42. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 18.5🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
"KAHRETSİN!"
Yataktan resmen uçarak kalktığımda, neredeyse üstümden sıyrılan hırkaya ayağım takılarak düşüyordum. Dün Neva aşağı indiğinde ben de duşumu alıp yatağa uzanmıştım. Uyuya kalmışım. Sabah olmuş ve cam tavandan yansıyan güneş ışıkları odayı dehşet bir sıcaklığa boğmuştu bile. Saat kaçtı, Allah kahretsin telefonum nerede? Daha da önemlisi, Neva nerede?
Terli saçlarımı yüzümün önünden çekip yerdeki hırkaya baktım. Bu hırka Neva olmalıydı çünkü Neva kokuyordu...Kokusu burnumun ucunda ama kendisi ortalıkta yoktu. Telefonu aynalı komidinin üstünde bulup saate baktım; 10.38... Hayatımda hiç güne bu kadar geç başladığımı hatırlamıyordum. Uyumamıştım resmen sızmıştım. Telefonu ve bungalovun anahtarını alıp hızla aşağı, mutfağın olduğu kısma ayakkabılarımın arkasına basa basa indim.
Neva'nın bar taburesine benzer bir taburenin üstünde oturuyordu. İşletme sahibi genç kızla gülümseyerek sohbet edişini gördüğümde göğsüm uzun yol otobüsü gibi aşağı yavaşça sesli bir şekilde indi. Geldiğimi hemen fark edip taburesinde bana doğru döndü.
"Neredeydin sen? Niye beni uyandırmadın?" Sesim yeni yetme ergenler gibi çıkmıştı. Bu sesle hesap mı sorulur?
Neva hemen kıkırdadı. "Uyanmadın ki! Dürttüm dürttüm bana mısın demedin. Bir de neymiş efendim 'yanıma uzanırsan ceza keserimmiş'... Hadi be oradan!"
Çok fena batırmıştım. Yüzüm gerçekten ısınmaya başlamıştı. Bu mümkün olamazdı uykum gerçekten çok hafifti. Onu da geç, ya Neva'ya bir şey olsaydı ve ben bunu fark edemeseydim? Göğsüm sıkıştı. Bu duygu utanç, beceriksizlik, mide bulantısı ve çok daha fazlasının bir bütünüydü.
Suratımın hâlinden endişelenmiş olacak ki tabureden atlayarak yanıma geldi. Omzundan düşen geniş yakalı tişörtünü yukarı çekip gözlerimi yakalamaya çalıştı.
"Şaka yaptım Fatih, sakin ol. Seni uyandırmaya diye geldim ama gerçekten çok yorgun gözüküyordun. Bir kere de ben fedakârlık yapmak istedim. Ayten teyzelerden rica ettim, koltuklarında uyudum."
Ve üstümü de hırkası ile örtmüştü. Nasıl olsa beni uyandıracak diye yatağın üstüne gelişi güzel yatmıştım. Belki de kokusuydu beni bu kadar derin uyutan. Düşünme, odaklan! Çok istediği o bungalovda bir gece geçirmek yerine benim uyumama izin vermişti ve biz bu gece düğünden sonra tekrar yola çıkacaktık. Buna ne cevap verilirdi ki? Teşekkür mü edilirdi? Annem öldüğünden beri kimse üstümü örtmemişti benim. Hep üşüyerek uyanırdım.
Dudaklarımı araladım aralamasına lakin bir şey, bir ses çıkamadı. Ardından kemençe sesiyle tüm dikkatimiz dağıldı. Mutfaktaki televizyondan kemençe sesi açmışlardı ve merdivenlerden inen turistlerin şaşkın nidalarını duyunca Neva ile aramızdaki atmosfer bir anda dağıldı.
"Kahvaltı yapalım, seni bekledim kurt gibi açım." Dedi tekrar masaya doğru yönelerek. Ayten teyze ocakta buharı tüten mıhlamayı kaşıkla sündürerek turistlere şov yapıyordu. Kızı da ocak tarafı ile masaları birbirinden ayıran kapıyı açıp bizi selamladı.
"Kahvaltınızı odaya çıkartayım. Manzaraya bakarak kahvaltınızı yapın."
Baş başa kalmayı tasvip etmesem de Neva'nın bungalovda hiç vakit geçiremediğini düşündüğümde rahatsız ve suçlu hissettim. Başımla onaylayarak göz ucuyla Neva'yı yokladım. Tişörtünün eteklerini sündürüp önümden hızla geçti ve çocuksu bir neşeyle merdivenleri çıkmaya başladı.
Yüksek sesle horona eşlik eden turistlere son kez baktım. Ardından üçer beşer merdivenleri çıkarak bungalovun kapısının önünde bekleyen Neva'nın yanına geldim. Cebimdeki anahtarla kapıyı açtığımda içerisinin aydınlığı gözlerimi kamaştırdı. Odadaki süslemeler hala duruyordu. Dün geceki kadar romantik bir atmosfer olmasa da iç gıcıklayan bir enerji veriyordu.
Duvar boydan boya camdan olduğu için sanki panoramik bir görsel şölen sunuyordu bize. Kocaman yemyeşil dağların arasından fırtına deresi tüm hırçınlığı ile akıyordu. Uzaktaki çay fabrikasının dumanıyla birleşen gri bulutlar tam kartpostallıktı. Bu düşüncemle de yaşımın ne kadar fazla olduğunu ifşa etmiş oldum.
Pencerenin kumandasını alarak camı açtım, içeri giren nemli Karadeniz havasıyla Neva gözlerini kapattı ve cama iyice yaklaştı. Göğsümü neredeyse sırtına değecek kadar yakınlaştım. Rüzgarla beraber sabah hissettiğim koku burnuma tekrar taşındı. Ona bu kadar yakın olmam onu hiç etkilemiyor muydu bilmiyorum, gözlerini açmadı. Ben de hareket etmedim. Bir süre böyle kalarak aramızda gergin olmayan ama gittikçe yoğunlaşan enerjiyi diri tuttuk. Bir şey söyleme ihtiyacıyla vücudum geriliyordu.
"Ben...Teşekkür ederim Neva."
Gözleri aralandı, mavi gözlerine Karadeniz'in yeşilleri yansıyordu. Sürüklenip giden gri bulutlar...Yağmur taşıyordu sanki gözlerine. Nemlendiğini görebiliyordum.
"Asıl ben teşekkür ederim Fatih." Kapının açılmaması için dua ettim. Bu atmosferin bozulmaması için şu yazın ortasında kırmızı kar yağdırabilirdim Karadeniz'e. "Hep böyle arkamda durduğun için..." Sırtını göğsüme yasladığında vücudumun karıncalandığını hissettim.
Ondan uzak durmalıydım ama yapamıyordum. Ona karşı böyle yoğun hisler beslememeliydim ama hislerin içinde boğuluyordum. Ona dokunmamalı hatta bakmamalıydım, zihnimin köşesinde bir ihtimal olarak bile konaklamamalıydı. Neva ile ben pamuk şeker ile denizdim, bir nefes ile mumdum, dalga ile kumdaki izdik, rüzgâr ile karahindiba idik...Ben varsam o yok olurdu. Güneş ve ay gibi. Güneş ve ay sadece güneş tutulduğunda bir araya gelebilirdi; işte bizim de birlikte olma ihtimalimiz o kadar güç ve hayal etmesi imkânsızdı.
Her gün kokusuyla ve üşümeden uyanmak için geçmişi silmeyi ne kadar çok isterdim. Tüm o korkunç şeyler yaşanmasaydı bir ihtimalimiz olabilir miydi?
Bölüm etkileşimi
