28. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 28
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 28
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba!
Bölümleri gezerken 11. Bölümde hata olmuş. Uygulamadan kaynaklı sanırım. Yeni fark ettim ve hemen düzelttim. Bölümü tam attığımı zannederken yarısı atılmış ve devamı yoktu. Bölümün hepsini attım.
Lütfen tekrar bölüme bir bakın...
Oy ve yorum yapan arkadaşlara çok teşekkür ederim 😊
Bölümleri oy ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen. Emoji koysanız bile benim için yeterli canlar..
Eğer önceki bölümlere oy vermediyseniz dönüp oy verirseniz sevinirim çünkü burada bir emek veriyorum ve karşılığını da almak istiyorum.
Hayalet okuyucu olmayın sevgilerle🌸
Instagram: @yzglemine_
Tiktok: @yazgl.emine
☆Birbirimize çekiliyorduk ama yine de birbirimize uzaktık☆
Odamda yatakta bağdaş kurup oturmuş önümde pembe kapaklı deftere bakıyordum. Düşünmek bana iyi gelmiyordu. Özellikle de fazla düşünmek... Aklımdan binlerce düşünce geçiyor ve birbirlerini kovalamakla kalmıyor beynimi de zonklatıyorlardı. Eğer bunlardan kurtulmak için bir çözüm varsa yapabilirdim ve tek aklıma gelen ise kafamın içini oyup beynimi parçalamaktı. Bu da fazla psikopatçaydı üstelik o kadar delirmemiştim.
İçindekileri okurken hem suçlu hem de meraklı bir duygu halindeydim. Annem Meral içindeki Mirza’ya olan aşkını o kadar naif o kadar güzel anlatmıştı ki etkilenmemek mümkün değildi. Ama en büyük engel aileleriydi. Annemin, babasının kardeşi yani amcası Mirza’nın babasını öldürmüştü. Mirza kardeşlerinin en küçüğüydü ve abisi de annemin amcasının en sevdiği oğlunu öldürünce aralarında kan davası başlamıştı. Tam olarak neden birbirlerini öldürmüşlerdi bilmiyordum. Annem bahsetmemişti. Okurken kanım dondu. Bu kan davası ne kadar kötü bir şeydi. Birbirlerinin hayatını mahvediyorlardı. Bir ailede biri öldürdüyse diğer ailede öldürmek zorundaymış gibi sürekli bir kısır döngüde devam ediyor ve bir türlü son bulmuyordu. Sonu yoktu. Ne saçma şey!
Meral ve Mirza aşkı da imkansız gibi görülüyordu çünkü onlar kan davalıydı. Başka bir sayfayı açtığımda elim titredi.
Kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum. Çok üzgünüm. Sürekli kusuyorum. Halsizim, yorgunum. Karnımdaki bebeğimi öğrenecekleri düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor. Mirza’yı bir haftadır görmedim. Onun için endişeliyim. Şimdi sıra amcam olacak adamda, Mirza’nın ailesinden bir kan daha alacak ve korkarım o kişi de Mirza. Sevdiğimi benden alacaklar. O ölürse yaşayamam. Çok korkuyorum. Elimden dua etmekten başka çarem olmaması çok üzücü.
Acaba Mirza’ya ne olmuştu ya da bebeğe? Annem Meral’in çaresizliğini tüm kalbimle hissettim ve bundan nefret ediyorum. Peki annem Mirza’yı seviyorsa Salih ile neden evlendi? Aklım karmakarışıktı. Başka bir sayfaya geçtim.
Karabulutlar peşimi bırakmıyor. Artık gökyüzüm karanlık güneşimi kaybettim. Ablamın bir süre gözü üzerimde. Bir şeylerden şüpheleniyor en önemlisi de benden şüphelenmeye başlamış olması. Gün geçtikçe karnım büyümeye başlayacak bunu nasıl gizleyeceğimi bilmiyorum. Bundan utanmıyorum sadece Mirza’dan ayrı kalmak mahvediyor beni. Utanılacak bir şey yapmadım, onlar kendi yaptıklarından utanmalı. Mirza ile dini nikahım var. Herkesten gizlice evlendik. Tabii bu kolay olmadı. Zaten hayatımda ne kolay oldu ki? Mirza ile kaçacağım günü iple çekiyorum. Bir hayalin peşinden koşuyorum. Sonu yok, yolu yok. Ama o hayal beni ayakta tutmaya yetiyor.
Çaresizlik!
Çaresizlik!
Akıl sağlığım için okumaya ara vermeye karar verdim. Zavallı Meral annem neler yaşamış. Sanki imkansızlığın dünyasında birbirleri için yaşamışlar gibi. Hiç kimse hiçbir zaman gökyüzüne bakmaktan vazgeçmemeli. Gök gürültülü, kara bulutlar varkende gökyüzüne bakmalı. Küçük şeylerden mutlu olan insanlardık biz. Bize bile bunu çok görmeye kimsenin hakkı yokken bunu bile çok gördüler.
Boğazımın kuruduğunu hissettim. Baş ucuğumda ki su bitmişti. Üzerime bir hırka alıp mutfağa giderken etraf çok sessiz sakindi. Herkes uyuyor olmalı. Mutfağa geldiğimde sürahiye su doldurdum ve bir bardak su içtim. Onları tezgaha bırakırken biraz hava alma ihtiyacı doldu içime. Mutfak kapısını açtığımda arka bahçeye bakıyordu ve az ileride birinin varlığını gördüm. İlk başta ürkmedim desem yalan olur. Biraz dikkatlice baktığımda bana döndü. Pamir den başkası değildi. Bana bakıp gülümsedi ve el salladı. Sonra önüne döndü. Anlaşılan tayfa gitmişti ve sadece Pamir kalmıştı. Şimdi kaçıp gitsem ne düşünürdü ya da yanına gidip selam mı vermeliydim?
Yanına gitmezsem kaçtığımı düşünecekti. Neyse bir selam verip sonra odama dönebilirdim. Yok yok en iyisi odama gideyim şimdi geçen geceki olayı hatırlatıp dalga geçerdi. O olay hakkında hiç konuşmamıştık. Konuşmasak daha iyi hatırladıkça yüzüm alev alev yanıyor kalbim tekliyordu.
Ben bunları düşünürken Pamir bana fırsat vermeden tekrar bana döndü. “Manzaran güzel galiba” dedi ukala. Ona baktığımın farkındaydı değil mi?
“Evet” dedim tepemdeki yıldızları göstererek. “Manzaram bir harika.”
Kafasını yana sallayıp sadece sırıttı. Hiç inanmamıştı. Daha fazla ağzına laf vermemek için yanına gittim çünkü bu kez odama dönersem kesin kaçtığımı anlayacaktır. Daha oturmadan “Ne yapıyorsun burada?” diye sordum.
“Hiç. Senin kadar olmada benim de manzaram güzel” dedi. Egoistliği üzerindeydi ve baya mutlu görünüyordu. Otuz iki diş sırıtıyordu karşımda. Neden bu kadar mutluydu ki? Ya da kim onu mutlu ediyordu? İçimde anlamlandıramadığım duygu yine gün yüzüne çıktı. Kıskançlık!
Daha fazla dayanamadım. “Hayatında her şey güzel gidiyor galiba” dedim dikkatlice bakarak. “Çok mutlusun.”
“Evet mutluyum. İçim kıpır kıpır.” Gülümsediğinde yanaklarındaki gamzeler derinleşti.
Elinde de telefon yoktu ki kimseyle de mesajlaşmıyordu. Kendi kendine mutluydu işte gecenin bir saatinde.
“Bu mutluluğun kaynağını öğrenebilir miyim?”
“Hayatın güzellikleri sonunda beni de buldu” dedi sonra gözlerini benden kaçırıp karşıdaki karanlığa baktı.
Hayatın hangi güzelliği bulmuştu ki şimdi bunu?
“Otursana” dedi yanını göstererek. Hiç tereddüt etmeden oturdum. Hava soğuktu. Eylül ayındaydık her şey hüznü anlatıyordu sanki. Zaten Meral annemin hikayesi de beni üzmüştü ama Pamir benim tam tersime mutluydu. Ben bu kadar üzgünken onun bu kadar mutlu olması büyük bir haksızlıktı. Şuan mutluluğunu kıskanmıştım.
Mutlu insan görmeye alışkın olmadığımdan dolayı da elbette şaşırmıştım. Biraz sessizce oturduk.
“Bana bir şey anlatsana” dedi Pamir gözlerimin içine bakarken.
“Konuşmak istemiyorum” dedim umursamaz bir edayla. Sonuçta buraya konuşmaya gelmemiştim. Ondan kaçtığımı zannetmemesi için gelmiştim.
“Seninle sessizliği de paylaşırım” dedi masumca.
Şuan onunla sessizliği bile paylaşmak kalbimi gümbür gümbür arttırmıştı. Heyecanlanmıştım. O da aynı şeyleri hissediyor mu? Yanımdaydı neredeyse kolum onun koluna değecekti ama bir o kadar da çok uzağımda gibiydi. Soğuk esen rüzgar ikimizi de ürkütmüştü. Yan yana oturuyoruz, aynı havayı soluyoruz, aynı gökyüzüne bakıyoruz, şuan ona dokunabilirim ama çok uzağız. O kadar uzağız ki gökyüzü ve deniz gibiyiz. Onlarda çok yakın gibi ama bir o kadar da uzak.
Ona bir sonbahar hüznüyle baktım; Dallarım çırılçıplak yapraklarım yere dökülüp sararmış halde toprağım kupkuru.
Keşke esen rüzgar kadar şanslı olsaydım. Tenini rüzgar gibi okşaya bilseydim. Kalbim öylece rüzgarda kırılmıştı.
Şuan dağılmış saçlarını okşamayı düşündüren neydi?
İçimi kemiriyordu ve sordum. “Hayatın hangi güzelliği seni buldu?”
Omuz silkerken sırıttı. “Konuşmak istemediğini söylemiştin.”
Bende onun gibi omuz silktim. Bir şey söylemedim.
“Hayat güzel insanlar zor” dedi kısaca. Ela gözleri zifiri karanlık bir hal almıştı. Yine aramızda o anlamlandıramadığım bir bakışma geçiyordu. Birbirimize çekiliyorduk ama yine de birbirimize uzaktık.
Senden kopan içimdeki fırtınayı bir bilsen Pamir. Yine de bana böyle bakar mıydın?
Ve beni şaşırtacak bir şey yaptı. Bana dokundu. Elimi sıcak eline bıraktı. “Üşüyorsun” dedi sıcaklığı elime bulaşırken. “Titriyorsun” diye devam etti. Farkında bile değildim. O söylediğinde üşüdüğümün titrediğimin farkına vardım. Ondan ellerimi çekerken hemen tuttu. Öyle derin bakıyordu ki gözlerime içinde kaybolabilirdim.
“Neden öyle bakıyorsun?” diye sordum aramızdaki anlamlandıramadığım bakışı kesmek ister gibi.
“Nasıl bakıyorum?”
Öpecek gibi bakıyordu ama böyle de söyleyemedim.
“Dövecek gibi” dedim.
“Hm emin misin?”
Bu durum onu eğlendiriyordu. Yanıma yaklaştı bu yakınlık tehlikeliydi.
“Üşüyorum” dedim birden bire elimi elinden hızlıca çektim. Aslında üşümekten ziyade yanıyordum şuan. Daha fazla rezil olmamak için ayağa kalkıp ondan uzaklaştım. “İyi geceler” dedim ve arkama bile bakmadan yürüdüm.
“İyi geceler” dediğini duydum ve birde güldüğünü. Bir şey fark etmiştim. O da benden etkileniyor.
Odamın kapısının önüne geldiğimde Eray’ın kapısı açıldı.
“Niye bu saate yanakların kızarmış otuz iki diş sırıtıyorsun?” diye sordu.
Böyle mi görünüyordum?
“Yoo” dedim. “Gülmüyorum.” Kendimi toparlamıştım.
“Peki ne yapıyorsun bu saatte?” dedi bücür. Bu da başıma bekçi dikilmişti.
“Su almaya gitmiştim.”
Beni süzerken “Hani su?” dedi.
Ah! Suyu aşağıda unutmuştum. “Sana ne? Bu saatte ne bu sorgu? Sen ne yapıyorsun?”
“Uyku tutmadı” dedi gayet dinç görünüyordu.
Arkamızdan ayak sesleri duyunca arkamı döndüm. Pamir gelmişti. Tüh ya! Eray’ın ağzına yine laf vermiş oldum. Küstah sayılacak bir şekilde Eray bana bakıp sırıtıyordu.
Eray imayla “Bu gece kimseyi uyku tutmadı anlaşılan” dedi. O sırada da Onur’un kapısı açıldı mahmur gözleriyle bize sıradan baktı. Anlaşılan Onur uyuyabilmişti. “Hayırdır ne yapıyorsunuz burada?” dedi esnerken.
“Uyku tutmadı” dedi Eray.
Pamir gülmeye başladı. Durduk yere gülmeye başladığında garipsedim ama benden başka kimse bunu garip bulmadı. “Film mi izlesek?” dedi. “Ya da bahçede basketbol mu oynayalım? Yerimde duramıyorum.”
Onur, Pamir’in omzuna dokundu. “Kardeşim ilaçlarını aldın mı?” diye sorduğunda sanki pot kırmış gibi düzeltti. “Yani uyku ilacını aldın mı?”
“Aldım aldım. Merak etme.”
Eray hemen atıldı. “Hadi film izleyelim. Saat geç olmasaydı bahçede top oynardık.”
Pamir ve Eray hemen aşağıya inmeye başladı. Hatta ne izleyecekleri hakkında konuşuyorlardı. Eray hangi ara Pamir ile bu kadar samimi olmuştu? Pis hain!
Onur “Ben bunları yalnız bırakmayayım. İstersen sende gel kuzen” dedi yarı uykulu halde.
Bu neydi şimdi?
Sayelerinde uykum kaçmıştı. Bende peşlerinden aşağıya indim. Mutfakta patlamış mısır, cips, içecek bir şeyler hazırlayıp salona geçtik. Büyük ekran televizyonu açtık ve aksiyon filmi izlemeye karar verdiler; Pamir ve Eray. Onur ve ben üçlü koltuğa oturmuştuk. Pamir ve Eray da diğer koltuğa oturdu. Film başladığında Pamir sürekli kıpır kıpır yerinde duramıyor, ben ise gözlerimi ondan alamıyorum. Bu hali sadece bana mı garip gelmişti? Kamptan erken gelmeseydi sanırım orada ağaçlara falan tırmana bilirdi.
Benim tanıdığım Pamir... Pamir’i doğru düzgün tanımadığım aklıma geldi. Ağzıma dolu dolu patlamış mısırı doldurdum. Ben sürekli Pamir’e bakınca Eray da bana bakıyordu. Pamir kendini o kadar kaptırmıştı ki filme o yüzden beni duyamazdı. Diğer yanımda koltuktan beri “Gözlerini oyarım” diye tehdit ettim. Sesimi biraz kısık sesle çıkardım. Tabii Eray hiç tınlamadı.
“Ne bir şey mi dedin?” dedi Onur başı omzumdayken. Bu da koca koltukta kafasını yaslayacak omzumu bulmuştu. Yüzüne dokundum. “Yok kuzen sen rahatına bak.”
Pamir uyku ilacı aldığını söylemişti ama sanki Onur almış gibiydi. Onur omzumda uyuyordu. Bende esnedim.
“Gençler hadi kalkın” dedi bir ses. Hemen gözlerimi açtım. Koltuğun diğer tarafında da Onur vardı. Tepemde de dedem. Hemen ayağa kalkmaya çalışınca Onur da yerinde kıpırdandı ve dedemi görünce o da doğrulurken yüzünü buruşturdu. “Burada mı uyumuşuz?” dedi inanamayarak.
Bende doğruldum. Demek filmin ortasında uyuya kalmıştım. Yan koltuğa baktığımda Eray tek başına yatıyordu. Pamir neredeydi?
“Siz neden burada uyudunuz?” dedi dedem. “Odalarınız dar mı geldi?”
Hepimizin kendine ait odası vardı ama biz sıkış sıkış koltukta uyuyakalmıştık.
“Aman Yılmaz uğraşma gençlerle,” dedi neşeli sesle büyükannem.
“Siz ne zaman geldiniz?” dedim şaşırarak. Bugün geleceklerdi ama sabahın köründe beklemiyordum doğrusu.
“Deden duramadı oralarda evimde evim. Sizi de çok merak etti.”
Hemen kalkıp büyükanneme sarıldım sonra da dedeme.
O sırada babamda gelince oda şaşırdı. “Hepinizin salonda ne işiniz var?”
Onur “Film izlerken uyuyakaldık herhalde” dedi yarı uykulu.
“Pamir nerde?” dedi Eray. En başından beri merak ettiğim soruyu sormuştu.
“Pamir Bey koşuya çıktı” dedi Şule. Onun burada olduğunu şimdi fark ettim.
Pamir’in garip hallerine herkes alışkındı anlaşılan.
Büyükannem Onur ve Eray’a da sarılmıştı. “Hadi üzerinizi değiştirin de güzel bir kahvaltı yapalım” dedi büyükannem.
Odama çıkarken koridorda Pamir’i gördüm. Koşudan yeni geliyordu. “Erken kalkmışsın.”
“Sana da günaydın. Hiç uyumadım ki kalksam,” dedi.
Hala daha çok dinç görünmesine şaşırdım.
“Pamir!” dedi babam. “Biraz konuşalım mı?”
Pamir, babamın arkasından giderken ne konuşacaklarını merak ettim ve yapmamam gereken şeyi yaptım. Onları gizlice dinleyecektim. Onlar bahçeye çıkarken peşlerindeydim ama beni görmeyecek şekilde de gizleniyordum.
“Pamir, iyi misin oğlum? İlaçlarını kullanıyor musun?” dedi babam anlayışlı sevecen halde.
“İyiyim Yıldırım amca, sen merak etme. İlaçlarımı da düzenli kullanıyorum.”
“Güzel” dedi babam biraz sessiz kaldı. “Bugünlerde seni böyle mutlu eden ekstra bir şey oldu mu?”
Pamir biraz huzursuz olsa da hemen yüzünü düz tutmayı başardı. “Her şey yolunda bir sıkıntım yok.”
“Baban seni merak ediyor. O yüzden senin her yaptığın hareketi bilmek istiyor, ona kızma. Gerçi sen onu iyi atlatıyorsun” dedi babam gülerek. “Baban seni seviyor, önemsiyor.”
“Babam, beni çok önemser,” dedi Pamir yüzü biraz düşmüştü.
“Koşuya tek başına mı çıktın?”
“Ceylin ile beraberdik” dediğinde Pamir yine o garip duygu beni ele geçirdi. Demek ekstra şey Ceylin’di. Babam, Pamir’e dönünce beni gördü. Babamı hiç görmemiş gibi yapıp arkamı döndüğüm gibi odama çıktım. Acaba Pamir ne ilacı kullanıyordu?
Odama çıktığımda güzel bir duş aldım. Hava bugün güzel olduğu için bej rengi şortlu tulum giydim. Aynı renk ayakkabıyla da uyumlu olmuştu. Göz makyajı yaptım ve birazda allık sürdüm. Dudak nemlendiricimi de sürdükten sonra saçlarıma giriştim. Saçlarımı da dağınık topuz yaptıktan sonra aynaya kendime baktım. Son kez de olmazsa olmaz parfüm sıktım. Gayet güzel görünüyordum. Kahvaltıya indiğimde herkes masadaydı. Onur’un annesi Nazan ve babası Tamer amca da daha gelmemişti. Akşam üzeri geleceklerdi. Yerime yerleştim.
Sessizce kahvaltımı yaparken Eray dedeme bir şeyler anlatıyordu. Biraz kulak kabarttığımda dedemi hareketsizlikle suçladığına şahit oldum.
“Dede sen biraz spor yap. Sağlığın için.”
“Hadi oradan velet benim neyim varmış. Turp gibiyim ben, sizi cebimden çıkartırım.” Dedi dedem sahte kızgınlıkla.
Büyükannem hemen olaya el attı. “Yılmaz Bey, çocuk doğru söylüyor biraz dikkat et!” dediğinde Eray’ın gözleri açıldı. Kendisine çocuk diye hitap edilmesini hiç sevmezdi. Büyükannem devam etti sözlerine. “Artık düzenli spor yapmalıyız, yediğimize içtiğimize dikkat etmeliyiz.”
“Nineciğim” dedi Eray üstüne basarak. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Masadakilerde benden farksız değildi. Büyükannemin yüzü bir anlığına dondu. Dedem keyiflenmişti. “Sizin sözünüzün arkasındayım spora başlamalısınız.”
Çocuk kelimesinin intikamını nine kelimesiyle almıştı. Büyükannem de üstündeki şoku attıktan sonra güldü.
Onur kulağıma doğru eğilirken Eray hemen kulaklarını dikti. “Alisya senin de spora ihtiyacın var gibi” dediğinde yüzüne şoke olmuş şekilde baktım.
“Alisya mahalledeyken her sabah koşardı. Şimdi ise ayva göbeği fırlamış” dedi Eray.
Bunların benimle derdi neydi? Şaşırmış şekilde göbeğime baktım. Gülme seslerini duymuştum masadakilerin. “Hiçte bile,” dedim kendimden emin. “Gayet fitim.”
“Belli belli” dedi Eray beni sinir ederken.
“Eray sen kimin tarafındasın?” dedim somurtarak.
“Ben doğrunun tarafındayım” dedi Eray bilmiş bilmiş.
Elimdeki çatalı bıçağı bıraktım. Sessizce oturan babam, “Dokunmayın benim prensesime” dedi.
Onur, Pamir’i dürttü. Sabahtan beri sessizce kahvaltısını yapan Pamir pinpon topu gibi bizi izliyordu. “Bıngıl bıngıl prenses” dedi Onur sırıtarak.
“Gayet fit” dedi Pamir bana bakarak göz kırptı.
Eray “Oo” diye bir ses çıkardığında ters ters yüzüne baktım.
Babam “Hadi bu kadar goygoy yeter!” dedi masadan kalkarken. “Alisya ve Eray benimle gelin sizinle biraz konuşalım.”
Babam ne konuşacaktı bizimle? Tabii ya Eray’ı nüfusuna alma meselesi. Eray nasıl tepki verecekti? İsteyecek miydi? Ya istemezse! Aklımda bir sürü soru vardı.
Babamın çalışma odasına geldiğimizde bir sessizlik vardı aramızda. Babam konuya nasıl gireceğini bilmiyormuş gibiydi. Eray’ın da siyah gözlerinde büyük bir merak vardı. Eray ve ben üçlü koltuğa otururken babam karşımızdaki tekli koltuğa yerleşti.
Sonunda babam söze başladı. “Bak evladım” dedi babam Eray’ın gözlerinin içine bakarken. “Sözü fazla uzatmayacağım. Alisya seni nasıl kardeşi olarak görüyorsa bende seni evladım olarak görüyorum. Eğer iznin olursa seni nüfusuma almak istiyorum. Tabii sende istersen.”
Eray bir müddet sessiz kaldığında babamla birbirimize baktık. Eray bazı şeyleri kafasında tarttığı belliydi. Yüzünde tüm duyguların karışımı vardı. Tereddüt ederek, “Yani şimdi ben senin oğlun mu olacağım?” dedi.
“Evet, eğer istersen.”
Eray, bana baktı ve kafamı sallayarak gülümsedim.
“Olur isterim tabii” dedi Eray gülümseyerek. Onun hiç babası olmamıştı.
Eray’a sarıldım. Eray kulağıma “Sözünü tuttun” dedi.
Eray’ı sosyal hizmetler almaya geldiği zaman ona “Bizi ayırmalarına izin vermeyeceğim, seni oradan kurtaracağız” demiştim. Ona söz vermiştim ve babam sayesinde sözümü tuttum.
☆
Zaman su misali geçiyordu ve yarın okula başlıyordum. Belki de şuan en çok buna ihtiyacım vardı. Tembel tembel oturmak dışında ya da bir şeyler başarmak adına bir adım atmam gerekiyordu. Yeni ortam, yeni arkadaşlar, yeni ben...
Yeni bene ihtiyacım vardı. Geçmişe sünger çekmem gerekiyordu galiba şimdi bunları atlatmam daha kolay olacaktı. Beni seven bir babaya sahiptim ve hep yanımdaydı. Artık ailem vardı. Şimdi ise benim için telaşlanan babamı izliyordum ve bu gerçekten komikti çünkü ilkokula başlıyormuşum gibi heyecanlıydı.
Eray sırıtarak “Sıra sende” dedi. Onun okulu benden önce açıldığı için sırasını savmıştı. Şimdi keyifle bizi izliyordu.
“Bu kadar kalemler ve defterler fazla değil mi?” diye sordum. Bir sürü rengarenk kalem ve defter vardı.
“Hepsi işine yarayabilir.”
“Hepsi mi?” diye mırıldandım sonuçta ilk defa üniversiteye başlıyordum ve liseden bir farkı olmalıydı.
“Hepsi,” dedi babam elini cebine koyarken.
“Dört yıl boyunca yeter herhalde.” Bıkkın halde söylediğim sözlerde kinaye yaptığımı anlamadı.
Babam dönüp bana baktı. “Bunlar bu dönem için.” Gerçekten abartıyordu ama bir şey söylemedim. “Yarın sabah 10.00’da dersin var.” Ben bile bilmiyordum saat kaçta dersimin olduğunu. İlkokula yeni başlayan çocuklar gibiydim ve babam peşimde dört dönüyordu ayrıca büyükannem de aynıydı.
“Resim defterin var mı? Canın sıkıldıkça resim yaparsın ya da boyama” dedi Eray. Bu durum onu eğlendiriyordu.
Kapı tıklatıldı ve içeri büyükannem elindeki sütle birlikte içeri geldi. “Ballı süt getirdim heyecanını alır.”
Bunlar benim kaç yaşımda olduğumu düşünüyordu acaba? Heyecanlı değil de stresliydim. Büyükanneme teşekkür ettim ve elinde ki sütü aldım.
Büyükannem, Eray’ı görünce kızgın ses tonuyla konuştu. “Oğlum sen daha uyumadın mı? Sütünü de içiyorsun gözümden kaçtı zannetme.”
Eray yüzünü buruşturdu. “Ben süt sevmem.”
Büyükannemin dikkatini önümüzdeki kalem ve defterlere yöneltti. “Okul çantası, suluk falan almamışsın Yıldırım” dedi. Daha neler...
Gözlerimi devirmemek için zor tutarak, “Onları kendim alırım” dedim. Heveslerini kırmak istemiyorum.
Büyükannem ciddi ve kısık sesle “Yıldırım onlardan pek anlamaz” dedi. Tabii hepimiz duymuştuk. Güldüm hatta kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Babam ifadesizdi.
Büyükannem heyecanla, “Yarın ne giyeceksin? İlk gün önemli,” dedi.
“Daha düşünmedim” dedim süt içerken. Büyükannem dolabıma yöneldi ve karıştırmaya başladı. “Bir gün beraber alışverişe gidelim.”
“Hiç gerek yok.” Daha dolaptakilerin hepsini bile giyememiştim. Bir sürü kıyafetim vardı ve gerçekten gerek yoktu. Tabii beni dinleyen kim! Yaklaşık yarım saatin ardından giyeceklerimi belirlemiştik hep beraber. Artık havalar soğumaya başlamıştı. Bana kalsa simsiyah giyinirdim ama büyükannem buna izin vermezdi, vermedi de. İllaki elbise ya da etek giymem için diretse de ben pantolonda karar kıldım. Yüksel bel gri jean pantolon, üstüne buz mavisi jean-bluz, kıyafetlerime uygun bir ceket ve kısa siyah bot seçerek bu dertten de kurtulmuştum şimdilik.
Büyükannem, Eray’ın elinden tutarak odasına götürdü. Bende keyifle onları izledim. Babamda “İyi geceler” dedi ve gitti. Gitmeden önce gözlerinin dolduğunu gördüm.
Erkenden yatıp beni yarın neler bekliyor acaba diye düşünerek uykuya daldım.
Alarmın sesiyle kalktım balkona çıkıp temiz havayı içime çektim daha fazla oyalanmamak adına hızla banyoya koştum, dişlerimi fırçaladım, saçlarımı düzleştirdim... Akşamdan hazırladığım kıyafetlerimi giydim, hafif makyaj yaptım ve parfüm sıktım.
Bahçeye çıktığımda kahvaltı yapamayacak kadar telaşlıydım. Dedem kahvaltı masasında tek başına oturuyordu. “Günaydın dede,” dedim yanağına hafif öpücük kondurup yerime oturdum. Dedem bana bakıp, “Gün daha aymamış gibi görünüyor,” dedi masayı göstererek.
Tabağıma domates, peynir, zeytin koyarken, “Belki de” dedim. Sonra masaya babam ve büyükannemin elinde Eray geldi. Büyükannem, Eray ile fazla ilgileniyordu. “Oğlum kantinden abur cubur alma. Sana beslenmede koydum güzelce onları ye. Sporcu çocuksun sen. Kimseyle de kavga etme” diye nasihat veriyordu. Eray bıkmış gibi görünse de kafasını sallıyordu. Eray ilgiden bunaldığını söylüyordu ama içten içe hoşuna gittiği gözünden belliydi.
Masaya Nazan ve Tamer amca da geldi. Onur hariç.
Şule çayımı tazelerken, “Onur uyanmadı mı?” diye sordum. Şule’nin rengi attı fark etmiştim. Ya aralarında bir şeyler dönüyordu ya da Şule, Onur’dan hoşlanıyordu. Umarım ikisi de değildir çünkü Nazan Şule’yi mahvederdi.
“Onur erkenden çıktı” dedi Nazan. Dedem araya girerek, “Erkenden mi çıktı eve hiç gelmedi mi?” diye sordu.
“9’da dersi var o yüzden erkenden çıktı.”
Kahvaltımı bitirip masadan kalkarken babam, “Bizde çıkalım” dedi. Bahçeden çıktığımızda otoparka geldik. “Seni bırakmak isterdim ama toplantım var. Kendin gidebilirsin değil mi?”
“Evet, gidebilirim” dedim. Eray babamla gidiyordu çünkü onun okulu babamın şirketinin yolunun üzerindeydi.
Babam bana kredi kartı ve kağıt uzattı. “Bunlar senin için limitsiz kredi kartı, ders programın ve öğrenci bilgilerin.” Gerçekten şuan ilkokul öğrencisi gibi hissediyordum. Daha önce de kredi kartı vermişti. İtiraz etmedim. Ve cebinden bir anahtar çıkarıp bana uzattı şaşkın şaşkın baktım.
“Bu da senin hediyen” dedi.
Tam yan taraftaki siyah porsche arabaya bakakaldım. Benden bile cool görüntüsüyle adeta büyülenmiştim ve bu arabaya yakışmadığımı anlamam uzun sürmemişti. Kaşlarımı çattım. Benim ehliyetim yoktu ve babama yalan söylemiştim. Ehliyetim olduğunu düşünüyordu bu yüzden bana araba almıştı.
Eray “Vay be!” dedi. O da beğenmişti. Eray da ehliyetim olmadığını biliyordu.
Şimdiden yalan söylediğime pişman oldum. Yalan söylediğimi anlarsa babam çok üzülürdü. Pislik Onur! Hepsi onun suçuydu. Babam bana bakıyor düşüncelerimi okumaya çalışıyor gibiydi.
Tek kaşı kalkmış yüzüne ciddi bir ifade yerleşmişti. “Beğenmediysen rengini, modelini değiştirebiliriz” dedi.
Gülümsedim. “Çok beğendim, teşekkür ederim ama buna gerek yoktu. Toplu taşıma ile gidebilirim” dedim. Babam bir kahkaha attı. “Hayır hayır toplu taşıma falan yok. Araba senin ama yine de beğenmezsen söyle değiştiririz.” Arabaya yönelip kapısını açtı. Bende arabanın güzelliğiyle mesh olmuştum ama kullanamıyordum. Ne kötü!
“Derse geç kalmadan gitsen iyi olacak.” Elindeki anahtarı tekrar bana uzattı. Bu işten nasıl kurtulacaktım acaba?
“Ben oda da bir şey unuttum. Sen git baba, Eray da okula geç kalmasın. Hemen yola çıkacağım” dedim. Babama sarılıp eve yöneldim ve babam Harun abinin açtığı araba kapısının içine girdi ve gitti. Derin bir nefes aldım.
Ben şimdi nasıl okula gidecektim? Evden başka birine söylesem, söyleyecek kimse yoktu ve babam bunu öğrenirdi. Akşam eve gelmeden önce de eve gelmem gerekiyordu çünkü arabayı otoparkta görürdü off.
Önünden geçtiğim porsche arabama şöyle bir bakıp yola çıktım.
Taksi bulmaya çalıştım ama bir türlü taksi bulamadım. Buradan durağa gitmem uzun sürecekti. Bir tane taksi bulamamam ilginç doğrusu. Yanımda limitsiz bir kredi kartı vardı ama zenginlik içinde fakirlik yaşıyordum. Gerçekten acınası bir durumdaydım. Onur’a acı çektire çektire eziyet edecektim ve bundan büyük bir has duyacaktım ama yine de durumum malumdu.
“Canın cehenneme Onur! Neredesin?”
“Senin yüzünden başıma gelmeyen kalmadı.”
“Pislik!”
“Bir an önce bana cevap ver.”
“Hangi cehennemdesin kim bilir.”
Onur’a bir sürü mesaj attım ve dönmedi. İlk günüm berbat geçiyordu ve baya yol yürümüş ayaklarımda derman kalmamıştı tabii otobüs de ayrı bir çileliydi. Bu bana ders olsun bir daha yalan söylemeyecektim. İşte yalan elime ayağıma dolanmıştı ve yalanın da ortaya çıkması an meselesiydi.
Üniversiteye ilk girdiğimde devasa kampüs yeşillikler içerisinde dans ediyordu adeta. İçimdeki korku, heyecan, gerginlik, aptallık... Bütün duygulara esir düşmüş ne hissedeceğimi bile bilmiyordum. Çok özgüvensizdim ve bunu atlatmak zordu. Saat 11.00’di aman ne güzel derse de geç kalmıştım. Babamın bana verdiği kağıdı çıkarıp diğer dersim saat kaçta olduğuna baktım ve 13.00’da idi. Ben o saate kadar ne yapacaktım. Kağıtta öğrenci numaram, kimlik bilgilerim, bölümüm ve fakülte yazıyordu. Mimarlık bölümünde okuyordum ve bunun için biraz heyecanlı olabilirdim.
Okulu gezmeye kalkarsam kesin kaybolurdum ve ayaklarımda da derman kalmamıştı. Bir an önce oturmaya ihtiyacım vardı. Burası acayip büyüktü ve benim buraya alışmam epey zaman alacak gibi görünüyordu. Yürüyüp etrafı incelemeye başladım ve fakültemi de bulmaya.
Kütüphanenin önüne geldiğimde bir alışveriş merkezi kadar büyüktü neredeyse. Her fakültenin altında kafe vardı ve fitness merkezi, spor salonu da oldukça büyüktü. Sadece etrafı inceliyor içeri girmiyordum. Ayaklarım akşama kadar acayip şişecekti uzun zamandır böyle yürüdüğümü hatırlamıyordum.
Hele şükür ki sonunda fakülteme gelmiştim ve kafenin içine ilk adımımı attığımda fazla kalabalık değildi. On kişi ya var ya da yoktu. Boş bir masaya oturup telefonumu çıkardım yine gizemli aynı numara aramıştı ve cevap vermemiştim. Bir daha ki sefere ararsa açacaktım, beni merak eden kimsem olmadığını biliyordum ama bu kadar ısrarla biri de aranmazdı herhâlde. Tabii bankalar dışında.
Elimde ki telefon çalınca irkilerek ekrana baktım. Onur arıyordu. Telefonu açıp kulağıma getirdim.
“Kuzen nedir bu şiddet, nedir bu öfke? Sabah beni göremediğin için özledin mi?”
“Özlemek az kalır kuzen.”
“Tamam o zaman neredesin?”
“Fakültenin kafesinde” dedim ve kapattım. Onur ile fakültemiz farklıydı. O inşaat mühendisliği son sınıftı. Pamir ve tayfa hepsinin bölümü aynıydı. Elimde ki telefonla bir sürü daha oyalandım ve Onur dibimde bitti. Tayfalarıyla gelmişti, Ceylin ve Cansu hariç. Hepsi bana selam verip yanıma oturdu. Bunların yanında başıma gelenleri anlatamazdım.
“Kuzen iyi görünüyorsun” dedi. Berbat görünüyor olabilirdim otobüs canıma okumuştu hem kalabalıktı oturacak yer bulamamıştım ve trafik vardı.
“Kötü mü görünüyorum” dedim çantamdan ayna ararken.
“İyi görünüyorsun dedim” dedi. Gerçekten aynaya baktığımda iyi görünüyordum. Ne zamandır görünüşüme önem vermeye başlamıştım ki?
“Mecazi anlamda dediğini düşündüm.”
“Ne oldu?” diye sordu telefonunu göstererek.
“Yalnız konuşalım mı?” dedim. Onur diğerlerine baktı anlayışla başlarını sallayıp bir şeyler almaya gittiler. Pamir hariç.
“Hadi anlat” dedi Onur. Pamir’e gözlerimi diktim. “Pamir den saklayacak bir şeyimiz yok o da aileden.”
İşaret parmağımı Onur’a yönelterek, “Senin yüzünden babam ehliyetim olduğunu düşünüyor.”
‘Bunu zaten biliyorum’ der gibi başını salladı ve ona babamın bana araba aldığını, artık onunla gitmem gerektiğini söylediğini söyledim.
“Bu kadar küçük olayın büyüyeceğini tahmin etmeliydim.”
“Ama etmedin,” dedim sinirlenerek.
“Tamam sakin ol bunu halledeceğiz. Buraya nasıl geldin?”
Bıkkın bir nefes verdim. “Nasıl sakin olayım. Bir tane bile taksi bulamadım. Otobüsle geldim. Babam yalan söylediğimi anlarsa sende bitersin kuzen haberin olsun. Bu arada beni tehdit ettiğini söylerim.”
“Tamam kuzen sakin ol halledeceğiz. Amcamı karıştırmayalım.” Onur düşünme pozisyonuna geçmişti. Pamir boğazını temizleyip ilk defa konuştu. Bu çocuk sinirimi bozuyordu ya da tam tersi.
“Yıldırım amca öğrenmeden ehliyet kursuna yazılırsın, bizde sana araba kullanmasını öğretiriz.”
Biz de derken. Pamir de mi bana araba kullanmayı öğretecekti?
“Harika fikir ama amcam çok akıllıdır o fark etmeden yapmalıyız.” Şimdiden Onur ikna olmuştu.
“Bu zor olacak çünkü gözü hep üzerimde” dedim. Biraz tedirgin oldum.
“Merak etme ruhu bile duymayacak” dedi Pamir, beni ikna etmeye çalışıyordu.
“Kimin ruhu duymayacak?” dedi Ceylin. Yanımıza bile gelmişti yanında da Cansu vardı.
“Hiç kimsenin” dedi Pamir.
Ceylin’in yüzü düşmüştü ama üstelemedi.
Ben araba kullanmasını hemen öğrenebilir miydim? Pamir ile nasıl aynı arabanın içinde olacaktım ve araba kullanmasını ondan nasıl öğrenecektim?
Diğerleri de yanımıza ellerinde kahve ile geldiler bize de almışlardı. Arda yanıma oturdu. “Alisya sütlü ve şekerli kahve aldım senin gibi tatlı birinin tatlı şeyler sevdiğini tahmin ettim.”
Klişe sözlerini aldırış etmeden kahvemden bir yudum aldım ve Arda’ya dönerek. “Doğru tahmin,” dedim gülümseyerek.
“Çıkışta beraber bir şeyler yapalım mı?” dedi.
“Çıkışta bizim işimiz var” dedi Pamir, Arda’ya bakarak.
“Öyle mi, ne işiniz var?” dedi Ceylin. Her şeye burnunu sokmasa şaşardım zaten. Onur da, “Aile meselesi” dedi kısaca.
Alev, “Arda kardeşlerin geliyor” dedi neşeli bir şekilde.
“Kardeşlerin mi?” diye sordum Arda’ya bakarak.
“Evet, baş belası ikiz kız kardeşlerim var.” İnanamayarak Arda’nın baktığı yere baktım doğrusunu söylemek gerekirse şaka yaptıklarını sanmıştım.
“Hem de tek yumurta ikizi” dedi Alev gülerek ardından da kızlara el salladı.
İkisi de kıvırcık çikolata kahvesi saçlara, buğday tene, bal rengi gözlere sahipti ve ikisini tek ayıran özellik dudaklarıydı. Birisi dolgun dudaklı diğeri de ince dudaklıydı ama ikisi de sevimli suratlarıyla hoş görünüyorlardı. Alev’i görünce ikisi de koştura koştura yanımıza geldiler.
Berk “Ekip büyüyor” diye kendince espiri yaptı ama Arda ona bakıp kaşlarını çattı ve galiba da Berk’in ayağına bir tane tekme atmış da olabilir çünkü Berk yüzünü buruşturup kendini toparladı.
“Beyler sakin olun,” dedi Ceylin telefonundan gözlerini ayıramayarak.
İkiz kızlar bize selam verdi ve yan masadan sandalye çekip oturdular. Arda bana dönüp ince dudaklı kızın “Banu” diğerini de “Buse” diye tanıştırdı. Kısa tanışmadan sonra Onur, “Alisya sevimli ikiz kızlarla aynı bölümdesin umarım iyi anlaşırsınız” dedi göz kırparak. Onur da başıma ikinci büyükannem kesildi şimdi de arkadaş bulmaya çalışıyor bana.
Banu, Onur’a hülyalı gözlerle bakıyordu. Buse de “Onur abi” dediğinde Banu onun koluna vurdu. “Kuzenin mi?” dedi Banu’ya doğru tıslarken. Onur başını salladı.
Diğerleri zaten tanışıyorlardı. Hepsinin çocukluk arkadaşı olduğunu biliyordum. Tek Alev sonradan katılmıştı o da Berk’in kız arkadaşı olduğu içindi. Banu, Onur’a hayran hayran bakıyordu. Tanıdığım kızların geneli Onur’a bakıyordu, Pamir’e bakmamalarının sebebi büyük ihtimal Ceylin’di.
“Sabahki derste seni göremedim,” dedi Buse.
“Evet geç kaldım” dedim.
Alev, “Makyajımı tazelemeye gidiyorum, aşkım” dedi Berk’e. “Hemen dönerim.”
Sıkıcı sohbet uzamaması için ayağa fırlayarak, “Bende geliyorum” dedim Alev’e. Alev ile göz göze geldiğimizde gülümsedi. “Gel, birlikte gidelim.” Birlikte giderken lisede kol kola tuvalete giden kızlara benzettim bu halimizi tek fark kol kola girmemiştik. Böyle düşünürken Sibel aklıma geldi. O ne yaptı acaba? Lavaboya girdiğimizde Alev makyajını düzelterek ve saçlarını kabartarak oyalanıyordu bende işimi bitirmiş ellerimi yıkıyordum. Kendime çekidüzen vermeye başladım.
“Onur ile iyi anlaşıyorsunuz, ilginç” dedi sohbet etmeye çalışarak.
“Neden ilginç?” diye sordum.
“Yani Onur biraz zor biridir sadece o da değil diğerleri de.”
Onur’un nasıl birisi olduğunu hakkında çok bilgim yoktu ama iyi anlaşıyorduk. “Tam olarak ne söylemek istediğini anlamadım.”
“Beni yanlış anlamanı istemem yani mor dağları yaratmış burnundan kıl aldırmayan tipler. Anlata bildim mi?”
Anlıyordum, bu tiplerin nasıl biri olduğunu az buçuk öğrenmiştim. “Anlıyorum” dedim. “Sende buna rağmen bu gruptasın.”
“Gruba Berk sayesinde dahil oldum. İlk başta beni istemediler ama sonra alıştılar, “ dedi üzülerek. “Ceylin hala bana alışamadı zaten o alışamadıysa Cansu hiç alışmaz.”
“Neden?”
“Ceylin ne söylerse ya da ne yaparsa Cansu hep ona ayak uydurur.” Yanıma daha fazla yaklaştı. Kısık sesle “Kafası da pek çalışmaz o yüzden Ceylin onu hep yönlendirir” dedi.
“Anladım. Ceylin de Pamir sayesinde mi dahil oldu?” diye sordum. Neden böyle bir soru sormuştum ki? Ama Alev anlayışlı kızdı.
“Ben geçen yıldan beri bu gruptayım ama anladığım kadarıyla Pamir ve Ceylin çocukluk arkadaşlarıymış.” Sevgili olduklarını sorsam çok mu ileri giderdim ama yine de soramadım duyacaklarımdan emin değildim. “Zaten Pamir ile Ceylin’in birlikte olmasını Pamir’in babası istiyor gibi. Pamir de hep gözetim altında fark etmişsindir.”
Evet fark etmiştim. “Neden gözetim altında?”
“Bilmiyorum hiçbir fikrim yok bu konuda herkes ketum ama olay olduğunda Pamir küçükmüş.”
Bu söyledikleri daha da aklımı karıştırdı. “Ne olayı?”
“Bende pek bilmiyorum ama anladığım kadarıyla Pamir annesinin onu terk edişini unutamayıp kaldıramamış birde üstüne annesinin onları bırakıp ardından hemen de Metin amca evlenince zor zamanlar yaşamış bu yüzden kendine zarar vermeye başlamış. O yüzden de Pamir kendine zarar vermemesi için hep gözetim altında. Bazen Pamir’in ortadan kaybolduğu bile oluyor. Nerede olduğunu kimse söylemiyor. Tabii Onur biliyordur. Zaten en çok ikisi birbirine yakındır.”
Duyduklarıma şok olmuştum. Kaşlarımı çattım. “Pamir’in annesi terk mi etti?”
“Herhâlde Louis’i gerçek annesi zannetmedin?” dedi. Tabii zannetmemiştim ama böyle bir şeyde beklemiyordum. Ona öylece bakakaldım. Alev de fark etti. “Artık dönsek iyi olur.” Ona daha fazla soru sormak istiyordum ama ne yeri ne de zamanıydı.
Dışarı çıktığımızda tanıdık bir sima görür gibi oldum ve olduğum yerde durup giden kızın arkasına bakakaldım.
“Ne oldu?” diye sordu Alev.
“Hiç birine benzettim,” dedim ve giden kızın Suna olup olmadığını anlayamadım. Masaya döndük. Onur ve Arda’nın ortasına oturdum. Yarım kalan kamp maceralarına tekrar devam etmek hakkında plan yapıyorlardı. Onur, “Alisya bu kez de beni ekmez gelirsin” dedi benden cevap bekleyerek.
Hemen “Başka işim var” dedim.
“Ne işi?” dedi merakla sorarken.
Babamla konuştuğumuz aklıma gelince, “Babam ile çiftliğe gideceğiz” dedim. Sürekli ertelemek zorunda kalmıştık babamın işleri için ama bu hafta sonu kesin gidecektik yani babama erteleme şansı vermeyecektim. Yoksa Onur dan kurtulamazdım.
“Bensiz” dedi Onur. Alınmış mıydı ne? Ona bakarken gülümsedim. “İstersen gelebilirsin ama başka planların var” dedim.
“Arkadaşlar hep beraber bu hafta çiftliğe gidelim” dedi Onur. Kimse itiraz etmedi genelde Onur ne diyorsa onu yapıyorlardı. Ceylin yerinde mızmızlanarak Cansu da ona katıldı, “Planı daha önce yaptık” dedi.
“Tamam, itirazı olan kampa gidebilir kimin itirazı var?” Ceylin ve Cansu’dan hariç kimsenin yoktu. Ceylin ile Cansu olayı büyüttükçe büyütüyordu. Genelde Ceylin ne derse Cansu da onu onaylıyordu.
Pamir’e gözlerim takıldı Alev’in anlattıklarından sonra ona farklı bakıyordum. O benim hakkımda çok şey biliyordu ama ben onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ben ona hep ön yargılı davranmıştım. Pamir’i ilk gördüğümde anlamıştım onun da acılarının olduğunu ama Pamir gibi birinin nedense zengin züppe olarak tanımlamıştım ama haksızda sayılmazdım. Sanki bakışlarımı hissetmiş gibi benden tarafa döndü.
Ceylin aramızda ki kısa bakışmamızı keserek, “Pamir sen hafta sonu ne yapmak istiyorsun?” diye sordu. Orada telefonum çaldı baktığım da yine o gizemli numaraydı ayağa kalkıp masadan ayrıldım.
“Efendim”
Karşıdan gelen ses kadın sesiydi. “Alisya Bozdağ ile mi görüşüyorum?” Ses yabancıydı tanımıyordum.
“Evet” dedim. “Siz kimsiniz?”
“Eylem Yüksel” dedi. “Annenin kardeşiyim yani teyzenim.”
Oy ve yorum yapmadan geçmeyin!
Bölüm etkileşimi
