MAHFİ MAHFUZ kitap kapağı

7. bölüm / 58

MAHFİ MAHFUZ

🕊️BÖLÜM 4🕊️

Vaveyla Yazarı: Nisa Nur Cingitaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 4🕊️
  1. 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
  2. 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
  3. 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
  4. 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
  5. 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
  6. 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
  7. 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime · Okuduğun bölüm
  8. 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
  9. 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
  10. 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
  11. 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
  12. 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
  13. 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
  14. 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
  15. 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
  16. 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
  17. 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
  18. 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
  19. 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
  20. 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
  21. 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
  22. 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
  23. 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
  24. 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
  25. 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
  26. 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
  27. 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
  28. 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
  29. 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
  30. 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
  31. 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
  32. 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
  33. 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
  34. 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
  35. 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
  36. 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
  37. 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
  38. 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
  39. 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
  40. 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
  41. 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
  42. 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
  43. 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
  44. 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
  45. 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
  46. 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
  47. 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
  48. 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
  49. 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
  50. 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
  51. 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
  52. 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
  53. 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
  54. 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
  55. 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
  56. 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
  57. 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
  58. 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime

FATİH

Üç gündür Neva'yı görmedim. Yine yemek yemeyi kabul etmediğini duyduğumda çenem istemsizce kasıldı. Hizmetçilerden biri mağlup bir halde elindeki tepsiyle mutfağa omuz silkerek girmişti.

"Yok, yine kabul etmedi."

Çalışanların az önce kahvaltı yaptığı masada tek başıma otururken soğumuş çayımı tepeme diktim. Sandalyeye özenle astığım ceketimi hızla alıp giydim.

"Bu kadarı yeter" diyerek gözlerimi kararttım. Üç gün ağzına bir şey almayarak ne yapmaya çalışıyordu bu kız? Diğer kişiliğine geçene kadar ölüm orucu tuttuğunu biliyordum. Ama bu düzeni bozmaya gelmiştim, düzene uymaya niyetim yoktu. Yanından geçerken tepsiyi bana uzatan hizmetçiye tek kaşım havada baktım.

"Götürmeyecek misin?" Diye sordu şaşkın bir ifadeyle.

"Onu buraya getireceğim. Artık ayağına gitme dönemi kapandı."

Yüzündeki hafif meraklı kızarmayı görmezden gelerek mutfaktan çıktım. Sadece konuşmanın işe yaramayacağını biliyordum. Onu aşağı indirmem kolaydı ama hassas birisi olduğu için sınırlarını ihlal etmek ve onu ürkütmek istemiyordum. Koruma olmak...Keşke Cemil Bey beni patlamalı, silahlı bir göreve gönderseydi. Dış dünyadaki tehlikelerle baş edebilirdim peki ya Neva'yı iç dünyasındaki tehlikeden onu incitmeden nasıl koruyacaktım? Allah yardımcım olsun, zira buna ziyadesiyle ihtiyacım var.

Neva'nın odasına geldiğimde elim kapı kolunda durakladı ve sanki yanmış gibi hızla geri çekildim. Kıyafetimi düzelterek kapıyı tıklattım. Ses yok. Bir daha tıkladım, yine bir belirti yok.

"Neva, ben Fatih." Birkaç saniyelik duraksamanın ardından "Üç gündür kahvaltı yapmıyorsun ve bu sağlığın açısından iyi değil. Kapıyı açıp kendi iradenle mutfağa inersen işimi kolaylaştırırsın. Yok ben ille de inat edeceğim dersen bu kapıyı kırarım ve seni her halükârda aşağı indiririm. İnan bana daha önce çok kapı kırdım."

Yine ses gelmeyeceğini düşünmüştüm ama yatak gıcırtısıyla birlikte Neva'nın çatallı sesini duydum.

"Hiç istemiyorum...Ayrıca hareket edecek halim yok."

"Çünkü hücrelerine enerji üretebilecek besin sağlamıyorsun"

Yine uzun bir sessizlik... "Pekâlâ..." Sakin kalmaya çalışarak kapıyı kırmak için omzumu hazırladım.

"Kapı açık" diye uyardığında neredeyse kapıya toslayacaktım. Son anda durdum. Başımı rahatsız bir şekilde sağa sola çevirerek kapının kolunu aşağı indirip kapıyı açtım.

Oda havasızlıktan nefes alınmayacak bir halde olduğundan yüzümü ekşiterek içeriye adım attım. İlk yaptığım şey, karanlık bir kuyudaymış izlenimi veren perdeleri açarak içeri ışık girmesini sağlamaktı. Ardından pencereleri sonuna kadar açtım. Kış kapıdaydı. Ankara'nın ayazı içeriyi büyük şevkle doldururken yatağa doğru döndüm.

Neva kısık gözlerle ve yorganına sarılmış halde beni izlerken kurumuş bir çiçeği anımsatıyordu. O an fark ettiğim şey, inat ettiğinden değil de gerçekten buna hiç gücü olmadığı için bu halde olduğuydu. Temkinli adımlarla ilerleyip yatağının yanına diz çöktüm ve onunla hemen hemen aynı hizaya geldim.

"Beslenmeyi neden reddediyorsun?"

Gözlerinden bir anlık şaşkınlık geçtiğini gördüğüme eminim. Ama o ustalıkla benden gizledi.

"Söyledim ya, enerjim yok."

"Yemezsen enerjin olmaz tabii."

Kalkmaya çalıştığını fark ettim ama o kadar hâlsizdi ki titreyen eklemleri yardım çığlıkları atıyor gibiydi. Dudağımın kenarını ısırıp yatağa doğru uzandım. Bir elimi bacağının altından geçirecekken duraklamayı akıl edebildim.

"İzninle?"

Bembeyaz kâğıt gibi yanaklarının hafifçe kızarmasıyla "Yürüyebilirim. Yani deneyebilirim en azından." Diye yanıt verdi. Ellerimi geri çektim ve ayağa kalkmasına destek olabilmek adına kolumu uzattım. Bu sefer duraklamadan koluma tutundu ve ayağa kalktı. Birlikte yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi kapının çıkışına doğru kaplumbağa hızında yürüyorduk.

"Kapını bugün neden kilitlemedin?"

"Hiçbir zaman kilitlemem ki."

Sorgulayan gözlerle ona baktığımda, o sadece ayağına oldukça büyük gelen tavşanlı pantuflarına bakıyordu. Doğru üç gün önce odasına dağdan inme ayı gibi girdiğimde de kilitli değildi. Eğer kapısını hiç kilitlemiyorsa bunca zamandır hizmetçiler ya da herhangi bir görevli neden içeriye girip de bu kızın aç kalmasını engellememişti?

"Nasıl olsa kimse açıp da girmek istemez..." Sesindeki hüznü hissederek irkildim. Kimse içeri girmeyi denemedi demek mi oluyor bu? Fazla merak iyi değil Fatih, kendine gel! Dur şunu da sorayım da bir!

"Neden girmez değil de girmek istemez?"

Bu sefer meraklı soruma hazırlıksız yakalanmış gibi başını kaldırıp bana baktı. Mavi gözlerindeki solgun benekleri, burnunun ve yanağının üstüne serpilmiş çilleri bu kadar yakından görmek farklı hissettirdi.

"Korkarlar da ondan...Güzel ve Çirkin hikayesini bilir misin? Ben oradaki çirkinim. Kimse yanıma yaklaşmaz, deliriveririm diye korkarlar..."

Hikâyeyi bilmiyordum ve kendine neden çirkin dediğini anlamaya çalışıp tek gözümü kapatarak ona baktım. Onu detaylı incelediğimi görünce kolumu ittirip kollarıyla kendine sarıldı. Sabahları yapraklarını kapatan bir çiçek vardı neydi adı? Akşamsefası mıydı adı? Onun gibi kendini saklamak istercesine bir beden küçülttü.

"Bu da ne?" Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

Sırtını döndürerek sağa sola sallandı. "Niye bakıyorsun?"

"Çirkin misin diye bakıyorum."

Başını arkaya çevirerek korkunç bir bakış attığında suratımda istemsiz bir sırıtış meydana geldi. Ona bulaşmak tahmin ettiğimden daha eğlenceliydi. Depresif olmasındansa utangaç olmasını tercih ederdim. Ne yazık ki muzip yanım aciliyetle beni terk ettiğinde ciddiyet bünyemi hemen işgal etti ve ellerimi cebime soktum. Ayak parmaklarımın üstünde yükselerek gerindim.

"Her neyse, kahvaltıya inmemiz gerek. Bundan sonra her gün aynı saatte kahvaltıya inilecek."

Suratımı olabildiğince ciddi bir ifadeye soktuğum hâlde Neva, sanki bedeni büyüyüp ruhu küçük kalmış bir çocuk gibi alt dudağını sarkıttı. Hışımla bana doğru iki adım attı ama günlerdir aç olan bedeninin sinyal verdiğinden kuru bir dal parçası gibi sallanarak durdu. Gözlerimi birkaç saniye kapatıp iç çektim. Güçlü durmaya çalışarak elini bana doğru 'iyiyim' manasında salladı. Kendisini topladığında kurak toprak gibi çatlamış dudaklarını aralandı;

"Ya inmez-"

"İneceksin. Nokta."

Yemek yemeyerek bu dünyada daha az yer kaplamaya çalışıyor, fiziksel varlığını küçülterek aslında yokluğunu pekiştiriyordu. Görülmekten vazgeçmişti ya da öğrenilmiş bir çaresizlikti bu davranışı. Ama ardından hiç beklemediğim bir şey oldu; gülümsedi. Mini minnacık bir tebessüm desek daha yerinde olur... Hani şu övüldüğünde ne yapacağını, nereye saklanacağını bilemeyen çocuklar var ya... O biçim bir gülüştü.

"Komik bir şey mi söyledim küçük hanım?"

"Haa..." derin bir nefes alıp merdivenlerden inmeye başladığında hemen ardından ben de inmeye başladım.

"Diğer Neva olsaydı neler yapardı diye hayal edince aklıma komik bir düşünce geldi."

Kaşlarımı umursamaz bir şekilde kaldırdığımda alnımdaki çizgiler belirginleşmişti.

"Kafamda sopa falan kırmaya veya boş tehditler savurarak beni delirtmeye çalışırdı muhtemelen. Ne yapacağı pek de önemli değil. Senaryoyu değiştirebilir ama kitabın sonu hep aynı biter; kurallarıma uymak zorunda kalacak ve mutlu son!"

Merdivenleri duraklayarak inerken, mutfağa geldiğimizde kahvaltı değil de akşam yemeği yemek zorunda kalacağımızı düşünerek sabırsız bir şekilde nefes verdim. Çok yavaştı...çok...ya-vaaaşşş...

"Bu merdivenler neden bu kadar fazla."

O söylenirken ben yavaşlıktan baygınlık geçirmek üzere merdiven korkuluklarına yaslandım. Benim hayatımda durmak yoktu, hiçbir zaman olmamıştı. Yavaşlık tahammül edemeyeceğim bir şeydi. Diğer Neva'nın o kural tanımaz ama en azından akışta, durağanlıktan çok uzak tavırlarını neredeyse özleyecektim. Sanırım dingin sular beni boğar; ben ancak fırtınanın ortasında kendimi canlı hissederim. Ah! Neva hangi karakterinde olursa olsun zihnimdeki barut fıçısına kıvılcım çakmakta üstüne yoktu.

Fıçının patlamasını engellemeye çalışırken merdivenin bitiminde bir hareketlilik meydana geldi. Terli, kıyafetleri dağılmış, altı kaba adam 'huf'layarak hantal bir üçlü koltuğu taşımaya çalışıyorlardı. Merdivene geldiklerinde bellerini doğrultarak soluklandılar. Anladığım kadarıyla koltuğu üst kata taşımak için merdiveni kullanmaları gerekiyordu ve onların merdivene sığabilmesi için Neva ile benim hemen merdivenden inmemiz gerekiyordu.

"Asansörü neden kullanmadınız?" diye sordum. Kaçıncı yüzyıldaydık?

Terini kıyafete silip alaycı bir tonla konuşan kişi aralarından en gençleri ve en haddini bilmeyeni gibiydi.

"Allah Allah, biz bunu nasıl düşünemedik yav? Asansör bozulduğu için olabilir mi ağabey?"

Neva'yı merdivende bırakıp ikişer üçer merdivenlerden indim. Elimi genç ama cüretkâr çocuğun omzuna koyup sıktım.

"Sen ne komik çocuksun öyle, çok yorulmuş gibisin. Taşıyayım mı seni yukarıya? Kucağımda?"

Şimdi sıcaklamaktan değil, öfke-utanç karışımından yüzü kızarmıştı. Omzunu sertçe hareket ettirerek benden kurtulmaya çalışıyordu. Ama ben kene gibi onu tutmuş, bırakmıyordum.

"Ne o? Heyecanlandın mı delikanlı?"

"Bırak ağabey, tövbe estağfurullah!"

Merdivendeki Neva, solgunluğuna da bakmaksızın eliyle ağzını kapatmış gülümsemesini gizlemeye çalışıyordu. Elimi belime koyup;

"Ne diyorsunuz küçük hanım, akşama iner misiniz aşağıya?"

Laf dönüp dolaşıp ona geldiğinde hemen irkildi ve dudağının kenarını ısırıp merdivenden inmeye devam etti. Gözlerimi devirip tek bacağımı sabırsızca sallamaya başladım. Ben dâhil yedi çam yarması herif, Neva'nın titreyerek inmeye çalışmasını izlerken canım sıkıldı. Aralarından birisi ağzını açıp bir şey söylemeye heveslendi heveslenmesine lakin gözlerine öyle bir baktım ki adam aldığı nefesi vermeyi unuttu.

"Üç saniye" dedim hızla merdivenleri uçarcasına çıktığımda. Neva ağzını açamadan onu kucaklayıp merdivenleri süratle indim ve arkada bize aval aval bakan adamları geride bırakarak mutfağa girdim.
Mutfak masasındaki sandalyeyi tek ayağımla kendime doğru çektim. Neva'yı dikkatlice sandalyeye oturttuğumda mutfaktaki hizmetçiler korkunç bir şey görmüş gibi mutfağın bir köşesine sindiler.

"Yine yaptın, izin almadın" dedi mızmızlanarak. Başını eğdiğinde bukleleri yüzünü örtmüş, yine saklambaç oynamaya başlamıştı.

"Seni oradaki hırtoların mı taşımasını isterdin? Biraz daha sürseydi koltuk yerine seni taşımaya karar verecek gibilerdi."

Telefonumun saatine bakmaya alışık değildim ama kol saatimi duvara vurup kırmıştım. Birkaç hesaplama yaparak "Kahvaltını bitirip yarım saat içerisinde hazırlanırsan yetişebiliriz" dedim.

Dolu bir ağızla konuşmaya çalıştı, zorla yuttuğu lokmadan sonra "N-ne? Nereye yetişeceğiz?"

Kollarımı birbirine kenetledim ve dümdüz bir gülüşle ona baktım.

"Arkadaşlarınla buluşmaya, telefonunu kontrol etmedin mi?"

Gözleri kocaman büyüdü ve hızla ayağa kalktığında masadaki kahvaltılıklardan birkaçını devirdi. Hizmetçiler masaya koştururken Neva panik halindeydi.

"Arkadaşlarımla? Bir dakika kafayı mı yedireceksin bana? O-olmaz, buluşamam. Bu yanlış. Babam? BABAM! O duyarsa mahvolurum."

"Haberi var. Her şey hazır."

Tek elini alnına götürdü ve sandalyesine geri çöktü. Senelerdir yüz yüze görüşmediği, nadiren telefonla haberleştiği arkadaşlarıyla görüşme fikri onun elini ayağına dolaştırmıştı. Öfkeli miydi, korkuyor muydu, endişeli miydi? Anlaşılmıyordu. Sanırım hepsi birden mümkündü...

"Dur bir dakika...Sen mi planladın bütün bunları?"

Cevap vermeyerek umursamaz bir tavır takındım. Hayata küsmüş, kara yaslara bürünmüş Neva'yı arkadaşlarıyla görüştürmeyi ben planlamıştım evet. Kontrolden çıkarsa onu zapt edebileceğime dair Cemil Bey'e güvence vermiştim. Niye yapmıştım bunu? Resmen rus ruleti oynamıştım. Seneler süren bu saklambacın sonu gelmesi gerektiğini düşünüyordum. Yüzleşmediği sürece iyileşemeyecekti. Ve iyileşmezse ben başarısız sayılacaktım. Tüm mesele benim hayattaki her şeyi bir 'iddiadan ve başarılacak bir görevden' ibaret olarak görmem olduğunu düşünüyordum...Sanıyordum...Her ne haltsa işte! Neva ile geçmişim çok eskiydi...Hiçbir şeyden haberi olmadığından onu korkuttuğuma emindim. Şayet gözleri dolmuş, elleri ise tenini beyazlayacak kadar sıkılmıştı. Paniklediğinde, korktuğunda kontrolü diğer kişiliğine devrediyordu ki bu da planlarımın suya düşmesiydi. İş başa düştü;

"Neva. NEVA! Sakin, dur...İstemezsen iptal ederiz. Şu an sadece dur ve dinle."

Neva kendini tamamen kapatmadan ona ulaşmaya çalışmanın yapabileceğim en mantıklı hareket olacağına karar verdim. Kravatımı gevşettim ve ben de rahatlamaya çalıştım.

"Doktorla görüştüm ve arkadaşlarınla görüşmenin sana iyi geleceğini ve belki de gerçek kişiliğine ulaşmanı kolaylaştıracağını söyledi. Sonuçta bu rahatsızlıktan önceki seni, gerçek seni hatırlatacak şeyler yapmalısın. Cemil Bey'in razı olmadığını da söyledi doktor. Ama ben o konuyu hallettim. Biliyorsun, diğer Neva'yı zapt edebilen ilk korumayım. O yüzden kendime güveniyorum."

"A-ama, arkadaşlarım o yüzümü görürse? İşte o zaman her şey biter. Nadiren konuşsam bile..." Gözlerini sıkı sıkı kapattı. Sandalyede cenin pozisyonu alarak ağlamaya başladı. "Hastalığımı öğrenmelerini istemiyorum, sen kontrol altında tutsan dahi...Onları kaybetmeyi göze alamam."

Mutfaktaki hizmetçilerin gözlerine tek tek bakarak onları mutfaktan çıkmaları için yönlendirdim. Mutfaktaki tek ses Neva'nın ağlama sesi ve saatin tik tak sesleriydi. Kontrolü ele almak adına yakınına bir sandalye çekip oturdum.

"Neva, seneler öncesinde babana bunun için ısrar etmemiş miydin?"

"Evet, ama sen nereden biliyorsun ki! Yine günlüğümü mü okudun?"

Bana olan güveni gözlerimi yaşartıyordu ama bu güvensizliğini de anlayabiliyordum. Söyleyip söylememe konusunda bir ikilemde olsam da söyleyerek bir şey kaybetmeyeceğime karar verdim;

"Babanla arkadaşlarınla buluşma konusunu konuştuğunda ben de oradaydım."

Neva durgunlaştığında kafasını sarıp sarmaladığı kollarının arasından nihayet gün ışığına çıkartabilmişti. Göz yaşlarından tahriş olmuş yanakları dâhil gözleri de kızarmış bir şekilde bana meraklı bakışlar attı.

"N-nasıl yani? Sen ne zamandan beri burada çalışıyorsun ki?"

Gözlerimi yerdeki karolara diktim ve kafamın içinde hangardan farksız hesaplamaları durdurmaya çalışmadan devam ettim.

"12 yaşımdan beri sanırım...Yani 12 yaşındayken babanın yanında çalışmaya başladım. O zamandan beri de onu bir kuyruk gibi takip ettim."

Neva arkadaş buluşmasını unutmuş, akan burnunu çekerken bacaklarını sandalyeden sarkıtıp sandalyesini gıcırtıyla bana yaklaştırdı.

"Şu an kaç yaşındasın?"

'Senden altı yaş büyüğüm' diyecekken kendime engel oldum. Onun hakkında çok şey bildiğimi öğrenmesinin ona iyi hissettireceğini düşünmüyordum.

"Nüfusuna mı alacaksın beni? Bu kadar meraklı olmana gerek yok."

Masadan peçeteye uzandı ve yüzünü silip ayağa kalktı. Kalktığında sandalyede oturan benle aynı boyda olsa da sanki çok yüksekten bakıyormuş gibi gözlerini küskün bir tavırla bana yöneltti.

"Sana inanmıyorum. Babam neden bir çocuğu senelerce dibinden ayırmasın ki?!"

Sesi buram buram sitem kokuyordu. Babasının onu bir eşya gibi görürken başka bir çocuğu yakınında tutması, üzerine titremesi onu yaralayabilecek bir mevzuydu. Bu konuyu açtığıma o kadar pişman oldum ki, planlarımı resmen aptal bir hamleyle suya düşürmüştüm. Sandalyeden kalkıp Neva'ya bir saniye kadar bakmış bile sayılmadan ondan uzaklaştım.

"Sen bilirsin, konuyu kapatalım. Ben arkadaşlarına gelemeyeceğini haber edeceğim. Ama kahvaltını bitirmeden odana çıkma. Kontrol edeceğim."

Arkamı dönüp kaçar adımlarla uzaklaşmaya çalışırken Neva'nın eli bileğimi kavrayıp içimden küfretmeme sebep olacak şekilde beni durdurdu.

"Gitmek istiyorum...Ama..." Gözleri bir yavru kediden farksızdı, yine ağlamaklı moduna geçmişti. "...Korkuyorum."

Ne denirdi ki şimdi buna? Ben ne anlardım duygusal konuşmalardan. Kalbimin anatomik yerini bilmek dışında duygulardan yana pek tecrübem yoktu. Hayatı boyunca mantığıyla bir yerlere gelmiş, duygulara ihtiyaç duyacak pek de bir alan tanınmamıştı bana. Sahi duygular kalple mi hissediliyordu beyinle mi?

"Neva, ben seni korumaya geldim. Ama işin kötü tarafı bebek bakıcısıymışım gibi hissediyorum. Ben senin..."

Bileğimdeki elini yıldırım hızında çekerek birkaç adım geri attı. Sözümün bitmesini beklemeden cümlemi tamamladı.

"Annem ya da babam değilsin. Zaten olamazsın da. Haklısın en iyisi bu konuyu kapatalım."

Bir sis gibi yanımdan geçerken gerisinde bir hayal kırıklığı bıraktı. Elimle yüzümü 'ne yapıyorum ben' hissiyle kapattım. Korkuyorum demişti ve ben de ona bebek gibi davranma demiştim. Çünkü bana hep öyle denildi.

'Erkek adam ol, ağlama, şikâyet etme, üzülme, yıkılma...'

Bu cümleler ruhu susturmaktan öteye geçer miydi? Geçerdi elbet...Ruhu susturmakla kalmaz onu içten içe çürütür varlığından şüphe ettirirdi. Ruhu dinlemeyi unutan insan, kim olduğunu bilemez, kendi olamadan bir hayat sürüp bitirirdi. En yaşanmış sayılmayanından...

Kendimce planlar yapıp durdum, Neva'ya yaklaşabilmek için. Yüzü bu kadar öfkeyle kavrulurken gözlerinin nasıl bu kadar hüzün denizi olabileceğini hep merak ettim. Hepimizin yaraları vardı ve herkes yarasını sızlatacak kişilere çekilirdi.

Cemil Bey beni hep gözü önünde tuttu doğru. Neva'ya bu kadar yakın olmam gibi bir riski nasıl aldı bilmiyorum. Ya çok çaresiz kaldığından ya da bunca yılın tozlu raflarına kaldırılmış bir mesele güvencesiyle verilen bir frikikti bu.

Kahvaltı masası da benim gibi darmadağın duruyordu. Kahvaltı bile yaptıramamıştım. Diğer kan kusturan Neva'dan herkes fellik fellik kaçarken, zapt edemezken ben onu ilk günde kontrolüme almıştım. Ama herkesin ağzı var dili yok, nefes bile alıyor mu haberimiz yok dedikleri bu Neva'ya karşı hiçbir girişimim işe yaramıyordu. Koca bir yenilgi damgası alnıma vurulmuştu. Bu Neva'ya mantığımla değil kalbimle yaklaşmam gerekiyordu ama bilin bakalım ne eksik? Kalbim değil, o var...

Tüm bunları düşünüp zihnimin kırbacıyla kendimi cezalandırırken yukarıdan tanıdık bir gürültü geldi. Bir şeylerin kırılma sesi.

Sesin geldiği yöne doğru kendimi aciliyetle yönlendirirken koridordaki hizmetçilerin de beni aradığını fark ettim. Neva'nın odasının kapısına yaklaşmak istemez gibi bir vaziyetleri vardı. Kapıyı tıklatacakken (bana da bu medeniyeti öğrettin ya Neva helal olsun) kapıya fırlayıp paramparça olduğunu acıklı sesinden anladığım bir nesnenin çarpmasıyla irkildim. Ardından 'başlarım kapısına' diyerek gergin bir vücutla içeri girdim.

Az önce havasız ve karanlık olduğu için pencereyi açtığım oda darmadağın bir hâldeydi. Neva (baş belası olan yani 03) açık pencerenin hemen önünde öfkeyle beni bekliyor gibiydi. Buz gibi soğuk olan Ankara'nın ayazı mıydı yoksa Neva'nın bakışları mıydı ikileme düştüm.

"Rövanşa hazır mısın 17? Yoksa alçakça hile yaparak oynamayı sürdürecek misin?"

🕊🕊🕊

Bir sonraki bölümde harika bir yakınlaşma sahnesi görebilirsiniz. Takipte kalın🤭

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 35beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18