29. bölüm / 41
Işığın İçindeki KaranlıkBÖLÜM 29
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 29
- 1 BÖLÜM 12.476 kelime
- 2 BÖLÜM 22.550 kelime
- 3 BÖLÜM 32.021 kelime
- 4 BÖLÜM 42.362 kelime
- 5 BÖLÜM 52.486 kelime
- 6 BÖLÜM 62.482 kelime
- 7 BÖLÜM 72.610 kelime
- 8 BÖLÜM 82.630 kelime
- 9 BÖLÜM 92.622 kelime
- 10 BÖLÜM 102.760 kelime
- 11 BÖLÜM 112.721 kelime
- 12 BÖLÜM 123.189 kelime
- 13 BÖLÜM 133.274 kelime
- 14 BÖLÜM 143.058 kelime
- 15 BÖLÜM 153.302 kelime
- 16 BÖLÜM 163.300 kelime
- 17 BÖLÜM 173.342 kelime
- 18 BÖLÜM 184.419 kelime
- 19 BÖLÜM 193.396 kelime
- 20 BÖLÜM 203.559 kelime
- 21 BÖLÜM 213.045 kelime
- 22 BÖLÜM 223.067 kelime
- 23 BÖLÜM 233.265 kelime
- 24 BÖLÜM 244.720 kelime
- 25 BÖLÜM 254.186 kelime
- 26 BÖLÜM 264.591 kelime
- 27 BÖLÜM 274.820 kelime
- 28 BÖLÜM 285.050 kelime
- 29 BÖLÜM 294.563 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 BÖLÜM 304.368 kelime
- 31 BÖLÜM 315.192 kelime
- 32 BÖLÜM 324.512 kelime
- 33 BÖLÜM 334.411 kelime
- 34 BÖLÜM 344.224 kelime
- 35 BÖLÜM 355.271 kelime
- 36 BÖLÜM 36 I.KISIM3.061 kelime
- 37 BÖLÜM 36 II.KISIM2.922 kelime
- 38 BÖLÜM 375.008 kelime
- 39 BÖLÜM 384.223 kelime
- 40 Bölüm 394.554 kelime
- 41 Bölüm 404.829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gençler oy ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen...
Keyifli Okumalar!
☆Beyaz hayal kuramam tüm hayallerim siyaha döndü. Şimdi de hayal kuramam olmayacak bir hayal daha da acıtır içimi. Gri hayallerim var artık ama o bile fazla☆
“Eylem Yüksel” dedi. “Annenin kardeşiyim yani teyzenim.”
Teyzem mi?
Donup kaldım, karşıdaki herkimse bunu fark etmiş olmalıydı çünkü cevap vermemi bekledi. Zar zor yutkundum. Cevap vermeyeceğimi anladığında konuştu.
“Orada mısın?” diye sordu endişeli bir sesle.
“Ne söyleyeceğimi bilemiyorum” dedim sesim titrerken.
“Müsait olduğun zaman buluşmak istiyorum.”
“Tabii” dedim. “Buluşalım.”
Sonra kapattı. Ne zaman buluşacağımızı belirlememiştik ama tekrar arayacaktı.
Kulağımda sesi çınlıyor her yerde o sesi duyuyordum sanki. Neden babamı değil de beni aramıştı? Neden şimdi aramıştı? Neden ben? Kafam allak bullak olmuştu.
Kimsenin umursamadığı küçük ayrıntılarda bulurum kendimi, gözüm gökyüzüne daldığında en küçük yıldız çarpardı gözüme. Ne hayal edecek umudum kalmadığında sadece boş boş bakardım o gizemli umutların kıyısına bile uğramadan kayıp gider ve yine de düşe kalka yürüdüğüm yollarda kimseye çarpmadan yönümü bulurdum. Anlaşılıp anlaşılmamayı umursamadan yaşarım bu dünyayı ve rastgele geldiğim bu dünyada kaybolur giderim düşüncelerimin arasından. Görünmez olduğum bu dünyada artık görünür olduğumun fark edildiğimin farkında olduğum bu evren bana ağır gelmeye başlamıştı. Bir yanım öylece bağırır bir yanım öylece susuyordu.
Günüm berbat geçerken daha da berbatlaşmaya devam ediyordu. Şimdi kendimi mahvolmuş bir halde buldum yine ve yine toparlanacak halim kalmamıştı ve yine hayatta öğrendiğim güçlü dur eğer güçsüz olursan ezerler seni insanlar hep böyledir düşene bir tekmede onlar atar. Toparlandım içim kan ağlarken güldüm ama betim benzim atmıştı.
Masaya tekrar döndüğüm de konu kapanmış çiftliğe gidileceğine karar kılınmıştı. Pamir yüzüme dikkatli bakarken onun gözlerinin altında hapsolmak içimi daha da huzursuz etmişti. Ne yani fark etmiş miydi? Şüpheyle bakıyordu. Ne olduğunu bilmese de bende ki değişikliği fark etmişti. Araya sözcükler de girmeden beni anlıyordu yüzümden.
Saat 1’deki dersim için Onur ve tayfasından ayrılmış ikiz kızlarla üniversite binasına girmiştim sınıfların numaralarına bakıyordum.
“Onur’un kuzeni olmak nasıl bir duygu?” dedi Banu. Buse de Banu’yu kolundan cimcikledi. Ben görmemezlikten gelerek, “Sınıf burası,” dedim ve devam ettim. “Onur zor biri kendini de çok beğenmiş ukalanın teki ama kuzen olunca bunlar bana sökmüyor,” dedim kibar bir şekilde. Uzak durulması gereken bir tip diyemedim. Bir an önce Onur’dan uzak dursa iyi olurdu çünkü haksızda sayılmazdım.
İçeri girdiğimizde en fazla on beş kişi vardı ve arkalardan boş bir sıra bulup oturdum önüme de ikizler oturdu. Çantamdan defter, kalem çıkarıp hocayı beklemeye başladım kafam o kadar doluydu ki düşünmemeye çalışıyordum.
“Alisya sen misin?” Tepemde dikilen Suna’yı görünce şaşırdım ve şaşkınlığımı gizleyemeden ayağa kalktım. “Suna burada ne işin var?” dedim, bana içten bir şekilde sarıldı. Genelde Suna’ya karşı ön yargılıydım Sefa için. Sanırım Sefa’yı üzmesinden korkuyordum. Sefa, benim sahip olamadığım kardeşim gibiydi. Aslında Suna iyi kızdı. Samimi bir şekilde “Aynı bölümdeyiz” demesiyle ön yargımı kırmış bulundu.
“Otursana,” dedim aynı samimiyeti gösteremesem de içtendim yanıma oturdu. Fazla sohbet edemeden profesörün gelmesiyle konuşmayı bırakıp derse döndük. Kafamı derse vermeye çalışıyor hocanın anlattıklarını not alıyordum. Sıkıntıyla nefes verdim.
Hoca dersi bitirdiğinde notlarımı toparlayarak ayağa kalktığımda Suna da aynısını yapıyordu. Sefa duyduğunda şok olacaktı muhtemelen haberi olsa bana hemen haber verirdi. Bir dakika ya benim tercihlerimi Sefa yapmıştı. Belki de en başından beri biliyordu.
İkizler bana döndüğünde, “Alisya bir yerlere gidelim mi?” diye sordu Buse.
Onlara üzgün bir ifadeyle baktım. “Bir daha ki sefere kızlar.”
Biraz bozulsalar da üstelemediler ama yanımda ki Suna’yı onlarla tanıştırdım. Bu biraz garipti ilk gün arkadaşsız kalmamış ve üstelik başkalarını tanıştırıyordum. Hep beraber binadan çıktık. Bahçede Onur ve tayfası bizi bekliyorlardı. Bunlar hiç ayrılmaz mı yahu? Suna ile vedalaştık.
İkizlerin de numaralarını da kaydetmiştim. Tayfanın yanlarına geldiğimiz de hep beraber otoparka ilerliyorduk. Ceylin, Pamir’in koluna girmişti, Arda kardeşleriyle tartışıyordu, Berk ile Alev de başka diyarda gibiydiler ve Cansu da kendi halinde. En arkada Onur ile yürürken onlarla aramızda mesafe vardı.
“Alisya, bugün Pamir ile ehliyet kursuna yazılırsın ve Pamir seni eve bırakır.”
Onur’a inanamayarak baktım. “Bu işe sen, beni sürükledin şimdi de beni başından mı savıyorsun?” Bugün ruh halim pek iyi değildi ve sinirimi başkasından çıkarabilirdim. “Seni başımdan falan savmıyorum, Pamir de bize yardım ediyor ve üstelik babam şirkete gelmemi istedi. Babamın nasıl canavar biri olduğunu biliyorsun.”
Kaşlarımı çattım. Hayır hayır Pamir’le gidemezdim, yalnızda kalamazdım.
Pamir ile aynı ortamda sürekli bulunmak zorunda kalıyordum zaten şimdi yalnız kalmaya dayanamazdım.
“Tamer amca canavar falan değil sen abartıyorsun. O zaman başka zaman kayıt olurum ya da tek başıma gitsem iyi olur.”
“Pamir iyi birisi ve üstelik kendi başına halletmene gerek yok, bir an önce ehliyeti alman gerekiyor amcam anlamadan. Anlaştık mı?”
Haklıydı, istenmeyen ot dibimde bitmeye devam ediyordu katlanabilirdim herhâlde. “Anlaştık ama sakın beni baştan savmaya kalkışma sürekli beni başından savıyorsun sayısını unuttum yoksa bu sefer gazabıma uğrarsın. Benim kuzenim sensin Pamir değil.” Elini belime koydu. “Tamam, tamam sakin ol! Bakıyorum da bensizliğe dayanamıyorsun?”
“Ya ne demezsin.”
Otoparka girmiştik ve herkes arabasına yöneliyordu. İçime bir korku kapladı.
Arda, “Sakin olun baş belaları sabah öne kim bindiyse şimdi o arkaya otursun bundan sonra sırayla bineceksiniz.”
Arda ve kardeşleri ön kavgası yüzünden tartıştıkları ortaya çıktı diğerleri de onları izliyordu. Berk ise gülmekten yerlere yatacaktı neredeyse ve Alev de onu durdurmaya çalışıyordu. Bu ikizler en ufak bir şeye bile kavga çıkarabilen tiplerdi.
“Hayır olmaz” dedi Banu.
“Sabah sen binmiştim şimdi de sıra bende,” dedi Buse.
Arda ise bıkkınlıkla kardeşlerine bakıyordu tabii bizimde onları izlediğimizi görünce iyice deliye dönmüştü. İkizler hala anlaşamamıştı. Şuan Arda’ya gerçekten acımıştım. Arda daha fazla dayanamayıp, “Ya ikinizde arkaya binersiniz ya da benimle gelmezsiniz” dedi öfkeyle. Onu ilk defa bu kadar sinirli gördüm. Mecburen ikisi de arkaya binmek zorunda kaldı ve Arda da Berk’e dönüp öldürücü bakışlarını yöneltti ama Berk hiç etkilenmeyip hala gülüyordu.
Arda da arabasına atlayıp uzaklaştı bende güldüm ama onlar uzaklaştıktan sonra. “Eğer beni baştan savmaya kalkarsan ikizler gibi sana da aynısını yaparım” dedim Onur’a. O da bir kahkaha attı. “Emin ol Arda kadar sabırlı olmam.”
“Sabırlı olmanı bekleyen kim” dedim kötü kötü bakarken. “Bende ikizlerden daha beter olurum.”
Bu kez bakışlar bize dönmüştü. Kendime çeki düzen verdim.
Pamir, “Alisya hadi artık gidelim mi?” diye sordu.
Onur ile vedalaştıktan sonra az önceki keyfim kaçtı ve içimdeki korku yeniden gün yüzüne çıktı. Pamir’in arabasına ilk kez binmiyordum ya da ilk kez onunla yalnız kalmıyordum ama şimdi onunla yalnız kalmak istemiyordum.
Ne olursa olsun o geceye dahil hiçbir şey hatırlamıyordum, ne de olsa. Bal gibi hatırlıyordum. Pamir de salak değildi sonuçta. Pamir’in arabasına yönelip ön tarafına yerleşirken Ceylin’e baktım. Yüzünde garip bir ifade vardı tam olarak ne olduğunu anlamasam da Pamir ile gitmemden hoşlanmadığı bariz ortadaydı. Benimde çokta umurumdaydı sanki.
☆
İşlerimizi hallettikten sonra Pamir araba ile ilgili basit birkaç bir şeyler gösterdi. Kafamı ona vermeye çalışıyordum ama bu oldukça zordu hem de haddinden fazla yakınımdaydı.
“Bugünlük bu kadar yeter” dedi bana dönerek. Gözlerimi ondan kaçırdım ama bakışlarını hala üzerimde hissedebiliyordum. Bir süre bana bakmayı sürdürdü sonunda dayanamayıp bakışlarıma ona yönelttim.
“İyi misin?” diye sordu. Meşhur sorusuna gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi. “Yine iyiyim diye yalan söyleme iyi olmadığını anlayabiliyorum.” Ne cevap vereceğimi bilemeyerek şakaya vurmaya çalıştım. “Şimdi de kahin mi oldun?” dedim gülerek.
“Telefon konuşmasından sonra dalgın ve düşüncelisin. Ne oldu? Kötü bir haber mi aldın?” O hala ciddiydi.
Bu konuyu konuşabileceğim son insandı ve ilk o fark etmişti. Ona vereceğim cevap yoktu. Arabanın içinde ki hava az gelmeye başlamıştı. Sahil kenarındaydık arabadan indim, o da peşimden indi ve çimlerin üzerine oturdum. Bir müddet sonra o da oturdu.
“Senin için ne yapmamı istersin? Seni ne mutlu eder?” dedi bir müddet bekledikten sonra. Ne isteyebilirdim ki? Hiçbir şey... Kimse bu yaşıma kadar ‘seni ne mutlu eder?’ diye sormamıştı. Fena bocaladım.
“Bu da geçer,” dedi. ‘Geçer mi?” diye baktım. “Geçer, zaman tüm yaraları iyileştirmez ama acının dinmesine yardımcı olur. Geçen acını kabul edeceksin ve gelecek acın şimdiki acını unutturur.”
“Senin acında geçti mi?” diye sordum.
“Geçmedi ama gelecek acılarım düşünmememi sağladı.”
Onu anlıyordum. İlk başka acım başkaydı. Salih’in evinden annem Meral ile gitmeyi düşünüyordum; bu oldukça zordu. Salih, Meral annemi öldürmüştü. Başka acılarla yüzleşmiştim. Ailem zannettiğim kişilerin gerçek ailem olmadığını öğrenmiştim. Babam beni buldu. Annem Fulya bir kaza geçirip beni doğururken ölmüştü sonra annemin acısını yaşamaya başlamıştım. Şimdi de tanımadığım birinden telefon almış teyzem olduğunu öğrenmiştim. Başka acılar nüksetmişti. Geçen acını kabul edeceksin. Her ne hissediyorsak her şeyin daha iyi olacağını düşünmeliyiz. Söylemekle de olsa...
“Anı yaşa” diyerek Pamir ayağa kalktı.
Nereye gittiğini bilmesem de gözden kaybolmuştu. Pamir’in böyle mantıklı konuşacağını düşünmemiştim genelde zengin züppe olarak nitelendiriyordum böylelerini. Şimdi de beni şaşırtmıştı ama onu tanıdığımdan beri hakkında bildiklerimle hep şaşırdığımı fark ettim. Bugünde onun hakkında öğrendiklerimden sonra gözüm Pamir’i başka görüyordu.
Elinde dondurma ile geldiğini görünce gülümsedim. “Mutlu olabileceğini düşündüm” dedi. “Güldüğüne göre doğru yoldayım.”
“Doğru düşünmüşsün.”
Tekrar yanıma oturdu. “Ben çilekli severim ama senin için hepsinden aldım” dedi. Hepsinden birer tane almıştı. Bende çilekli severdim ama ona söylemedim elinden çilekli dondurmayı aldığımı görünce gülümsedi.
Akşam üzereydi ve hava soğumaya başlamıştı, üşümüştüm. Bunu fark eden Pamir kolunu omzuma attı. İtiraz etmedim, izin verdim. Birinin bana sarılmasına ihtiyacım vardı ve bu son kişi olsa da.
Günler boyunca ondan köşe bucak kaçtıktan sonra şimdi yanımda bu haldeydik ve fazla yakındık başım onun göğsündeydi. Bu görüntü benim için sadece filmlerde gördüğüm sıradan bir eylemdi şimdi ise içinde bulunduğum bu durumdan gayet memnundum. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu ve bana ihanet ederek yarış pistindeki atlar gibiydi.
Kokusu ciğerlerimi doldururken mayışmıştım, huzurluydum.
Bu doğru değildi. Ama neden kendime engel olamıyordum? Neden bu ana son veremiyordum? Ama Pamir de biliyordu yanlış olduğunu ama bana daha sıkı sarılıyordu.
Beni kollarıyla sıkıca sararken burnu saçlarımda geziniyordu.
“Ne güzel kokuyorsun kendine has bir kokun var.”
Öyle çok mayışmıştım ki söylediklerini anlamam zaman aldı. “Denizin kokusunu alıyorum sende,” diye mırıldandım. Eğleniyormuşçasına gülümsedi. Bir insan nasıl deniz kokabilirdi? Pamir bunun kanıtıydı. Ama o bile inanmadı.
“Deniz mi? İlginç.”
“Evet, saçma ama öyle.”
“Bu hoşuma gitti.”
Gözlerim kapanmışken son duyduğum ya da benim hayal ürünüm değilse, “Nefesim” dediğinde saçımda küçük bir buse hissettim.
İkinci defa uyuyordum yabancı bir kişinin yanında rahatça ve ilk defa düşünmüyordum olacakları. Bu mantıklı değildi. İlk defa ilerisini kestiremiyordum ve ilk defa birini tanımayı beceremiyordum. Bugün gerçekten farklı hissederken ne hissettiğimi bile bilmiyordum.
Uykunun kollarından ayrılmak o kadar zor olsa da birisinin eliyle saçımı okşaması ve birinin beni izleme dürtüsüyle aniden gözlerimi açtım. Arabanın içindeydim. Evimin önünde. Yüzüme gelen birkaç saç tellerini kulağımın arkasına sıkıştırdı. Hala uyuduğuma inanamıyor hala uyku sarhoşluğumu atamıyordum.
Kendimi toparlayarak, “Neden uyandırmadın?” diye sordum.
“Uykunu bölmek istemedim.”
Uzun bir sessizlik oldu aramızda bakışlarımız konuşuyordu ama anlaşılmıyordu. Kelimeleri toparlayarak, “Bugün için teşekkür ederim” diyerek ağzımın içinde geveledim.
“Teşekkür etmene gerek yok.”
“Görüşmek üzere” derken bunu öylesine söyleyip söylemediğimden bile emin değildim.
“Görüşürüz” dedi rahat bir tavırla.
Hemen kendimi odama attım. Teyzem beni aramıştı. Neden babam ya da babamın ailesi annemin ailesinden bahsetmiyordu? Neden babam teyzemden bahsetmemişti? Acaba yalan mı söylüyordu? Teyzem yok muydu?
Böyle bin bir türlü düşünceler birbirini kovalıyordu kafamda.
Odamda volta atarken bunları düşünüyordum. Ayaklarım bana isyan edercesine acıyorlardı ama aldırış etmeden odamda oradan oraya yürüyordum. Çalan telefonumu duyunca olduğum yerde durup irkildim.
Telefonumun yanına gidip arayan numaraya baktım. Aynı numaraydı. Açmadım. Babama söylemeliydim. Bu iş boyumu aşardı. Telefonumu da alıp babamın çalışma odasına girdim kimse yoktu. Aşağıya indiğimde Şule’ye babamın nerede olduğunu sordum. Odasında olduğunu öğrendim. Babamın odasının kapısını çaldım.
“Gir” dedi babam.
İçeri girdiğimde babamı siyah smokin ile görmeyi beklemiyordum. Çok yakışıklı ve karizmatik görünüyordu. Geniş omuzları daha da geniş görünüyor ve kaslarını da tamamen sarmıştı. Bana bakarak papyonu bağlamaya çalışıyordu.
“Bir yere mi gidiyorsun?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Evet, iş yemeği ve küçük bir davet” dedi.
“Küçük bir davet için mi bu kadar şıksın baba” dedim yumuşak bir tavırla.
Babam güldü. “ Her zaman şık değil miyim?” Her zaman şıktı ama şimdi fazla şıktı.
“Tabii öylesin” dedim çünkü konunun nereye gideceğini kestiremiyordum.
“Anlat bakalım. Günün nasıldı? Bölümü sevdin mi? Bir sorun var mı?” diye peş peşe soruları sıraladı.
Günüm berbat geçmişti ayaklarımın ağrısından bile söz etmiyordum, bölüm hakkında henüz bir çıkarım yapamamıştım ve bu ilk gündü. Sorun da vardı.
Ama sadece, “Güzel bir gündü ve iyi geçti” dedim kısaca.
Babam hazırlanırken, “Başka bir şey var mı?” diye sordu. Babam bir yere giderken annem konusunu açıp da kafasını karıştırmak istemiyordum.
“Yok” dedim.
“Tamam, döndüğümde uzun uzun konuşuruz, şimdi gitmem gerekiyor.” Babam birkaç adım atarak tam önümde dikilip alnıma bir öpücük kondurdu.
“İyi eğlenceler” dedim arkasından gidişini seyrederken.
Şimdi bu adam böyle şık bir şekilde nereye gidiyordu. Hızlıca odama gidip çantamı aldım ve peşinden gittim. Beni görmemeliydi. Babam, Harun abinin açtığı kapıya binip uzaklaşırken koşarak malikaneden çıktım. Şimdi nasıl araba bulacaktım? Böyle düşünürken Sefa’nın arabasını gördüm. Gözlerim ışıldadı. Hemen arabanın önüne atladım. İyi ki Sefa tam zamanında durmuştu.
Sefa arabanın camını açmış söyleniyordu. “Kızım manyak mısın? Ne atlıyorsun arabanın önüne?”
“Sefa anlatırım sonra” dedim. “Seni Allah gönderdi.”
Hemen arabanın ön kapısını açtım ama Eray vardı. Eray’ı arabadan indirdim. Eray homurdanıyordu. “Eray sen git eve” dedim ama dinleyen kim. Arabadan indi ama arka koltuğa oturdu bücür. Onunla şuan uğraşmak zaman kaybı olduğu için ters ters bakıp ön koltuğa yerleştim. “Sefa hadi sür. Neyi bekliyorsun?”
Sefa anlamamıştı bir şey ama dediğimi yaptı. “Nereye gidiyoruz?”
“Babamı takip edeceğiz” dedim telaşla umarım gözden kaçırmayız.
“Neden?”
“Anlatacağım.”
Hızla giderken Eray hala arkada homurdanmaya devam ediyordu. Bir kere söz dinlese şaşırırdım zaten gelmeseydi daha iyi olurdu. Işıklarda babamın arabasını görünce “Sefa biraz yavaşla babam şurada” dedim. “Bizi görmesin.” Heyecanlandım babamı bulmuştuk. Şuan neden babamı takip ediyordum bilmiyordum. Sefa durdu ve babamla aramızda üç araba falan vardı.
“Neden Yıldırım amcayı takip ediyoruz hala anlamadım.”
“Sefacığım anlatacağım biraz sabır” dedim. Yeşil ışık yandığında “Hadi sür sür” dedim. Sefa şüpheyle bana baksa da şuan söylediklerimi yapıyordu.
Babamın arabası boğazda bir yalının önünde durdu ve içeri girdi. “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Sefa.
Neyin peşinde olduğumu bende bilmiyordum ama içime bir kurt düşmüştü. İçten içe kemiriyordu.
“İçeri gireceğiz” dedim kendimden emin.
“Saçmalama Alisya bu kıyafetlerle mi? Yıldırım amca bizi görürse ne söyleyeceğiz?” Sefa’nın bazen haddinden fazla mantıklı olması beni deli ediyordu. Şuan Sibel olsaydı şimdiye kadar girmiştik içeriye.
Üzerimizdeki kıyafetlere baktığımda yüzüm düştü. Buraya ait değildik ama şuan bunun için hiçbir şey yapamazdım. “Babamın ruhu bile duymayacak” dedim. Sefa hiç inanmamıştı.
“Hadi Sefa bir yolunu buluruz. Babam içeride ne yapıyor bilmek istiyorum,” dedim çocukça dudaklarımı büzerek. “Beni kıracak mısın?” Masum masum bakıyordum. “Hani her zaman yanımda olacaktın. Bu kadar mıydı?” dedim ağlamaklı. Duygu sömürüsü yapmakta pek başarılı değildim ama Sefa bunu anlayamazdı.
Eray “İnanma Sefa duygu sömürüsü yapıyor” dedi. Tabii Sefa anlamazdı ama Eray anlardı. Kötü bakışlarımı Eray’a yönelttim.
“İyi o zaman tek başıma giderim.” Arabanın kapısını tuttum. Tam açacaktım Sefa’nın eli beni durdurdu.
“Tamam tamam Yıldırım amcaya görünmeden hemen döneriz” dedi. Bana da kıyamaz. Hemen Sefa’ya sarıldım. Biz arabadan inerken Eray “Ben ne yapacağım.”
“Burada bekleyeceksin Eray” dedi Sefa.
“Aynen burada bekle. Sakın bir şey yapma eğer yakalanırsak herkes kendinden sorumlu” dedim Eray’a bakarken.
Eray yerinde oflayıp homurdanırken biz arabadan indik. Yalının bahçe kapısının önündeki güvenlikler bize bakıp “Burada bekleyemezsiniz” dedi. Şimdi hapı yutmuştuk içeriye girmemiz imkansız gibi görünüyordu. Sefa ile birbirimize bakarken telaşlı bir şekilde gelen kadın görevli bize bakıp “Nerede kaldınız?” dedi. Sefa hiç bozuntuya vermeden “Geç haber verdiler efendim” dediğinde kadına baktım.
“Anladım” dedi kadın. “İki garson gelmeyince öyle oldu. Hemen işinizin başına beni takip edin” dedi. Sefa ile sinsice gülüp elimizi çaktırmadan çaktık.
Bahçeye girdik. Kadını takip ederken bir yandan da içeriyi süzüyordum. Bahçede fazla insan yoktu geneli içeridelerdi. Kadın bizi arka kapıdan içeri yöneltti. Bir odaya girdik. Gösterdiği kıyafetlere baktım. “Bunları hemen giyin” dedi.
Üzerimizi hızlıca değiştirip garson kıyafeti giymiştik. Elimize de içki dolu tepsi verdiler. Etrafı kolaçan ederken kadınlar fazla bakımlı güzel, erkekler ise fazla karizmatik görünüyorlardı. Babam neredeydi acaba?
Sefa yanıma gelip “Fazla dikkat çekiyorsun. Ortada durmuş insanları süzmeyi bırak” dedi. Haklıydı dikkat çekmemem gerekiyordu. Büyük salonda herkes masaların etrafında ayakta duruyorlardı. Onlara içki ikram edip boşları topluyordum.
Yanıma gelen sarışın genç yakışıklı, mavi gözlü bir beyefendi beni durdurdu. İnsanların yüzüne pek bakmamaya özen gösteriyordum. Yere bakarak kibarca “Buyurun efendim” dedim.
“Senin burada bu kıyafetlerle ne işin var?” dedi. Beni tanıyor muydu? Hiç zannetmiyorum.
Aptala yatarak “Ben sadece işimi yapıyorum efendim” dedim. Arkadan cilveli bir kız “Enesciğim” dedi. Adam ona bile dönmeden bana bakmaya devam ediyordu. Sefa yanıma gelip onların da duyacağı bir şekilde “Hadi Arzu Hanım tepsileri yenileyelim” dedi. Hemen Sefa’nın peşinden gittim. Kadın, mavi gözlü adamın koluna girmeseydi neredeyse peşimden gelecekti. Zor atlatmıştım. “Bu adam seni nereden tanıyor” dedi Sefa.
“Bilmiyorum umarım babama söylemez ama ben tanımıyorum” dedim. “Neyse babamı gördün mü?”
“Hayır” dedi. “ Sen yine de dikkatli ol.”
“Tamam sende.”
Tepsiyi alıp bu kez üst kata çıktım. Dikkat çekmeden babamı arıyordum ve gördüm. Yanında psikoloğum Simge Bükmen vardı. Bu kadının babamın yanında ne işi vardı? Babam karizmatik bir şekilde yanında dikilirken kadın babama daha yanaşıp bir şeyler anlatıyordu. Bu kadını gözüm hiç tutmamıştı. Acaba ne anlatıyordu?
Telefonum çaldığında hemen sessize aldım. Arayan büyükannemdi. Kesin akşam yemeği için arıyordu. Şimdi ona ne söyleyecektim?
Aklıma bir fikir geldi. Bir yere saklanıp Babam ve Simge’yi görebileceğim bir yere geçtim. Simge’yi aradım. Sonuçta her zaman arayabileceğimi her zaman mesaj atabileceğimi söylemişti. Kadın telefonuna bakıp sessize aldı ve çantasına koydu. Tekrar aradım. Tabii tamamen sessize almıştı. Tabii sonuçta babam yanındaydı değil mi? Bana şuan ne ihtiyacı olabilir?
Bizi içeriye sokan kadın yanıma geldi. “Hadi” dedi. “Ne oyalanıyorsun burada işinin başına” dedi kızarak.
“Tabii efendim” dedim. Zaten burada işim bitmişti fazla dikkat çekmemek için biraz daha babama görünmeden içki servisi yapmaya devam ettim. Tam o arada bir karışıklık oldu. Güvenlik Eray’ın peşindeydi ve onu yakaladı. Eray mı? Ona arabanın içinde beklemesini söylemiştik.
“Bu çocuk kim? İçeriye nasıl girdi?” dedi balık etli bir kadın.
Güvenlik “Bilmiyorum Damla Hanım” dedi. “Bizde anlamadık. Ön kapıdan girseydi görürdüm” diyen adam mahcup bir şekilde kendini savunuyordu.
Sonra babam geldi. Eyvah! Tabii ben iyice yerime sinip insanların arkasına saklanmıştım. Babam “O benim oğlum” dedi. Herkes şok olmuştu. Kolumda bir el hissedince kalbim teklemeye başladı.
Dönüp baktığımda Sefa’ydı. “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu.
“Bizde yakalanmadan eve gidelim. Eray başının çaresine bakar” dedim. Eray’a sinirlenmiştim. Sonuçta gelme demiştim geldi, arabada bekle demiştik beklememişti. Hem içeriye nasıl girmişti bu çocuk?
Sefa’nın içine sinmese de “Hadi gidelim bir an önce” dedi.
Eve giderken “Sefa biliyor musun Suna ile aynı bölümdeymişim” dedim imalı imalı.
Sefa bozuntuya vermemeye çalışarak “Hadi ya öyleymiş mi?” dedi.
“Sakın bilmiyorum gibi sözler söyleme.”
“İyi işte ne güzel. Birbirinize sahip çıkarsınız.”
Kaşlarımı çattım. “Birbirinize sahip çıkarsınız ne demek ya.”
“Bilmem annem öyle söylüyor” dedi. “Neden rahatsız oldun ki Suna ile aynı bölümde olmaktan?”
“Rahatsız olmadım da sadece şaşırdım. Bana hiçbir şey söylemedin.”
“Sürpriz olsun istedim.”
Aman ne büyük bir sürpriz! Evin önüne geldiğimde Sefa “Eray’a ne olacak” dedi.
“Merak etme ben halledeceğim” dedim. Sefa ile vedalaştım. Umarım Eray bizi ispiyonlamazdı. Acaba şuan babamla ne yapıyordu?
İçeriye girdiğimde bahçe kalabalıktı. Büyükannem telaşlı bir şekilde bir o yana bir bu yana dolaşıyordu. Dedem bile huzursuzdu. Nazan, Tamer amca da bahçedelerdi. Evde tüm çalışanlar bahçedeydi. Neler oluyor? Kesin kötü bir şey olmuştu.
Yanlarına gittiğimde büyükannem bana doğru aceleyle geldi. Bende telaşlanmıştım. “Alisya” dedi büyükannem. “Kızım Eray yok.”
Tabii ya Eray! “Nasıl yok” dedim endişeli endişeli. Bir de utanmadan numara yapıyordum.
“En son şoför onu mahalleye bırakmıştı. Sefa da eve getirecekti ama ikisine de ulaşılamıyor” dedi. “Sefa telefonu evde unutmuş annesi açtı. Eray da telefonunu açmıyor şimdi de kapalı.”
“Bu velet nereye gitmiş olabilir. Kaçırmasınlar...” dedi dedem. Büyükannem daha da telaşlanınca sözünü tamamlamadı. Büyükannemin koluna girdim.
Nazan “Aman çocuk daha, arkadaşlarıyla bir yerde oyun oynuyordur” dedi bu halimize göre gayet sakindi.
Onur da yanımıza geldiğinde “Sibel’in de haberi yok” dedi. Sibel’in telefon numarası Onur da ne işi vardı?
Büyükannem neredeyse yere yığılacaktı. Onur da hemen büyükannemi tuttu. “Büyükanne sakın ol” dedim. “Belki birazdan gelir.”
Tamer amca “Anne telaş etme. Kaçırsalardı şimdiye kadar ararlardı” dedi.
Büyükannemi koltuğa oturttuk. Şule kolonya uzatınca elime döktü. Büyükanneme koklatıp ellerini ovalıyordum. Büyükannemi sakinleştirmeye çalışıyordum bir yandan da.
Pamir’in sesini duyunca o da mı buradaydı diye düşündüm. “Mahalleye gidip arayalım” dedi sesi sanki gülüyormuş gibi çıkmıştı. Bu Pamir hala daha mutluydu.
Onur da hemen onayladı. “Hadi gidelim” dedi.
Nazan “Oğlum bir dur” dedi Onur’a bakarak. “Biraz daha bekleyelim.”
“Ay ben bekleyemem çocuğumu kaçırdılar” diye büyükannem feryat edince vicdan azabından şuan ölebilirim.
“Büyükanne sakın ol” dedim. “Babama haber verelim. O belki bir şeyler biliyordur.” Üç maymunu oynamaya devam ediyordum. Görmedim, duymadım, bilmiyorum.
Dedem “Yok kızım Yıldırım’ın bir şeyden haberi yok. Onun işi vardı” dedi. Dedem de bir fenalaştı hemen çalışanlardan biri tansiyon aleti getirdi. Ya Rabbim! Ben neler yaşıyorum şuan. Eray bizimle gelmiş olmasaydı şuan böyle bir şey yaşanmış olmayacaktı. Ah Eray!
Dedemin tansiyonu çıkmıştı büyükannem bayılıp ayılıyordu. Eray’ı bu kadar benimsediklerini bilmiyordum ama büyükannem Eray’ı kendi oğlu gibi her şeyiyle ilgileniyordu. Tam söylemeyi düşünürken Tamer amcamın sesini duydum. “Yıldırım ile Eray geldi” dedi.
Herkes derin nefes almaya başlarken şimdi de ben yerimde sayıyordum. Acaba bayılma numarası mı yapsam?
Eray suçlu suçlu babamın yanında sinirle bakıyordu. Babam ise sakin değildi. Çok kızmıştı hem de çok.
Dedem “Seninle miydi bu velet?” dedi.
Büyükannem “Burada ölüp ölüp dirildik” dedi yüzü de bembeyaz olmuştu.
“Benimle gelmiş nasıl geldiğini de söylemiyor” dedi babam Eray’a bakarken. “Sefa’yı da aradım eve kadar bıraktım dedi. Bundan sonra evden biri yanında olmadan dışarı çıkmak yasak Eray” dedi babam Eray’a sert bakarken. Babamı bu kadar sert bakarken görünce yerime sindim. Bu şekilde korkutucu görünüyordu.
Herkes Eray’a kızgındı. Eray’ın yanına gittim. Elimi boynuna dolarken “Eraycığım bu yaptığın hiç hoş değil” dedim. Eray beni öldürecek gibi bakıyordu. Boynundan elimi çekti. Kimseye bir şey söylemeden Eray içeriye girdi.
“Her şey yoluna girdiyse yemek yiyelim” dedi Onur. “Çok acıktım.”
Herkes yemeğe giderken büyükannem hala Eray’ı düşünüyordu. “Gidin getirin Eray’ı yemek yesin acıkmıştır.”
“Ben getireyim” dedi Onur.
Sofrada yemek yerken kurt gibi açlığımı hissettim. Babam aç değilim diye yemeğe gelmemişti. Büyükannem bana bakıp “Alisya sen neredeydin akşam üzeri” dedi.
Ağzımda ki lokmayı çiğnerken ne cevap vereceğimi düşünüyordum. Herkesin bakışı bana dönmüştü. Fazla mı beklemiştim. “Şey” dedim. “Dolaşmaya çıkmıştım.”
Pamir şüpheyle bana bakıyordu. Eray hiç konuşmuyor yemekte yemiyordu. Büyükannem “Olan oldu Eray hadi bir şey ye” dedi. “ Eğer beğenmediysen canın ne istiyorsa onu yapalım.”
Eray “Aç değilim” deyip masadan kalktı.
Dedem otoriter bir sesle. “Olmaz öyle şey bu masadan bir şey yemeden kalkamazsın.”
Eray tekrar masaya oturdu. Büyükannem çatalı köfteye batırıp Eray’ı elleriyle besliyordu. Onları izlerken Pamir’in bakışlarını üzerimde hissettim. Bu çocuk neden sürekli bana bakıyordu?
Yemekten sonra salonda otururken Eray odasına gitmişti. Onur “ Bak şu bücüre” dedi eğlenerek. “Bir kez dahi böyle bir şey yapmamıştım.”
Bücür kelimesini sadece Sibel ve ben kullanıyordum.
“Artık özenip yaparsın” dedim.
“Yok canım daha neler. Nasıl amcamın peşinden gittiğini de söylemiyor?”
Yerimde huzursuzca kıpırdandım.
Pamir “Belki de Yıldırım amcanın arabasının bagajına binmiştir” dedi tahminde bulunarak. “Ya da birisi de onunla gitmiştir.”
Bunların derdi neydi?
“Yok canım daha neler,” dedim Onur’u taklit ederek. “Kim gidecek?”
İkisi de bana bakıyordu. Ayağa kalktım. “Gidip Eray’a bakıyım” dedim.
Eray’ın odasının kapısını tıklattım ama ses vermedi. Usulca kapıyı açtığımda içerisi karanlıktı. Işığı açtım ve Eray yatağında yatıyordu. Kapıyı kapatıp gittim yanına. Başının tepesinde dikilirken “Uyumadığını biliyorum” dedim. Örtüyü de üzerinden çektim.
“Ne istiyorsun?” dedi kızarak. “Yine mi başımı derde sokacaksın?”
Şaşırdım. “Ben kimsenin başını derde falan sokmadım. Sen kendin yaptın. Sana gelme eve git dedim yapmadın. Arabada bekle dedim peşimizden geldin.”
“İyi işte” dedi. “Sen yakalanmadın ben yakalandım. Günah keçisi ilan edildim.”
Böyle olmayacaktı. “Eray” dedim. “Özür dilerim. Böyle olsun istemedim.”
“Özür dilesen de olan oldu. Senin yüzünden evde herkes bana kızdı” dedi. “Çık odadan uyuyacağım.”
Eray yatağa yatıp üzerine de örtüyü çekti. Kendimi suçlu hissettim ama kendimi de ele veremezdim sonuçta Eray çocuktu, babam bana daha çok kızardı. Babamın da Simge ile arasında bir şey var mıydı acaba? En son isteyeceğim şey buydu. Babamın yanına gidip sorabilir miydim? Kafam çok karışık. Odama girdim ve internetten teyzemi aramaya karar verdim. Ne demişti? Eylem Yüksel yazıp arama tuşuna bastım. Karşıma omuzlarına doğru uzanan sarı saçlı, mavi gözlerle bana bakan kadına odaklandım.
Yüksel holdingin hissedarı olarak yazıyordu. Kardeşi de Enes Yüksel’e tıkladım. Aman Allah’ım! Bu akşam gördüğüm önümü kesip bana soru soran adamdı. ‘Senin burada bu kıyafetlerle ne işin var?’ diyen adam. Beni tanıyordu o yüzden yanıma gelmişti. Şimdi babama sorsam kötü olabilirdi sonuçta Eray yüzünden baya sinirli ve kızgındı.
☆
Ertesi gün okul çıkışı Pamir aradı ve ona verdiğim park sözünü hatırlattı. Şimdi de Eray ile hazırlanmış Pamir’in evden bizi almasını bekliyorduk. Eray hala bana kızgındı ama bizimle gelmesi için ikna etmiştim. Büyükannem sayesinde.
Eray beklemekten sıkılmıştı. “Gelmeyeceklerse haber versinler daha fazla bekleyemem” dedi. “Üstelik Ex eniştemin kardeşinden bana ne?”
“Ulu orta böyle konuşma” dedim uyararak. “Biri duyacak ve öyle bir şey yok.”
“Ben nerde ne konuşacağımı iyi bilirim” dedi bilmiş bilmiş. “Hem bu havada parka mı gidilir?”
Dışarı baktığımda çok fena yağmur yağıyordu. Eray haklıydı. Bu havada parka mı gidilir? Pamir aradığında “Hadi gidiyoruz” dedim.
Evin önünde arabasının içinde bizi bekliyorlardı. Şemsiyeyi kapatıp ön koltuğa oturdum.
“Çok beklettim mi?” dedi Pamir. Hayır diyecekken Eray lafa atladı. “Ağaç olduk biraz daha gelmeseydin kardeşinle ikiniz giderdiniz.”
Mahcup bir şekilde Pamir “Kusura bakmayın” dedi. “Trafik vardı.” Arabayı çalıştırıp yola çıktık. Arkada Melina, Eray’a sürekli soru soruyordu. Eray geçiştirmeye çalışıyordu ama kız bir yeni soru daha ekleyip soruyordu fazla meraklıydı.
“Sen Yıldırım amcanın oğlu mu oldun?” dedi şimdi de. Bu kez soruyu ben yanıtladım. “Evet” dedim. “Benimde kardeşim.”
Feci bir gök gürültüsü duyuldu. Melina, Eray’a sarılıyordu korkudan. Eray’ın “Ya sabır” diyen sesini duyunca gülümsedim.
“Pamir nereye gidiyoruz?” diye sordum ona dönüp.
“Sanırım park işi iptal oldu” dedi gülerek.
Bende güldüm. “O zaman sinemaya gidelim.”
Arkada Melina kollarını açıp “Yaşasın” diye bağırdı.
Büyük alışveriş merkezine geldik. İçerisi oldukça kalabalık ve ışıl ışıldı. Sinema salonuna geldik. Seçim hakkı Melina ve Eray’daydı ama ikisi de birbirinden zıt şeyler düşünüyorlardı. Eray aksiyon, fantastik film izlemek isterken Melina animasyon izlemek istiyordu. Eray’ın kulağına “Çocukla çocuk olma hep beraber animasyon izleyelim” dedim.
Eray bana kızarak bakarken “Zaten beni günah keçisi ilan ettin. Bana yaptığını unutmadım. Şimdi de seninle buraya geldiğim için dua etmelisin” dedi. “Buraya geldiysem kendi istediğim filmi izleyeceğim.” Sırf bana inat olsun diye yapıyordu. Bugünler de adından çok söz edilen bir film seçti. “Bunu izleyelim” dedi.Melina dudaklarını büzerek eliyle gösterdi. “Bunu izleyeceğim.”
Pamir’e baktığımda gülüyordu. “İşimiz var bunlarla” dedi bana bakarak. Gözlerimi devirdim. Melina, Eray’ın elini tutup “Lütfen bunu izleyelim” dedi neredeyse ağlayacaktı zavallı çocuk. Eray’ın yüzü isyan duygusuyla kasıldığını gördüm. “Ya sabır!” dedi.
Melina, Pamir’e sarılıp ağlamaya başladı. Pamir kucağına kardeşini almış saçlarını okşayarak teselli ediyordu. Doğrusu pekte başarılı değildi.
Eray sonunda ne olduysa “Tamam” dedi mızmızlanarak. “Melina’nın istediği animasyonu izleyelim.” Kendinden beklenmeyecek olgunluk gösterdiği için şaşırmış olsam da belli etmemeye çalıştım. Patlamış mısırda alıp yerimize geçtik. Salon aileleriyle gelen çocuklarla doluydu. Eray “Görüyor musun? Senin için nelere katlanıyorum” dedi. Eray geldiğine pişman olmuştu.
“Teşekkür ederim” dedim minnet duyarak. “İstediğin filme bizimkilerle hep beraber gideriz.”
Pamir ile aramızda Melina ve Eray vardı. Melina halinden oldukça memnundu sanki az önce hiç ağlamamış gibiydi. Çocuk olmak güzeldi.
Pamir ile ikimiz animasyondan çok birbirimize bakıyorduk. Bu kocaman dünyada şuan sadece ikimiz vardık. Çok garipti. Bu neydi şimdi? Gözlerim ona çekiliyordu sanki. Onunlayken sanki hiç derdim tasam yoktu her şey bir başkaydı. O başkaydı. Ona karşı duygularım herkesten çok farklıydı. Beni ne böyle düşündürüyordu? Beyaz hayal kuramam tüm hayallerim siyaha döndü. Şimdi de hayal kuramam olmayacak bir hayal daha da acıtır içimi. Gri hayallerim var artık ama o bile fazla. Neden bana öyle bakıyorsun? Durumu daha da kötü yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Peki ben neden bakıyorum? Gözlerimi kaçırdım bir daha da bakmamaya özen gösterdim. Sonuçta ben ve o olamazdık. Ailelerimiz bile istemezdi.
Film bittiğinde eve döndük. Evde Metin amca ve eşi Louis de vardı. Melina koşarak annesine sarıldı. Sonra her şey sıradan bir şekilde ilerledi. Birlikte akşam yemeği yedik, sohbet ettiler, Melina sürekli Eray’ın peşinden ayrılmadı. Melina “Oyun oynayalım” derken dudaklarını büzüp masum masum söylerken Eray çılgına dönüyordu.
“Oyun oynayacak yaşı çoktan geçtim” dedi Eray.
Ben ise bir daha Pamir’e bakmamaya özen gösterdim. Olmayacak hayale kapılmak istemiyordum.
Oy ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen!
Bölüm etkileşimi
