26. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 26
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 26
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum gençler🌸
Keyifli Okumalar!
Instagram: @yzglemine_
Tiktok: @yazgl.emine
☆Yaşadıklarım sanki bir rüya gibiydi fakat en gerçeği aynada bana bakandı☆
Her şeye yabancıydım. Bulunduğum kendi odamda her şey bir anda zihnimden silikleşerek kaldığımda sadece o vardı. Yarı uykulu gözlerimin içinde bilmediği yollara düşen bir kuş gibi Pamir’in rüzgarına kapılmıştım. Beni öptüğüne inanamıyordum. Şuanda olmasını idrak edemeyecek kadar şaşkındım. Ne tepki verebiliyorum ne de başka bir şey yapabiliyorum. O da dudaklarımın üzerinde durdu hareket etmiyordu.
Gözlerim hala açıktı, öfke içinde onun ela gözlerine bakıyordum. Bakışları o kadar yoğundu ki onda kaybolmayı isterdim. Elanın en güzel tonundaki irisleriyle baktı irislerime ve bu benim ilk öpücüğümdü.
Geri çekildi ve suratına bir tokat indirdim. Tepkim karşısında şaşırmış görünüyordu. Pamir ile öylece birbirimize bakıyorduk. Bana öyle güzel bakıyordu ki sadece bana mı öyle bakıyor yoksa herkese mi diye şüphe ettim. Beni ürkütmekten korkar gibi mesafeli duracağı sırada uzanıp elimi yanağına götürdüm, bebeksi yüzünü parmak uçlarımla hissettim. Heyecanlıydım. Pamir ise gözlerimin içine bakarak şaşkınlığını bir kat daha arttırdı. Dudaklarımı dudaklarına götürdüm gözlerimi kapatarak onu öptüm. Acemice yaptığım hamle ile aynı hassasiyetle karşılandı. Midemde kaç kelebeğin uçtuğunu içimin kıpır kıpır olduğunu aynı zamanda akla gelebilecek her türlü felaket yaşanabilirdi. Üşüyordum. Onun dokunuşlarıyla vücudum alev alev yanmaya başladı artık üşümüyorum. Dudakları kor gibi yakıcı, tüm bedenimi alev alev yakacak kadar uyarıcı sinyaller gönderiyordu.
Zihnimden binlerce düşünce geçiyor, bacaklarım yokuş aşağı kontrolsüzce koşuyor her an düşecekmişim gibi basıyor ansızın çıkıveren bir taşın hedefi olup tepetaklak düşüyorum. Burnumun onun kokusuyla dolmasına izin verirken öpüşüm çok naifti. O da bana aynı naifliği gösteriyor sanki acıtmaktan korkarmışçasına dokunuyordu.
Bir an gözlerimi açtığımda onun gözleri kapalı olduğunu gördüm. İşte o anda her şey koptu. Şuan savaşacak gücü kendimde bulamıyorum. Ona teslim olmak aptallıktı ve ben en büyük aptalım. Gözlerimi tekrar kapattım ve bu rüzgarla birlikte savruldum. Bilincimi kaybetmiştim sanki konuşamıyordum, kıpırdayamıyordum. Acemi hareketlerle karşılık veriyordum. Bu bir rüyaysa uyanmak istemiyorum.
Bu basit bir öpücük değildi. Elleri kollarımı iki yandan kavramıştı dudakları önce yumuşakça dudaklarımı yakalamış dişleri hafifçe alt dudağımı sıyırıp beni kışkırtmaya başladı. Masum bir öpücükten daha fazlası olmaya başladığında dudaklarımı oynatmayı bıraktım o ise bunun farkında değildi. Tekrar ona karşılık vermeye başlamadan önce iki saniye geçmesi gerekmişti. Onu neden öptüğümü bilemiyordum ama düşünmeyi çoktan bıraktım. Kollarımı boynuna doladım Pamir’i kendime doğru çektiğimi çok sonra fark ettim.
O ve ben vardık sadece. Dudaklarından şefkat akıyordu hücrelerime. Bu anın bitmesini istemiyordum. Pamir’in beni öpmesini istiyordum. Ellerim boynundan yukarıya doğru çıkarak yumuşak saçlarına dokundum Pamir’in eli belime doğru ilerledi. O kadar çok heyecanlanmıştım ki bedenim titriyordu. Nefesim kesilmişti sanki. Onunda benden farkı yoktu.
Elleri belimden yukarıya doğru kaydığında nerede olduğumun ve ne yaptığımın farkına vardım. Kendimi geri çektim. Şaşkınlıkla gözlerimi açtım onun da gözleri kapalıydı ve gözlerini açtı. Pamir’in dudakları dudaklarımın tam üzerindeydi. Alnını alnıma koydu. Nefes nefeseydik. O kadar hızlı nefes alıp veriyorduk ki nefeslerimiz birbirine karıştı. Konuşmak istiyordum lakin sesim çıkmıyordu. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. Ağzımdan şaşkınlıkla ismi döküldü. “Pamir!”
Bir kaç saniye öylece bana baktı. “Bu,” dedi hala dudakları dudaklarımın sınırında dururken.
Kesik kesik nefes alıp verirken, “Bu yaptığımız yanlış,” diyerek sözünü tamamladım.
Dudakları hafifçe hareket ettirerek dudaklarıma sürtünürken, “Hayatımda yaptığım en güzel yanlış,” dedi. Baş parmakları yüzümü okşuyordu. Gözlerimi kapattım. Yanlış dediğim halde neden bana da doğru gibi geliyordu?
“Alisya!” dedi fısıltıyla ve gerisi gelmedi. Gözlerimi açtım. Ellerini yüzümden çekti. Önüme düşen saç tutamımı kulağımın arkasına sıkıştırırken kokumu içine çektiğine eminim. Kulağıma doğru, “Uyu,” dedi. “Saat geç oldu.”
Pamir kendini benden yavaşça uzaklaştırdı. Boşluğa düşer gibi oldum ama toparlanmam uzun sürmedi. Bir şeyler düşünüyordu. Kafasında tartıp biçtiği belliydi. Yanımdan uzaklaştı kapıya doğru geldiğinde son kez arkasını döndü. “İyi geceler Alisya.”
Az önce yaşananlar sanki hiç yaşanmamış gibi çekip gitti. Öylece durup arkasından bakmaya devam ettim.
☆
Çok uzaktan sesler geliyordu ama o kadar yorgun ve halsizdim ki umurumda bile değildi. Daha çok yatağıma sinerken üzerimde büyük bir ağırlık vardı sanki. Kolumun bir yanı o kadar ağırdı ki kıpırdayamıyordum.
“Haydi kızlar kalkın.” Bu ses çok yabancı gibi bir o kadar da tanıdıktı.
Nerede olduğumu idrak etmeye çalışıyordum. Başım çatlamak üzereydi. Her yanım ağrıyordu, başım kalp atışımla uyumlu olarak zonkluyordu. Anılar kesit kesit geliyor bir anda geri gidiyordu. Dün geceki parti, babamla dans ettiğim, Sefa ile sohbetimiz ve tanıştırma zamanları. Pamir’in yanındaki kız. Pamir ile ateşkesimiz. Onur ile mutfaktaki konuşmalar ve daha sonra gittiğimiz kulüp. Orada onların arkadaşlarıyla tanışmam. Daha sonra ne olmuştu? Ah olamaz içkileri gömmem! Daha sonrası yok. Bir dakika! Pamir’ in beni eve taşıması... Yatağa sinip yatak örtüsünü kafama kadar çektim. Onunla yaşadığım görüntüler gözümün önüne hayal meyal aklıma gelip duruyordu. İyice yatağa gömüldüm. Pamir ile öpüşmemiz. Ah olamaz! Bu büyük bir utanç içinde yerin dibine geçtiğimi düşününce kalbim deli gibi çarpıyor her atışı acı veriyordu, nefes almakta zorlanıyordum sanki. Etkisi tüm bedenimde hissediliyordu. Sevgili kalbim ne olur bu salak kıza kulak asma.
Yoksa üzerimdeki ağırlık... Gözlerimi açar açmaz, “Pamir!” dedim.
“Hıı,” diye bir ses çıktı kolumun üzerinden. Pamir yanımdaydı. Şimdi ne yapacaktım? Onunla yüzleşmeye hazır değildim.
“Pamir mi?” dedi yan tarafımda bir kız. Sonra tepemde Eray’ı görmeyi beklemiyordum. Yatağımdan fırlayıp doğruldum. Yan tarafımda kişi, “Ah!,” diye bir ses çıkardı. “Alisya ya dikkat etsene.”
“Sibel!” dedim.
Eray kahkahalarla gülüyordu halimize ama ben hala şoktaydım.
“Alisya, Pamir ne alaka. Rüyanda mı gördün?” dedi kaşları havalanırken. “Hem bu bücürün ortamızda ne işi var?”
“Sensin bücür, püsküllü. Öğlen oldu hadi kalkın canım sıkılıyor.”
“Genç kızın odasına böyle girilmez. Git başımızdan,” dedi Sibel o da sersem gibiydi ağzında hafif kayma vardı.
Kendimi yatak başlığına atarken hala sersemdim. “Hangi ara geldiniz odama ya, saygı da kalmamış,” dedim yalandan sitem ederken. Pekte yalan sayılmazdı aslında.
“Pamir birazdan odana gelecekmiş,” dedi Eray imayla.
“Ne?” dedim aklım başımdan giderken. Üzerimdeki örtüyü kafama kadar çektiğimde Sibel yana doğru devrildi. Artık nasıl çektiysem? Pamir buraya gelirse hiç iyi olmazdı. Neden yatakta saklanıyordum ki beni göremez. Örtüyü üzerimden çektim. Asıl o benden saklanmalı. Eray tekrar gülmeye başladı. Sibel de ona eşlik ediyordu. Benimle dalga geçiyorlardı. Dudaklarımı büzdüm. “Hadi gidin başımdan yorgunum.”
Sibel yataktan kalkıp banyoya giderken homurdanıyordu. Dün gecedeki kıyafetler vardı üstünde.
Sibel kapıyı kapattıktan sonra Eray karşımda imayla bakarken ‘ne var’ bakışı attım.
“Ne yorgunluğu gecenin bir yarısı eve yürüyerek bile gelmedin.”
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. “Neden bahsediyorsun? Beni mi gözetliyorsun?”
Omzunu silkti. “Yatağımı yadırgadım gecenin bir vaktinde sesler duyunca sizi gördüm.”
Utançtan kıpkırmızı oldum. Ne kadarını görmüş olabilir? Sormak istemesem de sordum. “Ne gördün?”
“Pamir kucağında seni taşırken gördüm. Başka bir şeyde mi görmem gerekiyordu?”
“Yo neden bahsettiğini anlamadım,” dedim.
“Sen yine dikkat et başkaları da görebilirdi. Allah’tan sadece ben gördüm ya başkası görseydi?” dedi göz kırparak.
Eray demek bizi görmüştü. Umarım devamını görmemiştir. Sessiz kaldım ne diyebilirdim ki?
“Hiç inkar etmiyor, bunlarda utanma da kalmamış.” Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Yastığı alıp kafasına vurdum. Eray kahkahalarla güldü. Sibel banyodan çıktı. “Ne kaçırdım, neye gülüyorsunuz? Bana da anlatın.”
Eray, “Aman bir şeyden de eksik kalma, Melahat teyzenin yeğeni,” dedi.
Sibel bana dönerek, “Alisya ne oldu ya? Bana da anlat,” dedi merakla. Eray’ı öldürmek istiyordum. “Yok bir şey Sibel, her zaman ki Eray işte.” Eray benim sınırlarımı zorlamaya devam ediyordu.
“Ne o, yakın arkadaşından mı sır saklıyorsun ya da utanıyorsun?”
“Eray!” dedim sinirle. “°Elimde kalacaksın.”
Sibel, “Evet, Alisya seni dinliyorum. Eray’ın bildiği şeyi ben nasıl bilmiyorum,” dedi isyan edercesine.
“Sen beni dün gece yalnız bıraktın ya hani,” dedim imayla ve birazda kızgınlıkla. “Bende içkiyi fazla kaçırmışım işte. Pamir beni eve bıraktı, yürüyemeyecek halde olduğum için kucağına almak zorunda kaldı işte. Eray da bunu görmüş aklın sıra benle dalga geçiyor.”
Sibel’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Nee! Seni kucağında mı taşıdı? Kusarken de saçlarını tuttu mu?” İkisi birden gülmeye başladı. Dikkate almıyormuş gibi davranmaya çalıştım.
“Belki de kahve bile yapmıştır,” dedi Eray.
Eray’ın bir şey görme ihtimali yoktu zaten kapıda kapalıydı. Tabii Pamir’in odaya kahve getirdiğini görmüş olabilirdi. Daha fazlasını görse boş boğaz olduğu için susmazdı. O yüzden dikkate almamaya devam edip konuyu Sibel’e götürdüm. “Sen anlat Sibel Onur ile neler oluyor? Arda’yla dans edecekken seni kolundan sürüklemeler falan hayırdır.”
“Saçmalama Alisya ya, ne olabilir o deliyle ama bende anlamadım bir anda peşinden sürükledi beni.”
Eray da Sibel’e kaş göz yaparken Sibel, “Senin kaşını gözünü oyarım,” dedi. “Alisya şu bücürün yanında ettiğin lafa bak,” dediğinde haklıydı. Eray’ın sağı solu belli olmazdı bir de babamın yanında bir şey söylerse olay başka yerlere gidebilirdi. O yüzden Eray’ın kolundan tuttum. “Bana bak bücür bunlar aramızda ona göre,” dedim tehdit ederek aynı Sibel gibi konuşmuştum.
“Bilmem artık her an ağzımdan bir şey kaçabilir.”
Eray’ı gıdıklamaya başladım. Sibel de gıdıklıyordu ve hepimiz gülüyorduk. Eray kesik kesik gülmelerinin arasından, “Valla kimseye söylemeyeceğim ablalarım,” diyordu. Bize genelde abla falan da demezdi.
Eray aşağıya indiğinde bizde hazırlanıyorduk. Sibel giyinme odasında bir türlü kıyafet beğenememişti. Bense hala yatağımda uzanıyordum. Farkına varmadan parmaklarımı dudaklarıma bastırdım, dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdığında hissettirdiklerini hatırladım. Peki ya benim onu öpüşüm? Doğrudan içimden gelen bu davranış beni şaşırtmıştı. Nasıl yaptım? Nasıl öptüm? Neden onu öpmüştüm ki? Hiçbir fikrim yoktu. Nasılda aptal görünüyordum kim bilir. Önce tokat atmış sonra da onu öpmüştüm. Öpmüştüm işte!
Bunu atlatabilirdim. Hiçbir şey olmamış ve hatırlamıyormuş gibi davranabilirdim. Kahretsin! Her şeyi hatırlıyordum. Ama evet hatırlamıyormuş gibi yapabilirdim. Dün gece ile ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. Her zaman son sözü söyleyenin o olması gerekmiyor.
Sarsak sarsak adımlarımla banyoya geçtim. Güzel bir duş aldım ardından da dişlerimi fırçaladım ve aynaya baktığımda dün gece burada Pamir ile yaşadıklarım aklıma gelirken kendime güçlü bir tokat atma isteğini bastırdım zaten felaket derecede berbat görünüyordum. Yaşadıklarım sanki bir rüya gibiydi fakat en gerçeği aynada bana bakandı.
Banyodan çıktım. Sibel nihayet bir şeyler beğenebilmişti. Üzerinde beyaz çiçekli bir elbise vardı.
”Alisya sence oldu mu?”
“Çok güzel olmuşsun kime kendini beğendirmeye çalışıyorsan.”
İçeri geçip giyinme dolabımdan kot şort üzerine yakıştığını düşündüğüm v yaka turuncu t-shirt elime aldım.
“Canım benim kimseye kendimi beğendirmeye çalışmıyorum sadece kendim için. Bir kadın her zaman özenli ve bakımlı olmalı,” dedi makyaj yaparken.
“Dedi güzellik uzmanı,” dedim onu taklit ederek.
T-shirt şortun içine yan tarafına az sıkıştırdım ve desenli beyaz spor ayakkabılarımla uyumlu göründüğüme karar kıldım. Yüzümde berbat göründüğü için hafif makyaj yapmaya karar kıldım. Saçlarımı da elime dolayıp topuz yaptım ve aynaya baktığımda gayet iyi görünüyordum yine de başım çatlamak üzereydi.
Hazırlanmamız bittiğinde, “Kendimi berbat hissediyorum,” dedim.
Sibel de beni onayladı. “Başım çatlıyor. Annem babam öğrense içtiğimi beni mahvederler.” İkimizde karşımızdaki aynaya bakarken Sibel “Yine de güzel görünüyoruz,” dedi.
“Her zaman her şeye rağmen,” dedim.
Aşağı indiğimizde ilk mutfağa gittim ve Hayriye teyze ile karşılaştım. Evin bütün düzeni ondan sorumluydu ve lezzetli yemek yapıyordu. Büyükannemin yoldaşı ve sırdaşıydı. Eray da ağzını tıkıştırmakla meşguldü. Hayriye teyze bizi görünce içten bir gülümsedi.
“Uykucu kızlar da uyanmış. Hemen kahvaltı hazırlayalım,” dedi.
“Günaydın Hayriye teyze ağrı kesici ve acı bir kahveye ihtiyacımız var,” dedim onun gibi neşeli olamasam da gülümseyebildim.
“Aaa olur mu kızım aç acına, börek yaptım umarım seversiniz. Hadi geçin oturun bende servis hazırlayayım.”
Sibel ile sandalyeleri çekip Eray’ın yanına oturduk. Sibel “Mmm leziz görünüyorlar,” dedi böreklere bakarken.
“Afiyet bal şeker olsun kuzum,” dedi Hayriye teyze gülümsemesi tüm yüzüne yayılmıştı.
Eray, “Çok lezzetli,” dedi. Hayriye teyze Eray’ın başını okşadı ve bir kesme daha koydu önüne.
“Tadına bakmak için sabırsızlanıyorum,” dedim.
Çok sevimli bir kadındı. Yaşını ellilerinde olduğunu tahmin ettim. Saçlarını sıkı topuz yapmış yeşil gözlerinde sıcakkanlılığını hissetmiştim. Önüme dumanları tüten börek gelmiş yanına da büyük servis tabağına kahvaltılıkta koymuştu. Onun haricinde bir fincan çay, su ve ağrı kesicide eklemişti. Önümdekileri görünce kurt gibi acıktığımı hissettim. Böreğimden büyük bir parça aldım gerçekten lezzetliydi.
Beğendiğimi belli ederek, “Döktürmüşsün yine ellerine sağlık. Bayıldım!” dedim.
“Beğenmene sevindim kızım. Sen iste her zaman yaparım.”
Minnetle gülümsedim. Kahvaltımızı yaparken büyükannem de mutfağa geldi. “Güzel kızlarım uyanmışsınız. Dün akşam bir harikaydınız,” dedi neşeli bir şekilde.
Dün geceyi hatırlayınca yüzümün rengi değişti ama sonra kendime geldim. Ağzımdaki lokmayı yutup büyükanneme, “Teşekkür ederim büyükanne, senin sayende” dedim her şeyimle bizzat büyükannem ilgilenmişti. Sibel de kibarca teşekkür etti.
Büyükannem, Hayriye teyzeyle ev ile bir konuşma yaparken kahvaltımı bitirdim ardında önümdeki ağrı kesiciye bakarken -hatırlama dün geceyi hatırlama- bir anda hemen onu da içtim. Sibel öğleden sonra evine gitti. Eray da antrenmana gitti.
Ben ise günün geri kalanında bir hayalet gibi evin içinde dolaştım.
☆
Sabah çalan alarmın sesiyle gözlerimi açarak saate bir tane indirip ayağımla yere attım. Sabahları erken kalkmaktan nefret ediyorum. Neden bu kadar erken kalkıyordum? Bu alarmı kim kurdu? Boş ver! Tekrar mışıl mışıl uykuma geri dönmeyi planlarken odanın içinde birinin olduğunu hissetsem de aldırış etmedim. Bu kez bir boğaz temizleme sesi ile aniden doğruldum.
Babam yine siyah takım elbisesinin içinde özenle yapılmış saçlarıyla birlikte kollarını göğsüne bağlamış bana bakarken kendimi tekrar yatağa attım. Bu saatte burada ne işi vardı?
“Tembel hadi kalk!”
“Sana da günaydın baba, izin verirsen uyuyacağım,” dedim yatak örtüsünü kafama kadar çekerken.
Yatağımın kenarına oturduktan sonra örtüyü üzerimden çekti. “Kalk ve hemen hazırlan uykucu prenses.”
“Neden?”
“Bugün doktor randevusu var ve geç kalmanı istemiyorum. Hemen hazırlan aşağıda seni bekliyorum.”
Tam itiraz edecekken hatta cevap bile veremeden odadan çıktı ve bu işten kaçışım olmadığını bir kez daha anlamış oldum maalesef. Babam o kadar ısrarcıydı ki psikastrise gitmem konusunu bir ara unuttuğunu bile düşünmüştüm ama randevu aldığını öğrenene kadardı. İstemeye istemeye lavaboya gidip rutin işlerimi hallettikten sonra giyinme odama geçtim ve dolabın içini karıştırmaya başladım. ‘Bugün ne giyeceğim?’ bu sorudan da nefret ediyorum.
Biraz daha karıştırdım ve elime geçen kiremit rengi şort, üzerime beyaz bir bluz, ayağıma da desenli spor ayakkabı giydim. Aynaya baktığımda görüntüm güzel görünüyordu ama yüzüm solgundu. Makyaj yapmaya başladım. Hafif bir parlatıcı, biraz gölgeli far ve maskara sürdüm. Saçlarımı da şekillendirici sürüp tarakla şekil vermeye çalışarak kırmızı bandana taktım. Aynadaki yansıyan görüntüm fena değildi. Yandan küçük siyah çaprazlama çantamın içine de ihtiyaçlarımı yerleştirdikten sonra koluma taktım ve aşağı indim.
Kahvaltı masasında herkes yerini almıştı. “Günaydın,” diye mırıldandım. Eray da bir süre bizde kalacaktı. Babam, Eray’ın koruyucu ailesi olmuştu. Eray tekrar oraya gitmek istemiyordu.
Herkes karşılık verirken Onur ıslık çalmıştı fakat onu görmezlikten geliyordum. Kulüpte beni tek başıma bırakmıştı sonuçta. Yerime oturdum ve canım hiçbir şey istemiyordu. Kendimi zorlayarak bir şeyler atıştırmaya koyuldum. Masada sıkıcı ekonomi sohbeti vardı tabii babam, dedem ve amcam arasında kulağımı tıkayarak çayımı yudumladım.
Kahvaltı faslı bittikten sonra suratsız ve uykusuz bir şekilde Harun abinin açtığı arabaya yerleştim babam da yanıma oturdu. Eray’ın da antrenmanı vardı. O da yanımızdaydı. Eray bile benden daha dinçti. İlk önce Eray’ı bıraktık.
Babam elindeki tabletiyle bir şeylerle uğraşırken bende uyku moduna çoktan geçmiştim. Arabanın durmasıyla uykudan uyanıp gözlerimi açtım. Arabadan inerken babamda inmişti ve benimle geliyordu.
“Baba sence de biraz abartmıyor musun?” dedim bıkkın bir nefes verirken.
“Sadece senin iyi olmanı istiyorum.”
“Ben iyiyim. Gelmene de gerek yok. Kendim gidebilirim.”
Elini belime koyarak, “Mızmızlanmak yok küçük hanım,” diyerek beni yönlendirdi.
Beş katlı binanın her katında bir ofis vardı, beşinci kata çıkmak için asansöre bindik. İçeri girdiğimizde gerginliğim hat safhadaydı yukarı çıkarken hafif sarsıntı bile midemi ağzıma getirmek üzereydi. Neyse ki babam yanımdaydı ve şuan yanımda olması büyük ihtimal topuklardım. Asansörden indiğimizde karşımızda çelik kapı vardı ve kapının yanında ki tabelada Psikiyatrist Simge Bükmen yazıyordu. Daha kapıyı çalmadan orta yaşlı bir kadın açtı.
“Hoş geldiniz Yıldırım Bey, Simge Hanım sizi bekliyor,” dedi bize içeri girmek için yol açarken. Babamın hala eli belimde olduğu için ilk ben içeri girdim. Simge Hanım bizi görünce hemen oturduğu yerden ayağa kalktı. Güzel kadındı. Küt kesilmiş siyah saçları onu daha genç gösteriyor zayıf ve uzun boyluydu. Bu kadını parti de görmüştüm. Babamın arkadaşı olmalı.
“Hoş geldiniz, bende sizi bekliyordum,” dedi babama elini uzatarak. Babam ona elini uzatmıştı. “Hoş bulduk umarım fazla bekletmemişizdir.”
“Her zaman dakiksiniz Yıldırım Bey.”
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutup ikisine de bakakalmıştım. Varlığımı belli ederek, “Hemen başlayalım,” dedim babam kadının elini bırakmıştı sonunda.
“Ah tabii, Yıldırım Bey siz burada bekleyebilirsiniz.”
Babamda onaylayıp deri koltuğa yerleşti. Simge Hanım ile birlikte odanın ilerisinde ki diğer odaya geçtik. Bu bizim ikinci seansımızdı. Kapıyı kapatıp oturmam için ikili koltuğa işaret etti ve oturdum. Ben oturunca o da yerine geçti. Hala gergindim. Ben bu kadına ne anlatacaktım?
“Gergin görünüyorsun Alisya, korkma daha önce hiç insan yemedim,” doktor gülümseyince yüzüne baktım. Bir şey söylemeyince, “ Başlayalım istersen. Baban senin hakkında bazı şeyler anlattı. Sana çok değer veriyor,” dedi yüzüme bakarak. Beni rahatlatmaya çalıştığı belliydi.
“Buraya zorla getirilmiş gibi bir halin var Alisya. İki dost gibi konuşabiliriz öyle değil mi?”
“Evet zorla getirildim. İnsanlara hemen kendim hakkında bir şeyler anlatmak benim için zor.”
“Seni anlıyorum tatlım. Gerçek ailen zannettiğin kişiler aslında ailen değilmiş, şiddet ortamında büyümüş sonra baban zannettiğin kişinin anneni öldürmesi sonra onların ölümü... Gerçekten bunları yaşamak zor. Ama sen güçlüsün ki bunları atlattın,” dedi sevecen bir şekilde. Beni anlayamazdı ve anlamasını da beklemiyordum zaten. Atlattın dedi ama atlattığım hiçbir şey yoktu. Hepsi taptaze dünkü gibi kalıyordu içimde. Babam, doktora anlatmadığı bir şey var mı diye düşünmeye başladım.
“Pekâlâ, seni sıkmak istemiyorum. Sadece anlatmak istediklerini anlat tatlım.”
Gözlerim dolmaya başladı aslında hemen ağlayan bir insan değilim ama bazen kanayan yaralarımız ilk günkü gibi kalıyordu. “Onlar” dedim boğuklaşan sesimle. “Onlar ölüp gitmişti ama yaşadıklarımı bir türlü onları da unutamıyorum. Unutmak... Onları nasıl unutabilirdim? Onlar her aklıma geldiğinde ya da anıları zihnime düştüğünde kalbimin tam ortasında bir şey kanıyor. Zaten unutmama da izin vermiyorlar. Sürekli rüyalarımdalar, sürekli aklımdalar.” Artık ağlıyordum. Simge Hanım peçete kutusunu bana doğru uzattı. “İlk kez yıkıldığım günü de onlar yaşattı bana. Ne zaman, nerde çok iyi hatırlıyorum. İşte ben çok iyi hatırlamak istemiyorum. O anda ya da o zaman da elimden tutan arkadaşlarım, komşularım vardı ama onların da yanımda olmasını istedim. Kulağı hiç hoş gelmiyor değil mi? Onların ikisinin de psikolojisi bozuktu. Benimde psikolojimi bozdular.” Derin bir nefes aldım. “Her şeye rağmen onları unutmak istemiyorum.” İçime attığım her şey gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Kadın beni dikkatle dinliyordu ama ağlamaktan artık konuşacak halde değildim.
“Sana uyku ilacı yazmamı ister misin?”
‘Hayır, uyumakta istemiyorum. Daha fazla onlarla zaman geçirmeye gücüm yok,” dedim hiçte kibar olmayan bir şekilde burnumu çekerken. “Bunlar buz dağın görülen kısmı bir de bunun görünmeyen kısmı var.”
Bir süre doktorun ifadesini izledim. O da ağlamamın bitmesini sakinleşmemi bekliyordu. Biraz zaman geçtikten sonra doktor da anlayışla bana zaman tanırken daha fazla konuşmak istemiyordum.
“Ben gerçekten iyiyim,” dedim az önce yaptıklarımın tam tersine. “Başka anlatacağım bir şey de yok zaten yaşadıklarım bitti gitti. Geride kaldılar. Babam abartıyor.” Tabii yaşadıklarım bitti gitti değildi izler kalıyordu, hep kalıyordu ama tekrar hatırlamak en önemlisi başkasına istemeden anlatmak en zoru da buydu. Kıyısına bile uğrayamadığım hayatın kimseye görünmeden düşe kalka usulca geçtim. Tek sorun omzuma bırakılan yüklerdi. Bir hayalim bile yoktu. Sadece üniversite kazanıp Meral annemle o adamdan kurtulacaktım. Bütün hayatımı bunu bağlamıştım. Ama şimdi gerçekten Sefa’nın dediği gibi ‘umutsuz vaka Alisya’yım.
Kadın bana düz ifadeyle bakıyordu. Kadın kafasını sallarken benim şımarık bir kız olduğumu düşündüğünü düşündüm.
“Peki, soru cevap yapalım.” Buyurun cenaze namazına! Bu kadın neyin peşindeydi?
“Hayatın birden bire değişti. Arkadaşların, evin, ailen oldu, bunu alışabildin mi? Alışma sürecini anlatmak ister misin?”
“Evet, alıştım,” dedim kestirip atarak. Kadın bir süre bana bakarken başka bir şey söylemedim.
“Arkadaş çevren nasıl?” diye başka bir soru yöneltti hiç bozuntuya vermeden.
Kısaca, “İyi” dedim.
“Sevgilin var mı?” diye sorunca yüzüne baktım. Eminim bu kadına anlattığım her şeyi babama anlatıyordu.
“Bence bugünlük bu kadar yeter,” dedim sıkıldığımı belli ederek. Simge Hanım istemese de kabul etti. Odadan dışarı çıktığımda peşimden geliyordu. Babam önündeki dergileri karıştırırken hala beni beklediğine şaşırmıştım doğrusu. Simge Hanım haftaya tekrar randevu verdi. Kendimi hemen dışarı atıp nefes almak istiyordum. Babam yüzüme baktı. Ağladığımı anlamış olmalı, başımın tepesine bir buse kondurdu.
Babamla birlikte öğle yemeği için şık bir restorana gelmiştik. Doktorun yanından çıktıktan sonra hiç konuşmadık. Önümde ki salatayla oynarken babam sessizliğini bozdu. “İyi misin Alisya?”
“İyiyim desem inanacak mısın? Ya da doktor Simge Hanımdan öğrenirsin,” dedim.
Babam bu tavrıma şaşırsa da bozuntuya vermemeye çalışarak, “Simge Hanım iyi bir doktor. Kızımın durumunu bilmek benim en doğal hakkım,” dedi.
“Psikiyatristse gitmek istemiyorum. Duyan da kanser olduğumu düşünecek,” dedim, masada duran şişeden bardağa su doldurdum ve bir yudum aldım.
“Hayır, gideceksin, konu kapanmıştır. Senin iyiliğin için,” dedi elimi tutarak. Babam öyle içten bakıyordu ki daha fazla mızmızlanmayı bırakıp kafamı salladım
.
“Sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi babam gözlerimin içine bakarak.
Meraklanmıştım, birazda tedirgin oldum. “Eğer senin de iznin olursa Eray’ı nüfusuma alacağım,” dediğinde gözlerim doldu.
Heyecanla, “Gerçekten mi?” diye sordum. Babam heyecanlandığımı görünce gülümsedi, babam pek gülümsemezdi.
Babam başıyla onayladı. Ayağa kalkıp babama sarıldım.
☆
Yavaş akan trafikte sıkıntıdan patlarken babam elindeki tabletiyle uğraşıyordu. Bende Sefa’ya mesaj attım.“Bay ukala ne yapıyorsun?” diye yazdım.
“Dershanedeyim bayan umutsuz vaka. PES ile aranız nasıl?
”
“PES mi?
Eve gitmeyi beklerken devasa binaların olduğu yere gelmiştik. Araba binanın önüne yanaştı, Harun abi hızlıca kapımızı açtı ve arabadan indim. Telefonum titreşimiyle mesaja baktım.
“Sen anlarsın.”
“Ne saçmalıyorsun Sefa.”
“PES! Pamir Efe Savaşoğlu...”
Gelen mesaja bakarken gözlerim açıldı şuan duraksamama neden olmuştu ve babamın şirketinin önündeydik. Pamir de bu şirkette olabilirdi ve artık kaçışım yoktu. Ama moralimi bozmayacaktım. Tek dileğim karşılaşmamaktı. Babam nazikçe elini belime koyup beni yönlendirirken devasa cam kapının içinden girmiştik. Asansörle yukarı çıkarken asansör boştu ve açılan kapıdan ilk adımımı attım. Burası devasa şekilde büyük ve gösterişliydi. Aydınlık ve renkli detaylarla ferah bir ortam olarak tasarlanmış genelde beyaz ve siyah renklerden oluşturulmuş ve asil görüntüye sahipti.
İçimde bir tedirginlik vardı ve sakinleşmek için derin bir nefes çektim. Ofise geçtiğimizde babamın asistanı olduğunu tahmin ettiğim kadın bize doğru yaklaştı. Şaşırmış görünüyordu. Yuvarlak sevimli bir yüzü vardı ve otuzlarının ortalarında olduğunu tahmin ettim.
“Yıldırım Bey, istediğiniz raporlar.” Babam raporları aldı ve siyah büyük kapının önünde yan tarafındaki bir bölüme şifre yazdı içeriye girdik. Burası babamın odasıydı, oldukça büyük bir masa, siyah deri koltuklar ve kitaplık vardı.
“Az bir işim var kızım. Sen keyfine bak,” dedi. Masaya oturup diz üstü bilgisayarında bir şeylerle uğraşmaya başladı. Bende deri koltuğa yerleşip Sefa’nın mesajını cevapladım.
“Pes Sefa gerçekten pes.”
Yapacak başka bir işim yoktu ve babasının peşine takılıp işe gelen küçük çocuk gibi hissettim kendimi. Birde elime kağıt ve kalem verseler resim yapmaya başlardım herhâlde. Kendi kendime gözlerimi devirdim. İçeri giren asistan, “Ne içersiniz,” diye sordu. Ben şekerli sütlü kahve isterken, babam sert acı bir kahve söylemişti. Kahveler hemen geldiğinde sıkıntıdan patlamak üzereydim. Kahvemi yudumlamaya başladım. Sefa’dan cevap gelmedi büyük ihtimal dersteydi.
Babam dışarı çıktığında tamamen koca odada tek başıma kalmıştım. Ayağa kalkıp babamın masasına göz gezdirmeye başladım. İlk dikkatimi çeken çerçeveli iki adet fotoğraf oldu ve bir tanesini elime alıp inceledim. Babam ile annemin düğün fotoğrafıydı. İkisi de çok mutlu, içtenlikle gülümsüyorlardı ve sanki peri masallarından fırlamış gibiydiler. Babamı hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Giydiği damatlığı simsiyahtı, daha gençti ve her zaman ki gibi yakışıklıydı. Anneme çok benziyordum. Saçları dağınık topuz yapılmış, yüzü pürüzsüzdü. Çok güzeldi hatta benden bile güzeldi. Bir müddet bakakaldım.
Diğer fotoğraf ise babamla partide dans ederken çekilmiş fotoğrafımızdı ve ikimizde birbirimize bakıp gülüyorduk. Kapı tıklatılınca elimdeki çerçeveli fotoğrafları yerine bıraktım. İçeri giren Tamer amca beni görünce biraz şaşırıp kendini toparladı.
“Alisya seni burada görmeyi beklemiyordum,” dedi içtenlikle gülümserken. Bende kibarca gülümsedim. Tamer amca gayet sevecen bir adamdı, Onur’un neden bu kadar babasından korktuğuna anlam veremiyordum. Masadan dosya alıp çıktı. Tekrar kapı açıldığında Tamer amcadır diye düşünürken Pamir geldi. Beni görünce bir müddet bana bakakaldı. Ben ise hiçbir şey hatırlamıyorum diye kendimi telkin ediyordum. Takım elbise içindeydi, ceket ve pantolon aynı gri desenliydi ve içine beyaz renk gömlek giymişti. Dalgalı kumral saçları yine özenle yapılmıştı ve spor ayakkabı giymişti. Onu görünce boğazım düğüm düğüm oldu ve aramızda bir sessizlik hakimdi. İçeride olduğu halde kapıyı bile kapatmamış birbirimize bakıyorduk. O geceye ait hiç bir şey hatırlamıyorum.
Homurdana homurdana Pamir’in arkasından gelen Onur, Pamir’e çarptı ve Pamir öne doğru hafif sarsıntı geçirip ikisi de neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Bu halleri acayip komikti fakat ben gülmedim. Pamir ile yaşadıklarımdan sonra Onur da buna sebep olduğu için ikisiyle de mesafemi koruyordum.
“Hortlak mı gördün?” dedi Onur kendini toparlamıştı ve beni görünce yanıma geldi o olaydan sonra onu dinlememiştim bile.
Onur kolunu boynuma atarak, “Kuzen seni görmek ne hoş,” dedi gülerek. Ona suratımı buruşturunca hemen suçunu anlamıştı ve yüzündeki gülümseme bir anda soldu. “Özür dilerim, seni orada bırakmak istemezdim ama her şey bir anda oldu.” Acaba beni bilerek mi orada bıraktığını düşündüm ama bunu neden yapsın ki. Bu konuyu Pamir bize bakarken konuşmasak olmaz mı? Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Onur’un her şeyi mahvetmekte üstüne yoktu.
“Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Kulüpten sonra eve geldiğim anı bile hatırlamıyorum” dedim kestirip atarak. Neden pot kırmıştım ki? Hiç konuşmasam daha iyiydi.
Pamir de imalı imalı bana bakıyordu ve oturduğu deri koltukta pür dikkat bizi dinliyordu. Onur bu tavrıma şaşırmıştı. “Bana kızgın olduğunu biliyorum. Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım.” Ben yerin dibine girerken uzattıkça uzatıyordu. Bıkkın bir nefes verdim. “Sorun değil, olan oldu,” dedim omuz silkerek. Pamir yanımızda olmasaydı bu şekilde kurtulamazdı ya neyse.
Sevinerek yanağıma bir öpücük kondurup bizde Pamir’in oturduğu deri koltukların olduğu yere gelmiş Onur ile aynı ikili koltuğa otururken Pamir karşımızdaydı. Çok gergindim. Telefonumu elimi alıp Sefa mesaj attı mı diye kontrol ettim ama hiçbir şey yazmamıştı.
“Kuzen senin instagramın var mı?” diye sordu Onur bana dönerek. İnstagramın ne olduğunu biliyordum ama hesabım yoktu. Sefa ve Emrah’dan sonra şimdi de Onur çıkmıştı başıma.
“Yok,” dedim umursamazca.
“Nasıl yok? Hemen sana hesap açalım.” Elimden telefonu alıp bir şeyler yapmaya başlamıştı bile.
“Hiç gerek yok Onur.” Beni tınlamıyordu bile.
Babam ve Metin amca içeri girdi. Metin amca beni görünce selam verdi ben de aynı şekilde selamladım. Onur beni kendine doğru çekerek bir fotoğraf çekti. Neye uğradığım şaşırırken fotoğrafa bakıyordum. “Aman Allah’ım berbat çıktım sil şunu,” dedim öldürücü bakışlarımı atarken.
“Hayır hayır çok iyi,” dedi sırıtarak. Büyük ihtimal profil yapacaktı neyse kendim değiştirebilirdim sonra. O arada kapı tıklatılarak içeriye Ceylin girdi. Uzun kızıl saçlarını toplamış mini siyah elbise giymişti. Elinde de keman vardı. Bu kızın bu şirkette ne yaptığını merak ettim doğrusu.
Babama dönerek çalışma saatlerinde değişiklik yapmak için izin istedi keman kursuna gidecekmiş, babam anlayışla karşılayıp izin vermişti. Biz o arada Onur ile instagram hesabı hakkında konuşuyorduk. Arada da onları dinlemeyi ihmal etmiyordum.
Ceylin, Pamir’in yanına oturup bana döndü. “Alisya geçen akşam kötü görünüyordun şimdi daha iyi olduğuna sevindim,” dedi kibarca. Herkes o geceyi hatırlatmak zorunda mıydı? Babama baktığım da bana bakıyordu. Ne güzel! Gözlerinde bu olay hakkında konuşacağımızı anlamak zor değildi.
“Yoo sana öyle gelmiş gayet iyiydim.” Onur, beni onayladı. “Sana öyle gelmiş Ceylin,” dedi konuyu kapatırcasına. Ceylin başıyla onaylayıp daha fazla üstelemedi.
“Keman kursuna gideceğim. Hep birlikte gitmeye ne dersiniz?” diye sordu neşeli bir şekilde.
“Hiç işim olmaz,” dedi Onur.
Pamir’in yerine Metin amca, “Pamir bir sürü kursa gitti bundan da eksik kalsın,” dedi. Şaka mı yaptı yoksa gerçekten bir sürü kursa mı gitmişti çelişkide kaldım. Pamir de babasını onaylamıştı. Pamir’in gitmeyeceğini öğrenen Ceylin biraz bozulmuştu.
Ceylin bana dönerek, “Alisya sen gelmek ister misin?” diye sordu.“Gerek yok ben zaten keman çalmasını biliyorum.”
Lisede müzik hocamdan öğrenmiştim hatta çok yetenekli olduğumu söyleyip duruyordu.
“Hadi ya hiç senden beklemezdim,” dedi Onur. Kolumla Onur’a bir tane vurdum.
Ceylin heyecanla, “Hadi bir parça çal da dinleyelim,” dedi bana uzattığı kemanı aldım.
“Şimdi mi? Hiç havamda değilim,” dedim herkesin içinde keman çalmak istemiyordum.
“Hadi ama beni kırma.”
Neden bu kadar ısrar ediyordu? Herkes bana bakarken reddetmek güçtü bu yüzden elinden aldığım kemanı omzuma koydum ve iğrenç çıkan sesten dolayı akordu bozuk olan kemanın akordunu düzelttim. Yayı sağ el ile tutup kemanı sol omuz üzerime koyarak yerleştirdim. Kaybolan yılları çalmaya başladım. Çalmaya devam ederken annem zannettiğim Meral gözlerimin önüne düştü. Zayıf ince bedeni, yine gözlerinde yaş eksik değildi onu hep böyle hatırlamak kalbimin ortasında müthiş bir acı saplanmasına sebep oldu. Oysa onu gülen yüzüyle hatırlamak isterdim.
Salih’in yüzünü hatırladıkça daha hızlı çalmaya başladım. Birer birer aklıma geliyorlardı. Hıçkıra hıçkıra ağladığım o anlar... Anıların sesi uzaktan geliyor bir o kadarda yakındaydı ve yavaş yavaş beni delirtmeye yetiyordu. Yaşananları hatırladıkça keman çalmıyordum da o anları yaşıyormuş gibiydim. Böyle bir hiçlik daha önce hiç tatmadığım için ruhumda açılan bu izler hep kalıcı gibi hissettim hiçbir zaman iyileşmeyecek gibiydi. Gözlerimdeki şiddetli yağmurları geri göndermeye çalışıyordum. Biliyorum o yıllar bir daha gelmeyecek.
Bittiğinde oda da alkış sesi duymaya başladım. Bu da utanmama neden oldu. Tamer amcanın odaya geldiğini bile anlamamıştım.
Tamer amca, “Annen de kemanı çok iyi çalardı,” dedi.
Oy ve yorum yapmadan geçmeyelim 😊
Bölüm etkileşimi
