55. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 24.2🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NEVA
Atölye uzaktan devasa bir kar küresine benziyordu. İçi bir sera gibi tropik bitkilerle özel olarak dekore edilmişti. Buraya böylesine nefret, hırs ve yıkıcı duygularla yürüyeceğim aklıma hiç gelmezdi. Çok güzel hayallerim vardı.
Elimde sıkı sıkıya tuttuğum kutuyu yüksek tempoda atan kalbimin sesi eşliğinde taşıyordum. Atölyenin önündeki nakliye aracını gördüm. Etrafındaki kalabalık beni fark edince kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar. Yanlarından geçerken fırtınamı bıraktım.
"Ben seslenene kadar içeriye kimse girmesin." Sesim net olsa da adımlarım sarsılmaya başlamıştı. Atölyenin kapısını açıp içeri kendimi atar atmaz atölye içerisinde çalışan birkaç elemanı fark ettim. Biraz ilerisinde ise arkası bana dönük elindeki tablete yoğunlaşmış Fatih'i görünce acıyla yutkundum. Sesim çatlayarak yükseldi.
"Herkes dışarı çıksın, derhal!"
Fatih sesimi duyar duymaz önce başını sonrasında da tüm vücudunu bana döndürdü. Bana doğru yürürken elindeki tableti mermer bir büstün üstüne bıraktı. Suratındaki ifade bir şeylerin yanlış gittiğini anladığını ele veriyordu. Çalışanlar tamamen dışarı çıktığında Fatih'e kızarmış ve mahvolmuş suratımla baktım. Fatih, elimdeki kutuyu gördüğünde ağzı telaşla açılırken gözleri hızla hareket ederek kaçacak yer arıyordu.
"Neva..."
Sol yanağına kuvvetli bir tokat attığımda geriye doğru sarsılarak bir adım geri gitti. Adem elması yavaşça inip kalktığında gözlerini sıkıca kapattı. Gözlerimden yaşlar ağzım yerine konuşmaya kararlı gibi şiddetle akmaya, yüreğimi daha da kavurmaya başlamıştı.
"Demek sakladığın şey- pardon sakladığın ŞEYLER bunlardı!"
Kaşlarını hüzünle birbirine yakınlaştırarak elini bana uzattı. Sevdiğim adam şu an gözlerimde bir canavardan farksız görünüyordu. En ufak bakışında kalbime heyecandan kuş kanadı açtıran o adam şimdi en şiddetli tayfunu bedenime yaşatıyordu. Bileğime dokunması, ona vurduğum elimin avcunu açıp incelemesi, aylar önce; 'bana vur ama elini incitme' dediği o zamanı hatırlattı. Boğazıma bir hıçkırığın daha düğümlenmesine sebep oldu.
"Öğrenmişsin... Bugünün geleceğini biliyordum."
Elimi elinden sertçe çekerek üstüne yürüdüm. "Demek hem hain..." Dudaklarımı ısırdım. "Hem de katilsin!"
Fatih'in gözleri ardına kadar dehşetle açıldı. Başını hızla sağa sola sallayarak "Hayır...Hayır!"
"Açıkla!" Elimdeki kutuyu açıp içindekileri yere döktüm. "On yedi yıldır babamı nasıl çökertmeyi planladığını açıkla! Annemi o balkondan aşağı atarken yaşadığın zevki anlatsana!"
Bu sefer kaşları çatılmıştı. Söylediklerime derince inip kalkan göğsüyle tepki verdi. "Ben yapmadım! Evet, ben...Önemli bilgileri sızdırdım ama asla bir katil olmadım!"
Açıklamaları içimdeki ateşi söndürmeye asla kâfi gelmiyordu, yüzsüzce casus olduğunu söylüyordu bir de.
"Babanın kardeşi olarak gördüğü bir adama, kimsen kalmadığında seni himayesi altına alan bir adama neden ihanet ettin Fatih?"
Fatih gömleğinin düğmesini açarak dişlerini sıktı. Hala gizlediği şeyler vardı. Sırtını bir heykele yaslayarak yere çöktü. Onun tam önünde diz çöküp gözlerinin içine baktım.
"Tehdit mi ettiler seni? O çete örgütü mü zorladı seni?" Gözlerini yere indirdiğinde öfkelenmeye başladım. Onu affedecek bir şeyler arıyordum ama içimi ferahlatacak hiçbir savunmada bulunmuyordu. "Konuşsana!" Sesim yankılandığında irkilerek gözlerini kapattı.
"Tehdit ettikleri için yapmadım."
Kalbim dart tahtasına dönmüş, sivri dart okları peşi sıra kalbimi tam on ikiden vuruyordu. Bu cümlesi bu ihaneti bile isteye yaptığını gösteriyordu. Annem, peki ya annem? Ben yapmadım demişti. Bir tek onu inkâr etmişti.
"Sana inanamıyorum Fatih, bile isteye..." Dudaklarım titredi. Ellerimle yüzümü avuçlayıp nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Yanıyordu, cayır cayır yanıyordu hem yüzüm hem bedenim.
"Ben de planlarının bir parçasıydım yani?" Dedim gözlerimde kan kırmızı bir nefretle. Dizlerimin üstünde yükselip ona vurmaya başladım. "Daha fazla ne kadar ileri gidecektin? Zevk aldın mı hislerimle oynarken? SÖYLESENE!"
Ona delicesine darbeler indirirken iki elimi de bileğinden tutup arkamda, belimin hemen üstünde birbirine çapraz bir şekilde kenetledi. Tek eliyle iki elimin bileğini sıkıca, sabit tutmaya çalışırken diğer eli, ensemden tutup beni göğsüne bastırıyordu.
"Sen tüm planlarımın alt üst edensin, Neva. Sen...Sen tek gerçeğimsin. Tüm bu yalanların içinde tek gerçeğimsin."
Sesim ve hıçkırıklarım Fatih'in göğsünde sönümlenip hiçliğe karışırken kendimi onun ellerinden kurtarmaya çalışıyordum. Sert bir omuz hamlesiyle onun dengesini bozduğumla heykelle beraber yere gürültüyle kapaklandı. Üstüne düşen resim malzemelerinden sıyrılıp acı çeken bir ifadeyle doğrulduğunda gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Yerden sivri uçlu metal bir mühreyi elime alıp zangır zangır titreyerek üstüne yürümeye başladım. Kalbim aynı anda tüm hücrelerime kaynar bir enerji depoluyordu. Gözlerim kararmaya, ekran bir gelip bir gitmeye başlamıştı. Cebimdeki üstü çarpı ile işaretlenmiş, nefretle kazınmış annemin fotoğraflarını çıkartıp ona gösterdim.
"Hangi insan tek gerçeğim dediği, sevdiğini iddia ettiği insanın anne babasına böylesine alçakça bir pusu kurar?!"
Elimdeki fotoğraflara baktığında yüzünün rengi tamamen attı. 'Hayır, hayır' dercesine başını sağa sola salladı. Ben üzerine doğru adım attıkça, yerde avuçlarından ve kalçasından destek alarak panikle geriye doğru süründü.
"Açıkla! Bu fotoğrafları açıkla! Ben yapmadım desene!"
Sığındığım tek limanın yanışını izliyordum. Şu an yüzüme, tenime değen hiçbir yağmur hiçbir okyanus söndüremez bu yangını. Yaşanmış tüm güzel anıların izin verdiği her hayali vaat, sünüyordu ruhumda. Kopmak üzere ama tutunuyordu ince birkaç iplik.
İhaneti kim sindirebilir? Hangisi daha çok acıtıyor söylesene? Yaşadığım her şeyin yalan olması mı? Yoksa yaşayabileceğim tüm şatafatlı ihtimallerin birer hayal kalması mı?
Bu yangın nasıl söner Allah'ım, cayır cayır yanıyor içim... Rüyadan bir kâbusa uyandım.
Keşke sorduğumda "evet yaptım" deseydi. Gözlerimin içine o kadar yıkılmış, pişman ve darmadağın bakıyordu ki... Yalvarıyordu gözleri. "Affet beni" diye... Keşke susup da dilenen gözlerle bakmak yerine "evet, yaptım, seni kandırdım" deseydi. Deseydi de içim rahat bir şekilde seni gömebilseydim maziye!
Ben en çok Fatih'e inanmak istedim. Söylesin! Bir yalan daha söylesin. Avutsun beni, kandırsın yeniden. Bu gerçekle nasıl yaşarım bilmiyorum...
Ruhumda yükselen yüksek gerilimle elimdeki sivri mühreyi ona doğru savurmaya başladım. Kontrolü kaybetmiş, kana susamıştım. Annemin canını nasıl aldıysa bin kat daha kötü almak istiyordum canını. Kaybolan hayallerimin intikamını bir bir onun bedeninden söküp çıkarmak istiyordum.
İlk hamle vücuduna saplandı çıktı; "Annem yaşamalıydı!" İkinci hamle sanırım bacağına isabet etmekten son anda sıyrıldı. "Ünlü bir ressam olduğumu görmeliydi!" Üçüncü hamle karnına saplandı, haykırışıyla beyaz gömleğin koyu kırmızı kanla dolmaya başladı. Gözlerimi kapattım, sertçe mühreyi çektiğimde kan yüzüme sıçradı.
"YAŞADIĞIM BÜTÜN KÖTÜ ŞEYLERİN, HASTALIĞIMIN, KAYBETTİĞİM YILLARIN SEBEBİ SENSİN!"
Son hamlenin nereye denk geldiğini göremedim ama Fatih'in çığlığıyla birlikte ben de yan tarafa savruldum. Yere yığıldığım an, kan içindeki ellerimi daha net gördüm. Fatih'in kanı ellerimdeydi. İşte o an, tuhaf bir uyuşma tüm bedenimi ele geçirdi. Atölyenin girişinden yükselen bağrışmaları ve koşuşturmacayı o kadar boğuk, o kadar derinden duyuyordum ki... Yüzüstü kapaklandığım yerden kafamı zar zor kaldırdığımda, Fatih'i iki büklüm bir hâlde atölyenin pencerelerinden birinden atlayıp kaçarken gördüm.
Birileri vücudumu tutup beni kendime getirmeye çalışıyordu. Bilincimi kaybetmeden son kez inleyerek feryat ettim.
"Yakalayın...Annemin katilini."
Bölüm etkileşimi
