dedi kulak, bacak ve karnındaki dikiş izlerine bakarken. Bu dikiş izlerini dikkatli bakan biri görebilirdi. Yine de kötü görünmüyordu.
Acı bir şekilde tebessüm ettim. “Meral annemin ameliyat izleri.”
O da gülümsedi. “Onu burada bırakma” dedi Tüylüye bakarak. “Çocukken masum anılarımızı hatırlatan bu oyuncak bizi özümüze döndürür. Çocuklar yalan söylemez, kimseyi kandırmaz, dolandırmaz, birini öldürmez, kötü şeyler yapmaz. Göründüğü gibi olurlar. Hangi çocuk isterdi yalan söylemek ya da en kötüsü birini öldürmek. Hiçbiri istemezdi. Biz masum kalamadık. Masumiyetimizi büyüdükçe kaybettik. Hangi çocuk isterdi masumiyetini kaybetmek? Masumiyetimizi hatırlamaya ihtiyaç duyarız bazen. İşte bu da masumiyetimizin kanıtı.”
“Ne çocukluğumuza geri dönebiliriz ne de o çocukluğumuzu yaşayabiliriz. Çocukken görmezdik hemen unuturduk. Şimdi her şeyi görür olduk.”
Onur yanımıza geldiğinde “Hadi gidelim” dedi düz bir sesle. Pantolonumu ve Tüylüyü poşete koyarken beni acele ettiriyordu. “Fazla oyalanmayın aşağıda bekliyorum.” Sesi biraz kızgın çıkmıştı.
“Bunun nesi var?” dedim Eray ve Pamir’e doğru.
“Onur işte” dedi Pamir.
“Sen daha iyi bilirsin” dedi Eray.
“Ben nereden bileyim” dedim omuz silkerken.
Herkesle vedalaştıktan sonra Furkan yanıma geldi. “Alisya sen çok güzel” dediğinde hoşuma gitmişti. Otuz iki diş sırıtırken Pamir yanımıza geldi. Furkan’ın bana söylediğini duymuş olabilir miydi? Nedense duymasını istedim. Pamir, Furkan’a ters bakış atıp bana döndü. “Evdekiler bizi bekler. Onur ve Eray da gitti.”
Eve Pamir ile döndük. Salonda bizimkiler oturuyordu. Onların yanına gidip biraz vakit geçirdim. Eray da salonda durmak istemediği için uykum var diye koşar adım odasına kaçmış ama Şule odasına gidip onu getirmişti. Kesin bizimkileri kızdıracak bir şeyler yapmıştı. Eray geldiğinde dedem “Velet gel bakalım yanıma” dedi sesi sert çıkmıştı ama gayet sakin görünüyordu.
Eray benim ve Pamir’in ortasına kıvrılırken “Dedeciğim burası daha rahat” dedi sıkıntıyla.
Büyükannem “Eray matematik öğretmenin Hamdi Bey’i neden kızdırdın?” dedi direk lafa girerek.
“Büyükanneciğim Hamdi Bey benim zekamla yarışacak biri değil” dedi Eray küstahça.
“Hadi oradan velet, adama kim bilir ne yaptın da ilk günden adamı bezdirdin.”
“Dede valla bir şey yapmadım” dedi Eray yalvarır gibi.
Babam “Adama ters ters cevap vermişsin” dedi düz bir sesle.
“Adama sorduğu soruların cevabını verdim” diyen Eray kızgındı. “Gelip çocuk gibi size şikayet etmiş.”
“Bir daha böyle şikayetler istemiyorum” dedi dedem.
Nazan da “Eray antika vazomu kırdı” dedi hafif bir tiksintiyle.
“Ben sana demedim mi? Evde top oynamak yok” dedi Büyükannem. “Biraz söz dinle oğlum.”
“Velet bir daha evde top oynamak yasak. Anlaşıldı mı?” diyen dedem Eray’dan onaylama bekliyordu.
Eray bir müddet sustuktan sonra “Anlaşıldı” dedi.
“Yarın öğleden sonra Eray ve Alisya ingilizce dersiniz var” dedi babam. Başımla onayladım. İngilizce öğrenmek istiyordum.
“Şimdi odama gidebilir miyim?” diye sordu Eray.
“Tabii oğlum gidebilirsin “ dedi büyükannem yumuşak sesiyle.
Eray odasına gitmek için hareketlendiğinde bende izin istedim. Dedem durdurdu. “Onur neden yanımıza gelmedi?”
“Onun morali bozuk” dedi Pamir gülerek. “Spor salonundadır. Şuan büyük ihtimal kum torbasını yumrukluyordur.”
Pamir’e ters bir bakış attım sonra da dedeme döndüm. “Spor yapacakmış.”
“Bu saatte bu neden spor yapıyor? Gidip bir bakayım” dedi Nazan merakla.
Tamer “Niye morali bozukmuş?” diye sordu.
“Şirketteki şu iş için” dedi Pamir umursamaz gibi görünmeye çalışarak.
“Aa oğluma zor işler mi yaptırıyorsunuz? Valla torunumu size harcatmam” dedi büyükannem uyarır bir tonda. “Torunumdan öğrenirim detayları.”
Babam, Pamir’in söylediğine inanmış gibi görünmüyordu. “Aslında halledemeyeceği bir iş değildi” derken gözleri benim ve Pamir’in üzerinde dolaşıyordu. Buna son vererek tekrar izin isteyip yanlarından ayrıldım.
Odamda yatağımda uzanırken rehabilitasyon merkezinde yatarken çizdiğim fotoğraflara baktım. O zamanlar kendimde olmadığım için kafamın içindeki karmaşıklığı resmetmiştim ve pek de iç açıcı değildi. Şuan bunlara bakıp da kendime acı çektirmemin sebebi o evdeki anılarımın tekrar zihnimde canlanmasıydı.
Meral annemin yerde kanlar içindeki yatan halini çizmiştim aklımdaki kalanlarla çünkü o anda kendimi kaybettiğimden dolayı pek görememiştim ama zihnim sanki acı çekmem için hayallerle o anı görmüşüm gibi gözümde canlandırıyordu. Beynimde sürekli senaryolar dönüyordu o an için sonraki günler için... Bunlara bakıyordum çünkü yaşananları unutmak Meral anneme haksızlık olurdu. Elimdeki defteri bir kenara bıraktım ve günlüğü elime aldım.
Meral annem gittikçe kötüleşen yazısını okumaya başladım.
Koskoca üç ay geçmişti. Üç ay boyunca ne bu defteri elime alabildim ne de başka bir şeyi, elim titriyordu sanki. Odamda kilitli bir halde kimseyle görüşmüyordum. Onların yüzünü şeytan görsün. Artık karnım daha büyüktü. Yedi aylık olmuştu bebeğim. Mirza ile benim bebeğim. Mirza! Sana nasıl kıydılar? Gözümün önünden bir an olsun gitmiyor. Sevdiğim bize kıydılar. Bebeğimize de kıymalarına izin vermeyeceğim. Gözlerinde yüreğime akan bir sevgi, bir de merhamet vardı ama artık kimse bana senin baktığın gibi bakmayacak çünkü burada herkes sevgisiz, merhametsiz.
Gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Mirza’yı öldürmüşlerdi. Meral annemi de Salih öldürmüştü. İkisininde sonu aynıydı. Başkalarının elinde can vermek.
Mirza! Bir an olsun aklımdan çıkmıyorsun. Ben senin her şeyini seviyorum. Gülüşünü, bakışını, ellerini, sesini... Sesin çok güzeldi. Bana güzel şarkılar söylerdin. Sesin kulağıma geliyor hüzünlü, güzel bir melodiyle. Başımı yastığa koyduğumda seni düşünmek, seni hep düşünmek bana huzur veriyor. Bazen her şey bir rüya gibi, uyanacağım ve bu rüya bitecek. Yaşadığım bu gerçekler canımı acıtıyor. Canım acıyor. Canım acıyor. Seni özledim Mirza. Seni çok özledim.
Yutkundum. Meral annem yastaydı ve hiçbir zaman o yastan çıkamamıştı.
Esir hayatımda artık odadan dışarı çıkabiliyorum. Ne büyük merhamet! Bugün biri geldi. Babam onu çok iyi karşılamış evin çalışanlarından öğrendim. Onu bende gördüm. Benimle konuştu ne konuştuğunu bile hatırlamayacak kadar önemsiz biri. Kabullenişler, umutsuzluk yoruyor. Babam o adamla benim bile haberim yokken imam nikahı kıydırmış. Artık hiçbir şeye şaşıramıyorum. Daha kötüsü ne olabiliyor diyorum ve oluyor. Toprağa bile girmeden diri diri gömdüler beni. Bu dünyada bir sürü insanla tek başıma savaşmaya gücüm yok.
Gelen kişi Salih’ti. Kanlı rüyalarımın sahibi Meral annemin de katili. İnsanlar acımasızdı ve ne oluyorsa masum insanlara oluyordu. Ve bazı insanlar şanslıda olmuyordu.
Dünya altımdan kayıyordu. Hayatım savruluyordu; baş aşağı mı yoksa aşağıdan yukarıya mı? Acının kollarını sığınak yapmıştım ve onun içinde kaybolmuştum sanki. Kafamın içinde çırpınırken etrafımda olup bitenden bir habersizdim elime bavulumu verene kadar. Elime bavulumu verdiler “Artık senin yanın kocanın yanı” dediler. Son kez hiçbir zaman evim olmayan evime baktım ve son kez Mardin’e bir daha dönmemek üzere, Salih denen adamla bu şehirde sevdiğimi de bırakıp karnımdaki bebeğimle gitmek zorunda kaldım. Ne itiraz etmeye hakkım vardı ne de benim sözümün bir değeri.
İlk tokadını eve adımımı attığım anda yedim. “Seninle evlenmek zorunda kaldım. Seni bana karnındaki piçle verdiler. Evlenmek zorunda kaldım.” Sözlerinden hiçbir şey anlamadım o gün. Asıl zorunda kalan bendim. Onu zorunlu tutan neydi?
Gözlerimdeki yaşı silerken umutsuzluk sardı her yanımı uykunun kollarına çekildim.
OY VE YORUM YAPMADAN GEÇMEYİN LÜTFEN!
Bölüm etkileşimi
