BÖLÜM 3

Vaveyla Yazarı: YazEm 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 3

☆Yarasına merhem süren bir başkasından deva arar mı?

Mahallenin içindeki park huzur vericiydi, yemyeşil çimleri ve ağaçları uzaktan gelen kuş cıvıltıları ve çocuk sesleri rahatsız edici değildi. Sakin bir köşedeki salıncakta oturuyordum. Üzerime bir ağacın gölgesi düşüyor gelip geçenlerin beni göremeyeceği kadar uzak bir mesafedeydim. Küçük bir çocuk gibi tedirgin gözlerle bakıyordum etrafa.

Sınavım bitmişti ve okuldan mezun olmuştum. Hiç üzülmedim arkadaşlarımdan ayrılacağıma ya da öğretmenlerimden... Zaten okul benim için işkence gibiydi ve farklı bir ortama ihtiyacım vardı. Zaten arkadaşım Sibel ile aynı mahallede oturuyordum ve diğerleri de kendini beğenmiş ergenlerdi. Diğerlerini görmesem de özlemezdim.
Salıncakta hafiften sallanarak elimdeki deftere bir şeyler karalamak iyi hissettiriyordu. Eve gitmek istemiyordum. Zamanımın çoğunu dışarıda geçiriyor ne kadar evden uzak kalırsam o kadar mutlu oluyordum. Bir insan evinden kaçar mı? Ben kaçıyordum. Buradaki çocuklarda genelde evde vakit geçirmez sabahtan akşama kadar topun peşinden oraya buraya koştururlardı. Anne ve baba sevgisini de bilmezlerdi. Sevmeyeceğiniz, başını okşamayacağınız çocukları dünyaya getirmek çölde açan çiçekten farksızdır.
“Ne yapıyorsun? Oo o çizdiğin de kim?”
O kadar dalmışım ki omzundan uzanan defterimin içine kadar bakan Eray’ı şimdi fark etmiştim. Hemen defterimi kapattım.

“Bu yaptığın çok ayıp,” dedim azarlayarak ama beni duymadı bile. Kendi bildiğinden de şaşmadı.
“O kişi sevgilin mi?” dediğinde imalı bakışları eğlenir gibiydi.

“Bu seni hiç ilgilendirmez ufaklık.” Konuşmaya ne mecalim ne de isteğim vardı. Bunu fark eden Eray üstelemedi hatta birkaç saniyelik sessizlikten sonra, “Canın mı sıkkın senin?” dedi yanımdaki boş salıncağa otururken.

“Boş ver,” diyerek elimi salladım. Eray elini yine saçından geçirdi oysa böyle yaptığında hep gülesim gelirdi. Bu kez gülmedim.

“Sorun baban mı?” dedi hiç beklemiyordum doğrusu. Eray’ın yüzüne bakarken nasıl bir halde olduğumun ya da nasıl baktığımı bile bilecek halde olmamam can sıkıcıydı.

“Mahallede herkes konuşuyor, ‘Salih birilerinden para alıyor o parayı da içkide kumarda yiyor, zavallı Meral saçını süpürge etsin. Değmeyecek adam için hem kendini hem de kızını harap ediyor’ diyorlar.” Sesinde ne alaycı bir tını ne de küçümser bir ifade vardı. Hatta Eray’dan beklenmeyecek bir şekilde ciddiydi. Yine de bildiğim şeyleri başkasından duymak hiç iyi hissettirmedi. Bir müddet Eray’ın yüzüne bakakaldım.

‘Yalan mı?’ der gibi bakıyordu bana. Doğru söylüyordu. Yanıt vermedim ama anladı. Zaten de bir cevap beklemiyordu. Vah bahtsız başım! Mahallede ki insanların ağzına sakız olmuştuk. Aman ne güzel!

Eray ile konuşurken rahat kendine güvenen hareketleri, tavrı beni rahatsız etmedi. Gerçek olduğundan olsa gerek. Başka dünya da yaşamak isterdim, daha mutlu olduğum ve daha huzurlu uyuyabildiğim bir dünya. Ne kadar istesem de içine giremeyeceğim bir dünya.

Eray, “Rahat olabilirsin. Benim babam da aynı, annem boşanmak istiyor ama yapamıyor.”
Eray daha beş yaşındayken babası Hamdi gece yarısı bir meyhanede zır zurna sarhoş derler ya aynen öyle bir halde olaya karışmış. Meyhanede huzursuzluk çıkarmaya kalkışmış. Yan tarafta oturan bir kadına sözlü taciz edip sonra da kadına dokunmaya kalkınca da meyhanedeki diğer adamlar araya girmiş. Tabii Hamdi amca durur mu? Masadan aldığı bir bıçağı garsonun bacağına saplamış. Allah’tan garsonun bacağında ciddi bir şey olmamış.

Hamdi amca da iki yıl ceza alıp içeride yatmış. O içerideyken de Eray’ın annesi boşanma davası açınca iyice sinirlenmiş ve boşanmam diye tutturmuş. Ne eşinden boşanıyor ne de eve geliyor. Ayda bir ya da iki kere falan eve uğruyormuş. Tabii eve gelmemesi de Eray’ın annesinin işine geliyor.

Huylu huyundan vazgeçer mi? Eve geldiği zaman da kavga gürültü tüm mahalle ayağa kalkıyor. Bazı insanlar doğuştan şanssız oluyor ve diğerlerine göre bir sıfır geç başlıyorlar hayata.

“Alışman lazım Eray, kendi yaralarını kendin sarmaya” dedim. İçerlenerek yüzüme baktı. “Sen alıştın mı?”

Gülümsedim. “Zor olmasa gerek.”

Yarasına merhem süren bir başkasından deva arar mı? Çoğu insanın gözlerinden okunuyordu saklamaya çalıştıkları acıları. Bazen maskede tutmuyor yıpranıyordu. Bu kadar zor muydu sevmek? Çok mu kolaydı acı çektirmek?
Kimi zaman tatlı bir gülümseme kimi zaman tatlı bir söz söylemek bu kadar zor olmamalıydı. Yoldan geçerken hal hatır sormak birkaç dakika dinlemek bu kadar zor olmamalıydı. Birbirlerinin dertlerine deva olmak, yardım etmek bu kadar zor olmamalıydı. Çok mu zordu?
Defterimi karıştırıp içinden Eray için çizdiğim kare kalem çalışmamı ona verdim. Eray futbol oynarken ayağında top tam kaleye atacakken resmetmiştim. Saçlarını bilerek dağınık çizdim çünkü ona dağınık saç yakışıyordu. Futbolcu olmak istiyordu ama olamayacağını da biliyordu onun ki sadece kuru bir hayaldi. Eray’ın hoşuna gitmişti ve hayranlıkla bakıyordu. Beğenmesi beni de mutlu etti.

“Teşekkür ederim.”

Ellerimle saçlarını karıştırdım. “Sanki böyle daha iyi.”

Kızmıştı. “Hadi oradan, ben bu saçı yapmak için aynanın karşısında ne kadar uğraştım.”
Gülerek, “Belli belli” dedim.

Eve giderken köşede babamı gördüm ve arkası bana dönüktü. Yanında iri yarı esmer bir adamla hararetli bir şekilde bir şeyler konuşuyordu. Ne konuştuklarını merak ettim ama mesafe uzundu hiçbir şey duyamıyordum ve babamın da beni görmesi hiç iyi olmazdı. Adamı daha önce hiç görmediğimi fark ettim, boyu uzundu. Yüzünde gözünün altından başlayan dudağının kenarında biten yara izi vardı. Ellerini kel kafasının arasına götürerek kafasını kaşıdı. Kel adam cebinden bir zarf çıkarıp babama uzattı ve babam heyecanlanarak aldı. Zarfın içindekini çıkarınca para olduğunu gördüm ve babamın salyaları aktı. Paraları saymaya başladığında adam tekrar elini cebine koyup telefonu çıkardı ve birini aradı. Babam parayı sayma işi bitince o arada etrafa bakmaya başladı, hemen saklandım. Daha önce babamın başka birinden de para aldığını görmüştüm ama bu adam değildi. Daha fazla burada durmamam gerekiyordu ve bir an önce eve gitmeliydim.

Hiçbir şey anlamıyordum. Neden babama para veriyorlar? Niçin? Acaba kötü işlere mi bulaşmıştı? Aklımda böyle yüzlerce soru geçerken apartmanın önüne gelmiştim. Sibel radara yakalanmıştı; maalesef bende.

Melahat teyze, Sibel’i fırçalıyordu, “Kız hayırsız sanki çok uzaktasın gibi neden yanıma gelmiyorsun? Baban geçen kaza geçirmiş komşulardan öğrendim. Annen de hiç arayıp sormuyor zaten. Ayağı nasıl oldu?”

Sibel’de mahcup bir halde, “ Teyze biliyorsun sınavım daha yeni bitti yoksa gelmez miyim? Babamın ayağı da iyi oldu, önemli bir şeyi yok” dedi.

Melahat teyze, Sibel’in öz teyzesiydi. Sibel, beni görünce heyecanlanarak yanıma geldi. Sarılırken fısıltıyla kulağıma, “Alisya neredesin ya? Sanki on yıldır seni bekliyor gibiyim. Güzel kalbim buna dayanamaz biliyorsun. Teyzem güzel haşladı beni. Hadi çabuk gidelim,” dediğinde güldüm. Sibel’in deyimiyle on dakika anca olmuştur.

Melahat teyze, “Alisya!” diye bağırınca eyvah şimdi de sıra bana gelecek diye korktum. “Kız sabahın köründe nereye gittin? Arkandan seslendim duymadın mı?” Korktuğum başıma gelmişti. Bu kadın uyumayıp sabah akşam beni mi gözetliyor anlamadım ki!

“Teyzeciğim sabah seslendiğini duymadım,” dedim güler yüzlü olmaya çalışarak, o arada da apartmandan başka biri çıkarken Sibel’in koluna yapışıp içeriye doğru çektim. Neyse ki Melahat teyze de çıkan kişiyi sorguya çekmeye başlamıştı.
Eve girdiğimizde annem televizyon başındayken bizi gördü. Sibel’e hal hatır faslını geçtikten sonra odama girdik. Sibel heyecanlanarak, “Ne giyeceksin?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Neden bahsettiğini anlamamıştım.

Sitemkar bir şekilde, “Ya sakın unuttuğunu söyleme!” dediğinde hala neden bahsettiğini anlamadım. Yüzümde bir değişiklik olmadığı için anlamadığımı anladı, altdudağını sarkıtarak yüzü düştü.

“Alisya çok eğleneceğiz hem sıkılırsak hemen eve döneriz. Sınavdan sonra kafamızı dağıtmak için harika bir fikir. Lütfen! Lütfen!” Sibel yavru kedi bakışı atarken daha fazla dayanamadım çünkü hala anlamamıştım neyi kaçırdığımı. “Neden bahsediyorsun?”

“İnanamıyorum ya! Sınıftakilerle bara gideceğimizden tabi ki.”

O tamamen aklımdan çıkmıştı, hem benim ne işim var öyle yerlerde babam öğrense evde kıyameti koparır. “Bizimkiler hayatta izin vermezler, öğrenirlerse de babam kıyameti koparır.”
“Ya ne kadar safsın! Böyle şeyi bizimkilerde izin vermezler zaten. Ben bu akşam Alisya da kalacağım diyeceğim sende bende kalacağını söyleyeceksin.”

Ya ben çok salaktım ya da çok saf! “O zaman biz nerde kalacağız Sibelciğim. Tüm geceyi barda geçirmeyeceğiz umarım.”

Kafasında bir ışık yanmış gibiydi, bu beni korkuttu. “Merveler de!” Gözlerimi devirdim. Şu Merveler de, şakası da artık baymıştı.

“Gerçekten Merve de kalacağız. B şubesinde ki gözlüklü kız, zaten ailesi evde yokmuş.”
Yine de bu fikir hoşuma gitmedi. “Ya yakalanırsak? Hem sen neden bu kadar çok gitmek istiyorsun?”
“Korkmana gerek yok ben her şeyi düşündüm,” dediğinde diğer soruma cevap beklediğimi belirttim ve gözlerini kaçırdı.

“Tabii ya şu serseri Kuzey’in mekanına mı yoksa?” Çekinerek onayladı. Bu da beni korkuttu. Kuzey’in neyini beğeniyordu anlamıyordum. Kuzey bizim gibi kızların beğendiği erkek gurubuna girmiyordu ve otuz yaşlarındaydı. Baba parası yiyen bar sahibinin oğluydu. Ailesi bile onaylamazdı ve ben kaç kez söylesem bile beni dinlemedi. Sibel'in daha fazla ısrarlarına dayanamadım ve kabul ettim.

Dolabıma yönelerek konuyu değiştirdi. “Ne giyiyorsun?”

“Kot ve...”

Sibel sözümü keserek, “Kot mu?” diye iç geçirdi. “Yoo, hayır olamaz.”

Dolabımın kapağını açarak kıyafetlerimi karıştırmaya başladı ve zaten fazla da bir şey yoktu; en azından tişört ve pantolondan başka.
Sibel, “Kızım bu dolabın hali ne? Gözüm kanadı. Bir elbise ya da etek bile yok. Bir tane bile. Doğru düzgün hiçbir şey yok,” diye söylenerek dolabımı bırakıp bana döndü. “Hadi bize gidiyoruz ve şanslısın aynı beden giyiyoruz.”

Ailemden izin aldık ve fikrimi değiştirmeden Sibel’in peşinde evine yol aldık. Bakalım bu gece bizi neler bekliyor.

☆

Gürültü...

Bangır bangır çalan müzik sesi kulağımın zarını patlatmak için anlaşma yapmışlardı sanki. Masada lise arkadaşlarımızla oturmuş havadan sudan konuşuyorduk daha doğrusu onlar konuşuyor bende dinlemeye çalışıyordum. Müzik sesi yüksek olduğu için doğrusu duyduğumu da anlayamıyordum. Üzerimde Sibel’in zoruyla giydiğim askılı mor spor bir elbise ve ayağımda beyaz spor ayakkabı vardı. İnce fiziğimi güzel bir şekilde ortaya çıkarmıştı ve koyu karamel saçlarımı da maşa yapıp serbest bırakmıştım. Genelde pantolon ve tişört giydiğim için bu tarzımı yeni gören arkadaşlarım hayranlıkla beni süzmüşlerdi. Bu beni rahatsız etse de umursamıyor havasına bürünmüştüm.
Arkadaşlarımın geneli alkol içerken biz meyve suyu içiyorduk. Sibel’i rahat bıraksam o da içerdi ama söz dinliyordu. Masadakiler dans pistine giderken Sibel de beni sürüklemeye başladı. Sıkıcı biri olduğum için bu kez oyunbozanlık yapmak istemedim ve arkadaşıma bu kez zorluk çıkarmadan peşinden süründüm. Sonuçta buraya eğlenmeye gelmiştik.

Herkes eğleniyordu ve okyanusta kaybolmuş gibiydik. Etraf birbirinden şık giyinmiş, saçları özene bezene yapılmış gençlerle doluydu. Kendimi müziğin ritmine bıraktım. Kalabalığın arasında Sibel’i gözden kaybettiğimde ter içinde kalmıştım. Kalabalığa göz gezdirdiğimde piste değildi ve masaya döndüm. Masada da yoktu. Masadakilere sorduğumda kimse görmemişti. Ece masaya geldiğinde bir bu eksikti.

Bana meyve suyu uzattığında hayır diyemedim, çok terlemiştim ve ağzım kurumuştu. “Al meyve suyu iç külkedisi,” imalı bir şekilde söylediğinde bir anlam yüklemedim, yanında ki cici kızlar sırıtıyordu. Meyve suyumu üç yudumda bitirdim. Sibel’i tekrar aramaya başladığımda bu kez tuvalete baktım, orada da yoktu. İçerideki hava ağır ve bunaltıcıydı. İnsanları ite kaka kendime yol açarak kapıya doğru yürüdüm. Dışarı çıktığımda boğucu sıcak havadan kurtulup temiz havayı içime çekerek adımımı attım. Bedenim ani ısı değişikliğinden olsa gerek bir ürperti yayıldı vücuduma. Hava o kadar soğuktu ki...
Etrafıma bakınıyordum ama ortalıkta yoktu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti ama sokaklar hala cıvıl cıvıldı.

Arkamdan adımı duyunca döndüm ve kaşlarımı çatarak yüzümü ekşittim. Savaş'ı görmeyi beklemiyordum. Bana doğru gelince ne yapmam gerektiğine karar veremedim. Sevgilisi Ece’nin yanında olması gerekirdi; benim değil. Savaş ile bırakın konuşmayı görmek bile beni daha da kötü hissettiriyordu. O artık benim için bir hiçti ve öylede kalmaya devam edecek bir hiç.
“Sibel’i mi arıyorsun?” diye sordu.

Ters cevap vermeyi ya da seni ilgilendirmez demeyi düşündüm ama şuan tek düşüncem Sibel’i bulmaktı. Sibel’i bulunca da ona gününü gösterecektim. Hangi cehenneme gitmişti acaba.
Soğuk bir şekilde cevap verdim. “Nerede olduğunu biliyor musun?”

“Evet,” dedi beni süzdükten sonra. Etrafı eliyle göstererek, “orada, burada, şurada...” diye ekledi.
Anlamamıştım, soru dolu bakışlarımı yüzüne diktim. Bir sırıtış yerleşti dudaklarına. Aklınca benimle dalga geçiyordu. Salak!
Bende ciddi ciddi durmuş onu dinliyordum.
Onunla uğraşmayı bırakıp arkamı döndüm ve küçük çantamdan telefonumu çıkarıp Sibel’i aradım; cevap vermedi. Savaş’ı umursamamam hoşuna gitmemiş olmalı ki yanıma geldi, kolumdan tuttu. Bu beni sinirlendirmişti. Sert bir şekilde kolumu çektim ama nafile. Kolumu bırakmadı. Ondan gelen alkol kokusu midemi bulandırıyor başımı döndürüyordu.

Gözlerini kısarak meydan okurcasına baktı. “Bırak bu zor kız ayaklarını. Burnun kaf dağında geziyor, bu akşam benimle geliyorsun.”

Ne saçmalıyordu bu? Kafayı yemiş olmalı?
Tiksinircesine, “Pislik!” döküldü dudaklarımdan. “Bırak beni! Seninle hiçbir yere gelmiyorum,” diye bağırdım. Savaş’tan kurtulmak için debeleniyordum.

“Daha ilaç etkisini göstermemiş anlaşılan. Merak etme birazdan zorluk çıkarmadan tıpış tıpış geleceksin,” dedi pis pis sırıtarak.
Ne ilacı? Neden bahsediyordu? Onunla gitmek mi?

Az önce Ece’nin verdiği meyve suyu aklıma geldi ve yanında ki kızların sırıtması. Bu gece bitmiştim. Ne yapacaklardı bana? Başım dönüyor, midem bulanıyor ve ağlama hissiyle doluyordum. Hayır sakın ağlama! Eğer ağlarsam başım daha çok ağrır ve görünüşüm bulanıklaşırdı. Hiçbir zaman zayıf karakter olmadım ama bu kez gerçekten bitmiştim.

Fırsatını bulduğumda güçlü bir tekme attım bacak arasına. Yere düştü acıyla kıvranırken ellerinden kurtuldum. Arkama bile bakmadan koşmaya başladım. Spor ayakkabı giydiğim için şanslıydım ama nereye koştuğumun ya da nereye gideceğimi bilmiyordum. Kendimi ne kadar kötü hissedebilirsem o kadar kötü hissediyordum. Burada güvenebileceğim hiç kimse yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

469okunma 10beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.