MAHFİ MAHFUZ kitap kapağı

16. bölüm / 58

MAHFİ MAHFUZ

🕊️BÖLÜM 9🕊️

Vaveyla Yazarı: Nisa Nur Cingitaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 9🕊️
  1. 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
  2. 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
  3. 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
  4. 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
  5. 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
  6. 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
  7. 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
  8. 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
  9. 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
  10. 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
  11. 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
  12. 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
  13. 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
  14. 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
  15. 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
  16. 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
  18. 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
  19. 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
  20. 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
  21. 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
  22. 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
  23. 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
  24. 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
  25. 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
  26. 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
  27. 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
  28. 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
  29. 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
  30. 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
  31. 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
  32. 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
  33. 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
  34. 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
  35. 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
  36. 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
  37. 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
  38. 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
  39. 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
  40. 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
  41. 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
  42. 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
  43. 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
  44. 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
  45. 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
  46. 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
  47. 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
  48. 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
  49. 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
  50. 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
  51. 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
  52. 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
  53. 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
  54. 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
  55. 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
  56. 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
  57. 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
  58. 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime

NEVA (01/Gri)

Şebnem ile görüşmemizin üstünden üç gün geçmişti. Normal şartlarda en kısa zamanda tekrar görüşecektik ama Şebnem’in çok kıymet verdiği dedesi vefat etti. Kavuşmamız ertelenmek durumunda kaldı. Şimdi düşünüyorum da Fatih o gün iyi ki beni apar topar götürdü. Onun sayesinde yüreğimin ucunda bucağında sıcacık bir şeyler hissedebildim.

Sahi, ben anlayamıyorum. Başarısızlığı kabul edemem diyor ama sanki başka bir derdi varmış gibi sezinliyorum. On altı koruma değiştirdim ve hiçbir korumam bu denli değişik çabalara girmemişti. Arkadaşım desem arkadaş olamayacak kadar mesafeli. Acıyor mu acaba bana? Ya da kurtarıcı kompleksine mi sahip? Bu çocuk aklımı çok karıştırıyor.

03, eski odamı panayıra çevirdiği için yeni odama alışmam zaman alacak. Bu odanın camları biraz daha küçük ama iyi tarafı balkonu var. Perdeyi hafifçe araladığımda dışarıda tek dirseğini arabaya yaslamış, diğer çalışanlarla konuşan Fatih’i fark ettim. İstemsizce tek kaşım havaya kalktı. Balkona emekleyerek ve ses çıkartmamaya dikkat ederek çıktım. Eski ve içi boş bir saksının arkasına saklanarak ne konuştuklarını dinlemeye çalıştım.

Hiçbir şey net değildi. İsmim mi geçti! Ha! Ne! Çok merak ediyorum, biraz daha sesli konuşsanız olmaz mı?

Saksının boş olduğunu unutunca saksıya ağırlığımı fazlaca vermiş bulundum. Saksı gürültüyle yuvarlandığında yaptığım hatayı fark edip kendimi arkaya attım. Elimle ağzımı kapattım ve popomun üstünde sürünerek kendimi odaya çektim. Kesin fark etmişti!

Odaya sığamıyor gibi hissedip kendimi dışarı attım. Yaklaşan adım seslerini duyduğumda koridorda saklanacak bir boşluk aradım. Kendimi daracık bir boşluğa sığdırdığımda buz gibi duvarın sırtıma işlemesine izin vermiştim. Adımlar odamın önünde durdu ve ardından kapı tıklatıldı. Beklemeden içeri girdiğini duydum. Hemen kafamı uzatıp koşar adım oradan uzaklaştım.

Neden kaçıyordum hiç bilmiyorum. Ama onunla bir araya gelmemeliymişim gibi hissediyordum. Büyük bir kabahat işlemişim de üstünü örtmeye çalışıyormuşum gibi saklanıyordum. Onu merak etmemeliyim ama deli gibi merak ediyorum. Kim bu adam? Benim hakkımda benden daha fazla bilgiye sahip.

“Ah, Neva Hanım!”

Hizmetçilerimizden birisinin coşkulu sesini duyduğumda elimle sus işareti yaparak onu kenara çektim. Kadının adını hiç hatırlamasam da çok dedikoducu bir kadın olduğunu biliyordum. Bu şartlar altında denk gelmemiz hali hazırda beni bezdiren merakımı körüklemişti.

“Dinle, sana birkaç şey sormam lazım. Ama bu sorduklarımı başkalarından duyarsam senin için hiç iyi olmaz.”

Kadının gözleri kocaman açıldı. Elindeki temizlik malzemesine sıkı sıkı tutunup yutkundu. Başıyla çaresizce onayladığında sesimi alçalttım.

“Bu Fatih…Neyin nesi? Çocukluktan beri buradaymış. Neden babamın bu kadar yakınında?”

Sorumla beraber yüzü renk değiştirmiş, korkunç bir şey sormuşum gibi kasılan ellerinin eklemleri bembeyaz kesilmişti. Konuşsa mı yoksa konuşmasa mı daha kötü sonuçlanacağını hesaplıyor gibiydi. Gözlerimi daha da kısarak üstündeki baskımı artırdım.

“Ş…şey…Kimse kesin bir şey bilmiyor. Sadece bazı dediko-”

“Anlat, neymiş o dedikodular?”

Bir yandan etrafı kolaçan ediyor diğer yandan kadının yüz ifadelerini okumaya çalışıyordum.

“Babanızın…Tövbe estağfurullah. Neva Hanım bunlar gerçek değildir bence.”

Sabrım taşmak üzereydi. “Çıkar ağzındaki baklayı be kadın!”

“Babanızın gayrimeşru çocuğu olduğunu ve varisi olarak gördüğünü söylüyorlar.”

Ne? Sinirim bozulmuş bir şekilde gülmeye başladım. Böyle bir saçmalığa kim inanırdı be! Kadın gülmemdense kızmamı tercih edercesine bulunduğu yere daha fazla sinmişti. Şu an gözünde kafayı sıyırmış gibi gözüktüğüme eminim.

“Bu duyduğum en aptalca şey.”

“Bence de doğru değil ama doğru olma ihtimali de var hanımefendi. Cemil Bey servet değerinde birçok varlığını Fatih’in üzerine yaptırmış ve…”

Daha fazla dinlemek istemiyordum. “Yeterli!” Diyebildim çenemi öyle çok kasmıştım ki dişlerimin gıcırtısını net bir şekilde işitebilmiştim.

“İşine dönebilirsin, bu dedikoduları da kim yayıyorsa gerçek olmadığını söyle. Anlaştık mı?”

Kadın bir an önce benden uzaklaşmak istediğinden başıyla onayladı ve hemen yanımdan tüydü.

Kadına kendimden emin bir şekilde konuşmuştum ama karnımdaki yumruk yemişim gibi hissettiren o his de neydi? Babam öz evladına karşı bu kadar ilgisizken sırf ‘erkek’ diye gayrimeşru çocuğuna her şeyini verir miydi? Babam için imajı her şeyden önce gelir. Gayrimeşru çocuğu olsaydı onu dibinde tutmak yerine eminim ki gizlemek için her şeyi yapardı. Ama yine de…O kekremsi duygu üstüme yapışmış kanımı kaynatıyordu. Fatih ile kardeş olma ihtimalimiz…Hayır. Hayır! HAYIR!

Yoksa Fatih, kardeşi olduğum için mi benimle daha farklı ilgileniyordu? Bir nevi kardeş vicdanı gibi bir şey miydi? Yok, bu imkânsız bir çıkarım. Fatih’in ilgisi biraz…Biraz şey gibi…Fazla sıcak.

Omzumun üstündeki elin sıcaklığıyla olduğum yerde sıçrayarak çığlık attım. Yine düşüncelere kendimi kaptırmayı ve zamandan mekândan uzaklaşmayı başarabilmiştim. Fatih yüzünde hesap soran bir ifadeyle bana bakıyor, göğsü hafifçe inip kalkıyordu.

“Saklambaç oynamak için fazla büyümedik mi Neva? Malikâneyi ayağa kaldırmadan seni bulduğum için dua etmelisin yoksa bunun bir yaptırımı olurdu.”

Omzumdaki eli midemi bulandırmıştı. Yüzüne bile bakmadan kendimi ondan uzaklaştırdım. Ne yapıyorum ben? Tepkilerime engel olamıyordum. Kadının söyledikleri mantıksızdı. Ama sinek küçük olsa da mide bulandırıcıydı işte!

Fatih rahatsızlığımın farkındaydı, kaşlarını çatarak kafasını geriye attı.

“03? 02? 01? Her şey yolunda mı Neva?”

“Değil!”

“O zaman sorunu benimle paylaşacak mısın Allah aşkına? Zihnini okuyabilme kabiliyetim yok.”

Yanaklarım yanmaya ve gözlerim kurak bir çöl gibi kavrulmaya başlamıştı. Gözlerine bakarken şakaklarım zonkluyordu.

“Sorun sensin! Seni istemiyorum! Babama söyle başka birisini görevlendirsin!”

Fatih bileğimi sertçe yakaladı ve beni neredeyse sarsarak durdurdu.

“Neva, sen neden bahsediyorsun? Daha yakın zamanda benden kurtulmak gibi bir amacının olmadığını söylemiştin.”

Bileğimi kurtarmak için kendimi zorlasam da bileklerimi kelepçe gibi sarıp avuçlarına hapsetmişti. Neden bu kadar öfkeliydim? Ben bu değildim ki. Derin bir nefes ciğerimin en ücra köşelerini doldururken bedenimi gevşettim.

“Özür dilerim, solumdan kalktım sanırım. Sorun yok, ben iyiyim.”

Kendimi toplamam gerekiyordu. O yüzden her zamanki gibi duygularımı içimde saklamaya ve belli etmemeye çalışıyordum. Her zaman böyle oldu, hayatımın bir filmi çekilseydi ismi “Hayal Kırıklığı” olurdu. Babamın gayri meşru bir çocuğu olabilme ihtimali mi yoksa Fatih’in kardeşim olabilme ihtimali mi beni hayal kırıklığına uğratmıştı? Karar veremiyordum. Her ikisi de birden olabilirdi. Kırılacak bir yerim kalmadı dedikçe hayat ne yapıp edip beni paramparça edecek bir zerre buluyordu.

Bileğim serbest kalmıştı ama asıl istediğimin bu olmadığını fark ederek içim titremişti. Sorgulasın, ne oldu, neden böylesin desin, gömmeye çalıştığım her duyguya teker teker otopsi yapsın istiyordum. Ben kimim, bana söylesin. Neden böyleyim bana anlatsın.

Sanki iç sesimi duymuş gibi tekrar kolumu tuttu ama bu sefer daha nazik, tüy hafifliğinde. Kollarımı kaldırıp etrafımda döndü, aradığı bir şey varmış gibi dikkatlice beni inceledi.

“Yaraladın mı? Balkondaki saksı kırılmış.”

Şefkati andırmayan ama soğukluktan da uzak bir ses tonuydu. Düşüncelerim beynime buruşturularak atılmış kıyafetlerden farksız, gereksiz yer kaplıyordu. Başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım.

“Odama gidiyorum.”

“Bekle.”

Halsizleşmeye başlamıştım. Üzerime bir ağırlık çöküyordu ve bu hayra alamet değildi. Fazlardan birinin çok yakın olduğunu hissediyordum.

“Dinle, sanırım fazlardan birisi yakın. Günlüğüme eklemem gereken şeyler var. Zamanımı alma.”

Fatih'in fazlardan birini geçirsem bile gözümü açtığımda onu tekrar göreceğimi söylediği aklıma geldi. O zaman kalbimi hızlandıran bu sözler şu an neredeyse acı veriyordu. Fatih, benden önce odama doğru ilerlemeye başlamış, kafasını hafifçe yana çevirerek harekete geçmemi işaret etmişti.

Birlikte odama girdik, kapıyı ardından sessizce kapattı. Neredeyse parçalanmış olan günlüğümün son sayfalarına hissizce dokundum. Kalemimi aldığımda gölgesini hissedip gerildim. Tepemde dikilerek ne yapmaya çalışıyordu? Başımı kaldırıp ona ‘ne bakıyorsun’ anlamında bir bakış attım.

“Devam et, yaz.”

“Sen Azrail gibi yanı başımda dikilirken mi?”

Dudakları bir çizgi haline geldiğinde kalemi eklemlerime baskı uygulayacak kadar sıkmıştım.

“Beni neden istemediğini yaz.”

Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne baktım. Bunu o kadar düz bir şekilde söylemişti ki merak ettiğinden değil de başka bir sebepten öğrenmek istiyor gibiydi.

“Bunu neden öğrenmek istiyorsun? Başarısız olduğunu duymak mı istiyorsun?”

Gözleri hedefi arayan bir namlu gibi gözlerime isabet ettiğinde bam teline dokunduğumu fark ettim. Evet, zayıf noktası başarısız olmaktı. Ve ben bunu şu an kullanmak istiyordum. Zayıf noktası olan tek kişi ben olmak istemiyordum.

“Senin beni istememen başarısızlık değil küçük hanım. Benden nefret bile edebilirsin ama bu sonucu değiştirmiyor. Hala buradayım, gördüğün üzere.” Her zaman üstün gelmek için yaptığı şeyi yaptı. Tek kaşını havaya kaldırdı. Bu haliyle beni sınıyordu.

“Öyleyse nedenini de bilmemek seni rahatsız etmemeli sayın koruma.”

“Artık eminim öylesin.” Diyerek arkasına hızla döndü.

“Ne-neyim?”

“Öfkelisin, bana öfkelisin. Beni cezalandırmak istiyorsun.”

Dudaklarımı kemirdim. Öfkeliydim doğru. Ama olmamalıydım. Gerçek olması neredeyse imkânsız bir şeye bu kadar fazla tepki verdiğimi öğrenmesini istemiyordum.

“Hayır, dedim ya fazlarımdan biri yaklaştığı için böyleyim.”

Benden uzaklaşmış ve bana alan açmıştı. Renklerine göre dekore ettiğim kitaplığımdan rastgele kitaplar seçip birkaç saniye inceleyip geri koyuyordu. Odamın içindeki varlığı beni çok fazla geriyordu. Üstelik benim aksime oldukça soğukkanlı ve umursamazdı.

“Fazlarının yaklaştığını nasıl hissediyorsun?”

“Normalde hissetmediğim şeyler hissetmeye başladığımda ya da normalde davranmadığım gibi davrandığımda.” Anlatabileceğim en özet hali buydu.

“Normalden farklı olan nedir şu an?”

Gözlerimi, ciğerlerimi sıkan bir nefesle kapattım. Bir türlü kafamı toplayıp yazamadığım günlüğümün kapağını da bu sorgulayan sorularla kapattım. Derin bir nefes vererek ona döndüm.

“Mesela bağırmak istiyorum,” dedim sesim titreyerek. “Bir yerlere, bir şeylere vurmak istiyorum.”

Gözleri, kendimi kontrol etmeye çalıştığımı ele veren sıkılmış yumruklarıma kaydırdı. Gömleğinin yakasını hafifçe düzeltti ve aramızdaki mesafeyi daraltarak üzerime eğildi.

“O zaman bağır. Öyleyse vur.”

İtiraf etmeliyim, bu tepkiyi hiç beklemiyordum. ‘Saçmalama, kendine gel’ ya da ‘Kimseye zarar veremezsin’ gibi akıl küpü tavsiyelere, o bildik azarlamalara alışıktım. Söylediklerimi sanki su içmek ya da yemek yemek kadar doğal bir ihtiyaçmış gibi kabul etmesi, iç sesimi bile kekeme bırakmıştı.

Önümde dimdik bir postürle dururken eliyle göğsünü işaret etti: “Hadi, devam et.”

Hâlâ sandalyemde otururken, tepemde koca bir heykelden farksız duran o ciddi bakışlarını izledim.

“Canını acıtamayacağımdan emin olduğun için böyle konuşuyorsun değil mi?”

“Canımın acımasından korkan bir tavuk olduğumu mu düşünüyorsun?”

Sorduğu soruyla dudaklarımdan istemsiz bir gülüş firar etti. Gerçekten tuhaf bir enerjisi vardı; sanki tüm kurallarımı yıkmaya yemin etmişti ama bunu kuralsız bir kuralcılıkla yapıyordu.

“Neden benimle uğraşıyorsun? Daha önemli işlerin vardır diye düşünüyorum.”

“Fazlarından birine yaklaştığını söyledin. Bu da tehlikenin eli kulağında demek,” dedi, sesindeki ciddiyet tonu değişmeden. “Şu an bir nehirde timsahla boğuşmayı tercih ederdim ama tüm yetkilerimi sadece seninle ilgilenmem için ayarladılar.”

İnanmayan bir ifadeyle, karnımdan gelen "Ha?" der gibi bir sesle nefesimi dışarı verdim ve gözlerimi devirdim.

“Bu kadar şikâyet etmek zorunda mısın?”

“Vurmayı dene.”

“Ne?” Yüzümü, sanki önümde iğrenç bir şey varmış gibi buruşturdum.

“Tüm gücünü kullanma ama, elin acıyabilir.”

“Fatih, sen ne saçmalıyorsun?”

Tek dizinin üzerine çökerek benimle aynı seviyeye indi. Yine o bakışla; zihnimin röntgenini çekiyormuşçasına bakıyordu bana.

“Her zaman kendini tutmuşsun. Günlerce, aylarca değil... Yıllarca. Öfkeyi, üzüntüyü ve diğer tüm zehirli duyguları bir maskeyle gizlemişsin. Ama artık işe yaramıyor Neva; maskelerin artık çalışmıyor. O maskeler ete kemiğe büründü ve artık seni bir maske olarak kullanıyorlar.”

Dudaklarım aralandı. Gözlerim odanın içinde kaçacak bir köşe aradı ama kelimelerin ağırlığından sıyrılamadım.

“O yüzden... Vur. Vur bana. Ama elini incitme.”

Son cümlesi o kadar yumuşaktı ki kendimi bir an için peri masalında hissettim. Fatih de sesindeki o fazla hassas tınıyı fark etmiş olacak ki, gözlerindeki kararsız titreşim yerini hızla o ciddi kılıfına bıraktı:

“Beni hastane masraflarıyla uğraştırma.”

Garip atmosferin sıcaklığı, önümde ciddi ciddi ona vurmamı bekleyen Fatih’in soğuk gri gözleri ile çelişiyordu. Dudaklarımı büzerek yüzümü ondan başka bir yöne çevirdim.

“Vursam sana mı vururum? Yastığı falan yumruklarım.”

“Ama bana öfkelisin, yastığın işe yarayacağını düşünmüyorum.”

Ben bile ona öfkeli olup olmadığımı kestiremezken o nasıl bu kadar kesin bir şekilde bu yargıya varabiliyordu anlamıyorum. Bu gösterdiği ilgi, bir ağabeyin kardeşine gösterdiği bir şefkatten ötesi değil miydi gerçekten? Yine aklım bulanıyordu. Bir tane çaksa mıydım acaba? Ah!

“Neden benimle böylesine…Farklı…Farklı ilgileniyorsun?”

Kaşları titrediğinde alnına düşen birkaç tutam saç gözlerini gölgeledi. O beni bu kadar iyi okuyabiliyorken ben ona baktığımda sadece buzdan bir şato görüyordum. Benim hakkımda bilgi topladığını söyledi. Acaba o da benim gibi babamın baskılarıyla kendini gizlemek mi zorunda kaldı? Annesi nerede? Ve neden babama mecbur gibi yanında kalıyor?

“Sen de kimseye bahsetmediğin şeyleri bana söylüyorsun.”

Yine cevap vermek yerine dikkati benim üzerimde toplamaya çalıştığını fark ederek ellerimi kucağımda sıkıştırdım.

“Çünkü sen benim sırrımı biliyorsun, yani işini yapabilmen için benim özel durumumu zaten bilmen gerekiyor!”

Yüzü yumuşarken omuzları aşağı indi. Tek dizinden kuvvet alarak ayağa kalktı.

“Cevabı kendin verdin. Senin durumun fazlasıyla özel. Dolayısıyla özel bir muamele uygulamak zorundayım.”

‘Zorundayım’…İçimi nefretle dolduran nadir kelimelerden. Ama ona kızabilir miyim ki? Ben de ömrümü zorunluluklara uyarak geçirmiştim. İçimde yayılan titreşimli bir gerginlik boğazıma tırmanmaya, adeta beni içimdekileri en sansürsüz hâlde kusmaya teşvik ediyordu.

“Bilmek istiyorum. Senin hakkında çok şey bilmek istiyorum.”

Sesim odada yankılanırken, rüzgâr camın korkuluklarını sertçe sarstı; sanki dışarıdaki fırtına içimdeki isyana ortak oluyordu. Yağmur damlaları, içeri sızmaya kararlı birer davetsiz misafir gibi camı yumrukluyordu. Odanın ışığı ansızın söndü, bizi karanlığın insafına bıraktı.

“Sen, benim hakkımda bu kadar çok şey bilirken senin hakkında hiçbir şey bilmemek çok rahatsız edici.” Ellerimle kendime sıkı sıkı sarılarak bedenimi küçülttüm.

“Sanki çırılçıplak sergileniyormuşum gibi hissediyorum.”

Bu dürüstlük Fatih’in yüzündeki profesyonel maskede derin bir çatlak oluşturdu. O sarsılmaz, mesafeli adamın ardındaki gerçek yüzü görür gibi oldum. Ama konuşmaya başladığında sesi, sıcağıyla değil soğuğuyla yakan bir kış güneşi gibiydi.

“Benim hakkımda çok şey bilmen senin için iyi olmaz Neva. Bu bir tehdit değil, mecburiyet.”

Sözleri emin vurgularla kulağıma isabet ediyordu. Korktuğum şeyin gerçek olması olasılığını artırıyor gibiydi.

"Sadece işimi yapmaya çalışıyorum," diye ekledi. "Daha fazlası yok."

Sus artık, dur! Neden her cümlesi kurşun gibi parçalayarak içimden geçiyordu? Aptal Neva! Bağlandın değil mi? Ufacık bir ilgiye tutundun yine!

Gözlerimin dolacağını hissettim. Fatih de sanki bunu sezinleyerek gözyaşlarımı görmemek için bana arkasına dönmüştü. Yüzünü göremiyordum ama göğsü fark edilir bir ritimle inip kalktı. Sakinliğini korumaya çalışarak başını yere eğdi.

“Çabuk iyileşmelisin.” Dedi. Sesi şimdi daha boğuk geliyordu. “Babanın sabrı tükendi. Seni en iyi benim tanıdığımı bildiği için beni son çare olarak buraya gönderdi.”

Duraksadı. Odanın içindeki sessizlik yağmurun sesini daha da büyüttü.

“Neva, sen farkında değildin ama… Çocukken seni her an izledim. Babanın gölgesi olarak yetiştirildim ben. Sen bu malikâneye kapatılmadan çok önce, her önemli anında, her çocukça sevincinde ya da korkunda oradaydım. İsteklerini, zayıf yönlerini, unuttuğun anıları zihnime kazıdım.”

Gözyaşlarım elbisemin koluna süzülürken hıçkırığımı bastırmak için elimi ağzıma bastırdım. Onun için ne ifade ettiğimi anlayamıyordum. Bir görev mi? Bir kardeş mi yoksa bambaşka bir şey miydim?

“Doktorun, saklanarak iyileşemeyeceğini söyledi,” diye devam etti Fatih, bana bakmadan. “Sana, seni hatırlatacak birine ihtiyacın varmış. Ve ne yazık ki şu an bunu benden başka yapabilecek kimse yok. Lütfen… İşimi zorlaştırma.”

Tam arkasını dönüp de elbisemin kollarını ıslatan gözyaşlarımı gördüğünde telsizi büyük bir gürültüyle hışırdadı;

“Merkez’den tüm birimlere. Cemil Bey, Safir sınır hattında. Alfa ve Bravo kademesi ivedilikle avlu bölgesine intikal etsin, tekrar ediyorum; avluya. Anlaşıldı mı? Tamam."

Gözleri yüzüme bir anlığına takılı kalsa da telsizin anonsu ile alarma geçmiş vücudunun aciliyetini görebiliyordum.

“Ben Alfa kademesi komuta lideri, anlaşıldı tamam.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

70okunma 28beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18