BÖLÜM 30

Vaveyla Yazarı: YazEm 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 30

LÜTFEN OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN GENÇLER..
KEYİFLİ OKUMALAR!

SEVGİLERLE🌸

☆Açsam içimi, beni kemiren bu sancılı duygular dışarı uçup gider mi?
☆

Sarı, kızıl ve tüm tondaki ağaç yaprakları rüzgarın etkisiyle esen soğuk hava yüzüme çarpıyor vücudumu titretiyordu. Sonbahar iyiden iyiye daha da kendini gösterip artık kışın geldiğini haber verircesine vedalaşıyordu. Etrafta yürüyüş yapan insanlar vardı. Bir yere oturdum karşıda bir grup genç şen şakrak eğleniyorlardı. Evden kaçmıştım ama içimden kaçamamıştım. Düşüncelerde benimle birlikte gelmişti ne yazık ki kurtulamıyordum.

Önümde duran sımsıkı örülmüş bir duvar vardı sanki ben yıkmaya çalıştıkça o daha çok sağlamlaşıyordu. Heveslerimiz böylece kursağımızda kaldı. Küçük insanlardık biz ama bu dünyanın çilesinde kaybolduk. Çileler her seferinde biraz daha gürültülüydü. Dün gecede bir köşeye çekilip düşüncelerimin arasında kayboldum. Kulağımdaki kulaklıkla dinlediğim şarkılarda kendimi buldum.

Parktan çıkıp eve doğru yürürken teker teker yağmur taneleri sessizce düştü saçımdan, bir anda yağmur bastırınca koşarak eve gitmeyi düşündüm lakin yavaş yavaş gitmeyi tercih ettim. Oysa yağmuru sevmezdim ki ben. Eve varıncaya kadar sırılsıklam olmuştum üzerimdeki kıyafetlerde ince olduğu için üşümüş olmama rağmen zihnen daha iyi hissediyordum. Odama çıkarken ev sakindi ve kimseye de yakalanmadan belli belirsiz yukarı çıktım. Onur’un kapısının önünden geçtiğim sırada içeriden gelen sesler duraksamamı sağladı. Yapmamam gerektiğini biliyordum ama kendimi içeriyi dinlemekten alıkoyamıyorum. İçimdeki merak beni cezbediyordu. İçeriden bağırma sesleri geliyordu, işi biraz daha ileri götürüp kapıya yaklaştım.

“Lan ben sana demedim mi? Pamir den uzak duracaksın! Seni de kendine benzetti.” Tamer amcanın bu söylediğine anlam veremedim. “Onun aklı dengesi yerinde değil, sağı solu belli olmuyor.”
“Yeter artık baba” dedi Onur tiksinircesine. “Pamir zor günler geçirdi o yüzden bu halde.”
Pamir ne haldeydi ki? Bunları duyduktan sonra Tamer amcaya karşı düşüncem değişmişti. Onur hep babasının iyi biri olmadığını söylemesine rağmen ben onun abarttığını düşünmüştüm.
“Bana ne olduğu belli olmayan kaçığı mı savunuyorsun Onur?” Tamer amca haddinden fazla sinirliydi. Sanırım Tamer amca düşündüğüm gibi iyi niyetli biri değildi ve onun bu tavrı hoşuma gitmemişti fakat yine de kapının önünden ayrılmadım.

“Kiminle takılıp takılmayacağımı sana soracak değilim. Bana karışma artık istediğimi yapa-“ Onur sözünü tamamlamadan bir anda güçlü bir tokat sesi duyarak irkildim, neredeyse düşmek üzereyken son anda dengemi sağladım. İçeride neler oluyordu? Olaya müdahale etmem gerekiyor muydu? Kaşlarımı çattım gerginliğim artmıştı.

“Bende diyorum son zamanlarda neden bu kadar iyi? Tamer Bey ne zaman kendi özüne dönecek” dedi Onur sesi kinayeliydi. Sanki bir şeyler yerine oturuyor gibiydi ama o şey neydi bilmiyorum. “Bu tokatı unutma Tamer Bey, bende unutmayacağım” dedi Onur sesi tükürürcesine çıkmıştı.
Adım sesi duyduğumda hemen odama girdim. Bu benim gibi biri için tamamen mide bulandırıcı bir olaydı. Kalbim hızlı hızlı çarpıyordu böyle bir olaya tanık olduğum için huzursuz olmuştum. Şimdi Onur’un yanına gitmeli miyim? Giderken ne söyleyecektim? En iyisi hiçbir şey olmamış gibi davranmaktı. Onur benim bu olaya tanık olduğumu öğrenirse nasıl tepki vereceğini de kestiremiyordum. Odadan çıktığım sırada Onur’un hızlıca gittiğini gördüm. Arkasından bağırmaya bile zamanım olmamıştı. Aklım Onur da kalmıştı. Onur’un odasında bir şeylerin kırılma sesini duydum. Odama tekrar dönüp kendime baktım dağılmış ıslak bir haldeydim. Benimde artık toparlanmam lazımdı.

Gece bir türlü uyuyamamıştım. Onur da eve gelmemişti. Birkaç kez aramama rağmen açmadı bile. Babam, annemin kemanını bana hediye etmişti. Biraz keman çaldım. Belki içimdeki huzursuzluğa iyi gelebilirdi ama bir işe yaramadı. Eray da benimle doğru düzgün konuşmuyordu.
Sabah olduğunda teyzem olduğunu iddia ettiği kadına deli cesaretimle mesaj attım. Bugün buluşmak istediğimi, buluşacağımız yeri ve saati yazdım. Öğleden sonra buluşacaktım. Sabah bir tane dersim vardı ve öğleden sonra dersim yoktu. Üniversiteli olmanın en iyi yanı bu olabilirdi.
Oda beni boğmaya başladığında artık bu eziyete dayanamayacağımı hissederek hatta oda da hiç oksijen yokmuş gibi nefessiz kaldığımda hızlıca üstümü giyinip saçlarımı gelişigüzel yaptıktan sonra çantamı da alıp odadan kendimi dışarı attım. Sessizlik evi işgal ediyordu.

Hava yağmurlu olduğu için kahvaltı içeriye hazırlanıyordu. Dedem henüz ortalıklarda görünmemesine şaşırmadım çünkü saat baya erkendi. Etraftaki kahvaltıyı hazırlayan çalışanlar beni görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler. Bu saatte kalktığım için şaşırmış olmalıydılar.
Masada yerimi aldıktan sonra çalışanlardan biri önüme bir fincan çay koyarak yanımdan ayrıldı. Önümdeki tabağa bir şeyler koyduktan sonra masada biraz oyalandım.

“Günaydın kızım.” Dedemin sesini duyduğumda yüzüme sevecen bir yüz ifadesi yerleştirdim. “Günaydın dedeciğim.”

“Okul heyecanı tüm hücrelerini sarmış ve melatonin hormonunu kaçırmış galiba torunum” dedi gülümseyerek.

“Ya okul heyecanı tüm benliğimi sardı” diyerek cevap verdim. Bir an Onur ile babasının dün yaşadığı hadiseyi anlatmayı düşündüm lakin bu doğru olur mu emin olamadım. Dedem yerine yerleşirken gazetesini de unutmamıştı hemen onu da elini aldı sonra aklına bir şey gelmiş gibi bana baktı.

“Güzel kızım, Sefa ne yapıyor?” diye sordu. O anda peynire işkence ederken dedeme döndüm. Sefa mı? Nasıl aklına gelmişti şimdi Sefa? Yoksa öğrenmiş miydi? Babamı takip ettiğimizi... Bu düşünceyle kasıldım. Zar zor yutkunduktan sonra cevap verdim. “Bilmem. Dershanede dersi vardı bugün” dedim.

“Sefa iyi çocuk” dedi dedem. Bu konuşma nereye gideceğini kestiremiyordum.
“Sefa’ya bizim şirkette iş teklifi yaptım hala geri dönüş yapmadı. Senin bir bilgin var mı?”
Vay be! Dedeme bak ne kadar düşünceli dedemle aramızda bir yakınlaşma oldu. “Sefa bunu bana anlatmadı dede ama şirkette işe başlaması için onu ikna edeceğim.” Bundan emin olabilirdi.
“Sen bilirsin güzel kızım ama fazlada zorlama çocuğu. Tabii bizle çalışsa daha iyi olur bu devirde dürüst güvenilir insan bulmak zor” dedi dedem. Sözlerinde samimiydi. Sefa ya bak! Bizimkilerin gözüne girmişti. Dedem haklıydı çünkü Sefa güvenilir, dürüst insandı. Üstelik kendi mesleğini yapabilirdi. Zaten ekonomik kriz almış başını gidiyordu. İş bulmakta çok zordu. Sefa sürekli bundan yakınıyordu. Sefa’yı kesin ikna etmem gerekiyordu. Bu düşünceler aklımdan geçerken Pamir’in sesiyle donup kaldım.

Bize hitaben, “Günaydınlar” dedi. Hala daha burada olduğuna inanamıyordum. Evde odası bile vardı ve neredeyse bizim evden çıktığı yoktu. Kendi evine gittiğide yoktu. Dün akşam Pamir’in bu evde kalmadığını biliyorum. Bu saatte burada ne işi vardı ki şimdi?

Bizde “Günaydın” dedik. Dedemle sohbet ederlerken babam geldi. “Günaydın,” diyerek saçıma küçük bir buse kondurdu.
Büyükannem, Eray ile birlikte söylenerek geliyordu. “Bu okul işi ne zormuş” dediğini duydum.

“Büyükanne bu kadar yıpratma kendini ben zaten futbolcu olacağım dersle falan işim olmaz” dedi Eray.

“Olur mu öyle şey oğlum. Bugün veli toplantın var okula geleceğim. Umarım uslu bir çocuksundur okulda. Beni de sakın utandırma.”

“Büyükanne asıl sen beni utandırıyorsun. Gruba yazdığın mesajları öğretmen anlamıyormuş gelip bana sordu” dedi Eray.

“Edepsiz. Ben seni neden utandırayım” dedi büyükannem kızarak.

Büyükannemi, Eray’ın öğretmeni veli grubuna eklemişti. Büyükannem mesaj yazmaktan pek anlamıyordu ya ben ya da Eray yardımcı oluyordu. Yazdığı zaman da ne yazdığı belli olmuyordu. Okunmuyordu. Eray’ın ödevlerine de yardımcı oluyordu. Masaya geldiklerinde büyükannem bana doğru telefonunu uzattı. “Bak kızım öğretmen yine bir şeyler yazmış anlayamadım.”
Telefonu elime alıp baktım. “Büyükanne” dedim. “Eray’ın matematik ödevi hepsi yanlışmış.”
“Yahu ben bu yaştan sonra matematikten ne anlayayım?” dedi büyükannem isyan edercesine.
“Büyükanne bütün işlemleri yanlış yapmışsın” dedi Eray sesi böğürür gibi çıkmıştı. Hem de bir yandan da sesli sesli gülüyordu.

Babam “Anne üzülme” dedi. “Eray’a özel öğretmen ile anlaşırız.”

Eray’ın gülüşü yüzünde soldu. Büyükannem heyecanla “Çok iyi olur” dedi. “Ödev veriyorlar anlamıyorum. Bana mı veriyorlar çocuğa mı belli değil.”

Eray “Öğretmene gerek yok” dedi itiraz ederek. “Ben gayet iyi yapıyorum ödevlerimi.”
“Konu kapanmıştır” dedi babam. Son noktayı koymuştu.

Tamer amcada eşi de yoktu. Büyükannem ‘ailecek kahvaltıya gittiler’ diye açıklama yapmıştı ama ben hiç inanmamıştım. Kahvaltı masasından kalkarken herkesle vedalaşırken Pamir’i es geçtim. Babam “Bugünkü randevunu unutma” dedi hatırlatmak istercesine. “Simge Hanım seni bekliyor.”
Tamamen unutmuştum. Evin çıkışına doğru yürürken Pamir’in arkamda olduğunu hissettim. Onu görmeden önce sesini duydum. “Arabam evin önünde okula birlikte gideceğiz.”

Ne yani buraya beni okula götürmek için mi gelmişti. Onun hakkında söyledikleri şeylerin bir anlamı vardı ama bir türlü bulamıyordum. Bu konuda herkes ketumdu ama evde herkes biliyordu. Onunla belki de iyi bir arkadaş olabilirdim. Evet onunla arkadaş olacaktım ve daha fazlası olmayacaktı. Zaten o da istemezdi daha önce beni terk eden de oydu.
“Sürekli böyle mi olacak?” dedim. “Neden zahmet ettin? Kendi başımın çaresine bakabilirim. Başına da bela oldum.”

Çoktan bana yetişerek yanımda yürümeye başladı. “Seni zor durumda bırakmak istemedim ve aynı yere gidiyoruz.”

“Pekala. Başımı belaya sokan sevgili kuzenim Onur nerede?” diye sordum. Onur’u gerçekten merak ediyordum.

“Büyükanneni duymuş olmalısın ailecek kahvaltıya gittiler.”

Sen onu külahıma anlat! Ateşkes anlaşmamızı hatırlatarak “Bir daha bana yalan söylemeyecektin” dedim.

“Kendi hakkımda yalan söylemeyeceğim ama başkası öyle istiyorsa öyle söylerim.” Yine o kendini beğenmiş tavrına geri dönüyordu. Yüzüm düştü. Bir şey söylemedim. “Tamam” dedi. “Bizim evlerden birinde kaldı dün gece şimdi de oradadır.”

“Kaç tane eviniz var?” dedim merak ederek. “Onlarda ne yapıyorsunuz?”

“İnan saymadım. Sadece kafa dinleyip nefes alıyoruz” dedi. “ Daha önce de söylemiştim. Tek evde yaşayamıyorum. Böyle kendimi daha rahat hissediyorum.”

“Bu yeterince açıklayıcı değil.”
Başkada bir şey söylemedi. Arabanın yanına geldiğimizde kapımı açtı. Bu Pamir’den beklenilmeyecek bir hareketti ve bende bir şey söylemeden arabasına bindim. Yol boyunca aramızda gergin bir hava vardı. Konuşmadık. Sessizlik oldu. Konuşacak bir şey bulamayan insanların arasındaki o boğucu sessizlik çöktü. Birbirimizden gözlerimizi kaçırdığımızı fark ettim. Bakışları benim gözlerimle karşılaşınca hemen başka yere bakıyordu ben de aynı şeyi yapıyordum. Çok rahatsız edici bir durumdu.
Okula geldiğimizde arabayı park ettikten sonra arabadan indim. Arabadan beri hiç konuşmamıştık ve hala sessizlik içinde yan yana yürüyor kendinden başka kimseyi dinletmeyen sessizliği kulağımı tırmalıyordu. Önüme bakıp yürürken ona bakma isteğimi bastıramadım ve baktım. Gülümsedi. Ona karşı koyamadım bende gülümsedim. Bir süre böyle kaldık aramızda yoğun bir akım vardı sanki.

Zorda olsa da gözlerimi kaçırdım bu alışılması kolay bir durum değildi ve benim buna alışma hakkım yoktu. Aramızdaki bu durum her neyse dağılması için ya da kurtulmak için yanından ayrıldım. Dersimin olduğu yere geldiğimde Suna ve ikizleri gördüm. Onların yanına oturdum. Hamile hocamız Filiz ile dersimiz vardı. Muhtemelen ikinci dönem olmayacaktı. Kendimi derse verip not aldım.

Ders bittikten sonra hızlıca kalemimi, defterimi bana ait ne varsa çantama sıkıştırdım. Kızlarla hep beraber kampüsün içinde olan merkez kafeye gitmeye karar verdik. Sibel ile kaç gündür konuşmuyordum. Ona da mesaj yazdım kafede olduğumu bildirdim. Hem de ona anlatacaklarım vardı. Kafenin önüne geldiğimde Sibel’in de yanında bulunduğu bir grup kız vardı. Sibel bu kadar kısa zamanda arkadaş edinmiş miydi? Neden aklına gelip aramadığı belli olmuştu. Hepsi Sibel’e sarıldı ve sadece yanında kısa boylu minyon bir kız kaldı. Gözleri hafif çekikti ama onu sevimli gösteriyordu. Sibel beni görünce o kızla yanıma geldi.

“Ah çiçeğim” dedi bana sarılarak. Bende samimi bir şekilde sarıldım. “Özledim” dedim. Bana yanındaki kızı göstererek “Dilara” dedi. “Aynı bölümden.”

“Memnun oldum” dedim.

“Bende” dedi.

Sibel, Suna ile sarıldığında onu ikizlerle tanıştırdım. Hep beraber içeriye girerken Sibel’e “Arda’nın kardeşleri” diye kulağına fısıldadım. “Gerçekten mi?” dedi. Başımı salladım ve beraber kıkırdadık. “Suna ile beraber olmana sevindim. İkiz kızlarla da arkadaş olmuşsun” dedi imayla.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
“Alisya pek arkadaş edinebilen birisi değilsin ya o yüzden şaşırdım doğrusu.” Bu konuda haklıydı pek arkadaş canlısı değildim.

“Sağ olsun Sefa ve Onur bu konuda çok yardımcı oldu” dedim yalancı bir kınamayla.
Masaya oturduğumuzda konuyu kapattık Sibel ile. Sohbet ettik yemek yedik. Sibel, bana bir sürü arkadaşlarıyla çekmiş oldukları fotoğraflarını gösteriyordu. Hepsinin de numarasını almıştı. Ben ise bölümde doğru düzgün insanları bile tanımıyordum. “Bak” dedi. Bunları da sosyal medyaya yükledim. Hiçbirini beğenmemişsin.”
Sibel’in benden hariç bir sürü arkadaşı olmuştu. Sibel’i kıskanmadım desem yalan olur. Telefonumu elime alıp fotoğraflarını beğendim. Hesabına bakarken “Benimle doğru düzgün fotoğrafın bile yok” dedim iğneleyici bir sesle.
“Bebeğim sen benim her şeyimsin.” Bir kaç fotoğraf çekip beğendiklerimizi sosyal medyaya yükledik. Kızlarla da fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik tabii. Dilara yanımızdan ayrıldı. Sibel ile konuşmak istiyordum ama yanımızda kızlar vardı. Onların yanında konuşamazdım. İstediğim fırsat ayağıma gelmişti. Suna ve ikizler lavaboya gittiler.
Onlar gidince Sibel hemen “Eray ne yapmış öyle” dedi. “Şoke oldum.”

“Aslında olay öyle olmadı da işte onun üzerine kaldı.”

“Nasıl yani.”

“Uzun hikaye sonra anlatırım. Senin nasıl haberin oldu?”

“Onur söyledi” dedi bıkkın bir nefes verirken.
“Onur’a telefon numaranı mı verdin?” diye sordum merakla.

“Kızım sana diyorum senin kuzenin deli. Bana inanmıyorsun. Telefon numaramı nasıl buldu, gizlice nasıl aldı inan bilmiyorum” dedi sözlerinde samimiydi. Üstelemedim.

“Anladım” dedim. Pamir de benim telefon numaramı gizlice almış ve üstelik telefonuma kendi numarasını kaydetmişti. “Sen yine de Onur’dan uzak dur” dedim. “Sorumsuzun teki.”
“Bir şey mi yaptı?”

“Evet. Partiden sonra kulübe gitmek için babama Onur yüzünden yalan söylemiştim ya ehliyetim var diye.”

“Eee!”

“Babam, bana araba almış,” dedim üzülsem mi sevinsem mi bilemedim.
“Yıldırım amcaya bak ya. Ne düşünceli.” Babama bir kez daha hayran olmuştu benim gibi.
“Babama yalan söylediğimi öğrenmeden bir an önce ehliyet almam gerekiyor.”
“Üzülme canım” dedi. “Yıldırım amca öğrenmeden hemen ehliyet alırsın.”
“İnşallah” dedim.

“Pislik Onur!” dedi hafif bir tiksintiyle.
Hemen konuya girdim. “Sibel kimseye söyleme ama benim bir teyzem varmış.”

“Ne?” dedi fazla tepki vermişti.
Kısa bir özet geçtim. “Yani bende yeni öğrendim. Babama da söyleyemedim. Bugün onunla buluşacağım” dedim biraz tedirgindim Sibel de fark etti.

“Alisya yalan söylemiş olmasın. Nasıl güveneceksin? Tek başına mı gideceksin? Dersim olmasaydı seninle gelirdim” dedi. “Ya da başka zaman buluş bende yanında olurum olmadı uzaktan seni izlerim.”

Elini tuttum. “İyi ki varsın Sibel ama yalan olduğunu düşünmüyorum. Bugün buluşmam lazım yoksa içimdeki bu belirsizlik beni mahvediyor.” Sibel anlayışla başını salladı. “Ne olursa olsun bana da haber ver.”
“Tamam” dedim.

“Bu arada sakın Onur’a, Furkan’ın kuzenim olduğunu söyleme” dedi sözlerinde ciddiydi.
Merakla “Neden?” diye sordum.
Göz kırptı. “Söyleme işte. Sabahları Furkan beni üniversiteye bırakıyor bunu da Onur gördü. Düşünebiliyor musun? Bana hesap soruyor. Sen kimsin de bana hesap soruyorsun?” dedi. Sanki karşısında Onur vardı. “Bende sevgilim dedim.” Gülüyordu. Eğlendiği her halinden belliydi.
“Ne? Onur ne yaptı?”

“Valla baya bozuldu. Bende anlam veremedim.”
Kızlar masaya geldiğinde sohbetimiz yarım kaldı. Bende Pamir’i anlatacaktım.
“Sibel” dedim. “Bu hafta sonu çiftliğe gideceğiz sende geliyorsun.”

“Tamam ama...” dedi. Daha sözünü bitirmeden sözünü kestim. “Aması falan yok geliyorsun. Sefa, Suna ve Eray da geliyor.” İkna etmeye çalışıyordum.

“Tamam” dedi bu kez.
Sibel ve kızlarla vedalaşıp okuldan ayrıldım. Bir tane taksi bulup Simge Bükmen ile olan randevuma gittim. Biraz geç kalmıştım ama umurumda değildi. Sırf babamdan fırça yememek için gidiyordum. Fazla konuşmadım Simge Hanım konuştu ben dinledim ve bilerek kısa tutmaya çalışıyordum. Sonunda görüşme bittiğinde kaçarcasına oradan ayrıldım.
Yaptığım doğru mu, yanlış mı karar veremedim. Bunu anca yaşayarak öğrenebilirdim. Hayatta öyle değil miydi? Bir yanlış nelere mahal olurken doğruyu da götürmüyor muydu?
Bana saatlerce gelen dakikaları kovalıyorken kafede oturmuş kahvemi yudumluyordum. Etrafıma arada bir bakıyor gerginliğimi üstümden atmaya çalışıyordum. Buluşma saatini tam on yedi dakika geçmiş ve ben yarım saat önceden gelmiştim. Artık gelmeyeceğini düşünmeye başladım kalkmaya hazırlandığım anda tepemde dikilen saçlarını at kuyruğu şekilde toplanmış sarı saçlı, mavi gözlü kadın başımda dikiliyordu. İnternette baktığım kadın daha gençti şimdi ki ise orta yaşlıydı.
“Umarım çok bekletmemişimdir” dedi.
Bir saatte yakın beklediğim halde “Yeni geldim” dedim.

Kadın karşıma oturdu ve koltuğunda hafifçe kıpraştı.

Beni süzerek “O kadar çok benziyorsun ki” dedi inanamayarak. Aslında o da anneme çok benziyordu. Onun gözleri gibi mavi gözlüydü.
“Biliyorum” dedim düz bir sesle.
Aramızda garip bir hava vardı. Daha çok gerginlikte diyebilirim. Ne konuşacağını bilmeyen ya da konuya nasıl giriş yapacağını karar veremeyen bir gariplik hakimdi aramızda. Garson yanımıza gelince sade bir Türk kahvesi istedi.
“Bulunmana çok sevindik. Sadece Yıldırım değil bizde aradık seni” dedi. “Ama bu kadar yıl sonra bulunmayacağına dair ufaktan ufaktan umudumuzu da yetirmiştik. Ama Yıldırım belli ki hiç vazgeçmemiş.” O sırada garson gelip Türk kahvesini bırakırken konuşmayı kesti ve garson gittiğinde bir yudum su içti. “Ben aradığımda çok şaşırdın. Yıldırım bizden bahsetmedi mi?”
Bu canımı sıkmıştı. Babam söylemediyse elbette bir bildiği vardır.

Bu konuşmanın nereye gideceğini kestiremiyordum ama sonunda sessizliğimi bozdum. “Kolay değil, benim içinde” diyerek sıkıntılı bir nefes verdim.
“Anlıyorum. Bizim içinde kolay değil” derken omuzları çöktü. “Seni bulmuşken daha fazla vakit geçirmek isterim.”

“Ya ben seninle vakit geçirmek istemezsem” dedim. Babam görüşmemi isteseydi annemin ailesiyle kendisi bahsederdi.
Bakışları hüzünle kaplandı. Gözleri dalıp giderken “Sen bizim, ablamın emanetisin. Böyle yapma ne olur?” Sesi yalvarır gibi çıkmıştı.
Hiç bu açıdan düşünmemiştim. Annemin ailesi de vardı ve ben onları düşünmemiştim. Hep içime attığım şeyler günden güne canımı daha çok acıtıyor bilinmezlik denizinde boğuluyorum sanki. Şunu da biliyordum ki öğrenmeden yaşayamazdım. İlla ki ayağıma takılacaktı. Hep öğrenmek istediğim gerçekleri neden şimdi bu kadar yaklaşmışken öğrenmek istemiyordum. Gerçekler neden bu kadar iç acıtıyordu?
“Ben, ben hiç bir şey bilmiyorum. Geçmişte ne yaşandı bilmiyorum. Babam ve diğerleri hiçbir şey anlatmıyorlar. Bir teyzem olduğunu bile yeni öğrendim” dedim içtenlikle. “Lütfen bana anlatır mısın? Babam ve annemin ailesi neden düşman gibi.”

Gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Acı, acı hissedilebilir miydi?
“Ablam yani annen ve Yıldırım gizlice evlendiler. Babam ve annem istemediler karşı çıktılar. Buna rağmen ablam direndi ve Yıldırım ile ayrılmayı kabul etmedi. Bizimkilerde ablamı evlatlıktan reddettiler. Evde ablamın adını bile duymaya tahammül edemiyorlardı. Yaşananlardan sonra hiç adı anılmıyor ona ait ne varsa hepsi biranda yok oldu. Annem gizli gizli ağlıyordu ablam için ama bunu hep inkar etti. O da silmişti ablamı. Olanlar garip gelmişti bana ve kardeşim Enes’e.” Anlatırken sanki yaşıyormuş gibiydi.
“Babam ve annemin yaptıklarını doğru bulmuyorduk ama elimizden de bir şey gelmedi. Babam çok diktatördü. Hep kendi doğruları vardı. Onun dışına da hiçbir zaman çıkmadı. Annemin de pek söz hakkı yoktu zaten. Babam ne dese ona uyardı. Biz gizlice görüşüyorduk ablamla. O zamanlar yeni başlamıştım üniversiteye. Telefonda konuştuk o kadar heyecanlı geliyordu ki sesi ertesi gün üç kardeş görüştüğümüzde bir bebeği olacağını söylemişti. Ben ve Enes çok heyecanlandık. Ablam çok mutluydu bir o kadar da üzgün çünkü hala babam onu görmek istemiyordu. Son zamanlarda da üzgündü nedenini sorduğumda babam ile annem için olduğunu söylemişti ama başka bir şey olduğunu hissetmiştim ama pekte takmadım gerçekten sorun buydu diye düşündüm. Bizimkilere de söylemiştim ablamın hamile olduğunu ama babam bana çok kızdı görüştüğümüzü anladı. Annem hala babam ne derse oydu onun için. Evde tek sevinen Enes ve bendim. Doğuma yakın bir zamanda da ablamın acı haberini aldık. Herkes çok üzgündü ama cenazesine bile gidemedik.”
Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen acıyı gördüm. Titreyen dudakları, dolan gözleri... Acısını gördüm. Çığlık değil, haykırış değil, isyan etmek değil tarif edemediğim kalbimin derinliklerinde bir ürperti gibi. Yutkunamadım, soluksuz kaldım, acının etrafında kıvrandığımız o anda sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatımın en karanlık sırrıyla yüzleştim.

Bir müddet sessizce otururken ben olayları anlamaya çalışıyordum. İçeridekileri de arada bakarken tanıdık sima gördüm. Ela gözleri hemen tanımıştım. Onun burada ne işi vardı? O da bana bakıyordu. Gözlerimi bir müddet sonra ondan ayırdım ve karşısında oturan kadına baktım. Elli yaşlarında esmer, güzel ve bakımlı bir kadın vardı yanında.

“İzninizle lavaboya gidip hemen geliyorum” dedim mahcup bir şekilde.

“Tabii” dedi sevecenlikle.
Masadan kalkıp uzaklaşırken lavaboya girdim. Yüzüme hafifçe bir su attım ellerimi yıkadım. Pamir’in beni görmesi iyi olmamıştı ama babama da söylemeyeceğini düşünüyordum. İçeriden çıkınca kolumdan güçlü bir el tuttu. Başımı kaldırdım ve doğrudan asi ela gözlere baktım. Gözlerin büyüsünden ayrılmak için Pamir’e döndüm ve yüzüm göğsüne çarptı. Bedeni bedenime değiyordu. Bu temas yüzünden bedenim ısındı. Pamir’in de gözleri dudaklarımdaydı. Bulunduğumuz durum ona da garip gelince biraz uzaklaştı ben ise o kadar aklım başımdan gitmişti ki uzaklaşmayı bile düşünmeyecek haldeydim.

“Burada ne işin var?” dedi Pamir gülerek.
“Tek işi olan ben değilim” dedim imayla.
Meraklı gözlerle bana baktı. “Teyzenle görüştüğünü bilmiyordum.”
Pamir’in benim hakkımda bilmediği bir şey var mıydı acaba? Herkes benim hakkımda her şeyi biliyor ama ben kendi hakkımda hiçbir şey bilmiyordum. Ne kadar gülünçtü ama ben gülemiyorum da. Kaşlarımı çattım. “Teyzem olduğunu nereden biliyorsun?”
“Bilmeyen mi var? Yükselleri herkes bilir” dedi sesi kinayeli çıkmıştı.

Evet doğru bir ben bilmiyormuşum. Onur’un da dediği gibi Pamir bizim ailedendi. “Yanında ki kadını yalnız bırakma istersen” dedim. Yanındaki kadının da kim olduğunu bilmiyordum.
İster istemez gerginleşti belli belirsiz kaşlarını çatarken bundan rahatsız olduğu tüm halinden belliydi. “Alisya... O benim şey yani söyleyemem ya da söylemek istemiyorum şuan” diye geveledi.
Yapmacık bir şekilde güldüm. “Açıklama yapmak zorunda değilsin” dedim elimi omzuna koyup hafifçe vurarak. “Sonra görüşürüz.”
Tam gitmek üzereyken kolumdan tuttu. “Aramızda bir ateşkes anlaşmamız vardı. Hala geçerli değil mi?” diye sordu.
“Bir önemi var mı Pamir Efe?”
“Benim için var Alisya” dedi gerginliğini dağıtmaya çalışarak. Tereddütlüydü. Düşünceli bir hali vardı. “O benim” dedi ve sustu. Kadının kim olduğunu söylerken neden bu kadar yerinde kıvrandığına anlam veremedim.

“Söyleme” dedim. “Kim olduğunu bilsem de hiçbir şey değişmeyecek.”
Yüzünde garip bir hava vardı ama böyle söyleyince biraz yumuşadı. “Sana güvenebilirim değil mi?”
“Tabii” dedim. “Sonuçta biz arkadaşız.”
“Arkadaş mıyız?” diye sordu.
Yineledim. “Arkadaşız” derken kendimden emindim. Daha fazlası olamazdı.
“O benim” dedi. “Annem.”

“Annen mi?” O kadar şaşırmıştım ki Alev’in anlattıkları aklıma geldi. ‘Pamir annesinin onu terk edişini unutamayıp kaldıramamış birde üstüne annesinin onları bırakıp ardından hemen de Metin amca evlenince zor zamanlar yaşamış bu yüzden kendine zarar vermeye başlamış. O yüzden de Pamir kendine zarar vermemesi için hep gözetim altında.’ Annesi terk etmişti ama geri gelmişti. Pamir bu yüzden son zamanlarda mutluydu. Şuan ki gerginliğini anlayabiliyordum çünkü Pamir’in annesinin geri geldiğini kimse bilmiyordu. Benden başka.
Başını salladı. “Lütfen kimseye söyleme” derken korkuyordu.

Güven verircesine “Kimseye söylemem” dedim. “Neden geri geldi?” Pot kırdığımı anladım ve hemen elimle ağzımı kapattım. “Yani şey.”
“Önemli değil. Herkes biliyor annemin beni bırakıp gittiğini” derken sesi sıkkın çıkmıştı. “İnanabiliyor musun? Yıllar sonra beni görmeye geldi. Unutmamış beni.” Gözlerindeki ışıltıyı görebiliyordum. Mutluydu annesi geldiği için.
“Çok sevindim” dedim. Onun adına mutlu olmuştum.
“Sonra görüşürüz” dedi. “Annem çok beklemesin.”
“Peki” dedim. “Görüşürüz.” Pamir bana acı veriyordu. Ona daha çok bağlanıyorum ve bu beni korkutuyordu.
Masaya geri döndüm ve yerime oturdum. Eylem Hanımın telefonu çaldı. “Efendim Enes.” Enes her ne anlattıysa yüzü bembeyaz oldu. Biraz karşı tarafı dinledikten sonra “Hangi hastane?” dedi ayağa fırlayarak. “Tamam tamam” dedi alelacele. “Hemen geliyorum.”

Telefonunu kapattı. Bana döndü. “Kusura bakma Alisya gitmem gerekiyor.”
Ayağa kalktım. “Kötü bir şey mi oldu?”
“Evet” dedi endişeli. “Kızım kaza geçirmiş.”
“Bende geliyorum.”

Hemen kafeden çıktıktan sonra hastaneye gittik. Acilin kapısının önüne geldiğimizde Enes bizi karşıladı. “Merak etme abla durumu iyi. Doktor yanında şuan”

“Nasıl olmuş?” diye sordu Eylem Hanım. Enes arka tarafta beni görünce şaşırdı sonra kendi topladı. “Okul çıkışı bisikletle eve giderken motor çarpmış” dedi.

Eylem Hanım daha da telaşlandı ve kızının yanına gitti.

Enes ile yalnız kaldım. “Bizim kaçakta buradaymış” dedi yandan gülüşüyle.

Sağıma soluma baktım. Benden bahsediyordu. Davette beni gördüğüne gönderme yapıyordu.
“Sonunda tanışabildik yeğenim” kollarını açarak sarıldı. Donup kaldım, iki elim yanımda ne yapacağımı bilemedim. O da fark etti ama bozuntuya vermemeye çalıştı. Hemen ayıp olmasın diye karşılık verdim.

“Aynen” dedim. “Sonunda tanıştık.” Birbirimizden ayrıldık. Eylem Hanım geldi. “Eylül bu gece burada kalacak gözetim altında” dedi.

Sonra Eylül’ü gördüm. Kafasında bir sorun çıkmamıştı ama vücudun bazı yerlerinde ezilme vardı. Kolu da kırılmıştı.

“Eve gitsem iyi olacak” dedim. “Merak ederler.”
“Seni eve bırakabilirim” dedi Enes. Eylem de onayladı. Başımı sallamakla yetindim.

☆

Akşam yemeğinden sonra odamda tek başıma oturuyordum. Bir türlü alıp okumaya cesaret edemediğim Meral annemin günlüğünü elime aldım. Onun hikayesi beni derinden etkiliyor bir yandan merak ediyordum. Kaldığım yere göz attıktan sonra okumaya başladım. Şunlar yazıyordu.

Yalnızım... Bu kahrolası dünya da yapayalnız. İçimde büyüyen bir şey var ama her an fark edilecek olması beni delirtiyor. Bugün Mirza ile buluştuk. Kısa bir buluşmaydı. Beni sevdiğini söyleyen tek insan olabilir. Tutsak hayatımın özgürlüğü onun elinde, tek ona güveniyorum, onu seviyorum. Ondan başka kimsem yok. Kaçacağımız günü iple çekiyorum.

Sayfayı çevirdim.

Korkuyorum. Hem de çok korkuyorum. Ablam öğrendi hamile olduğumu. İnkar ettim. Elimden inkar etmekten başka bir şey gelmedi. Tek derdi ondan önce evlenmemem. Kendini evde kalmış kimsenin onu sevmediğini düşünüyor. Senin benden önce evlenmene izin vermem dedi. Ne evlilik meraklısı! Ablamın öğrendiğini Mirza’ya söylemeye gittim. Canı çok sıkıldı. Halinde garip bir durum vardı anlayamadım. Eğer kızımız olursa adına Turna koy dedi. Neden Turna? Soramadım. Soramadan ablam ve evin kahyası geldi. Bizi gördüler. Bizi sarılırken gördüler. Sonra her şey karardı. Sürüklenerek eve geldiğimi hatırlıyorum. Ablam, babama hamile olduğumu söyledi. Beni odaya kilitledi. Yediğim tokat ve elimde kalan bu defter kaldı.

Kocaman bir yalanın içinde büyümüşüm. Geçmiş bir ayna gibiydi ve ben o aynaya bakacak cesareti kendimde bulamıyordum. Meral annem çok acı çekmişti. Acaba bebek ölmüş müydü? Meral annemin sonunu biliyordum ama merak ediyordum yaşadıklarını. Başka bir günlüğe geçerken sayfa damla damla ıslanmıştı. Kurumuştu elbette.

İçimin derinliklerinde bir hüzün var. Çok endişeliyim. Bu kahrolası dünyanın hengamesinde kaybolup gitmeyi isterdim. Yakalandığımız o günden beri Mirza’yı görmedim. Bugün aşiret toplantısı var. Aşiret toplantısın da kaçacağımızı karar vermiştik. Mirza sözünden dönmez. Buluşacağımız yere at ile geldim. Tam da tahmin ettiğim gibi o da gelmişti. Beni bekliyordu. Bir süre uzaklaştık ama bizi yakaladılar. Amcam olacak adam Mirza’ya silah tutarken önüne geçtim. Amcam için kimin öldüğü umurunda değildi o yüzden çekti tetiği. Gözlerimin önünde öldürdüler Mirza’yı. Mirza ayaklarımın dibine düşerken bana bakıyordu. Yere eğildim. Onu kucakladım. Ağlamaktan, bağırmaktan başka hiçbir şey yapamadım. Onu benden aldılar. Beni de öldürsünler istedim. Amcam öldürecekti ama babamda biraz vicdan kalmış olmalı ki “Kız benim kız. Ben ne istersem onu yaparım” dedi. Babam beni zorla aldı yanına. Mirza’yı da bir daha hiç görmedim.

Mirza öldürülmüştü. Ne büyük bir vahşet, zulümdü. Meral annemin son sayfalarında yazısı daha da bir karmaşık hal almış ruhu gibi defter de karamsarlık kaplıyordu.

Bitmek tükenmek bilmeyen bir kabusun içindeyim. Ondan tek geri kalan bebeğim oldu. Turna! Onu korumalıyım. Ondan başka kimsem kalmadı. Artık hapis hayatı yaşıyorum. Karnımdaki bebeği de biliyorlardı. O gün ablam haber vermiş babama, amcama. Onu affetmeyeceğim. Artık zaman kavramını yitirdim. Ölü gibiyim. Beni seven tek insanı da alıp götürdüler. Açsam içimi, beni kemiren bu sancılı duygular dışarı uçup gider mi?
Saat epey geç olmuştu. Gözlerim kapanıyordu. Defteri çekmeceye koydum. Son kez Pamir’in yanına gitmeyi düşündüm. Evet gitmeliyim. Yatağımdan kalkıp odasının kapısına gittim. Kapıyı dinlediğimde içeriden ses gelmiyordu. Kapıyı açtığımda içerisi karanlıktı. Işığı açtım. O da sadeydi, düzenliydi. İçerisi benim odamın aynı benzeriydi. Yatağın tam karşısındaki duvarda daha önce gördüğüm fotoğraf vardı. Pamir’in evinde kaldığım gecenin sabahında salonun duvarında oldukça büyük kendi fotoğrafı duvarda asılıydı. O fotoğraf şuan bu evde odasındaydı.

Üzerinde beyaz bir gömlek ve siyah bir ceket vardı, sadece üst kısmı görünüyordu. Ela gözleri birebir aynıydı, dalgalı kumral saçları dağınıktı ama sanki özenli bir karışık halindeydi. Ellerini çenesinin altına konumlandırmış sanki ‘ben bu dünyanın sahibiyim’ der gibiydi. Evet aynı fotoğraftı.

Her gittiği yere bu fotoğrafı mı götürüyordu?
“Pamir’i arıyorsan bu gece burada değil” dedi Eray.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Biliyorum işte.” O da fotoğrafa baktı ama bir gariplik görmedi.

“Hadi uyu” dedim. Omuzlarını silkti. “Bir şey mi oldu?”

“Evet” derken sıkıntılı bir nefes verdi. “Bu Nazan ile Tamer beni istemiyor galiba.”
Yanına yaklaştım. “Bu nereden çıktı?”
“Bir yerden çıktığı yok. Konuşurlarken duydum. Mirasa bir ortak daha çıktı dedi Tamer.” Bu Tamer amca gerçekten iyi göz boyuyordu. Pamir hakkında söyledikleri şimdi de Eray’ın hakkında söyledikleri benimde canımı sıkmıştı. “Boş ver onu” dedim. “Babam varken ona laf düşmez.”
“Büyükannemde öyle söyledi. Zaten ben kimseden bir şey istemiyorum.”
“Büyükanneme de mi anlattın?”
“Evet” dedi.

“İyi yapmışsın” dedim. “Hadi gel seni yatırayım.”
Gözleri kocaman açıldı. “Ben çocuk değilim” dedi. “Kendim yatarım. İyi geceler” deyip gitti.
“İyi geceler Eray.”

Pamir’in odasından çıkarken aklım onda kaldı. Şuan nerede, ne yapıyordu acaba?

Oy ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

435okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.