BÖLÜM 35

Vaveyla Yazarı: YazEm 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 35

OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN!
UZUN BİR BÖLÜM SİZLERLE..

KEYİFLİ OKUMALAR 🌸

☆Sevmek insana büyük yük taşıtır ya altında ezilirsin ya da üstüne basıp sen onu ezersin☆

Suratsız Eray'ın yanına oturup ingilizce öğretmenini bekliyordum. Evin çalışanıyla yanımıza gelen yirmili yaşlarının sonunda esmer, koyu kahverengi gözleriyle bize bakan genç adama bakıyordum. Adam gayet hoş görünüyordu. Gözlerindeki gözlük onu daha da bir çekici kılıyor yakışıklı yüzü çalışkan öğrenci imajı veriyordu. İngilizce öğretmenimiz bu adam olabilir miydi? Ben daha çok yaşlı bir adam ya da suratsız bir kadın beklemiştim. Evin çalışanı bizi rahat bıraktığında bize döndü.
“Merhaba” dedi kadife gibi bir sesle.
Eray başını onaylarken. “Merhaba” dedim sevecen görünmeye çalışarak. Adam bana gülümsemeyle karşılık verdi.
“Tanışalım” dedi elindeki çantayı masaya bırakıp. “Adım Burhan, bundan sonra sizin ingilizce öğretmeninizim. Sizi tanıyalım.”

“Alisya.”

“Eray.”

“Memnun oldum. Eminim daha yaşlı birini bekliyordunuz” dedi gülerek.
Bende güldüm. “Aynen” dedim. Eray beni dürttü.
Tanışma faslı geçince “Hazırsanız başlayalım” dedi beyaz dişlerini göstererek. Derse geçtik. Ders zannettiğimden iyi ve eğlenceli geçmişti. Eray dersin ortalarına doğru büyük bir dikkatle dinliyordu. Ders bittiğinde Burhan ile aşağıya inip ona kapıya kadar eşlik ediyordum. “Kendi kurs merkezim var” dediğinde onu dikkatlice dinliyordum.

“Kendinizde özel ders mi veriyorsunuz?”
Gülümsedi. “Aslında kurs dışında özel ders vermiyorum ama Yılmaz Beyi kıramadım”
“Dedemi nereden tanıyorsunuz?” diye sordum biraz şaşırmıştım doğrusu.
“Öğrenim hayatımda Yılmaz Bey bana burs vermişti. Kendisine çok şey borçluyum” derken mahcuptu biraz.

Salonun önünden geçerken dedem seslendi Burhan’a. “Oğlum bana veda etmeden mi gidecektin?”
“Yok estağfurullah Yılmaz Bey.”
Dedem elindeki aynayı bir kenara bıraktı. Bugünlerde de elinde ayna ile geziyordu. Aynayı hiç bırakmıyor sürekli “Ben yaşlı mıyım? Yüzüm buruştu mu? Saçlarım beyazladı” diye dert yanıyordu.

Dedem ve Burhan normal sohbet ederken dedemin tuhaf bir hali vardı. Dedem ayağa kalktı. “Ben de dışarı çıkacaktım beraber gidelim” deyip dışarı çıktılar. Dedemin bu hali bana bir garip gelmişti sanki acelesi var gibiydi. Mutfağa gidip kahve ve yanına tatlı bir şeyler alıp odama çıkarken Şule’yi gördüm.
“Şule nasılsın?”

“İyiyim Alisya Hanım... Şey Alisya. Sen nasılsın?” Hanım dememesini rica etmiştim ve o buna dikkat etmeye çalışıyordu.
“İyiyim bende. Onur ve Pamir’i gördün mü?” Onur adını duyunca yüzü düştü ve sanki üzerinde ağır bir yük varmış gibi omuzları düştü. Sormam gereken son kişiye sormuştum anlaşılan.
“Görmedim” diyerek dik durmaya çalıştı. O konuşmadan sonra Onur’a mesafeli davranıyordu şimdi daha iyi durumda gibiydi. Sevmek insana büyük yük taşıtır ya altında ezilirsin ya da üstüne basıp sen onu ezersin.

Odama geldiğimde hiç ders çalışasım yoktu ama vizelere çok az zaman kalmıştı ve biran önce ders çalışmam gerekiyordu. O yüzden kitabımı ve notlarımı çıkartıp çalışma masasına yerleştim. Ders çalışmaya mecburdum. Üç saatin sonunda masadan kalkıp yatağıma uzanırken elime çizim defterimi aldım. Bir şeyler karalarken kapım çaldığında “Gir” dedim. Kafamı kaldırmadan parfüm kokusu burnuma geldi.
“Rahatsız etmiyorum değil mi?” diyen ve kapıyı kapatıp yanıma gelen Pamir’e baktım. Onu görünce defterimi kucağıma saklayıp ona doğru döndüm.

“Hayır rahatsız etmiyorsun” dedim gözlerimi ona dikip. Dalgalı kumral saçları özenle yapılmış bebeksi yüzü tıraş olmuştu. Siyah kot pantolonu bacaklarını sarıyordu ve üzerine su yeşili cepli oduncu gömleğinin birkaç düğmesini açık bırakıp içine giydiği beyaz tişörtü görünüyordu. Yakışıklı ve tatlıydı. Ne kadar sert çocuk imajı görünse de duygusal bir yanı da vardı.
“Ne yapıyorsun?”

“Hiç” dedim deftere sokulurken.
“Hadi ama merak ettim. Söylemeyecek misin?” Pür dikkat beni izliyordu. Söyleyip söylememek arasında kararsız kalmıştım.
“Hm bir şartla.”
Gözlerini devirerek pek göz devirmezdi. “Yine mi şart?” diye sordu.
“Dalga geçmek yok” dedim uyarır bir tonda.
“Hm” diye bir ses çıkardı. “Söz dalga geçmeyeceğim.” Çiftliğe gittiğimiz evi çizdiğimi görünce gamzelerini göstererek gülümsedi.
“Mimarını ve dekoratörünü tanımak isterdim.”
Pamir’in yüzü birden bire değişti hüzünle kaplandı. Fark etmiştim. “Onu tanıman mümkün değil.”

“Neden öldü mü?” Gerçekten merak etmiştim.
“Onu gördün” derken gözlerinden keder bulutu geçti, sorduğuma pişman oldum. “Annem. Buranın mimarisi annemdi.”
Daha fazla annesi hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordum ama onu kırmaktan korkuyordum. Kendisinin anlatmasını beklemek aptallıktı çünkü anlatmazdı. Bu konuda herkes ketumdu. Kimse tek söz etmiyordu. Nasıl sormam gerektiğini de bilmiyordum ama Pamir benim hakkımda neredeyse her şeyi biliyordu. Pamir’in yüzünde keder bulutu dolaşıyordu, elini tuttum. “Burası mükemmel. Onu gerçekten tanımak isterdim.”
Pamir acı dolu bir şekilde gülümseyerek bana baktı. “O mükemmel olan her şeyi mahvetmeyi severdi sadece bu ev güzel kaldı o da bu eve bir daha hiç gelmediği için.”
Şaşkın bir ifadeyle ona baktım. Annesi için acı çekiyordu, annesi geri geldiğinde ne kadar da mutluydu şimdi onu hiç önemsemiyor gibi konuşuyordu. Annesini her şeyden çok sevdiği belliydi ama annesi ne yaptıysa onu unutamıyordu. Sanki annesinin yaptıkları üzerinde kara leke gibi kalmıştı. İnsanların vefası eksiktir. Bir anda çekip giderler, arkasında bıraktığı enkazı düşünmezler, insanlar vefasızdır. Annesi arkasında derin bir karanlık bırakarak çekip gitmişti. Pamir o karanlığın içinde ışığını bulamıyordu.
Acaba Metin amca bu olayın neresinde kalıyordu?
Eninde sonunda öğrenmeyi kafama koymuştum. Pamir elimi hafif okşayarak, “Sana çizim yapmakta yardım edebilirim” dedi.
Kaşlarımı havaya kaldırıp ona baktım. Yanıma gelip yatağa oturdu sırtını yatak başlığına yasladı. Defteri elimden alırken onu izliyordum. Benim çizimlerimi profesyonel bir şekilde inceledi. Çizim yeteneğim vardı ama profesyonel değildim. Bununla ilgili bir eğitim almamıştım. Bana bir şeyler anlatırken şaşkın ve hayran bakışlarla onu izliyordum çünkü bu kadar bilgili olmasını beklemiyordum. Pamir her zaman beni şaşırtmayı başarıyordu. Her şeyde bilgisi vardı. Dersleri kötü değildi sadece devamsızlıktan kalıyordu.
Beraber bir şeyler yapmak hoşuma gitmişti ve en küçük zerreme kadar huzurlu hissediyordum. Kokusu burnuma dolarken sakinleştirici biraz korku, hayranlık, biraz özlem hissettiriyordu. Pamir farklı biriydi. Kimseye benzemeyen birisine de benzetmeye kıyamadığım biriydi. Sesi güzel bir melodi gibi çıkıyordu. Gözlerinden yüreğime akan bir akım vardı sanki. Güzel gülüyordu, güzel bakıyordu... Benim hayatımın nefesiydi belki de.

Sevmek böyle bir şey miydi?

Sevilmek onun bakışları mıydı?

Saçmalamayı kesip hem onu izledim hem de onun çizdiklerini. Dünyanın en güzel cehaletiydi onun yanında bir şey bilmemek. Gerçekten çizimden iyi anlıyordu. Bugün uzun zamandır olmadığım kadar huzurluydum.

“Bugünlük bu kadar yeterli” dediğinde burnumu sıktı.
Akşam olmuştu. “Zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlamadım.”
Eliyle önüme düşen saç tutamını kulağımın arkasına yerleştirdi. “Bende.”
“Nasıl her şeyden bu kadar çok bilgin var?” diye sordum merakla.

“Sürekli kursa gittim. Yeni şeyler öğrenip kafamı boş şeylerle doldurmamak için. Biraz da babam zorladı ama sonra hoşuma gitmeye başladı. Her şeyden biraz bir şeyler bilmek, yeni dil öğrenmek kafamı dinç tutuyor. Tabii sonra sıkılıp bıraktığımda oldu.”
Kafamı salladım bir şey söylemedim ve söylediklerinden pek bir şey anlamadım. Neden sürekli kafasını dinç tutmaya çalışıyordu?
Yine aramıza derin bir çekim girdi. Ona çekiliyordum. Gözlerinden kalbime akan akım beni kendine esir ediyordu. Kapım tıklandığında hemen panikledim ve yataktan ayağa kalktım. Pamir hiç yerinden kıpırdamadan elindeki defter ile uzanıyordu. Melina ve Eray içeriye girince yatağın ucuna oturdum.

“Abim de buradaymış.”
Eray’ın siyah gözleri büyürken “Burada ne yapıyorsunuz?” dedi.
“Çalışıyorduk” dedi Pamir.
“Siz ne yapıyorsunuz?” diye sordum.
“Eray’a çiçek getirdim. Şebboy çiçeği.”
“Demek Eray’a çiçek getirdin” dedim. Dudaklarımı büzdüm. “Bana getirmedin mi?”
Melina biraz düşündü ve yüzü kızardı. Pamir araya girdi. “Bir daha ki sefere Alisya’ya da getiririz değil mi?”

“Evet Alisya bir daha ki geldiğimde sana da getireceğim” dedi gönlümü almaya çalışarak.
“Şaka yaptım Melina” dedim. “Eray çiçeğine gözü gibi bakar.”
Melina sevindi. “Eray ile babamın şirkette odasını karıştırdık” dedi birden bire sonra da ağzını eliyle kapattı.

Eray’a baktım. Eray hemen “Karıştırmadık” dedi. Bunu ona soracaktım, ortalık yumuşaması için güldüm ve Pamir’e baktım.
“Siz ikiniz fena bir ikili oldunuz” dedi Pamir hiçbir şeyden anlamayarak. “Bir şey bulabildiniz mi?”
Melina mahcupça Eray’a baktı. “Hayır bir şey bulmadık. Babama söylemeyin lütfen.”
“Kimseye söylemeyiz cadı” dedi Pamir.
Melina ellerini birleştirip dudaklarını büzerek “Ben cadı değilim, prensesim” dedi.
“Dedem yemeğe geç kalırsak kızar hadi gidelim” dediğinde Eray hareketlendik. Pamir, Melina’yı kucağına aldı. Odadan çıkmaya hazırlanırken “Siz gelmiyor musunuz?” diye sordu.
“Geliyoruz. Siz inin” dedim. Onlar gittikten sonra Eray’a döndüm. “Eray, Metin amcanın odasını mı karıştırdınız?”

Kafasını salladı. “Evet zaten bir şey bulamadık.”
“Bu yaptığın çok riskli, ya biri görseydi. Melina babasına da söyleyebilir.”
Omuz silkti. “Bir şey olmaz. Sadece yaramazlık yaptığımızı düşünürler.”
“Neden karıştırdın” diye sordum merakla.
“Seni bu evden koparan belki de Metin’di.”
Daha fazla üstelemedim haklı olabilirdi. “Melina ile iyi anlaşıyorsun.”
“Anlaşmamız sadece bir planın parçası.”
Anlamayarak “Hangi planın parçası?” diye sordum.
“Bizim planımız” derken ciddiydi. Plan yaptığımızı hatırlamıyordum. “Gözüm Metin amcanın üzerinde o yüzden bazı şeylerde fedakarlık yapıyorum. Mesela Melina ile iyi anlaşmak gibi. Bu da planın bir parçası. Sende öyle yapmıyor musun?” dedi imayla. “Pamir ile bu yüzden iyi anlaşmıyor musun?” diye sorduğunda kafasını salladı.

Öyle bir planım yoktu o yüzden yalan söyledim. “Evet bu da bizim planımızın bir parçası. Sen yine de kendini riske atma.”
Akşam yemeğine indiğimizde herkes salonda oturuyordu. Metin amca ve eşi Louis de vardı. Dedem kafasını ve yüzünü sarmıştı tuhaf bir hali vardı. “Dede iyi misin?” diye sordum.
“Gayet iyiyim” dedi.
“Dede üşüyor musun?” diye sordu Eray.
Büyükannem “Dedeniz bugünlerde bir tuhaf” dedi sıkıntıyla.

Nazan da “Baba bunalmıyor musun böyle? Çıkar şunları üzerinden” dedi gülerek.
Babam ayağa kalkarak “Baba seni böyle görünce ben bunaldım” dedi. Dedemin saçındaki ve yüzündeki sardığı şeyi çıkarmaya başladı. “Bırak hergele” diye engellemeye çalışsa da dedem, babam üzerindeki şeyi çıkardı. Hepimizin ağzı bir karış açık kaldı. Ortamda şaşkın bir sessizlik oldu. Dedem saçını, bıyığını ve kaşını kırmızıya boyamış. Biz böyle dedeme bakarken dedemin yüzü saçındaki kırmızı boya ile yarışıyordu. Eray sessizliği bozarak büyük bir kahkaha attı. O gülünce herkes gülmeye başladı.
Onur kendine hakim olurken “Kıpkırmızı olmuşsun ne yaptın kendine dede?” dedi.
“Dede biraz böyle kokoş olmuşsun” dedi Eray sinir bozucu şekilde gülerken. Melina dedemin yanına gidip saçına dokundu. “Bu gerçek mi?”
Babam da gülmemek için kendiyle mücadele ederken “Baba ne yaptın kendine” dedi.
Tamer amca gülmesini bastırmaya çalıştı. “Baba bu biraz fazla abartı olmamış mı?”
“Yılmaz Bey çok şaşırdım. Nasıl oldu da böyle bir şey yaptınız” derken Metin amca Melina’yı kucağına aldı.
“Dede başka renk bulamadın mı?” dedi Pamir şaşkın bir şekilde.

Dedem gibi ağır başlı birinden böyle bir şey beklemediğim için şaşırmış kalmıştım. Tıpkı benim gibi Büyükannem de aynı duygular içinde kalmış olacak ki ağzını bıçak açmadı.
Nazan “Valla babacığım ben çok yakıştırdım. Annemde saçını aynı renge boyasın” dedi.
“Bence de çok yakışmış. Bunlar ne anlar tarzdan” dedi Louis sevecenlikle.
Dedem biraz umutlandı. “Gerçekten yakışmış mı?”
“Tabii çok hoş olmuş.” Louis dedemi şımartıyordu. Dedemin hoşuna gitti ellerini saçlarına götürdü. Herkes fikrini söylerken sessiz kalmaya devam ettim.

Büyükannem daha fazla dayanamadı. “Yılmaz bu ne hal? Kaç yaşına girdin kendini maskara mı etmek istiyorsun? Neden böyle bir şey yaptın? Kendini başkalarına beğendirmek için mi?” Büyükannem baya kızmıştı anlaşılan.
“Saçmalama Belgin siyah boya alacaktım ama yanlış boya almışım.”
“Senin bu yaştan sonra boyayla ne işin olur?”
“Ne varmış benim yaşımda? Sen her gün kuaföre, güzellik merkezine gidiyorsun ben sana bir şey söylüyor muyum?” Büyükannem bir şey söylemedi. “Artık düzenli spora başlayacağım daha sağlıklı besleneceğim” dedi dedem kararlı bir şekilde.

“Bu saçınla insan içine mi çıkacaksın?” derken büyükannem gözlerini devirdi. Dedemin yüzü düştü. İkisinin arasına kimse girmeye cesaret edemezken Eray hemen atlayıp fikrini ortaya koydu. “Üzülme dede” dedi. “Kuaföre gidip saçını siyaha boyatırsın.” Büyükannem Eray’a ters bir bakış attı.
“Aferin kerata. Yarın saçımı siyaha boyatmaya gideceğim.” Dedemin keyfi yerine gelmişti.
Büyükannem, Eray’a bakıp “Nankör” dedi.
Dedem keyifle “Hadi yemeğe geçelim” dedi.
Eray “Belki birazcık kızardın ama sana kırmızı çok yakışıyor” diye mırıldanırken kafasına bir tane hafifçe vurdum.

Yemeğe geçtiğimizde büyükannemin morali bozuktu. “Üzülme büyükanne” dedim yanında mırıldanırken. Bana bakıp tebessüm etti. Yemek boyunca herkes dedeme bakıp gülmemeye çalışırken Eray ve Onur komedi filmi izliyormuş gibi gülüyorlardı.
Yemekten sonra salonda çay içerken Onur’un telefonu çaldı ve dışarı çıktı. İçeriye geldiğinde saygılı bir şekilde dedemin karşısına geçip “Dedeciğim seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?” dedi.
Dedem biraz şüphelendi. “Hayırdır velet yine ne istiyorsun?”
“Naçizane dedeciğim arkadaşlarımla dışarı çıkabilir miyim?”

“Bak şu hergeleye! Az önce bana gülerken iyiydi” dedi sert bir sesle.
“Estağfurullah dedeciğim size gülmek ne haddime, benim gittiğim kuaföre yarın gidip saçınızı istediğiniz gibi yaptırırız.”
“Ah şu hergele! Gönlümü almayı nasıl da biliyor.” Onur tatlı diliyle dedemden izni koparmıştı. “Hadi git bakalım.”
Tamer amca yerinde kıpırdandı. “Ben izin vermiyorum. Karakol meselesini hala daha unutmadım.”

“Ben varken sana ne laf düşer hadsiz!” Tamer amcanın yüzü düştü biraz.
“Emir büyük yerden geldi. Kırmızı tontişim bana izin verdi” dedi Onur hevesle. Dedemin yanağından öptü.
“Tamam tamam sulanma.”
Onur, Metin amcaya döndü. “Pamir de gelebilir mi?”

“Ulan hergele izin verdik ya daha ne soruyorsun?” Dedem hiddetle söyleyince kimse ağzını açmadı.
Büyükannem “Alisya kızım sende git. Bugün hiç dışarı çıkmadın hava alırsın” dedi beni düşünerek. Abisinin peşine düşen küçük çocuk gibi hissettim kendimi.

Babama baktım. Babam ‘gidebilirsin’ dercesine kafasını salladı.
Metin amca Onur’a baktı. “Sana emanet” dedi Pamir için.
Dedem de “Alisya kızım bu iki hergele sana emanet” dedi sanki beni dinlerlermiş gibi.
“Tabii dedeciğim” dedim.
Melina hemen lafa atladı. “Bende gitmek istiyorum lütfen.”

“Olmaz kızım senin canın sıkılır” dedi Louis.
“Eray da gelirse canım sıkılmaz” dedi gülerek.
“Prensesim senin uyku saatin geldi” derken Metin amca, Pamir onlara bakıp göz devirdi. “Yarın seninle daha eğlenceli bir yere gideriz.”
“Akvaryuma gidelim ama Eray da gelsin” dedi Melina tatlı bir sesle. Metin amca gülerek “Tamam Eray da gelir” dedi.
Eray bizimle gelmeyip çocuk gibi davranıldığı için ve Melina’ya kaldığı için yerinde homurdanarak “Büyüyünce bunların acısını fena çıkartacağım” diye mırıldandı.

Hazırlanmak için odama çıkarken Onur beni durdurdu. “Kuzi arkadaşın Sibel’i de ara sevgilisiyle gelsin” dedi. Neden böyle söylediğini anlamadım ama kafamı salladım. Odama geldiğimde Sibel’i arayıp haber verdim. Kıyafetlerime bakarken gözüme çarpan kalın askılı lacivert elbiseyi alıp giydim. Vücudumu tam sarmıştı, dizlerimin hafif üzerinde bitiyordu ve ince belimi ortaya çıkarmasını sevmiştim. Saçlarımı açık bırakmıştım ve uçlarını hafif maşa yaptım. Saatimi ve bilekliklerimi takıp başka aksesuar takmadım. Hafifte makyaj yapıp kırmızı rujumu sürdüm. Boy aynasından kendime baktım gayet güzel görünüyordum.

Kapım çaldığında “Gir” dedim. Pamir’i görünce kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Yanıma geldiğinde elimdeki rujun kapağını kapatıp çantama attım. Pamir’e doğru döndüğümde yanıma geldi ve beni boy aynasına döndürdü. Şuan boy aynasından birbirimize bakıyorduk. Bana dokunmuyordu ama bana arkamdan sarılmasını isterdim. Beni incelerken arkamdan kulağıma doğru “Çok güzelsin aklımı başımdan alacak kadar” diye mırıldandığında yüzüm al al olmuştu. Daha fazla bu eziyete dayanamadım.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum.

“Arkadaşlar karaoke gecesi hazırlamışlar.”
Kimler var, gibi bir soru sormadım çünkü kimler olduğu açık bir şekilde belliydi. Tayfasız olmazdı. Ceylin de vardır kesin. Şimdi bu kadar hazırlanmışken gitmemekte olmazdı.
Benim ne düşündüğümü anlamak ister gibi yüzüme bakıyordu. “Bizimkilerle” dediğinde tahminimde yanılmamıştım.

“Onur bizi bekler” dedim. Onun yanından ayrılıp bej rengi diz kapağıma kadar gelen kabanı elime alıp giymeye çalışırken beklemediğim bir hareket yaptı. Kabanı eline alıp bana giymem için yardım ederken “O çoktan gitti” dedi.
Şaşkınca “Neden bizi beklemedi” dedim.
“Bilmem birini alacakmış” dedi omuz silkerken.
“Kimi alacakmış?” diye sordum.
“Sen beni dinlemiyor musun? Bilmiyorum.”
Elime telefonu alıp Sibel’e mesaj attım. Sibel mesajda Onur dan haberi olmadığını yazmıştı. Onur ne işler çeviriyordu?
“Pamir Efe” dedim aniden. “Sibel’i almaya gidelim mi?”

Pamir gülümsedi. Onun gülmesi yasaklanmalıydı çünkü sağlığıma zararlıydı. Kalbim tekrar teklerken kendimi kontrol altına almaya çalıştım.
“Emrine amadeyim.”
Arabaya binip yolda giderken sessizdik ve sessizlikte boğulmamak için radyoyu açtım.

Ben sendeyim
Olsana sen benim her şeyim
Bir nefesim ensendeyim
Bakma dışarı ben içerdeyim

Şarkının sözlerini içimden mırıldanarak camdan dışarı seyrediyordum. Pamir sesli bir şekilde şarkıya eşlik etmeye başladı ve hayranlıkla ona döndüm. İlk defa onu şarkı söylerken görüyordum ve ilk defa sesini duyuyordum. Sesi benim aksime güzeldi. Sesinin bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim.

Bir yanım al diyor, bir yanım sal
Duruyorum aynı yerde yürüyorken de
Sebeplerinin bir çoğu masal
Bitebiliyor aşk bazen sürüyorken de
Saçma bir şekilde onunla her şey güzeldi ya da bana güzel geliyordu. İçimde bir şeyler kıpır kıpır bu bahsedilen kelebeklerse haddi hesabı yoktu.

Bul demedim sana gör diyorum
Gönlümü almaya mı meyilin
Yoksa boşu boşuna mı büyüyorum
Gerçi mevzu derin
Sorunum sana aşırı eğilim

Şarkıyı dinlerken birbirimize bakıp güldük.
Mahalleye geldiğimizde Sibel’i aradım. Sibel hala saçıyla uğraşıyordu. Saçları uzun ve kıvırcık olduğundan dolayı şekil vermekte zorlandığını her seferinde yakınıyordu. Yine yakınmaya başlamıştı.
“Tamam evin önünde bekliyoruz” diyerek telefonu kapattım.

“Ne kadar süre bekleyeceğiz?”
Omuz silktim. “Bilmem.” Umarım çok beklemeyiz.
“Bugün İngilizce dersin nasıl geçti?” diye sordu.
“Güzel geçti” dedim. “Sen ne yaptın bugün?”
“Onur ile spor salonuna gittik. Arda ve Berk de bizimleydi. Erkek erkeğe takıldık” dedi umursamazca. “Yılmaz dede saçına ne yapmış öyle şaştım kaldım.”

Dedemin saçları gözümün önüne geldiğinde gülmeye başladım. “Dedem gibi birinden hiç beklemezdim doğrusu.” O da güldü.
“Senin deden nerede?”
“Dedem vefat edeli çok oldu. Benim dedem, Yılmaz dedeyle çok yakın arkadaşlarmış.”
“Babam ve Metin amca gibi” dedim.
Kafasını salladı. “Aynen. İşi beraber kurmuşlar ve bugün buralara getirmişler.”

“Ailede hep böyle devam ediyor anlaşılan.”
Anlamayarak “Ne?” dedi.
“Senin dedenle benim dedem, babam ve Metin amca, sen ve Onur” dedim. “İyi arkadaşsınız.”
“Bak bunu hiç düşünmemiştim.”
Arabanın kapısı açıldığında Sibel arka koltuğa oturdu. “Kusura bakmayın çok beklettim.”
“Önemli değil” dedi Pamir anlayışla.
“Furkanda gelecekti de teyzem dizinin dibinden ayırmadığı için gelemedi.”
Pamir güldü. “O gece neydi öyle? Melahat teyze, kalp krizi geçirecek zannettim. Valla Sibel işiniz zor.”

“Öyle valla ama sevginin her şeyin üstesinden geleceğine inanıyorum” dedi Sibel gözleri bizim üzerimizde dolanırken. Ben sessiz kalmayı seçtim.
Geniş bahçesi olan bir evin önüne arabayı park ettiğinde başımı camdan eğip eve baktım. “Burası neresi?” Etraf karanlık olduğu için pek bir şey belli değildi ama evin bahçe ışıklarının kimi açıktı. “Arda’nın evi.”

Arabadan indikten sonra eve doğru yürümeye başladık. Etrafa bakınırken diğerlerinin arabasını gördüm ve Onur'un arabası gözümü çarptı. Bizden önce gelmesine şaşırmadım. Kapı açılınca dikkatimi o yöne çevirmeme neden oldu. Kapıyı Arda açtı. “Hoş geldiniz gençler” diyen Arda her zamanki gibi Sibel ve bana çapkınca sırıttı. “Hadi bakalım, güzellik bu akşam çok eğleneceğiz.”
Güzellik derken ikimize de aynı anda söylemiş olabilirdi. Daha önce biri bana böyle davransa arkama bile bakmadan kaçardım. Arda’nın bu hallerine alışmıştım.

Sibel “Kesinlikle çok eğleneceğiz” dedi onun gibi eğlenceli.

“Herkes geldi mi?” diye sordu Pamir.
“Evet, bir siz eksiktiniz şimdi tam kadro devam.” Arda kenara çekilip içeriye girerken müzik sesi kulaklarımızı doldurmaya başladı. Pamir’in evi kendi evi gibi bilmesine şaşırmamıştım.
Salona girdiğimizde geniş pencereleri ferah ve aydınlık oluşturan model stilde vurgulayan ışıltı sağlamak için metalik yansımalar bolca kullanılmış olan salon, oldukça geniş hoş görüntüyle mükemmel görünüyordu. L koltuk ile karşılayarak iki tane koltuk dışında da sandalyelerle tamamlayıp cam sehpaların üzerinde atıştırmalıklar da hazırlanmıştı. Bir köşede de bilardo masası bulunuyordu. Arda gösterişi seven biri olarak ev ile bütünlenmişti çünkü evde en az onun gibi gösterişliydi.

Salonun tam ortasında büyük televizyon Karaoke için hazırlanmış sahne vardı. Herkesin kullanabileceği bir dizi maske, peruk ve sahne aksesuarları bulunuyordu. Bu tahmin ettiğimden de güzeldi ve ortam mükemmel görünüyordu.
Bizimkiler oturuyorlardı. Sefa ve Suna da gelmişti. Onların geleceğinden haberim yoktu. Sefa şirkette çalıştığından beri tayfayla takılıyordu. Herkesle selamlaşırken Onur koltuğa oturmuş koltuğun ucunda sarı saçlı bir kızla bir şeyler konuşuyorlardı. Daha doğrusu kız konuşuyor Onur dinliyordu. Bu kızı daha önce görmemiştim. Sibel de benim baktığım yere baktığında gözleri büyüdü. Arda’nın kardeşleri de vardı ve Banu, Onur’un yanındaki kızı boğacak gibi bakıyordu. Ceylin, Pamir’i görünce kabak çiçeği gibi açılmaya başladı ve Pamir’e sarılıyor yanağını öpüyordu. Bu kızı Pamir’in yanında görünce bana sinir basıyordu. Ben onlara artık nasıl bakıyorsam Pamir kendisini Ceylin den kurtardı.
Pamir “Özlemişiz senin özel karışımlarını” dediğinde baktığı yere baktım.

Mini bar dekorasyonu gördüğümde salonun diğer alanından ayıran bir ışıklandırmaya sahip olması daha çekici bir ambiyans katmıştı. Tavanında led ışıkları kullanılmış çizgi roman sayfalarından oluşan bir duvar kağıdı güzel bir tarz oluşturmuştu.

Berk mini bara el koymuştu. “Burası benim işim” dedi Berk göz kırparak.
Pamir bizi Berk’in olduğu yere götürdüğünde bar taburelerinde yerimizi aldık.

Sibel kulağıma doğru “Onur’u görüyor musun? Etrafta başka kız kalmamış gibi benim sınıfımda benim gıcık gittiğim kızı bulmuş” dedi tiksinerek.
“Bu kız senin mi bölümünden?” dediğimde başını salladı. “Zaten Ayşen teyzenin evindeki yemekten sonra bir tuhaf davranıyor.”

“Ne gibi tuhaf?” derken kaşları havalandı.
“Morali bozuk gibi birde kendini spora verdi.”
“Beter olsun” dedi Sibel sert bir sesle.
Berk hazırladığı karışımlardan bizim önümüze de koydu. “Tadını çıkara çıkara için kızlar” dediğinde yanımızdan ayrıldı. İçeceği alıp kokladım ve alkol vardı. Berk gittikten sonra Sefa geçti Berk’in yerine. Üniversite okurken barmen olarak çalıştığını biliyordum. “Sefacığım lütfen alkolsüz olsun” dedim. Sibel gözlerini Onur’dan ayıramıyor parmaklarına işkence ediyordu. Sibel’i dürttüm. “Kendine gel Sibel. Beni sinir ediyorsun” dedim uyarıcı bir bakış atıp. Bana döndü ve morali bozuk kafasını salladı.

Sefa bar kısmına girince Suna da yanımıza oturdu. Bar taburelerine oturup etrafımıza bakınırken Sefa bana doğru eğildi. “Ceylin’e biraz kaba davranmıyor musun?” diye sorunca Sefa’ya döndüm. “Bakıyorum da hepiniz bir anda Ceylinci oldunuz.”

“Ne alakası var kız gayet düzgün.”
“Kaç kere konuşacağız Sefacığım o kızdan hoşlanmıyorum. Biraz sinsi” dedim. Suna da bana katılarak “Alisya haklı bana da itici geliyor” dediğinde Sefa gözlerini devirdi. Sibel önündeki içeceği tutup elinde çeviriyordu.
Arda yanıma batman maskesini takıp geldiğinde “Alisya kızlar genelde Batman’ı sever senin de seveceğini düşündüm” dedi.

“Bu kez yanılmışsın genelde Superman’ı severim” dedim. Arda yanımdan Berk’e bağırıp “Süperman maskesi benim” dedi. Maskeyi almaya gitti ve Berk vermeyince biraz atışmışlardı. Herkes söyleyeceği şarkıları seçiyordu. Ceylin cadı şapkası takmış tam kendisine uygun bir şey bulmuştu.
Berk, Arda ile başa çıkamayınca maskeyi verip kendisine kel peruk takınca gülümsedim. Arda da bana Elf kulağı ve mor uzun saç peruğu verdiğinde onu kırmamak için taktım. Sibel’e de getirmişti bir şeyler. Herkes birer maske ya da peruk takmıştı. Pamir de siyah bonus peruk takmıştı ve Ceylin ile yan yana oturuyorlardı. Pamir neredeyse Ceylin de oradaydı.

Onur yanındaki sarı saçlı kızın elini beline yerleştirip yanımıza geldi. “Kuzin seni sevgilimle tanıştırayım” derken gözleri şeytani bir havayla parıldıyordu. “Ebru.”

“Sevgilin mi? Senin ne zamandan beri sevgilin var?” dedim şaşırarak.
Onur kulağıma eğilip “En azından senin yaptığını sana yapmadım. Gelip seni tanıştırıyorum” derken dudakları kıvrıldı. Pamir ile beni evde gördüğüne vurgu yaptığını anlamıştım. Onur “Kuzenim Alisya” dedi. Kıza bakıp gülümsedim. Sibel’in sevmediği kişileri sevmemek gibi bir huyum vardı. Sibel de aynısını benim için yapıyordu. Onur bu kez Sibel’e dönerken yanındaki kızı daha çok kendine çekti. “Alisya’nın arkadaşı asi kıvırcık.”
Sibel sinsi bir şekilde güldü. “Sibel” dedi vurgu yaparak.

“Biz seninle aynı bölümdeyiz değil mi?” dedi Ebru hatırlamaya çalışarak.
“Öyle miyiz?” dedi Sibel umursamayarak.
Ebru “Beni herkes tanır. Sen nasıl beni tanımıyorsun şaşırdım doğrusu” dedi küçümser bakışlarla.

Sibel biraz düşünüyormuş gibi yaptı. “Ben tanıyamadım. Demek ki herkes tanımıyormuş gerçi ben herkes olamam.” Ebru biraz bozulmuştu.
Sefa içecekleri hazırlamış bana, Sibel ve Suna’ya alkolsüz bir şeyler vermişti. Alev bize seslendiğinde yanına gittik. Alev'in yanındaki oturduğu sahnenin önündeki koltuklara yerleştik. Ceylin ayağa fırlayıp açılış konuşması yaptıktan sonra Cansu’yu sahneye davet etti ve mikrofonu ona verdi. Herkes ellerini kulaklarına götürmüştü. Evet, haklılardı sesi gerçekten çok kötüydü. Arda “İsterseniz pamuk verebilirim” dediğinde herkes güldü. Kendisi de pamuk takıyordu.

Şarkı bittiğinde Ceylin tekrar mikrofonu aldı. “Bu kötü performanstan sonra kulaklarımızın pasını silecek bir ses geliyor” diyerek Pamir’i sahneye davet etti.

Partinin kalabalığı Pamir’in sahneye çıktığını görünce alkış ve tezahüratlarla ortalığı coşturdu. Pamir, ellerini cebinden çıkardı ve ağır adımlarla sahneye doğru ilerledi. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı ama gözlerinde tanıdık bir ağırlık taşıyordu. Mikrofonu eline aldığında herkes bir anda sustu. Merak ve beklenti dolu bir sessizlik çöktü.

Kalbim göğsümde atıyordu. Pamir’in sahneye çıkacağını hiç düşünmemiştim. Daha önce şarkı söylediğini duymuştum, ama bu sefer farklıydı. Ne söyleyeceğini merak ettim. Sesinin nasıl güzel olduğunu az önce arabada şahit olmuştum ama şimdi daha net dinleyecektim. Tam karşıma geçip gözlerimin içine bakarak şarkıya başlaması beni tamamen kilitledi.

“Ateşle yaklaşıyor,
Ne güzel ellerin var.
Yanıyor değdiğinde,
Yaklaşık bin yıl kadar”

Sesi, kalabalığı sessizce büyüleyen bir tınıyla doldu. Yumuşak ama içinde derin bir kırgınlık saklıydı. Pamir’in şarkıdaki sözlere nasıl ruhunu kattığını duydukça, onun sadece söylemediğini aynı zamanda hissettiğini anlıyordum.
Herkes ritme ayak uydurup hafifçe sallanırken ben tamamen hareketsizdim. Gözlerimi ondan alamıyordum. Pamir, gözlerini kısa bir süre kapattı sonra yeniden bana baktı. O bakış... Sanki şarkıyı yalnızca kendisine söylüyordu.

“Ben başıboş boş bir boşlukta,
Meczup gibi sarhoş gezerdim.
‘Koş, koş kurtar kendini’ dedi,
Bana kalsa düzene küfrederdim”

Sözleriyle ruhunun karanlık köşelerini sergiliyor gibiydi. Her bir dize, onun içindeki fırtınayı anlatıyordu. Hayatından memnun olmadığını, bu düzenle barışamadığını hissettiriyordu. Kalabalık, şarkının ritmine ayak uydurup keyiflenirken, ben Pamir’in söylediklerinin ağırlığında eziliyordum.

“İyi gelmiyor bana, hayatım leş.
Düş çukurlarımı gördün tek tek.
Düz dediğin yolların hep tümsek,
Uçurumdan hallice”

Bu dizeyle gözlerini kapattı. Sanki o uçurumun kenarındaymış gibi duruyordu. Bir an, onun sahnede değil de bambaşka bir yerde olduğunu düşündüm. Onu kaybetmekten korktum.
Kalabalık, şarkının ritmine kapılmışken Pamir gözlerini açtı ve doğrudan bana baktı. O anda dünya sessizleşti. Herkes, her şey, tüm o kalabalık... Hepsi silindi. Sadece biz vardık.

“Tuttu mu bırakmıyor,
Nasıl bela sevda bu.
Usandım dön demekten,
Gel kavuşalım artık”

Sözler kalbime bıçak gibi saplanıyordu. Pamir, şarkıyla kendisini anlatıyordu. Gözleri bana odaklandığında hissettiklerimi kelimelerle anlatmam mümkün değildi. Onun büyülü gözleri beni öldürüyor sonra da yeşertiyordu. Sadece onun ruhunun ağırlığını hissettim.
“Meczup gibi sarhoş gezerdim.
‘Koş, koş kurtar kendini’ dedi,
Bana kalsa düzene küfrederdim”
Herkes şarkının son nakaratına eşlik ederken Pamir, bir kez daha gözlerini kapattı. Son sözlerini söylerken, sesinde artık bir kırılma vardı.
Şarkı bittiğinde sahneden ağır adımlarla indi. Kalabalık çılgınca alkışlıyordu ama Pamir hiçbirine aldırış etmedi. Sanki o an, ruhunun bir parçasını benimle paylaşmıştı.

Bana bir şey anlatmak ister gibi bakışı içimde bir burukluk oluşturdu. Sırayla sahneye çıkıp şarkı söylerlerken hem dans edip hem şarkıya eşlik ediyor hem de eğleniyorduk. Alkolsüz bir şeyler içmeye özen gösteriyordum ama sanki hafiften çakırkeyif olmuş gibiydim. Sibel moralsizdi ve o içerken elinden kadehi alıyordum. Eve sarhoş giderse hiç iyi olmazdı.
Sıra Sibel’e geldiğinde “Ben tek şarkı söyleyemem. Sesim de güzel değil” dedim kulağına. Sibel elimden tuttu. “Beraber söyleyelim o halde.”
Kenan Doğulu rütbeni bileceksin şarkısını seçtik ama kendimi gergin hissediyordum. Şarkıyı söylemeye başladığımızda gerginliğim geçti ve kendimi eğlenirken buldum. Sibel ile hem dans ediyorduk hem de şarkı söylüyorduk. Herkese baktığımda onlarda eğleniyorlardı. Sibel yanımda olmasa bu kadar cesaretli olamazdım. Bizim sıramız bittiğinde sırayla diğerleri çıktı. En son Ceylin sahneye çıktığında şarkısını söylerken gözleri birini arıyormuş gibiydi. Tabii kimi aradığını biliyordum ve Pamir ortalıkta yoktu.
Ceylin şarkısını bitirdiğinde sahneden inmedi. “Alisya bir tane daha şarkı söyleyecek çok ısrar etti ve onu kırmıyoruz” dediğinde şaştım kaldım. Bu kızın amacı neydi? Hayır desem de herkes alkışlayıp adımı tezahürat yapmaya başladı. Sibel de yanımda yoktu. Bir anda kendimi sahnede buldum. Çirkin sesimle herkesin önünde tek başıma şarkı söylemeye hazır değildim ki. Herkes hevesliydi şarkı söyleyeceğime Ceylin ve Cansu da herkesi coşturuyordu. Ebru da onlara katılmıştı. Daha fazla dayanamayarak Mabel Matiz'in aşk yok olmaktır, şarkısını seçtim.
Şarkıyı söylemeye başladığımda şarkının sözleri yazmıyordu. Resmen bana kumpas kurmuştu Ceylin ile Cansu.
Çok kararlısın kalbimi çıra gibi yakmaya, niye?
Duvar çekiyorsam yanıyorum için için, bitti işim
Saklar mı yüreğin?
Yüreğimi içinin her yerinde?
Eski kelimeler, döndürüyor başımı sen söylediğinde

Korkular, arzular
Nasıl başım dar
Bilsen şaşarsın
Yar yerim, kördüğüm
Dolaşık ipin ucunu bul, çözeyim
Buraya kadar söylemiştim ama şarkının sözlerini bir türlü hatırlamıyordum. Müzik devam ediyordu herkes bana bakıyordu. Kahretsin! Heyecandan hatırlamıyordum bir türlü sözleri. Sahnede elimde mikrofon, pamuk ipliğine asılı bir heykel gibiydim.
Arda, Cansu’ya kızdı. “Şarkının sözlerini neden ekrana yansıtmadın” diye bağırdığında tam sahneden inecektim ki Pamir yanıma geldi.
Pamir yanımda sesi şarkının ilk notalarında ortamın havasını değiştirdiğinde içim ürperdi. Mikrofonu tutan ellerimin titrediğini hissediyordum ama gözlerimi ondan ayıramıyordum.

“Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime ah”

Sesi... İnsanın içine işleyen sanki bir sırrı fısıldıyormuş gibi. Sanki bu sözler, o an sadece bana aitti. O bakışıyla üzerime binen ağırlık; bir yandan nefesimi kesiyor, bir yandan beni olduğum yere mıhlıyordu.
Pamir şarkıyı söylerken derin derin bana bakıyordu. Bende Pamir’e bakıyordum gözlerinin tam içine yanaklarım kızardı. Güzel sesiyle beni kendine büyülüyordu. Sevecenlikle dolu, insanın içine çeken bakışıyla bana bakarken bana göz kırptı. Ateşin içine atlamış gibiydim. Sorun çözülmüş şarkının sözleri ekrana yansıtılmıştı.

Şarkıya katılmam gerektiğini fark ettiğimde, sesim hafifçe titreyerek devreye girdim:
“Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim, bana günah”
Pamir, bana bir an için gülümsedi. Sanki şarkının duygusunu taşıyan tek şey sesi değil, bakışlarıydı. O kadar netti ki, şarkıyı içeride başka kimse yokmuş gibi söylediğini hissediyordum.

“Saklar mı yüreğin? Yüreğimi içinin her yerinde?”

Bu sözleri söylediğinde, kalbim göğsümde sert bir darbe yemiş gibi oldu. Pamir’in gözleri benimkilere kilitlendi. Nefes almakta zorlandım. Bu bir şarkı mıydı yoksa onun içindeki kırgınlığın ve duyguların dışa vuruşu mu?

Nakarata gelirken onun sesi biraz daha yumuşadı. Ben de kelimeleri adeta hissetmeye başladım:
“Her ayrıntım sayıklıyor, sükunetim deliliğimden”

Bu şarkının bizim için bir anlamı var mıydı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey her bir kelimenin sanki onun ruhundan çıkıp bana ulaştığıydı. Ellerim hala titriyordu ama bu, korkudan çok hissettiğim o yoğun çekim yüzündendi.

Son satırlara yaklaştığımızda, Pamir biraz daha bana doğru eğildi. Fısıldar gibi söylediği her kelime, sanki içime kazınıyordu:
“Aşk yok olmaksa şimdiden, yar ben yokum ben de zaten”

Nefesim düzensizleşti. Kalbim göğsümde çılgınca atıyordu ve bunun Pamir’e belli olup olmadığını umursayamayacak haldeydim. Şarkı bittiğinde, mikrofonu indirip yüzüne baktım.

Bana gülümsedi. Sessiz ama bir o kadar da anlam yüklü bir gülümsemeydi. Sanki o an ‘biliyorum’ diyordu; hissettiğim her şeyi, sakladığım her duyguyu.

Alkışlar etrafımızda yankılandı ama biz kıpırdamadık. Sadece o ve ben vardık. Aramızdaki bu tuhaf bağ, şarkının sözlerinden daha gerçekti. Pamir’in sesi hala kulaklarımda yankılanıyordu. Beraber şarkı söylemiştik. Düşüncesi bile beni heyecanlandırırken şuan bunu yaşamıştım. Şaka gibi.

O gece sadece bir şarkı söyledik ama sanki o sahnede birbirimizin ruhuna dokunduk.

Etrafıma baktığımda utancımdan deve kuşu misali kafamı kumlara gömme isteğimi bastırmaya çalıştım. Ceylin’in öldürücü bakışına maruz kaldığımı yeni fark ettim. Diğerleri pek anlamamış gibiydi. Daha fazla bu duruma maruz kalmak istemediğim için koşar adım lavaboya gittim.
Peşimden Alev geldi ve o da fark etmişti. Alev’in imalı bakışlarını maruz kalırken “Öyle bakmasana” dedim.

“Pamir ile sen.... Gerçekten mi?” diye sordu.
“Yok öyle bir şey” dedim itiraz ederken.
“Aramızda bir şey yok diyorsun ama hiç öyle görünmüyor” dedi imayla.

Gözlerimi devirdim ve bir şeyi itiraf ettim. “Aramızda ne var bende bilmiyorum.”
Alev bana sinsi bakışlarıyla bakarken ”Ateş bacayı çoktan sarmış ama Ceylin’e dikkat et ne yapacağı belli olmaz” dedi beni uyararak. Alev saçlarını düzelttikten sonra içeriye gitti. Ben lavaboda yalnız kaldığımda uzun süre kendime baktım. Şimdi içeriye gitmek istemediğim için bahçeye çıktım. Derin bir nefes alıp verirken yakından sesler geliyordu böyle biri ağlıyormuş gibi. Seslere doğru yaklaşırken Arda’nın sesini duydum. “Toparla kendini Ceylin.”

“Yapamıyorum” dedi Ceylin ağlayarak. “Neden hep zor günümde yanımdasın. Ben senin değil Pamir’in yanımda olmasını istiyorum.”
Onları görüyordum ve onların beni göremeyeceği yere sindim.

“Bunu kendine yapma. Pamir senin için sadece bir takıntı” dedi Arda. Daha sözü bitmeden Ceylin, Arda’nın dudaklarına yapıştı. Ben şoke olmuş bir şekilde onları izliyordum. Arda, Ceylin'i durdurup kendinden uzaklaştırdı ve yanlışlıkla ayağımın altındaki taşı ileriye doğru fırlattım. Bunu olayın şaşkınlığıyla nasıl yaptım anlayamadım. Hemen kendimi geri çektim ve oradan uzaklaşıp içeriye girdim.

Sibel içerken elindeki kadehi aldım. “İçme bu kadar eve nasıl gideceksin?”

“Karışma bana arkadaşım” dedi Sibel. Sibel’e karışmayı bıraktım. Az önce gördüklerim neydi öyle? Ceylin ve Arda şaşırılacak bir durumdu. Hala daha inanamıyordum ama genelde birlikte olduğumuz zamanlarda Arda bırakıyordu Ceylin’i. Bir şey olduğunda hep Ceylin, Arda ile gidip geliyordu. Ben bunları düşünürken biraz zaman geçtikten sonra Ceylin yanıma geldi. Onları gördüğümü anlamış mıydı? Beni görmüşler miydi?
“Ah Alisya burada mıydın?” dediğinde aval aval yüzüne baktım. Başka nerede olacaktım. Sanki az önce ağlamamış gibi gayet iyi görünüyordu. “Seninle pek konuşamadık olanlar için üzgünüm. Hmm.. Şey... Eski baban anneni öldürmüş ne korkunç. Annen senin önüne atlayıp senin yaşamanı sağlamış sende kıl payı kurtulmuşsun. Baya şanslı sayılırsın. Annen senin yüzünden ölmüş. Çok merak ediyorum vicdan azabı çekmiyor musun? Annenin hayatını çalmış sayılırsın. Annen senin yüzünden öldü.” Sözleri acı bir ok gibi kalbimi yaralıyordu. En kötüsü de sözlerinde haklılık payı olmasıydı. Annem Meral benim yüzümden ölmüştü. Zehirli sözlerine devam etti. “Tabii böyle partilere de alışkın olmaman ya da gelmek istememeni anlıyorum. Ne de olsa sonradan görmek farklı bir şey olmalı.”
Sanki beni düşünüyormuş gibi sevecen, ilgi dolu yapmacık sözlerine sadece gülümsedim. Sözlerinin canımı acıtmasına izin veremezdim. Yine de gururum biraz olsun kırılmıştı. Böyle insanları tanıyamazdım çünkü hiçbir zaman onlar gibi olmadım olmakta istemedim. İnsanların kalbini çok güzel kırarlardı ve hiçbir şey olmamış gibi herkese sahte iyilik meleği rolünü de çok güzel oynarlardı. Etrafında ki insanları güzel bir şekilde kandırmayı başarırlardı. Ceylin de tam böyle biriydi. Gözlerindeki hırsı görebiliyordum.
“Benim için üzülmene gerek yok. Üzülecek halde gibi mi duruyorum? Ceylin biliyor musun, bu partilere alışık olmadığımdan değil, senin gibi yapmacık insanlardan uzak durmak için gelmek istemiyorum yani anlayacağın tercih meselesi.”

Öğrenmiş olduğu önemli değildi. Kimden öğrendiği önemliydi. Nedense Pamir’den öğrenmiş olmasını düşündüm. Pamir benim hakkımda her şeyi biliyordu ve Ceylin ile araları iyiydi. Pamir’den öğrenmesi... İşte bu canımı acıttı.

OY VE YORUM YAPMADAN GEÇMEYİN!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

433okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.