BÖLÜM 20

Vaveyla Yazarı: YazEm 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: BÖLÜM 20

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Emeğimin karşılığını almak istemek benimde hakkım canlarımm🌸
Keyifli Okumalar!

☆Sessizlik bir anda paramparça olup dağılırken bomboş bakmak gerekiyormuş bazen hayatın yalanlarına
☆

‘Bir daha görüşmemize gerek yok. Hoşça kal’ demişti. Ama şimdi günler sonra karşımdaydı. Neden benimle görüşmek istemediğini bile anlamamıştım. Onunla ayrılmak istememiştim ama hep hayatımda istediğim kişiler beni yarı yolda bırakmadılar mı zaten? Onu hep hatırladığımda kalbim sıkışıyordu. Kendimi kötü hissediyordum. Her zaman yaptığım gibi kendimi suçlamıştım. ‘Benim yüzümden gitti’ diye düşündüm. Efe’yi bir daha görmeyeceğim, konuşamayacağım, ela gözlerine bakamayacağım sadece gözlerim senaryolar üretirken zamanla bunu da unutacağım derken şimdi karşımdaydı.
Karşımdaydı ve mutluydu.
Efe ile ayrıldığımız gün aklıma geldi, bir banka oturup ağlamaya başlamıştım. Değer miydi? Değer miydi gözyaşlarıma?
İşte şimdi emin değilim.

Bana doğru geliyorlardı. Şaşkınlığımı üzerimden atınca ağacın altındaki bedenimi güzel bir şekilde konumlandırdım ve karanlığa şükrederek beni görmelerine izin vermeden saklandım. Az uzağımdan Pamir geçerken kokusunu bile algılamıştım peşinden de Onur evin içine doğru gittiler. İçimde bir şeyler kopmuştu. En önemlisi Pamir adını nerede duyduğumu hatırlamam gerekiyordu ve Onur, ona Pamir dedi.
Adı Pamir miydi?
Kafam allak bullak oldu. Ondan ayrıldığımız günden sonra kötü zamanlar geçirmiştim; hatırlamak istemediğim kötü zamanlar.
Ağacın dibinde durmuş ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilmezken yanıma adının Şule olduğunu öğrendiğim yirmili yaşlarda evde çalışan genç kız geldi. “Alisya hanım, misafirler geldi babanız sizi salonda bekliyor,” dediğinde başımla onayladım. Şule de gitti.

Birde başıma yemek çıkmıştı. Acaba hastayım diye odama çıksa mıydım? O zamanda Yıldırım Bey üzülürdü. O kadar mutluydu ki onu üzmeye hakkım yoktu. Bir dakika misafirlerin bir tanesi Efe miydi?

Ben kendi içimde hesaplaşırken Yıldırım Bey tam karşımda dikildi. “Burada ne yapıyorsun?”
Yapmacık bir şekilde güldüm, şuan gülecek halim de yoktu. “Hiç,” dedim.
“Seni rahatsız eden bir durum mu var? Eğer öyleyse hemen söyle,” derken sesi hem otoriter hem de endişeliydi.
Hemen, “Hayır sadece biraz hava almak istemiştim,” dedim.

“Ama yine de bir durum olursa bana söyle,” dedi göz kırparak sonra da beni içeriye doğru yönlendirdi. Ne yapacağımı bilemez halde giderken böylece başka yapacak bir seçeneğim de kalmamıştı. Kendimi toparladım. Ben niye kendimi kötü hissedip kaçıyordum ki artık burada yaşayacaktım ve burası benimde evimdi. Rahatsız olan gider. Efe’yi öyle tanımamazlıktan ve görmemezlikten gelecektim ki kendi varlığını sorgulamaya başlayacaktı.
Yıldırım beyin yanında başım dik kendine güvenen bir genç kız gibi yürüdüm. Salona girdiğimizde tüm bakışlar bizim üzerimizdeydi. Yıldırım bey elini belime koydu ve arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim adamın yanına sürükledi. Adam ayağa kalktı takım elbiseli babamdan bir tık kısa kumral, spor yaptığı her halinden belli ve babamın yaşlarında birisiydi.

“Dostum Metin,” dedi.

Adının Metin olduğunu öğrendiğim adam, “Merhaba kızım, tanıştığıma memnun oldum,” dedi.

“Bende efendim.”
“Metin’in eşi Louis,” dediğinde gözlerim sarışın kıvırcık saçlı, mavi gözlü, otuzlu yaşlarında manken gibi kadına takıldı. Kadın bana içtenlikle gülümsediğinde ayağa kalkıp içten bir şekilde sarılmasını beklemiyordum. Oldukça genç, neşeli ve bakımlıydı. Kadının gerçek Pamir’in annesi mi değil mi diye çelişkide kalmıştım. Zenginlerin bir sürü estetikle yaşlanmadığını biliyordum. Kadın Türk değil Fransızdı.

Yıldırım bey, “Pamir,” dediğinde bir müddet Efe ve bana baktı. Efe’yi görmemezlikten gelirken şuan hiç şansım yoktu anlaşılan. “Metin’in oğlu,” dedi.
Babamın dostum, ortağım diye bahsettiği Metin, Efe’nin babasıydı. Tesadüf müydü? Bu kadarını da beklemiyordum.

Soğuk bir şekilde başımı salladım. Efe’ye sıradan bir yabancı gibi bakıyordum. Bir daha görüşmek istemeyen oydu ve bende öyle davranacaktım ki şuan gayet iyi gidiyordum. Efe’nin bozulduğu yüzünden belliydi. Nihayet tanışma işi bitince derin bir nefes aldım.

İçeriye giren Şule’nin yanında beş ya da altı yaşlarında sarı saçlı güzel bir kız çocuğu koşarak Efe’nin kucağına oturdu. Bu da nereden çıkmıştı?
Bana bakıp Efe’nin kulağına doğru, “Pamir abi, Alisya bu mu?” diye sorduğunda ünüm herkese duyulmuş diye içimden geçirdim.
“Evet, Melina,” dedi Efe ya da Pamir her neyse.
Melina, herkesin ona baktığını görünce utandığını belli edercesine yüzü kızardı ve başını yere eğdi.
Metin, “Bu prenses de benim kızım Melina,” dedi.
Efe’nin evinde kaldığım zaman Melina adında biriyle konuşuyordu. Demek ki kardeşiymiş, bende ne zannetmiştim.

Şule yemekler hazır olduğunu söylediğinde herkes yemek odasına ilerlerken Melina yanıma geldi. “Çok güzelmişsin,” dedi.

Melina’nın boy hizasına eğildim. Kız çok tatlı ve güzeldi. “Tanıştığıma memnun oldum Melina ama sen daha güzelsin,” dedim. O da bana bakıp gülümsedi.

Efe, “Kız kardeşim” dediğinde ona ters bakış attım sanki sormuştuk.

Melina, “Abi acıktım,” dedi.

Ayağa kalktım ve Efe bir şey söyleyecek gibi oldu ama Melina elimden tuttuğunda Efe sanki yanımızda değilmiş gibi yemek odasına gittim.
Yıldırım Beyin yanına oturmuştum ve ne yazık ki Efe karşımda oturuyordu. Gözleri sürekli üstümdeydi ve onu görmemezlikten gelmeyi çok iyi başarıyordum. İş hakkında konuştukları sohbet sıkıcıydı. Louis Fransız’dı ve çok cana yakın sevecen bir kadındı. Büyükannem ile iyi anlaşıyorlardı. İş konuşmaları bittiğinde normal sohbete dönmüştü ve ben hala yemeğimle meşguldüm. Kendimi yabancı gibi hissediyor sohbete katılmıyordum.

Efe’nin babası Metin, “Tamer ile Nazan ne zaman gelecekler,” dedi.

Belgin Hanım, “Şehir dışından Amerika’ya geçmişler,” dedi.

Onur, “İnşallah Amerika’ya yerleşirler,” diye ağzının içinde gevelerken dudaklarını birbirine bastırdı. Sanırım içinden düşünmesi gereken şeyi dışından söylemişti.

Yıldırım Bey hafifçe gülümseyerek, “Amerika’ya yerleşirlerse sende oraya yerleşirsin,” dedi.
Onur duyduklarından pek memnun olmamıştı ve yüzünü buruşturdu. “Dedem ve büyükannem bensiz ne yaparlar. Hiçbir yere gitmem,” diyerek sitem etti. Herkes gülüyordu.

Yılmaz bey ağzını yavaşça sildikten sonra, ‘’Amerika’yı da karıştırır sonra Avrupa birliğinin elinden de alamayız,” dedi.

“Torunumla uğraşmayın iki somurtkan adamla nasıl yaşarım?’” dedi Belgin hanım. Yıldırım Bey ve Yılmaz Beyden bahsediyordu. Ben ve Efe masaya oturduğumuzdan beri konuşmuyorduk aramızda sessiz fırtınalar kopuyordu sanki. Yemek faslı bitince erkekler bahçeye çıktı bizde oturma odasına geçtik.

Benim aklım Efe’deydi. Neden adının Pamir olduğunu söylememişti ki? Pamir ismini daha önce onun ağzımdan duyduğuma eminim ama bir türlü hatırlayamıyordum. Acaba Efe ile yaşadıklarımızı Onur biliyor muydu?
Şule kahvelerimizi getirdi ve bir yudum aldım. Ne konuştuklarını bile algılayamıyordum kafam başka yerlerde seyahatteydi. Melina yanıma gelip geçen yıl ki doğum gününden bahsetmeye başladı.
“Pamir abim bana prenses elbisesi aldı. Arkadaşlarım geldi. Kocaman pastada ki mumları üfledim. Pamir abim ve Ceylin abla dans etti,” dediğinde Melina’nın saçlarını okşuyordum bir anda elim durmuştu. Ceylin mi? O da kimdi?
“Ne güzel” dedim. “Ceylin ablan güzel mi?”
Ne saçmalıyorum ben.

Melina biraz düşündü. “Senin kadar değil.”
Bu hoşuma gitmişti. Sonunda Efe’nin ailesi gitmeye karar verince Melina ile vedalaşırken yanıma Efe geldi. Kulağıma doğru, “Seninle konuşmak istiyorum Alisya, lütfen mesajlarıma ve seni aradığımda telefonuna cevap ver,” diye fısıldadığında yüzüne baktım. Ne kadar dengesiz olduğunu düşündüm bir daha görüşmeyeceğimizi söylemişti şimdi ise konuşmak istiyordu. Bu gece onu görmemezlikten gelmeyi çok güzel başarmıştım ama şimdi hepsi çöp oldu. Büyük ihtimalle yüzümden hiçbir şey okunmuyordu çünkü hiçbir şey hissedemiyorum. Birbirimize bakarken bakışlarımı ondan kaçırdım önüme döndüğümde Yıldırım Bey bize bakıyordu.
Efe ve ailesi gittikten sonra bende odama çıkmıştım. Saate baktığımda gece yarısını çoktan geçmişti. Sürekli Efe’yi düşünüyordum, düşünmek istemiyordum.

‘Senin konuşmak istiyorum Alisya, lütfen mesajlarıma ve seni aradığımda telefonuna cevap ver.’

Dengesiz!

Şarja taktığım eski telefonumu açtım. Efe, beni aramış, mesaj atmıştı. Ama o zamanlar kendimde bile değilken telefona bakmak aklımın ucundan bile geçmemiş hatta nerde olduğundan bile bir habersizdim.
Kapı tıklatıldığında içeriye Yıldırım Bey bir elinde süt ve diğer elinde fotoğraf çerçevesi ile geldi. “Ballı süt getirdim.”

Dudaklarımda sevgi dolu bir gülümseme oluştu. Gerçekten benim için çabalıyordu.
“Teşekkür ederim. Gerek yoktu.”
“Olur mu öyle şey? Sağlığın için gerekli kızım,” diyerek komedinin üzerine sütü bıraktı. “Nasıl buldun ailemi?”

“Yılmaz Bey ile Belgin Hanımı çok sevdim,” dediğimde kaşları çatıldı.
“Sakın onların yanında böyle söyleme, kırılırlar. Onlar senin deden ve büyükannen.” Yatağımın kenarına oturdu. “Biliyorum senin için alışması zor ama yıllardır bu anı bekliyorduk.”
Evet böyle söyleyince haklı olabilirdi. “Buna alışacağım,” dedim.

“Bir daha da bana Yıldırım Bey deme. Anlaştık mı?”

Gülümsedim. “Anlaştık.”
“Şimdi sütünü iç soğumadan.”
Komedinin üzerinden sütü alıp bir yudum içtim.
Cebinden bir şey çıkardı bana uzattığında kredi kartı olduğunu anladım. “Bu senin için dilediğin gibi harca,” dedi.

“Buna gerek yok,” demiştim ki kaşlarını çattı.
“Benim olan her şey senin,” dedi. İtiraz hakkım yoktu. Kredi kartını aldım.
Elinde duran bana doğru arkası dönük çerçevedeki fotoğrafa uzunca baktı.
“Bu,” dedi derin bir nefes alarak. “Baş ucunda kalmasını istersin belki.” Gözlerini fotoğraftan çevirip gözlerime baktı. Elindeki çerçeveyi bana uzattığında tereddüt ederek elinden aldım.
Fotoğrafa baktığımda bütün düşüncelerim birbirine girdi. Bunu beklemiyordum. Fotoğraftaki kadın tıpa tıp bana benziyordu tek fark göz rengimizdi. Onun gözleri maviydi. Benim gözlerim Yıldırım Bey gibi koyu kahverengiydi. Uzun sarı saçları beyaz tenine çok yakışmıştı. Otururken bir eli kocaman karnındaydı.

Ben şaşkınlıkla fotoğrafa bakarken, “Yani anneni baş ucunda kalmasını istersin,” dedi gözleri buğulu. “En son çekilen bu fotoğraf, o zaman sana hamileydi.”

Gözlerim doldu. Şaşkınlık içinde bir ona bir fotoğrafa bakarken bana acı bir tebessümle baktı. Daha önce fark etmediğim detayı fark ettim. Gözlerimiz Yıldırım Bey ile çok benziyordu yani babamla.

Bana doğru eğilip saçımın tepesinden öptü. İkimiz de şuan çok duygusallaşmıştık.
“Hadi geç oldu. Yat artık,” diyerek bana bakmadan odadan çıktı.

Onun için hayat çok zordu. Sevdiği birini hiç beklemediği bir anda kaybetmişti. Kim bilir ne hayalleri ne sözleri yarım kalmıştı. Zaman geçtikçe daha az aklına geliyordu, yüzündeki ayrıntıları unutuluyor, ölen birinin sesini bile hatırlayamıyordun. Geriye doğru baktığında anımsayacağın ne yüzü kalıyordu hatırladığın ne de sesi. Fotoğraflar karesinden ibaret kalıyordu yüzü ve vidolar sayesinde hatırlıyordun sesini, o da yanında olduğu gibi olmuyordu elbette. Sadece neler hissettirdiklerini iyi hatırlıyordun. Tıpkı annem Meral gibi.

Zaten hayatı hep buzlu camın ardından seyrettiren insanlar yok muydu hayatımda?
Eski telefonumu elime alıp Efe’nin mesajlarına baktım. Geneli beni merak ettiği ile ilgiliydi ve ‘Bunları yaşarken yanında olamadığım için üzgünüm’ yazmıştı, daha fazla bakamadım mesajlarına çünkü kalbim sıkışmaya başladı. Artık eski Alisya yok. Kötü zamanımda yanımda olmayan kişilerin şuanda da yanımda olmaya hakkı yoktu ve o yüzden zor durumdayken yanımda olan arkadaşlarımın yeni telefonuma numaralarını kaydettim.

Bunların içinde Efe yoktu tabii ki de.
Eski telefonum çalmaya başladığında Efe’nin aradığını gördüm. Derin bir nefes alarak bunu sen istemiştin şimdi istediğin gibi olsun bakalım. Telefonu yüzüne kapattıktan sonra eski telefonumda olan fotoğrafları yeni telefonuma aldım. Bunları yaparken birkaç kez daha aramıştı ama benim için artık bir önemi yok. Eski telefonumu kapattım ve komedinin çekmecesine koydum. Evet, şimdi rahatça uyuyabilirim.
Yine o andaydım. Salih’in annemi öldürdüğü zamanda. Annemi gözlerimin önünde bıçaklarken yerimden kalkamıyordum ama o kadar çok bağırıyordum ki boğazım parçalanacak gibiydi. “Bunu sen istedin,” diye karşımda bağırıyordu. Böyle olmasını istememiştim.

“Annen, senin yüzünden öldü.”

“Hayır benim yüzümden değildi. Sen yaptın. Onu sen öldürdün,” dedim. Sonra annemi defalarca bıçakladığı bıçağı alıp boğazını kesti. O kadar çok bağırıyordum ki bağırırken saçlarımı yoluyordum sanki. Boynumda görünmez eller varmış gibi boğulmaya başladım.

“Alisya!”

Biri bana seslenirken gözlerimi açtım. Her gece böyle buna benzer kabuslar görüyordum ve hep beni suçluyorlardı kabuslarım. Kendime geldiğimde yatağımda doğruldum.
“İyi misin? Al biraz su iç,” diyen kişi Onur’du. Yeni uyandığı her halinden belliydi. Uyku mahmuru gözleriyle bana bakarken uzattığı suyu elinden alıp bir yudum içtim. Dağınık saçlarını ellerinin arasından geçirdi. “Şimdi nasılsın?”
Kafamı sallayarak, “İyiyim,” dedim. “Sadece bir rüyaydı.”

Onur ile odalarımız yan yana olduğu için sesimi duymuştu. Zaten bu katta bizim odamız dışında üç tane misafir odası ve birde Yıldırım Bey’in çalışma odası bulunuyordu.
Onur anlıyormuş gibi başını salladı.
“Seni uyandırdığım için üzgünüm,” dedim mahcup bir tavırla.

“Hiç sorun değil. Kuzenler bunun için var,” dediğinde göz kırptı sonra da esnemeye başladı.
“Odana gidebilirsin,” dedim kibarca. Hala uyku halindeydi.

Biraz düşündü. “İstersen yani korkuyorsan kalabilirim.”

“Sağ ol ama buna gerek yok. Zaten benim yüzümden uykunu böldün.”
“Teklif var, ısrar yok,” derken göz kırptı. “Ama yine de bir şeye ihtiyacın olursa ben buradayım.”
“Tamam öyleyse iyi geceler.”
“Sana da.”
Onur odadan çıktığında yatağımda dönüp durduktan sonra sabaha karşı uykuya dalmıştım. Uyandığımda saate baktım; tam 10.00 ‘du. Kafam allak bullak olmuştu. O gece Savaş’tan kaçarken Efe ile karşılaşmıştım ve silah sesi duyup kaçtığımız adam ‘Pamir’ diye seslenmişti. Tek cevap Efe’deydi. Onunla asla görüşmeyecektim kendisi de böyle istiyordu zaten.
Artık bunu düşünmek istemiyordum her neyse ne. İlgilenmiyorum.

HARİKA! Düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Kendimi yatağa bıraktım ve gerçekten kafayı yemeye başlamıştım.
Sonunda yataktan kalkmayı başardım. Duş alıp dişlerimi fırçaladım saçlarımı kuruladım ve hayata döndüm. Giyinme odasına girdim kapalı olan dolabın kapaklarını açtım ve bir sürü kıyafet vardı. Her renkte elbiseler, etekler, eşofmanlar, pantolonlar, T-shirtler... Yan tarafta başka bir dolabı açtığımda gözlerim kamaştı. Ayakkabılar ve çantalar akla gelebilecek her şey...
Sibel görse sevinçten bayılıp sonra da hepsini tek tek denerdi.

O kadar zordu ki bu kadar kıyafetin içinde seçim yapmak ama yine de siyah düğme detayları ile zenginleşen carmen pantolon gözüme ilişince hemen üstüme geçirdim, beyaz tişört ve beyaz spor ayakkabı ile fena görünmüyordum. Saçlarımla oyalanırken ne yapacağıma karar veremiyordum zaten en nefret ettiğim şeyde saçlarıma şekil vermekti ve bunda da oldukça beceriksizdim. Sonunda salık bırakmaya karar verdim. Telefonumu da arka cebime yerleştirdiğimde odadan ayrıldım. Merdivenlerden aşağı inerken evin genç yardımcısı Şule ile karşılaştım.
“Günaydın Alisya Hanım. Kahvaltınızı bahçeye hazırladık,” dedi tam gidecekken onu durdurdum.
“Teşekkür ederim.”

Şule de başıyla onayladıktan sonra gitti. Bahçeye çıktım, masaya yaklaştığımda masada babam gazete okuyor yanında da Efe vardı. Olduğum yerde kımıldayamazken kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Birden bire ürperdiğimi hissettim. Midem bulanmaya başlamıştı. Ne zaman olası bir durumla karşılaşacak olsam böyle hissederdim. Tam geri dönmeyi düşünürken babam, “Alisya!” diye seslendi. Artık kaçış yoktu. Tüm gözler bana dönünce mecburen yüzüme bir tebessüm yerleştirip yanlarına doğru ilerlemeye başladığımda kalbim alıp başını giderken beynim zonklamaya başladı. Yanlarına yaklaşdığımda, “Günaydın kızım. Pamir bizim aileden sayılır,” dediğinde tebessüm ettim.

Görmemezlikten gelme işi buraya kadardı.
Siyah şık bir takım elbise içindeydi. Havalı bir şekilde dalgalı kumral saçları, bebeksi yüzünü kapsayan kirli sakalıyla sert çocuk imajı ve serseri görüntüsü gitmiş tam bir beyefendi gibi görünüyordu.

Babam bana bakıyordu burukça gülümsedim. Masaya oturduğumda şansıma karşısına oturdum, babamın telefonu çaldı. Sanki tamda zamanıymış gibi. Bizden uzaklaşırken masada baş başa kalmıştık. Ses çatlar, sessizlik bir anda paramparça olup dağılırken bomboş bakmak gerekiyormuş bazen hayatın yalanlarına. Susmak gerekiyormuş anlamak için ya da anlasan ne değişecek ki havasındayım artık. Hani bazen dünyanın yükü omuzlarımızda hissederiz ya şu an tam o haldeydim.

Tek kaşımı kaldırırken, “Bu ne hoş karşılaşma,” diye mırıldandım alayla.

“Bence de,” dedi ama ciddiydi.

“Hım demek Pamir,” dedim imalı bir şekilde ne düşündüğünü neden bunu yaptığını anlayamıyordum.

“Özür dilerim,” diye fısıldadı.

“Bir özür her şeyi temize çekiyor zaten bu hayatta(!)”

Bir şeyler söyleyecekken Onur, “Günaydın gençler,” diyerek yanımıza geldi. Onur’a döndük.
İkimizde, “Günaydın,” dedik aynı anda.
Pamir’in yanına otururken, “Sana söylemiştim kafedeki kızın amcamın kızı olabilir diye. Bak gördün mü? Amcamın kızı çıktı,” dedi kulağına ama duymuştum.

Pamir, “Haklıymışsın kardeşim,” dedi, bana bakarak.

Ne yani en başından beri biliyor muydu? Böyle bir olasılık olduğunu. Belki de bu yüzden benimle görüşmek istedi. Neden daha önce söylemedi ki?
Onur da krem rengi şık bir takım elbise içindeydi. Kıvırcık koyu kahverengi saçlarını düzgün bir biçimde şekil vermişti. Tam bir beyefendi gibi görünüyordu ve oldukça yakışıklıydı. Efe’nin değişik bir versiyonuydu.

Şule gelip çayları tazelerken Onur telefona bakıp söyleniyordu. “Bizim tayfanın tatil pozlarını görmekten gına geldi. Biz şirkette çalışmaktan gözlerimiz bitap düşsün el âlemin babaları çocuklarını tatile göndersin.”
“El âlemin çocukları yasa dışı işlere karışmıyor,” dedi babam.

Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Efe’nin gözleri üzerimdeydi. Bir buluşmamızda Efe böyle bir şeyden bahsetmişti. Ona bakmamak için büyük çaba sarf ediyor arada kaçamak gözler atmaktan da kendimi alıkoyamıyordum.

Onur sanki önemli bir şey yapmamış gibi sırıtarak, “Alt tarafı motor yarışı ve boks maçında yakalandık. Duyanda adam öldürdük zanneder.” O zanneden ben oluyordum galiba.
“Aa herkes de buradaymış,” diyerek Belgin Hanım tüm enerjisiyle ışık saçıyordu. Yaşına göre bu kadar enerjik olması normal miydi? Ben bu yaşımda üzerime ölü toprağı atılmış gibiydim.
Belgin Hanım, Onur ve Pamir’e bakarak, “Yıldırım gençleri çok yoruyorsun. Yakında okulları açılacak bırak eğlensinler.”

“Onlar geceleri eğleniyor anne merak etme” dedi babam imalı bir şekilde. “Cezaları ne zaman bitecek,” dedi Belgin Hanım üzülerek.
“Adam olunca anne.”

“Korkarım sonsuza kadar,” dedi Yılmaz Bey yanımıza yaklaşarak. “Ah ah biz gençliğimizde böyle miydik?”

“Pamir hadi kalk dedem anılarını anlatmaya başlamadan kaçalım,” diyerek Onur yerinden hızlıca kalktı ağzını doldurmayı da ihmal etmedi. Bir yandan da Pamir’i çekiştiriyordu. Kaçarak uzaklaşmaya başladıklarında gülmeden edemedim. “Akşama görüşürüz,” diyerekten ağzı dolu dolu el sallamayı ihmal etmedi Onur.
“Alisya kızımıza hoş geldin partisi düzenleyeceğim,” diyen Belgin hanım yani büyükannem artık alışmam gerekiyordu. Uzaklaşan Onur ile Efe’ye bakmayı bırakıp Büyükanneme baktım. Oldukça heyecanlı görünüyordu.

Yıldırım Beye baktığımda, “İyi olur anne,” dediğinde ne gereği var diye düşündüm.
“Gerek yok,” sözümü bile tamamlayamadan Yılmaz Bey araya girdi. “Bizim kızımızsın, herkesin öğrenmesi şart,” dedi.

Başka da bir şey söylememe izin vermediler zaten. Yıldırım bey ayağa kalkıp başıma küçük bir buse kondurdu. “Akşama görüşürüz kızım.”
Şirkete gittiğini biliyordum. “Görüşürüz,’ dedim gülerek. Benden baba kelimesini duymak istiyordu, hissediyordum ama nasıl söyleyeceğimi ben bile bilmiyordum.

Yılmaz Beyin gençlikte yaşadığı bir anısını dinlerken kahvaltımı ettim. Kahvaltım bittikten sonra Belgin Hanımla alışverişi çıktık. Zaten gereğinden fazla odamda kıyafetim var olduğunu söylediğimde “ALİSYA HOŞGELDİN” partisi için alışverişe çıktığımızı söylemişti. Evden çıktığımızda siyah lüks araç hazırdı ve yanında babamın şoförü olduğunu öğrendiğim Harun abi bizi bekliyordu. Bizi görünce kapımızı açtı ve Belgin Hanım ilk önce binerken hemen arkasından da ben bindim.
Araç hareket ederek trafiğe karıştığında Belgin Hanım elimi tutarak, “Hep bir kızım olsun istemiştim şükürler olsun ki kız torunuma kavuştum,” dedi biraz hüzün birazda mutlulukla. Gülümsedim. Gerçekten mutlu görünüyordu. “Belgin Hanım,” dedim. Hemen sözümü kesti. “Ah kızım ne Hanımı büyükanne,” dedi beni ikaz ederek. Yüzümün kızardığını hissediyordum. “Büyükanne partiye falan hiç gerek yok,” dedim. Gerçekten böyle şeylerden hiç hoşlanmazdım alışverişten de nefret ederdim.

“Zamanla alışırsın kızım. Bizim ailede böyle şaşaalı şeyler çok meşhurdur. Daha sen çok gençsin yaşayacağın göreceğin güzel günlerin var. Şimdiden tadını çıkart.”

Daha fazla itiraz etmedim, beni dinleyende yoktu zaten bu yüzden yolculuğun tadını çıkardım sonra sessizce uzun bir yolculuğun ardından araba en lüks semtlerden birinde, bir binanın önünde durmuştu. Harun abi arabadan inerek kapımızı açtı, ilk önce ben indim daha sonra büyükannem.
Büyükannemin koluna girmiştim bunu kendisi istemişti ama halimden memnundum. Bina üç katlı oldukça modern ve lükstü. Kapıyı manken fiziğine sahip sarışın bir kız açtı. Bize gülümseyerek, “Hoş geldiniz Belgin Hanım,” diyerek bizi karşıladı ve içeriye davet etti. Bize üçüncü kata kadar eşlik etti. İçerisi oldukça geniş ve bir sürü elbiseler, abiyeler vardı. Başköşede ki koltuklardan birine oturan hafif balık etli kadın bizi görünce gülümseyerek yanımıza geldi.
“Belginciğim hoş geldin, hayatım,” dedi kendine özgü bir tatlılıkla.

“Nurcuğum hoş buldum.” Birbirlerine sarılırlarken kenarda konuştuklarını dinliyordum. Nur Hanım bana dönünce büyükannem, “Sana bahsettiğim torunum, Alisya” Nur Hanım gayet samimi bir şekilde bana sarıldı.

“Tıpa tıp annesi Fulya,” dedi.
Büyükannemin yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Annemi bu kadında tanıyordu, ortamdaki sessizlikten ötürü zoraki de olsa gülümsedim. “Memnun oldum Nur Hanım,” dedim.
Kadın kendini toparlayarak buraya neden geldiğimizi hatırladı. “Senin için bir şeyler düşündüm ama tabii ki son kararı sizinle birlikte veririz.”

Nur Hanım bizi karşı taraftaki odaya aldı. Bize eşlik eden sarışın kadın ne içeceğimizi sordu. Büyükannem Türk kahvesi isterken bende sadece su istedim. Nedense bir anda gerilmeye başlamıştım. Nur Hanım kısa bir süre içinde bizden ayrılınca telefonumdan bildirim sesi duyulmuştu. Çantamdan telefonumu çıkarttım ve ekrana baktım.

“Huysuz nasılsın bakalım.”
Sefa’nın mesajını gördüğümde gülümsedim. Hızlıca cevap yazdım.

“Günaydın Polyanna, iyiyim desem inanır mısın?”
Nur Hanım elinde dergilerle yanımıza gelirken telefonumdan tekrar bildirim sesi gelmişti ama ayıp olmasın diye bakmamıştım. Birkaç modeli açarak bize gösterdi fazla abartılı ve renkliydi. Mankenlerin üzerinde gayet güzel görünüyordu ve büyükannemde beğenerek bakıyordu. Aralarında modeller hakkında yorum yaparlarken bende mesajıma baktım.

“Kesinlikle inanmam.”

“Sen nasılsın? Yokluğumda salya sümük ağlamıyorsundur umarım.” Yazıp gönderdim. Telefonu çantama koymadan anında cevap geldi.
“Utanmasam zil takıp oynayacağım,” yazmıştı pislik.

“Anlaşılan gayet keyfin yerinde sana iyi oynamalar.” Yazdım ve telefonu çantama koydum.
Daha fazla ayıp olmasın diye Nur Hanım ve büyükannemin benim için seçtikleri modellere bakmaya başladım. Nur Hanım elimden tutarak beni kaldırdı ve paravanın arkasına sürükledi. Gösterdiği model fazla iddialıydı ve sırt dekoltesi vardı. Bu modeli sevmemiştim sırt dekoltesi de canımı sıkmıştı. Nur Hanım ve büyükannemin fazla ısrarlarına dayanamayıp giydiğimde pişman oldum çünkü sırtımdaki kemer izleri gün yüzüne çıkmıştı ve ben onlardan fazlaca utanıyordum. Geçmişimin izleri aynaya yansıdığında acılarıma sebep olan anılarım bitmek bilmeyişi beni kahrediyordu. İzler iyileşmişti, hafifçe morlukları kalmıştı ama ilk günkü gibi acımıyordu sadece izi kalmıştı. Tıpkı kalbimde kalan acı hatıralar gibi. Bu izleri kimsenin görmesini istemiyorum. Herkesin yaşadığı ve hatırlamak istemediği anları veya hatıraları vardır. O yüzden herkesin kilitli yaşam odaları vardır ki bazen anahtarı atıp fırlatırsın kimsenin bulup ulaşamayacağı hatta kendimizin bile bulamayacağı bir yerlere ama o anahtar hep seni bulur ve başkalarının bulmasından her zaman korkulur. O kilitli yaşam odasına kimsenin girmesi istenilmez çünkü o yer hep en zayıf noktadır.
Elbiseyi beğenmediğimi söylediğimde dışarı çıkmam için fazla ısrarcı davranıyorlardı. Sonunda büyükannem dayanamayıp yanıma geldi. Beni görünce baştan aşağı süzdükten sonra aynadan yansıyan görüntümü gördüğünde şoke oldu. O kadar utandım ki yer yarılsa içine girebilirdim. Büyükannemin gözleri dolmuştu. Olanları bildiğini düşündüğüm için bir açıklama yapmadım. Beni daha fazla utandırmamak için kendini toparladı.
“Evet kızım, bu olmamış. Başka model getirmelerini söyleyeceğim,” dediğinde yanımdan ayrıldı. Ondan sonraki modeller hep sırtımda ki izleri göstermeyecek şekildeydi.

Ter dökerek kaç saat zaman harcadım bilmiyorum ama büyükannem tam aradığını bulamamış gibi baktığından emindim. Ben ise ölmek üzereydim bir kez bile olsun oturmamıştım. Sanki kraliyet balosuna katılıyorduk da benim mi haberim yoktu. Nur Hanım en sonunda siyah bir elbise giydirdi.

Oldukça sade tasarlanan bu model siyahın asilliği ile göz kamaştırıcı göstermekteydi. Siyah kısa elbise beyaz tenimi harika gösteriyor boynumu ve omuzlarımı açıkta bırakıyordu. Elbisenin üzerinde beyaz parıltılarla süslenmiş zayıf bedenimi ortaya çıkararak vücuduma tam oturmuştu. Belimde ince krem rengi kemerle arkaya doğru uzanan uçuş uçuş tüllerle havalandırılmıştı. Giydiğim anda kendimi tanıyamamıştım ve büyükannemde gözlerindeki beğeni ışıltısıyla bana baktı. Nur Hanıma baktığımda beğenmemesinden korkuyordum beyaz dişlerini göstererek sırıtıyordu.

“Harika” dedi büyükannem sonunda aradığını bulmuş gibi.

“Mükemmel oldun sanki sana özel tasarlamışım gibi” dedi Nur Hanım.

Sonunda bu eziyet bitti diye düşünürken çanta ve ayakkabı ile uğraştık. Kemer ile aynı renkte krem rengi topuklu ayakkabı ve krem rengi küçük çantaya karar verdik. Sonunda işimiz bittiğinde bende bitmiştim. Nur Hanımla vedalaşıp oradan çıkarken kapıda bizi bekleyen Harun abi hemen gelip elimizdeki paketleri alıp bagaja yerleştirdi.
Telefonuma baktığımda Sefa’nın mesajını açtım. “Sonuçlar açıklanmış.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

443okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.