48. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 21.2🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime · Okuduğun bölüm
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Sayamayacağım kadar fazla gündür Neva konuşma orucu tutmuşçasına ağzını açmadı. Bazen yanında yokmuşum gibi davranıyordu. Bu durum senelerdir alışık olmam gereken bir şeyken şimdi ise yüreğime kızışmış bir metal damga gibi işliyordu. Yüreğim artık ona aitti ama o beni bir kenara kaldırmış, bir yabancıdan farksız hissediyordum...Yabancı değil miydim zaten? Ait olduğum kategoriye beni iade etmişti sadece.
Kendini tablolarına vermişti, bütün gün tabloların başında uyuklayana kadar hareket etmeden çiziyordu. Avrupa'daki güzel sanatlar fakültelerinden birini kazanmak için odaklanmıştı. Bana eskisi gibi bakmasa da ses de çıkarmayan Cemil Bey, Neva'nın kariyerine odaklanmasından oldukça memnundu.
Yemeklerini yiyordu, istediği için değil de benimle muhatap olmamak için. Söylediğim her sınıra uyuyor, hiçbir zorluk çıkarmıyordu ama...Ama bir kere yüzüme bakması için yanıp tutuştuğumu fark ettim. Bir kere yüzüme bak be kadın!
Bir de lise arkadaşlarıyla görüşmeye başladı. Şebnem, artık Ankara'da değildi ama diğer arkadaşlarıyla haftada bir gün olsa da buluşmalara katılmada ısrarcıydı. Sanki bensiz hayatı gayet yolunda olduğunu göstererek buluşmalarında arabada beklememi, soğuk ve mesafeli bir şekilde yüzüme bakmadan söylüyordu. İçeride ne yapıyor, şu an neye gülümsüyor ya da şaşırdığında alnında beliren o çizgiler yine ortaya çıkıyor mu merak ediyordum.
Psikiyatrisiyle olan seanslarını düzenlemiş, ilaçlarını da aksatmadan almaya devam etmişti. Uzun zamandır fazlarından hiçbirini geçirmiyordu. Bazen onu psikiyatristin odasından gözleri şişmiş ve kırmızı bir halde çıkarken görüyordum. O zamanlar ona sarılmak ve o psikiyatriste değil de bana anlatmasını, tüm yüklerini omzuma bırakmasını istiyordum. Yine de ben olmadan da hayatını düzene sokmuş gibiydi.
Görmezden gelmiştim hislerini. Senelerdir ailesinin ona hissettirdiklerinin bir benzerini hissettirmiştim belki de. Gözleri hüzünlü ama yüzü o kadar donuktu ki alıştığım Neva'dan çok uzaktı. O ya çok neşeli ya çok depresif...ya da öfkeden kabına sığmayan deli dolu kızdı. Şimdiyse sadece nefes alıp veren bir robotmuş da idareten Neva'nın yerine temin edilmiş gibi kapatmıştı dış dünyaya kendini. İşin kötü tarafı ise günler boyunca uğraştığı tabloları bir çırpıda çöpe atıyor, hiç durmadan yenisine başlıyordu.
Malikânede yapılan tadilatların uzun sürmesi ve yönlendirme gerekli olduğu bir günün ardından Neva'nın tablolarını yaptığı atölyeden içeriye, elimde meyve tabağı ile girdim. Gün batımı gözü tırmalamayan, teni ısıtan yumuşak bir şeftali tonunda odanın içinde ahenkle süzülüyordu. Neva bej rengi tekli şezlong koltuğuna kıvrılıp uyuyakalmıştı. Temkinli adımlarla ona yaklaşırken kalbim benden hiç izin almadan gümbürdemeye başladı. Yaşadığımız o son olaydan beridir ilk kez ona bu kadar yakındım ve yüzünü bu kadar detaylı inceleyebiliyordum. Üstünü mü örtsem yoksa uyandırsam mı diye düşünerek tek dizimin üstüne çöktüm. Son iki gündür sabahın ilk ışıklarından karanlık çökene kadar boş bir tuvalin önünde durup beklemişti. Kafayı yemeye başladığına emin olmama ramak kalmıştı ki bugün tuvali boyamaya başlamıştı. İki gün hareketsizce, boş tuvalin karşında oturup bugün neyi resmetmeye karar verdiğini merak ederek sağ tarafımdaki tablosuna doğru başımı çevirdim.
Göl... Annesiyle çocukken gittikleri ve yıllardır sınırına bile yaklaşmanın yasak olduğu o göl. Görüntü kulaklarımın çınlamasına, vücudumdan kanın çekilmesine sebep oldu. Kuruyan boğazımla geriye doğru sarsılıp kalçamın üstüne devrildim.
"Beni oraya götür."
Neva'nın sesi, gözlerimi tablodan kazırcasına tekrar bedenime getirdi. Bir saniyeliğine boşluğa bakıp soluma, tek gözü kapalı, uykulu bir halde bana bakan Neva'ya döndüm. O kadar uzun zamandır benimle konuşmuyordu ki az önceki arbededen beni yalnızca onun seslenişi çıkartabilirdi. Yerdeki sendelemiş halimi çözmeye çalışırcasına beni süzdü.
"Orayı özledim, beni göle götür."
Yerden destek alarak kalkmaya çalıştığımda omzuma elini koyarak beni tekrar yere sabitledi. Kaşlarını çatmış, huysuzluk edercesine dudaklarını çizgi haline getirmişti.
"Susmamı mı istersin?" sorusuyla omuzlarım aşağı indi. O kadar derin bir nefes aldım ki ciğerlerimi ağrıttı bu soluk... Başımı yere eğip gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Resmen beni tehdit ediyordu. Ve bundan rahatsız değildim. Ama Cemil Bey'e karşı bir yanlışlık canım kaldığını biliyordum. Neva'yı oraya götürmem ayağıma sıkmaktan farksızdı.
Omzumdaki elini aşağı indirirken ayağa kalktım. Bakarken bile canımı alacakmış gibi olan göl tablosuna titrek son bir bakış attım. Ellimi cebime soktum. Uzun zaman olmuştu. Tablosuyla bile böyleyken gerçeğini nasıl kaldıracağımı düşünmek istememiştim. Odadan çıkarken sesimin titremesine güç bela mâni oldum;
"Hazırlan."
Bölüm etkileşimi
