37. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 36 II.KISIM
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 36 II.KISIM
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
II. KISIM
O geceden sonra Pamir’i görmedim. Sınavlara az kaldığı için daha çok derslerle haşır neşir olmuştum. O gecedeki rezilliğim aklıma gelince kafamı duvarlara vurmak isteğimi bastırdım. Ne zamandır bu kadar dikkatsiz olmuştum? Evdekilerle bu konu hakkında konuşmamıştım. Babamın da haberi olmaması şaşırtıcıydı. Yaptıklarımı öğrense bana çok kızardı. Ne de olsa Ceylin’i öz kızından ayırmıyor. Asıl şaşırtıcı olan Ceylin’in babama olanları anlatmamasıydı. Babamın yanına gidip ağlayıp zırlayıp kendini acındırmamıştı. Ben yaptığımdan pişman değildim. Aklım hala yapmadıklarımda.
Bir şaşırdığım nokta ise Nazan yengemin bana “Bir sorunun olursa ya da bir derdin... Hiç çekinmeden benim yanıma gelebilirsin” demesiydi. Şaşırmıştım çünkü durduk yere neden böyle bir şey söylemiş olduğuna anlam veremedim.
“Tabii ki de en ufak bir sorunum olduğunda yanınıza geleceğimden hiç şüpheniz olmasın yengeciyim,” dedim sevecenlikle.
Dayım Enes, teyzem Eylem ve kızı Eylül ile sınavlardan sonra buluştum. Onların yanında kendimi artık yabancı gibi hissetmiyordum. Teyzem fotoğraflardaki tanıdığım anneme benden daha çok benziyordu. Annem gibi mavi gözlüydü ve ben ise babam gibi koyu kahverengi gözlüyüm. Dayım sarışın, bekar ve 1.90 boyu vardı. Eylül de daha çok babasına benziyordu, o da esmerdi. Lise son sınıfta üniversite sınavına hazırlanıyordu. Onlarla güzel vakit geçiriyordum. Ama babamın onlarla görüştüğümden haberi yoktu.
Finallerden sonraki hafta mahalleye Sibel’i görmeye gelmiştim. Onunla da sınavlardı, okuldu derken doğru düzgün görüşememiştik. Sibel’i aradım ama açmadı.
Sibel’in apartmanının önündeydim. Onun son zamanlardaki tavırları beni fazlasıyla endişelendirmişti. Sessizleşmişti, bizimle eskisi kadar vakit geçirmiyor, aramalara geç cevap veriyordu. Sibel, genelde neşesiyle etrafı aydınlatan biriydi ama son zamanlarda bu ışıltıyı görememiştim.
Evinin kapısına kadar gelmiştim. Kapıyı çaldım uzun uzun ama açılmadı. Bir süre bekledim ama açan olmadı. Tam gitmeye karar vermiştim ki içeriden Sibel’in “Geliyorum” diyen sesini duydum. Kapı ağır ağır aralandı. Karşımda Sibel vardı ama bu Sibel tanıdığım Sibel’den çok uzaktı.
Göz altları mor halkalar oluşmuş, kıvırcık saçları daha da kabarmış, yüzü solgun bir o kadar da beyazlamış ve zayıflamıştı. Üzerinde pijama ve kalın bir hırka vardı. Uykulu gözlerle bana bakarken esnedi. “Ne oldu sana? Yeni mi uyandın?” diye endişeyle sordum.
Zayıf bir gülümsemeyle başını salladı. “Bu sınavlar beni mahvetti” dedi yorgun argın.
İçeriye geçmem için kenara çekilirken evi kontrol ettim. “Rahatız kimse yok” dedi.
“Sınavların kötü mü geçti?” Koltuğa oturdum. O da diğer yanıma oturdu.
“Yo iyi geçti. Sadece uykusuz günler, stres falan derken baya yoruldum. Havalarda soğudu ya grip oluyorum herhalde.”
“Kendine dikkat et Sibel!” Elimi alnına götürdüm. “Aa ateşin de var senin.”
“Dedim ya hasta oluyorum.” Sibel her zaman neşelidir, kötü bir şeyler yaşadığında bile yüzündeki gülümsemeyle mutlu görünür. Ama şimdi daha karamsar bir ruh halindeydi. Başını koltuğun ucuna koydu.
“Sibel aç mısın? Bir şeyler hazırlayayım.”
“Yok canım aç değilim” dedi gözlerini kısarak.
“İlaç aldın mı?”
“Ağrı kesici aldım.”
“İstersen kahve yapayım kendine gelirsin. Ya da ıhlamur kaynatayım.”
“Valla zahmet olmazsa kahve iyi olur.”
Tebessüm ettim. “Ne zahmeti kız, lafı bile olmaz.” Ayağa kalktım. “Lavaboya gidip ellerimi yıkayayım.”
“Keyfine bak” dedi Sibel.
Evi zaten kendi evim gibi biliyordum. Lavaboya gittiğimde Sibel’in dökülmüş saçlarıyla karşılaştım. Başkası olsa iğrenirdim ama Sibel benim kardeşim gibiydi. O yüzden normal karşıladım. Saçları toplayıp çöpe attım. Ellerimi de yıkadıktan sonra mutfağa gidip kahve yaptım. Bu arada telefonum çalmıştı. Sefa ile konuştum ve kapattım. Eray ile birazdan buraya gelecekti. Eray benden sonra mahalleye gelmiş olmalı. Büyükannemin arabasını ve şoförünü kendi arabası gibi kullanıyordu. Ondaki rahatlık bende yoktu. Cezası da bitmişti. Onlara da kahve yaptım.
Kahveleri salondaki sehpaya bırakırken “Kahve hazır” dedim neşeli bir sesle. Sibel fısıltıyla “Teşekkür ederim” diyerek sadece güldü. Sibel’in elini tuttum. “İyi olacaksın” dedim. Sibel de benim elimi tuttu ve başını salladı. Kapı çaldığında kapıyı açtım. Eray ve Sefa gelmişti. İçeriye geçtiklerinde kahveyi de önlerine koydum.
“Sibel ne bu halin?” diye sordu Sefa.
Sibel yasladığı başını kaldırmıştı. “Grip olacağım galiba.”
“Aman Sibel, benden uzak dur. Hasta olmak istemiyorum” diyen Eray’a gözlerimi diktim.
“Merak etme kötülere bir şey olmaz” diye cevap verdi Sibel.
“Siz ikinize kırgınım” dedi Sefa. Sibel ve bana bakarken. Merak dolu bir şekilde yüzüne baktım. “Suna’yı yanınıza almıyormuşsunuz. Ona karşı iyi davranın.”
“Ne o şikayet mi etti?” Dedi Sibel.
Son günlerde Sefa ile Suna’nın arası bozuktu. “Bu yüzden mi aranız bozuk?” diye sordum.
“O yüzden değil başka bir şey oldu?”
“Ne oldu?” dedi Eray.
Sefa sıkkın bir nefes koyuverdi. “Karaoke gecesi Berk ile sohbet ettiğim için Suna’nın yanına oturmadım. O yüzden aramız bozuldu.”
Gülmeden edemedim. “Ne var bunda?”
Eray da “Baltayı taşa vurmuşsun Sefa. Geçmiş olsun” dedi sırıtırken.
Böyle bir konuda Sibel asla sessiz kalmazdı ama şimdi sadece gülerek geçirdi.
“Neyse bundan sonra Suna’yı aranıza alın dışlamayın lütfen. En azından benim hatırıma.”
“Merak etme Sefa bundan sonra yanımıza alırız hatta senin eski sevgililerin hakkında konuşurken bile, Suna yanımızda olur” dedim iğneleyici.
“Abartma Alisya o kadar da değil.” Sefa’nın sözlerine gözlerimi devirdim.
“O gece neydi öyle?” dedi Sefa. “Ceylin’e ne tokat attın.”
Eray hemen meraklandı. “Ne tokatı?”
Sibel “Ceylin’i tokat manyağı yaptı. Oo çok şey kaçırdın Eray” dedi uzandığı yerden.
“Beni de götürecektiniz. Ne güzel olurdu. Alırdım çekirdeği izlerdim.”
“Bu yaptığın çok ayıp oldu Alisya” dedi Sefa sinirlerimi bozarken.
“Bu konuda konuşmak istemiyorum” deyip kestirip attım.
“Onur’un yanındaki kız kimdi?” Sefa sinirlerimizi bozmaya devam ediyordu.
“Ebru” dedim Sibel’e bakarken. Sibel’in pek umurunda değildi. “Onur’un sevgilisiymiş.”
“Onlar ayrıldı” dedi Eray hemen. “Onur bir iki kere kızla görüşüp bırakmış.”
Gözlerimi Eray’a diktim. “Sen nereden biliyorsun?”
“Onur ile Pamir konuşurlarken duydum. Onur tam Sibel’den de bahsedecekti ki, beni görünce sustular.” Sibel hiçbir şey söylemedi. Bu konu hakkında sessiz kaldı.
Sefa gülerek “Evdeki ajanda Eray mı?” dedi.
“Ajandan çok kulağı delik” dedim imalı. “Birazda derslerine de böyle ilgili olsa.” Eray’ın karnesi çokta iyi gelmemişti. Melina’nın karnesi iyiydi ve evde sürekli kendini Eray ile kıyaslıyordu.
“İleri zekalım bu IQ ile karnen nasıl kötü gelir?” dedi Sibel.
“Albert Einstein olacak insanım ama müfredat uygun değil.” Hepimiz Eray’a alaycı bir bakış attık.
Sefa saçlarını geriye doğru atarken “Pamir’e ne hediye alacaksınız?” diye sordu.
“Ne hediyesi?” dedim anlamayarak.
Herkes bana şaşırarak baktı. Eray “Senin de bir şeyden haberin yok” dediğinde aval aval yüzüne baktım.
“Pamir’in doğum günü” dedi Sibel.
“Pamir’in doğum günü mü?” Benim neden haberim yoktu? Bizimkilerle vedalaşıp eve geldim. Neredeyse bütün gün Pamir’e ne hediye alacağımı düşündüm. Hiçbir şey aklıma gelmiyordu. Akşam yemeğinden sonra hemen odama döndüm. Ne hediye alabilirdim? Hiçbir şey aklıma gelmeyince Meral annemin günlüğünü elime aldım.
Günlerim şiddetle geçiyordu. Yediğim dayakların hattı hesabı yoktu. Bile isteye karnıma vuruyordu; bebeğimin ölmesi için. Bebeğimi istemiyordu. Oysa onun ne günahı vardı? O benim umut ışığımdı. Beni ayakta tek tutan bebeğimdi. Kendimi öyle savunmasız, öyle çaresiz hissediyorumki anlatmaya kelimelerim yetmiyor. Kendimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Korkarım bir daha da bulamayacağım. Salih! Babamdan bile kötü adam. Hiç acıması yok. Bebeğime merhameti yok. Duyguları olmayan gaddar bir adam.
Bebeğim doğdu.
Benim kızım! Elime verdiklerinde öyle masum, öyle güzeldi ki, bakmaya doyamayacak kadar. Bu dünyada artık yalnız olmadığımı düşündüm. Artık kızım, Turna vardı. Bir sığınak, bir umuttu benim için. Ta ki o güne kadar...
Kokusunu içime doya doya çekemeden, Mirza’dan tek geri kalan bebeğimi elimden aldılar. Mirza’dan artık geriye hiçbir şey kalmadı. Mirza’yı elimden aldıkları yetmiyormuş gibi onun anısıyla yaşamama bile izin yok. Turnam sende benim gibi bahtsız olma! Kızıma bir şey olmasın diye Salih’e boyun eğdim. Rolümü o kadar ustaca oynadım ki artık onun istediği Meral olmuştum. Tam üç yıl sonra onun yokluğunu, eve gelen diğer kızla doldurmaya çalıştım. İyi bir anne olamadım ama elimden geleni yaptım.
Sanki imkansızlığın dünyasında birbirleri için yok olmuşlar gibi; Meral ve Mirza.
Diğer günlüklerin sayfaları yırtılıp atılmıştı. Keşke daha ayrıntılı yazsaydın. Yazsaydın da senin gözünden öğrenebilseydim Meral anne.
Çevremi düşündüm. İnsanlar sanki bu hayatı daha da nasıl çekilmez hala getiririz, daha da nasıl zorlaştırabiliriz... Sanki bunun için yaşıyorlarmış gibiydiler. Her gün yeni bir cinayet, her gün yeni bir vukuat, yeni bir dert, sorunlar... Sanki biz bu dünyayı daha da nasıl yaşanmaz hale getirmek için mi yaşıyorduk?
Turna’yı bulacaktım. O kız yaşıyor mu yoksa öldü mü? Ne pahasına olursa olsun bunu öğrenecektim.
Bugün 23 ocak Pamir’in doğum günü. Sabah erkenden kalktım. Pamir’i o geceden sonra görmemiştim ama bugün eve gelecekti çünkü Louis kendi evlerinde sürpriz parti hazırlıyordu. Tabii Ceylin ile birlikte. O yüzden Pamir bugün evine gitmemeliydi. Bahçede otururken Pamir buralarda bir yerlerdeydi ama hala onu görmemiştim. Yanıma Eray ve Melina geldi.
“Melina abin nerede?” diye sordum.
Melina, “Babam abime çok kızdı” dedi birden bire. Ellerini açıp “Bir sürü para çekmiş” dedi.
“Ne parası?” diye sordu Eray.
“Bilmiyorum. Parayı ne yaptığını da söylemiyor. Ama ben abime kızmadım. Abim çok üzgün odasındadır.”
Pamir’in yanına gitmek için hareketlendim. Odanın kapısını çaldığımda ne ses vardı ne de soluk. Daha fazla önünde beklemek istemedim bir an önce Pamir’i görmek istiyordum. Pamir’in odasına girdiğimde ilk hissettiğim şey boğucu bir ağırlıktı. Oda, içinde bir insanın yaşadığını belli etmeyen bir sessizliğe gömülmüştü. Perdeler sıkı sıkıya çekilmiş, güneşin sıcak ışıkları içeri giremiyor, odayı soğuk ve karanlık bir atmosfere teslim ediyordu. Fotoğraf duvarda yoktu. Hiçbir yerde yoktu.
Bu durum hoşuma gitmemişti. Pamir, yatağın köşesinde oturuyordu; sırtı hafifçe eğilmiş, elleri saçlarında geziniyordu. Sıkıntılı bir hali var gibiydi.
Yüzü… Onun her zaman parlayan, hayat dolu gözlerinin yerini, derin bir boşluk almıştı. Sanki o ela gözler, dünyadan vazgeçmiş ve kendi içine kapanmıştı. Dudakları ince bir çizgi halindeydi, konuşmamak için direnen biri gibi. Soluk alışı düzensizdi. Kimi zaman derin bir nefes alıyor, kimi zaman hiç soluk almıyormuş gibi uzun bir sessizliğe gömülmüş gibi. Bana bakmadı. Bana dönüp bakmaması kalbimi acıttı. Onun bu hali beni üzmüştü.
Ne oldu da bu hale gelmişti?
Babası kızdığı için mi?
Babasını pekte umursamayan biriydi aslında.
Pamir!” diye seslendim yavaşça ama o, tepki vermedi. Gözlerini benden saklıyor sanki varlığımı bile fark etmiyordu. Bu kadar sessiz ve kırılgan olmasına alışkın değildim. İçindeki fırtınaları saklamaya çalışan, o her zamanki gururlu Pamir gitmiş, yerini başka birine bırakmıştı.
“Beni duymuyor musun?” dedim, biraz daha cesur bir tonla. Yavaşça başını kaldırdı ama gözlerini hala bana çevirmedi.
“Alisya!” dedi sesi ince bir ip gibi titrek ve neredeyse duyulamayacak kadar kısık. “Hiçbir şey… Hiçbir şey iyi değil.”
Bu sözler kalbimi sıkıştırdı. Pamir’in böyle açık bir şekilde acısını dile getirdiğini hiç duymamıştım. O hep güçlüydü, hep gülümseyen o karizmatik adamdı. Ama şimdi önümde kırılmış, kaybolmuş bir ruh vardı. Nedenini o kadar çok merak ettim.
“O kadar yorgunum ki,” dedi gözlerini kapatırken. “Yorgunum, Alisya. Kendimden, düşüncelerimden, hayatımdan...” Elleriyle yüzünü kapattı.
Yanına oturdum, elimle titreyen elini tuttum. Onun gibi birinin bu kadar savunmasız olabileceğini görmek hem korkutucu hem de acı vericiydi. Elimden bir şey gelmemesi hissi içimi kemiriyordu. Elimden bir şey gelmesini o kadar çok isterdim ki ama gelmiyordu. Pamir’i anlamıyorum, anlamak istiyorum ama anlamıyorum.
“Buradayım” dedim, sesim kararlı ama şefkat doluydu. Burada, yanında olduğumu belli etmeye çabaladım. “Sana yardım edeceğim. Yalnız değilsin.” Ben varım, yanındayım demek istedim.
Pamir, bir süre sessiz kaldı, sonra yavaşça elini elimden çekti ve başını öne eğdi. “Beni kimse kurtaramaz, Alisya. Kendimden kaçamıyorum. Bu karanlık… Beni yutuyor.”
Sözleri içimi parçaladı, garip bir hüzün vardı ela gözlerinde ama pes edemezdim. Pamir’in bu karanlığından sıyrılmasını sağlamak zorundaydım. Çünkü onu bu halde bırakmak, içimdeki sevgiyi ve umudu yarım bırakmak demekti. Onun acısını paylaşmaya hazırdım, yeterki kendini yalnız hissetmesin. Ama o karanlıkla savaşması için, önce kendisinin buna inanması gerekiyordu. Yanında olmama izin vermemesi kalbimi kırdı. Pamir’e nasıl yardım edebilirdim?
Onur yanımıza geldi. Etrafa bakınca yüzünü buruşturdu. “Pamir bu ne hal? Hadi toparlan.” Pamir ağır ağır başını salladı. Hiçbir şey söylemedi.
“Hadi Alisya sen hazırlan. Ben Pamir ile ilgilenirim.”
Bu durum hoşuma gitmese de, “Tamam” dedim.
Pamir’e son kez baktım sonra da odadan dışarı çıkıp kendi odama geçtim. Pamir’in bu hali beni de karamsarlığa sürüklemişti. Neden Pamir’e yardım edemiyorum? Neden bu kadar acı çekiyordu?
☆
Loş ışıklarla süslenmiş geniş salon, kahkahalar ve sohbetlerle doluydu. Pamir’in ailesi, arkadaşları ve bizimkilerle bir aradaydık. Ceylin’in annesi Simge de vardı. Simge’ye gitmeyi bırakmıştım artık teyzemin önerdiği başka bir doktora gitmeye başladım. Her şeyi kızına anlatan bir psikiyatriste gitmeyi kim isterdi ki?
Louis özel bir doğum günü partisi hazırlamıştı. Masalar, Pamir’in sevdiği mavi ve gri tonlarında süslerle kaplanmıştı. Herkes Pamir’in birazdan içeri gireceğini ve yüzündeki şaşkın ifadeyi görmek için sabırsızlanıyordu.
Ama bir şey eksikti. Pamir!
Sibel de geldiğinde onu karşıladım. “Nerede kaldın?” Son gördüğümden biraz daha iyiydi.
“Saçlarımla uğraşırken anca gelebildim.”
Onur ile Sibel’in saç takıntısını bir tek ben anlayamıyorum. Birde Eray vardı.
Kalabalığın arasında tedirgin bir şekilde dolanıyordum. Pamir’in ailesine ve arkadaşlarına gülümsüyor, arada sırada bir iki kelime konuşuyordum ama gözlerim sürekli kapıya kayıyordu. Pamir’in gecikmesi bir şeylerin ters gittiğini hissettiriyordu. Pamir genelde düzensiz biriydi ama bu kadar uzun süre ortadan kaybolmazdı. Bugün onu evde gördüğüm hali aklıma gelince bir tuhaflık olduğunu sezmiştim. Onur da ortalıkta görünmüyordu belki de beraberlerdi.
Her şey normal gibiydi. Yanımda Suna, Sefa’ya trip atıyor, Sibel ile etrafı gözlemliyorduk. Diğerleri de sohbet ediyorlardı gruplar halinde. Arda ile Ceylin’e gözüm takıldı. Onları bahçede gördüğüm gibi değilde şuan arkadaş gibi görünüyorlardı. İnsanları anlamak çok zor.
Parti tüm ihtişamıyla sürerken benim içimdeki sıkıntı da büyüyordu. Pamir hala ortalarda yoktu. Kalabalık gülüyor, eğleniyor ama benim gözüm sürekli kapıdaydı. Bir şeyler ters gidiyordu, bunu hissediyordum. Pamir böyle bir şeyi kaçırmazdı. Özellikle herkesin onun için toplandığı bir geceyi.
Sabırsızca etrafıma bakındım. Metin amca arkadaşlarıyla konuşuyor, Louis ise büyükannemin yanındaydı. Dedem son günlerde değişmişti. Saçlarını siyaha boyadı, spora başladı ve yediğine içtiğine dikkat ediyordu. Bu gece içinde, çok şık bir takım elbise giymişti. Bu durum büyükannemin hoşuna gitmiyordu. Ama insan kendine bakmalıydı. Hiçbiri benim hissettiğim endişeyi paylaşmıyor gibi görünüyordu. Daha fazla dayanamadım ve Louis’in yanına yaklaştım.
“Pamir nerede kaldı?” diye sordum, sesim istemsizce titriyordu.
“Sanırım biraz geç gelecek,” dedi ama gözleri de bir anlık endişeyle dolmuştu. “Bazen fazla geliyor ona, her şey.”
Anlamıyorum. Sadece ben anlamıyorum galiba, bu durum hoşuma gitmiyordu.
Büyükannem “Onur ile beraberlerdir, gelirler birazdan” dedi kötü düşünmek istemiyor gibi. Bu gece bir şeylerin daha farklı olduğunu hissediyordum. Yanlarından ayrılırken telefonumu çıkarıp aradım. Çaldı, ama açmadı. Kalbim göğsümde hızla atıyordu. Onur’u da aradım ama o da açmadı.
Sibel yanıma geldi. “Sevgili kuzenin Onur nerede?” Sibel çok sinirli görünüyordu.
“Bilmiyorum Sibel, bir şey mi oldu?”
“Az sonra öğrenirsin” dedi soğuk bir şekilde. Son günlerde Sibel de hiç iyi görünmüyordu.
“Gel otur sakinleş biraz.” Sibel ile bir masaya oturduk ama yüzü fazla öfkeli görünüyordu. Ceylin ve Banu’ya kaydı bakışlarım, hallerinden gayet memnundular. “Sibel” dedim. “Ceylin ve Banu bir şey mi yaptı sana?”
“Sadece gözlerimi açtılar” dedi bana da kızgın. Sibel’in bana böyle davranması hiç hem de hiç hoşuma gitmedi.
“Onların bizimle bir derdi olmalı. Onlara inanmayacaksın değil mi?”
Yüzüme ters bir bakış attı. “Kuzenini mi savunuyorsun?”
“Kimseyi savunduğum yok.”
Yüzüme iğrenir gibi baktı. “Belki de sen de biliyorsun.”
“Hayır” dedim endişeyle. “Hiçbir şey bilmiyorum. Şuan neden bahsettiğini de anlamıyorum.” Yine ne oyun oynuyorlardı ve en önemlisi Sibel’in onlara inanmasıydı. Sibel akıllı kızdı. Onlara nasıl inanır?
Kapıdan içeriye Onur girdi. Telaşlı görünüyordu ama görünmemek içinde özel bir çaba harcadığı kesindi. Onur’u gören babam ve Metin amca hemen yanına gitti. Onur bir şeyler anlatıyordu telaşlı, yüzü kaygılı. Onur sıkıntıyla elini saçlarından geçirdi. Ne olduğunu anlamadım. Elinde bir zarf vardı babamın. Onlar dışarıya çıkarken Sibel yerinden kalkıp “Onur” diye seslendi. Onur olduğu yerde kaldı, bir adım bile atmadı. Sadece Sibel’deydi bakışları.
Babam ve Metin amca dışarıya bahçeye çıkmışlardı çoktan. Sibel o kadar sinirli bir o kadar da sakin görünürken dik bir şekilde Onur’a doğru ağır ağır yürüdü.
Bende Sibel’in peşinden gittim. Sibel bir masadan aldığı içeceği Onur'un yanına ulaştığında belli bir mesafeden yüzüne fırlattı. Bardağı da Onur’un ayağına doğru attı. Bardak düştüğü yerde paramparça oldu tıpkı aralarındaki bağ gibi. Onur’un yüzü şaşkınlıktan çok üzgündü çünkü suçunu biliyordu. Bir şey yapmıştı. Sadece olanları izliyordum. Sibel’i durdurmaya cesaret edemedim.
“Sen pisliğin tekisin” dedi Sibel. “Senden iğreniyorum.
“Sibel!” dedi Onur, sesi titredi.
Sibel başını iki yana sallarken yüzünde tiksintiyle Onur’a bakıyordu. “Benim üzerime iddiaya girmişsin” dedi gülerken. Gülmekten çok kabullenememek vardı bakışlarında.
“Açıklayabilirim” dedi Onur çaresizce. Yerinde kıpırdandı ama Sibel eliyle onu durdurdu. Sanki Sibel’in bakışlarında ‘inanırım’ ifadesi vardı ve hemen o ifadeyi sildi.
“Neyi açıklayacaksın? Arkadaşlarınla nasıl eğlendiğini mi?” Sibel’in artık öfkesi de siniri de kendisineydi. “İyi eğlendirebildim mi?” Sibel’i ilk defa böyle görüyordum. O her zaman neşesinin arkasına saklardı öfkesini, nefretini... Onur’u ilk defa böyle görüyordum, perişandı, pişmandı, suçluydu... İlk defa hatasını kabul eden biri gibiydi çünkü o asla hatasını kabul etmezdi.
Onur “Yapma böyle ne olur? İlk başta basit bir iddiaydı. Seni tanıdıkça...” derken sözleri yarıda kaldı. Ne derse desin Sibel inanmayacaktı.
“Sus konuşma, artık benimle konuşma.” Sibel arkasını dönüp çıkış kapısına doğru ilerlerken Melina’nın sesini duydum. “Babamı polisler götürüyor.” Bahçeye baktığımda polisler babamın eline kelepçe takıyorlardı; Babam, Metin amca ve Tamer amcaya.
Sibel’i de yalnız bırakmak istemiyordum. Sefa “Ben Sibel ile ilgilenirim” dedi ve Sibel’in peşinden Suna ile birlikte gittiler. Onur olduğu yerde kımıldamıyordu. Hala olayın şokunda gibiydi.
Bahçeye gittim hemen babamın yanına. Babam hüzünle bana bakarken elindeki zarfı bana uzattı. Zarfı aldım. Elindeki kelepçeler canını sıkıyordu.
Dedem bahçede polislerle konuşuyor, büyükannemle Louis birlikte şaşkınca etrafa bakıyorlardı.
Babam bana sarılırken kulağıma “Her şey düzelecek” dedi ve alnıma küçük anlamlı bir buse bıraktı. Babamı polisler arabaya bindirdi. Polisler babamları götürürken dedem yere yığıldı. Kalbini tutuyordu. Dedemle ilgilenirken durumu kötüydü. Herkes bir telaş halindeydi. Ambulans da geldi ve dedemi götürdüler. Onur hala olduğu yerde kımıldamamış gibi görünüyordu. İçeriye Onur’un yanına gittim.
“O gitti” diye mırıldandı.
“Sibel gitti” dedim.
“Pamir gitti” dedi bu kez.
Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Elimdeki zarfı daha sıkı tutarken “Nereye gitti?” diye sordum çaresiz.
“Bir daha dönmemek üzere gitti.”
Pamir ışıkları kapattı, küçük bir umut vardı ki her şey karanlığa gömüldü. İçimdeki bir parçanın Pamir ile gittiğini hissettim. Pamir karanlıkta kaybolurken bende içimdeki ışığı kaybettim.
Merhaba Gençler!
Evet. Bu bölüm sezon finali oldu. Aslında final yapmayı düşünüyordum ama olaylar öyle bir gelişti ki... Şuan açıkçası kafamda
olayları toparlamam gerekiyor.
Buraya kadar gelip okuyup, oy ve yorum yapan herkese çoook teşekkür ediyorum🌸
Son bir ricam var lütfen okuduğunuz bölüme oy ve yorum yapmadan geçmeyin. Oy vermeden geçtiğiniz bölümlere tekrar dönüp oy verin lütfen. Bu benim için önemli 🌸
Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun.
Hayırlı Ramazanlar diliyorum 🙏
Diğer bölümlerde görüşmek dileğiyle canlarımm 🤍🤍🤍
Instagram: @yzglemine_
Tiktok: @yazgl.emine
Bölüm etkileşimi
