14. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 14
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 14
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
☆Şuan bana acı ne diye sorsalar, ‘Acı şuan Alisya’nın yüzü’ derdim☆
Sibel Kadıoğlu
Sabahları erken kalkmaktan nefret ediyordum. Yaz tatiliydi ve ben uyumalıydım ama saçma sapan bir fikirle çalışmak istediğimi söylemiştim. İlk başta bu oldukça güzel geliyordu çünkü hem para kazanacaktım hem de Kuzey’i görecektim ama zamanla saçma sapan bir fikir olduğunu kabul etmiştim. Kuzey pisliğini kafede bir kızla gördükten sonra o kafeye bile gitmek istemiyordum sadece uyumak istiyordum. Şuan da kimseye çalışmak istemediğimi söyleyemiyordum çünkü babam çalışmayacağımdan o kadar emindi ki ‘hevesini alsın iki gün sonra bırakır’ demişti ve onu yanıltmalıydım.
Çalı süpürgesi saçlarımı yatıştırmaya çalışırken kabarık ve gür saçlarımı dizginlemek çok zordu ama yine de mükemmel vücudum olduğu için oldukça şanslıydım. Ay ne güzelim ya tütütüh maşallah!
Saçlarımı toplayamayacağımı anladıktan sonra önümdeki saç tutamlarını tel tokayla güzel bir şekil vermeyi başarmıştım. Annem ve babam kahvaltı masasında otururlarken yanaklarına sulu öpücük kondurup yerime oturdum. Vişne reçeline gömülürken babam, “Hayırdır bu surat ne? Yoksa işi bırakmaya mı karar verdin?” dedi.
Babam o kadar emindi ki işi bırakacağımdan annemle iddiaya bile girmişlerdi ama bu sefer babam iddiayı kaybedecek annem kazanacaktı çünkü annem benim arkamda durmuştu ve annemi hayal kırıklığına uğratamazdım. Neşeli olmaya çalışırken gülümsedim.
“Uğraşma kızımla,” diyen canım annem babama ters bir bakış attı.
“Kim demiş babacığım gayet mutluyum,” dedim. Babam inanmayarak başını salladı ve önündeki gazeteye döndü. Kahvaltımı yaptıktan sonra babam kafeye beni bıraktığında herkese, ”Günaydın,” diyerek çalışanlar için ayrılan odaya girdim. Bu kafede tek neşe kaynağı ben ve Alisya'ydı. Biz olmasak kafede mendebur suratlı doluydu.
Çantamı dolabıma yerleştirirken Alisya geldi. “Günaydın Sibel.”
“Günaydın canım,” dedim, yüzünde bugünlerde eksik olmayan tebessümle görmek beni de mutlu etmişti. Son zamanlarda yakışıklı çocukla görüştüğünü biliyordum ve o çocuk Alisya’yı mutlu ediyordu, bundan hiç şüphe yoktu.
“Ay sen şimdi dünkü papatyaları defterinin arasına koyup kurutursun da,” dediğimde yüzü kıpkırmızı olmuştu ve gülmeden duramadım.
“Sibel!” Uyarır tondaki sesini hiç aldırış etmedim.
“Şimdi siz flört mü ediyorsunuz?” Gözlerini devirdiğinde, “Ay arkadaşım aşık olmuş,” dediğimde odadan kahkaha atarak çıktım, ilk defa böyle bir şey yaşıyordu uğraşmadan rahat bırakamazdım.
Sıkıcı işime başladığımda kafe bugün diğer günlere göre daha kalabalıktı oradan oraya koşuştururken öğlen olmuştu. Alisya ile mola verdiğimizde terasta otururken tostumuzu yiyorduk.
“Sibel, Melahat teyze kaç gündür ortalıkta yok. Pencereye bile çıkmıyor.”
Alisya köşe bucak teyzemden yakalanmamak için kaçarken şimdi de görmediği için üzülüyordu. Bu kızda bir tuhaf. “Bir bilgim yok,” diye geçiştirdim.
Mola bittiğinde içeriye geçtik ve Emrah’ı telefonuna kilitlenmiş bir şekilde gördüm, yanına sinsice gittiğimde beni fark etmedi bile. Sarışın bir kızı stalkladığını gördüm.
“Hm yengemiz de güzelmiş.”
Emrah öyle bir panikledi ki neredeyse telefonu elinden düşürecekti. Telefonu elinden aldım ve Emrah’ta telefona hamle yaptı. “Karşıma çıktı, öylece baktım,” dediğinde yakalandığı için utanmıştı.
“Dur bir dakika, bu kız sürekli buraya gelen müşterilerden biri,” dedim ve daha çok utandı resmen kıpkırmızı olmuştu. Gülerken, “Vay be! Müşterileri mi dikizliyorsun.”
Elimden öyle bir aldı ki telefonu gülmem daha da arttı.
“Saçmalama kuş yuvası, git hadi işinin başına arkadaşın senden daha iyi.” Dişlerini öfkeyle sıkmıştı.
Kuş yuvasıymış, aptal. Kıvırcık olmayı sanki ben istemiştim. Hadi sen onu benim külahıma anlat. O kız sana bakar mı? Dil çıkarıp işimin başına döndüm.
Çıkış saatimiz geldiğinde Alisya’nın manitasını gördüm, hemen yanına gidip, “Hoş geldiniz, bu masa boş,” diyerek cam kenarındaki masayı gösterdim. Çocukta birine baktığı o kadar belliydi ki dudaklarımı birbirine bastırdım. Muhtemelen Alisya’yı arıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam adı Efe’ydi.
İlgisini bana vererek, “Aslında burada çalışan birine bakmıştım,” dedi.
“Hm kime baktınız?” diye sordum. Bana biraz daha yaklaştı. “Alisya,” dedi.
Çalışanlara ayrılan odayı göstererek, “Burada,” dedim.
Arkasından gidip ne konuştuklarını dinleyecekken Emrah kolumdan tutup, “Git karşıdaki masaya bak,” diye beni uyardı. Bugün yakaladım ya aklınca benden intikam almaya çalışıyordu ama ben senin aklını almasını bilirim Emrah Bey.
“Mesaim bitti,” dedim.
Emrah kolundaki saate bakarak, “Daha bir dakika var,” dedi.
“Ay şu kız seninkisi değil mi?” Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Emrah gösterdiğim yere bakarken ensesine bir tane patlattım. “Lan seninkisi mi var?”
Emrah, beni öldürecek gibi bakarken kolundaki saati gösterdim. “Bak görüyor musun, bir dakika bitti. Hadi git şimdi sen ilgilen müşteriyle,” dedikten sonra kıvırcık saçlarımı savurarak önünden geçtim.
Alisya odadan çıkarken karşılaştık. “Sibel, ben çıkıyorum.”
“Güle güle Alisyacığım,” diyerek kaş göz işareti yapıyordum. Bazen gözümü çıkarmak istediğinden emindim. Kafeden çıktıktan sonra eve yürüyerek gitmeye karar verdim; hava da güzeldi. Yolda yürürken liseden Merve’yi gördüm. Ay şimdi lafa tutar beni, görmezden gelsem de olmaz.
“Sibel! Sibel!”
Nasıl da bağırıyor sanki kırk yıldır görüşmüyoruz.
“Ah Merve nasılsın? Özlemişim seni.” Yüzüme de tebessüm yerleştirdim.
“Canım benim ya bende çok özlemişim.” Birbirimize sarıldık.
“Neler yapıyorsun?” dediğinde ayrıldık.
“Gezip tozup eğleniyorum valla ne yapayım. Sen ne yapıyorsun?”
“Bende aynı. Yine bara gider miyiz?” diye sordu. Bu kız da neyin kafasını yaşıyordu, geçen gittiğimizde neler yaşadığımızı ne çabuk unuttu.
“Ne barı kızım ya,” dedim. Havadan sudan konuştuktan sonra yoluma devam ettim.
Eve geldiğimde duş aldıktan sonra kendimi yatağa attım. Annem akşam yemeği için seslendiğin de mayışmış halde kalktım. Canım pek bir şey istemiyordu, aileme günlük raporu verdikten sonra masayı toplamaya yardım ettim. Babam erkenden uyumaya gitti, annem ve ben televizyon karşısında çekirdek çitliyorduk. Telefonuma mesaj geldiğinde telefonuma baktım. Alisya, Melahat teyzemin durumunun kötü olduğunu yazmıştı.
“Anne, Melahat teyzemin durumu kötüymüş,” dedim.
“Kim dedi?”
“Alisya mesaj attı.”
“Yarın bakmaya giderim, yaşlandıkça huysuz bir şey oldu,” dedi. Ağzıma patlamış mısır attım. “Alisya, bir tane çocukla görüşüyormuş.” Annem sinsice bana bakıyordu.
Patlamış mısır boğazımda kalıyordu, az kalsın. Kesin Melahat teyzem söylemiştir; ayaklı gazete, teyzemin hakkını yemişler ne güzel magazinci olurdu valla. “Annesi, babası duymasa bari,” dediğinde anneme baktım.
“Sana kim söyledi?”
“Mahallede konuşurlarken duydum.”
“Yok öyle bir şey. Kim uyduruyorsa valla kuru iftira.”
Alisya ile yarın konuşmayı aklıma not ettim, daha dikkatli olsa iyi olur eğer babası duyarsa hiç iyi olmazdı.
***
Esneyerek kafenin içine girdiğimde herkese, “Günaydın,” diyordum. Her günümün aynı geçmesi kadar sıkıcı bir hayat var mıydı? İşe başladığımda Alisya hala gelmemişti. Aradım açmadı ve mesaj yazdım cevap vermedi. İş çıkışı nasıl olsa yanına giderim. Kafeden çıkacağım zaman annem aradı. Melahat teyzemle hastanedelermiş bende hastaneye gittim. Melahat teyzemin yüzü solgun resmen kadın zayıflamıştı.
“Anne, teyzemin nesi varmış?”
“Telaşlanma kızım üşütmüş biraz. Melahat abla hiç itiraz istemiyorum bize geliyorsun.”
“İyiyim ben Nebahat, size de yük olmak istemem.” Melahat teyzemin sesi halsiz yorgun çıkıyordu.
“Saçmalama abla o nasıl söz? Ay ben bırakamam seni böyle hasta hasta.”
“Evet, teyze itiraz istemiyoruz bize geliyorsun,” dedim. Alisya söylediğinde geçiştirmiştim ama Melahat teyzemi bu halde görünce canım acıdı.
Diğer gün annemin işi olduğu için evde kalıp Melahat teyzeme baktım. Akşam yemeğine dayım ve kuzenim Emrah bize geldiler ve böylece Melahat teyzemi de ziyaret etmişlerdi.
Emrah ile mutfakta yalnız kaldığımızda, “Sibel, arkadaşın Alisya bugün de gelmedi. Haberin var mı?”
Hiç haber vermemezlik yapmazdı. “Haberim yok, telefonuna da bakmıyor ki.”
“Ulaşırsan haber ver de ona göre çalışma planı yapacağım diğer çalışanlar fazla çalışmak zorunda kalıyor.”
Başımı salladım ve “Tamam,” dedim. İyice meraklanmıştım. Odama gidip Alisya’yı aradım ama meşgule attı sonra da mesaj yazdım. Acaba bilmeden bir şey mi yaptım? Sefa da Bolu’ya gitmişti onu arayıp ne diyecektim? Bir de Eray’ı aradım. Belki sahile giderken falan görmüştür. Eray’ın da haberi yoktu ve bir kaç gün görmediğini söylemişti. Alisya'nın da ben, Sefa ve Eray dışında hiç arkadaşı yoktu, dolasıyla soracak kimse de yoktu. Mesela ben, Alisya gibi değildim kimseyi sevmesem de bir muhabbetim vardı ama Alisya iyi kızdı ama biraz yabaniydi.
Sabah olduğunda annem yine işe gitmişti ve ben Melahat teyzemle yalnız kaldım. Alisya dün akşam bana mesaj atmış ama ben şimdi gördüm.
“Bir daha beni arama.”
Bu da ne demek?
“Artık senin gibi arkadaşım yok, bir daha beni arama.”
“Senin gibi insanla artık görüşmek istemiyorum. Mardin’e gidiyorum ben. Peh!”
Peh mi? Alisya asla bana peh yazmazdı. Sinirle tırnaklarımı kemirirken evin içinde volta atıp mesajlarını sindirmeye çalışıyordum.
“Sibel, deli danalar gibi başımda dolanma başım döndü,” diyen Melahat teyzeme baktım.
“Alisya, bir daha benimle görüşmek istemediğini yazmış,” dedim ağlamaklı.
Melahat teyze biraz düşündü. “O kadar dedim ona eve gitme diye dinlemiyorlar ki beni.”
“Sen bir şey mi biliyorsun?” dedim merakla. Tabii ki de bilirdi. Ah salak kafam ilk yanımda ki Melahat teyzeme soracaktım ve o her şeyi bilirdi.
“Hasta yatağımda yatarken bağrışmalarını duydum ama pek anlamadım olayı. Zaten o evde hiç eksik olmaz bağırış çağırış. Alisya’yı en son gördüğümde bana gelip çorba yaptı. Tabii ben eve gitme dedim ama o gitti. Babası da öğrenmiş birisiyle görüştüğünü.”
Zavallı arkadaşım.
“Kız Sibel, sen bilirsin görüşüyor mu biriyle? Çocuk kim? Mahalleden mi? Ben tanıyor muyum?”
Ya sabır!
“Melahat teyze, Alisya kimseyle görüşmüyor hepsi iftira eğer birine bir şey anlatırsan dilini keserim. Herkese yalan olduğunu söyle, yok öyle bir şey.”
Melahat teyzem inanmıştı galiba, sonunda, “Tamam, tamam,” dedi. Tabii ikna kabiliyetim yüksek olduğundan inanırdı. Bu mahalledekilerin hepsinin dilini kesmek lazım.
“Ben bir Alisya’ya bakıp gelsem evde yalnız kalabilir misin?”
“Aman gitme kızım o mendebur Salih sana bir şey der kalbin kırılır.”
“Merak etme bana bir şey olmaz.”
Evden çıkmadan önce arkamdan bağırıyordu. “Bir şey olduysa ya da bir şey öğrenirsen bana da anlat.”
“Tamam, tamam anlatırım.” Alisya, haklıydı galiba, teyzem gibi meraklıyım.
Evden çıktığımda direk apartmanın önüne gelip Alisya’nın kapısını çaldım. Bir kaç kez çaldığım da açmadılar, tekrar zile bastığımda Salih amca kapıyı açtı. Bu adamdan biraz çekiniyordum zaten bütün mahalle çekinirdi. Böyle bir insan nasıl Alisya'nın babası olabilir?
Salih amca, beni gördüğüne pek memnun olmamıştı.
“Ş-şey merhaba. Alisya evde mi?” dedim.
Salih amca soğuk sesiyle, “Alisya yok evde, bir daha seni görmek istemediğini söylemedi mi? Hadi git kızım evine bir daha da gelme.” Meral teyze de tam arkasında duruyordu; yüzü, gözü morarmış gözleri kan olmuştu. Pislik adam! Kadını ne hale getirmiş. Tam cevap vermek üzereyken içeriden kapı yumruklama sesi geliyordu.
“Sibel!”
Alisya bağırıyordu. Oysa ki evde yok dememiş miydi? Neler oluyordu.
“Alisya’yı görmek istiyorum. Onun ağzından benimle görüşmek istemediğini duymadan hiçbir yere gitmem.”
“Sibel kurtar beni!” diye bağırıyordu Alisya. Meral teyze, korkudan ağzını bile açamamıştı.
Bende bağırarak, “Alisya, iyi misin? Meral abla lütfen Alisya’yı görmeme izin verin,” dedim.
Salih amca, öfke ve sinirle, “Alisya, gayet iyi şimdi git kızım evine bir daha da bu eve gelme,” dedi.
“Sibel odamda kilitliyim lütfen beni kurtar,” diye bağırdı Alisya.
Ne kilitli miydi? Neden? İçeri girmek için hamle yaptım ama beni almadılar.
Salih amca, dişlerini sıktı. “Yeter be! Ne laftan anlamaz kızsın. Defol git, benim başıma belaya sokma. Peh!” diyerek kapıyı yüzüme kapattı. Resmen kovdular.
Kapıyı yumrukladım. “Açın kapıyı, Alisya’yı görmek istiyorum.”
Yok bu böyle olmayacak. Merdivenlerden inerken Sefa’yı aradım. Sefa’ya olanları anlattıktan sonra bugün geleceğini söyledi. Biraz daha sabret Alisya, seni kurtaracağız bu adamın elinden. Gerçekten Meral teyzeyi de anlamıyorum. Ya bir insan nasıl olurda kendisine ve kızına bunu yapardı?
Eve geldiğimde annem de gelmişti. Gelir gelmez Melahat teyzem, beni sorguya çekti ama hiçbir şey anlatmadım çünkü duyulmasını istemiyordum. Alisya da istemezdi. Anneme mutfakta yardım ettim ama aklım Alisya’daydı. Kızı odasına kilitlemişler, inanamıyorum. Acaba ne oldu ki? Yoksa Efe’yi mi öğrendiler? Bu düşünceler kafamda dolaşırken Sefa’dan haber bekliyordum. Şimdi bu beni unutup haber de vermez, diye düşündüm. Nasıl aklına gelmezdim? Kız arkadaşıyla bile tanıştırmamıştı, pislik. Neymiş unutmuş. Benim gibi birisi unutulur mu? Kız arkadaşı da güzel olsa. Hıh!
Sabah telefon sesiyle uyandım. Telefon sesi ısrarlı ısrarlı çalmaya devam ediyordu. Birkaç gündür işe de gitmiyordum ve bugünde gitmeyecektim çünkü dayım, Melahat teyzeme baktığım için izin vermişti. Şuan uyumalıydım ve uyumak istiyordum. Saat kaçtı? Sabah on. Bu saatte beni kim arardı? Telefonuma baktığımda Sefa arıyordu. Hemen açtım.
“Efendim Sefa.”
“Sibel, haber vermek istedim. Şuan hastanedeyiz.” Sefa’nın sesi berbat geliyordu. Telaşlandım.
“Ne oldu?” Bir müddet sustu, korku beni ele geçirmişti.
“Alisya, hastane de.”
Ağzım açık telefonun başında kalakaldım. “Ne? İyi mi? Hangi hastane de?”
Hastanenin adını söyledikten sonra kapattı. Öfke, kızgınlık ve korku duygularım birbirine karıştı. Hemen kalkıp giyindim.
“Melahat teyze, benim işim var tek başına kalabilirsin, değil mi?” Koltukta oturmuş televizyondaki sabah programına bakıyordu.
“Hayırdır, nereye gidiyorsun? Bana bak bana da dün bir şey anlatmadın, babana söylerim biriyle görüştüğünü,” dedi sinsi kadın.
“Sen böyle devam edersen hiçbir şey anlatmam. Şimdi gidiyorum, geldiğimde belki anlatırım.”
“Anlatma, Alisya anlatır. En azından senin gibi çatlak değil, vefalı kız,” dedi alınarak. “Hem sana ne oldu? Ne bu halin?”
“Geldiğimde anlatırım,” diyerek evden çıktım. Hızlı adımlarla durağa gidiyordum ki peşimden Eray koşuyordu.
“Ne oldu Sibel bu halin ne? Yüzün kireç gibi olmuş.”
“Hiç seni çekemem ufaklık işim var,” dedim ama peşimi bırakacağı yoktu.
Yanından geçtiğimiz teyze, “Sibel duydun mu olanları? Salih karısını da kızını da doğramış diyorlar.” Olduğum yerde kalakaldım. Gözümden yaşlar akmaya başladı ama Sefa hastane de demişti yani hala yaşıyorlar. Durumları nasıl acaba? Elimin tersiyle sildiğim gözyaşlarımla kadına hiçbir şey söylemeden koşmaya başladım. Cani pislik adam. İçimden saydırıyordum. Eray da şoktan çıkınca bana yetişti.
Yolun ortasında, “Doğru mu?” diye bağırdığında durdum ve arkamı döndüğümde ağlıyordu. Aramızda az mesafe vardı ve yanına gidip omuzlarından tuttum.
“Onlar iyi.” O kadar çok istiyordum ki iyi olmalarını daha kötüsünü düşünemiyordum. “Onlar iyi tamam mı? Şimdi hastaneye gidiyorum.”
Onu o halde bırakıp giderken peşimden geldi. “Bende geliyorum.”
“Annen,” dediğimde omuzlarını silkti.
Beraber hastaneye geldiğimizde danışmana gidip Alisya'yı sordum ve oda numarasını söyledi. İçim rahatlamıştı çünkü odaya alındıysa durumu iyiydi. Asansöre bindik. Bizi neler beklediğini bilmiyorduk, neler yaşandığını dair az çok fikrim vardı belki ama tamda emin değildim. Odanın önüne geldiğimizde derin bir nefes aldım ve kapıyı pat diye açtım.
Ayşen teyze koltukta oturuyor, yüzü kıpkırmızı ve içli içli ağlıyordu. Sefa ise yatakta yatan Alisya’nın yanındaki sandalyeye oturmuş yüzünü ellerinin arasına almış halde saçları dağınık ve berbat görünüyordu. Alisya yatakta baygın halde yatarken yüzü solgun görünüyor, dünkü Meral teyze gibi yüzü perişan haldeydi ve yüzü mosmordu, dayak yediği her halinden belliydi. Ellerimi yumruk halde yaptım ve tırnaklarım avuç içimi acıtıyordu, şuan bunu düşünecek halde de değildim. İkisi de kafasını bize çevirdi. Garip bir ruh halindeydim. Sefa, bana boş bakışlarıyla bakarken ne söyleyeceğimi bilemedim ve Ayşen teyze, benden önce davrandı.
"Ah Meral’im! Genç yaşta gitti,” dediğinde anlamayarak yanına gidip dizlerinin dibine çöktüm.
“Ne oldu?” dediğimde sesim bana bile yabancı geldi.
“Cani adam Salih,” dediğinde Alisya’yı gösterdi zaten Alisya baygın halde bizi duyamazdı. “İkisini de ilk önce dövmüş sonra da bıçaklamış.”
Ağzımı elimle kapattım ve o an beynimden
vurulmuşa döndüm. Duyduklarımı sindirmek çok zordu. Şoktaydım resmen.
“Biz yetişemedik ki apartmanda da herkes sağır dilsiz olmuş.”
Tüylerim diken diken olduğunu hissettim. “Meral teyze, nasıl? Yoğun bakımında mı?”
Ayşen teyzenin yüzü kireç gibi oldu. Sesi titrerken, “Öldü,” dediğinde daha fazla konuşamayarak hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Hayır, ölemez. Alisya ne yapacak şimdi? Kimsesi yok ki onun. Annesi de mi yok şimdi? Ayşen teyzeye sarılıp ağladım. Bu hayat acılarla dolu. Hayat zaten hepimiz için çok zordu şimdi Alisya için daha da zordu. Doğduğu günden beri yüzü gülmedi. Babam ve beni gördüğü zaman hüzünle bakardı; hüznünü hep hissederdim. Şimdi o adam ömrü boyunca hiç unutamayacağı bir acı bırakmıştı ve bu acı ömür boyu sürecekti.
Gözüm ağlamaktan acıyordu. Alisya uyandığında beni bu halde görmemeli, yanında daha güçlü olmalıyım. O yüzden elimi yüzümü yıkadım ve Alisya’nın başında daha güçlü olmayı çabaladım. Biz gelmeden önce ameliyattan çıkmış normal odaya almışlardı. Hiç bir şeyden habersiz arkadaşım, ilaçların etkisiyle daha uyanmamıştı. Yüzü, omuzları morluklar içindeydi, hemşire sırtında da kemerle dövülmüş olduğunu söylediğinde yutkunamadım. Yaraları, morlukları iyileşirdi hatta izi bile kalmazdı ama annesinin acısı, kalbindeki acı ömür boyu sürecekti. Hiçbir zaman unutulmayacak ve sadece en kötüsü alışılmaya mahkum edilecekti.
Meral teyzenin yokluğu hepimizde büyük bir acı ve kayıp bırakmıştı. Meral teyze, hep kocasına sadık, hiçbir zaman sözünden çıkmayan evden işe işten eve giden kadındı. Ne yaparsa yapsın kocasının fiziksel, psikolojik şiddetine maruz kalmış ve hiçbir zaman şikayet etmedi. Böyle yaparak belki de en çok kendini cezalandırmıştı. Ama neden? Bir insan buna nasıl göz yumardı? Hiç değilse kızını düşünemez miydi? Belki doğduğundan beri gün yüzü görmemiş bu kadın, böyle ölmeyi hiç hak etmedi. Şu dünyada kaç kez mutlu olduğunu sorsam belki de elinin parmak sayısını geçmezdi.
Bu iki kadına çektirdiği acı affedilemez ve asla unutulamazdı.
“Uyandı galiba,” diyen Eray'a baktım ve düşüncelerimden sıyrılmıştım.
“Hayır, daha uyanmadı,” derken Alisya’ya bakıyordum. Açıkcası uyandığında ne söyleyeceğimizi bilmiyorduk.
“Rahat bırakın kızı ilaçların etkisi geçince doktor uyanacağını söyledi.” Ayşen teyze yine bilmiş haliyle konuşuyordu.
Yerinde hafifçe kıpırdandı Alisya.
“Kıpırdadı gördüm,” diyen Sefa, sesi heyecanlıydı.
Acı dolu iniltisi tüm odayı kapladığında hepimiz Alisya’nın başında dikilmiş ona bakıyorduk. Gözünü açmıştı.
“İyi misin Alisya?”
Ne saçma bir soru. İyi olmadığı her halinden belliydi, üstelik yaşadıkları hiç kolay değildi. Babası, kaç gündür evde annesine ve Alisya'ya eziyet etmiş o da yetmemiş annesini öldürmüş, Alisya’yı da yaralamıştı. Bu halde kim iyi olabilirdi ve bu soruyu kim sorardı ki? Tabii ki de Eray.
Alisya, daha yeni kendine geldiği için belki de olayları tam kavrayamıyordu zaten acı çektiği her halinden belliydi. Eray’a bakıp kafasını salladı ama hemşire başından da darbe aldığını söylemişti, bu yüzden yüzünü ekşitti.
Kısık, güçsüz bir sesle, “Annem,” dedi.
Annesini sorduğunda Sefa ile kısa bir an göz göze geldik.
Ayşen teyze, “İyi kızım, onu da başka bir odaya aldılar” derken sesi titredi ve yalan söylediği her halimden belliydi ama Alisya bunu anlayacak kadar ayık değildi. Zaten kısa bir süre sonra tekrar uykuya daldı.
Ayşen teyze, Alisya’nın yanında kalmak için diretti ve bizi zorla kafeteryaya gönderdi. Ne kadar odadan çıkmak istemesekte Ayşen teyzeye karşı koymak imkansız gibi bir şeydi. Annem, olanları duyduktan sonra beni aramıştı, bende hastanede olduğumu ve Melahat teyzeyi evde yalnız bıraktığımı söyledim. Annem anlayışlı biriydi. Alisya’nın babası hala tutuklanmamıştı ve her yerde aranıyordu. Sefa onları o halde görünce olayın şokuyla ne yapacağını bilemez haldeyken Salih’te kaçmıştı. Umarım en kısa zamanda yakalanırdı.
Çaylarımızı aldıktan sonra Alisya’nın yanına gitmeye karar verdik. Odanın bulunduğu kata geldiğimizde birisinin acı dolu çığlığı karşısında irkildim; öyle bir çığlıktı ki içim parçalandı ama Alisya’nın sesi olduğunu anladığımda kaskatı kesildim. Alisya avaz avaz bağırıyordu. Elimdeki bardak yere düştü. Sefa ve Eray koşmaya başladığında onlara ayak uydurdum. Alisya yerde bir nevi sinir krizi geçiriyordu. Yanında hemşireler ve tanımadığım bir adam vardı. Bu adam oldukça güçlü ve yakışıklı biriydi. Adam, Alisya’yı yerde tutuyordu ve adamda garip bir şeyler hissettim. Adam resmen şokta gibi Alisya’nın sol kulağının altında boyun girintisinde olan doğum lekesine şaşkınlıkla bakıyordu. Sefa, Alisya’nın yanına çöktüğünde ona sarıldı. Adam şoktan çıkınca olayları kavramaya çalışıyor gibiydi. Alisya saçlarını yolarken ellerinden tutuyordu. Alisya yanındakinin Sefa olduğunu anlayınca yüzünü ona çevirdi.
“Sefa doğru söyle! Annem ölmedi değil mi? Beni bırakmadığını söyle!” diye yalvardı.
Sefa hiçbir şey söyleyemedi sadece gözünden akan yaşlarıyla olduğu yerde kaskatı kesildi ve Alisya’nın yüzüne bile bakamıyordu. Sonra bana döndü.
“Sibel sen söyle! Annem ölmedi demek bu kadar zor mu?”
Hiçbir şey söyleyemedim.
Eray’ a baktı. “Eray!”
Eray’dan gözlerini çekince Ayşen teyzeye döndü. “Ayşen teyze! Söyleyin artık annem ölmedi.”
Koridor Alisya’nın sesiyle yankılanırken hiçbirimizin söyleyecek sözü yoktu. Gözümden yaşlar akarken ne Alisya’nın elinden tutabildim ne de annen ölmedi diyebildim.
“Annem, benim yüzümden öldü,” dediğinde kanım dondu.
Acıyı tarif etmek çok zordur ve herkesin acısı içindedir ve şuan bana acı ne diye sorsalar, ‘Acı şuan Alisya’nın yüzü’ derdim.
Bölüm etkileşimi
