21. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 12.2🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NEVA (02/Beyaz)
Yine yatakta tavanı izlediğim bir akşamın sessiz demlerindeydim. Kapı tıkırdadı. Aklıma ilk gelen kişinin Fatih olmasıyla kalbim hızlandı ama Fatih hiç bu saatte gelip rahatsız etmezdi. Hizmetçilerden rapor alırdı, gerçi yemek saati de yeni geçmişti hizmetçi de olamazdı. ‘Gir’ diye verdiğim ses duyulmamış olmalı ki kapı açılmadı. Tekrar seslendim ama yok… Homurdanarak yataktan çıktım, terliklerimin çıplak sesiyle kapıyı açtım.
Kapının hemen önünde bembeyaz bir çift paten duruyordu. Dudaklarım aralandı, hemen koridoru kontrol ettim ama sadece loş bir şekilde aydınlanmış bomboş koridorla bakıştık. Yere eğilip patenlerden birisinin üstünde bantla yapıştırılmış bir post itin olduğunu fark ettim. Üzerindeki yazının sahibi oldukça dağınık bir el yazısına sahipti. Eğimli ve okunması biraz da zordu;
“Sadece yıldızlar ve kar taneleri var, seni bekliyorlar…”
Bu ne demekti şimdi? Bu jesti Fatih'in yaptığını patenleri görür görmez anladım ama bu patenlerle ne yapacağımı bilememenin şaşkınlığı ile bir süre ayakta dikildim. Malikâne endişelendirici derecede sessizdi. Odama mı gitmeliydim, aşağı mı inmeliydim karar veremiyordum. Sonra üstüme kalın bir kaban geçirip aşağı inmeye karar verdim. Fatih’in atkısı bende kalmıştı, onu da gelişi güzel boynuma astım ve merdivenlerden aşağı elimde patenlerle usulca indim. Hiçbir personelle karşılaşmamış olmam Malikâneyi sanki periliymiş gibi hissettirip ürpermeme sebep olsa da çıkış kapısına ulaştığımda kalbim korkudan değil heyecandan çarpmaya başlamıştı.
Kapının ardında bu kadar güzel bir manzarayla karşılaşacağımı hiç düşünmememin verdiği hayretle dona kaldım;
Karanlık bahçemiz, sanki gökyüzünden yeryüzüne koca bir parça kopup düşmüş gibi ışıltılı, pürüzsüz bir buz pateni pistine dönüşmüştü. Etrafı çevreleyen devasa ağaçların dallarına dolanmış binlerce küçük sarı peri ışığı, yeryüzüne inmiş yıldızları taklit ediyor, pistin buz mavisi yüzeyinde yakamoz gibi parlıyordu. Havada gerçekten de usul usul süzülen tek tük kar taneleri vardı ve hepsi o ışıkların altında altın tozları gibi ışıldıyordu.
Bu masalsı aydınlığın hemen kıyısında, karanlığın başladığı yerde o duruyordu.
Fatih, ellerini siyah kabanının ceplerine sokmuş, o her zamanki dik, gizemli ve güçlü duruşuyla beni bekliyordu. Yaklaştıkça gözlerinin bende olduğunu fark ettim.
Ona doğru yürürken titreyen bacaklarımın beni taşıması için içten içe sessizce yalvardım. Patenleri göğsüme bastırıp tam karşısında dikildiğimde aramızdaki sessizlikte yoğun duygular asılıydı.
“Sergilerdeki o sanat çevrelerinin baskıcı tavırları senin üstünde ciddi bir stres yaratıyor, Neva,” dedi, gözlerimin içine bakmaktan kaçınarak. “Hastanede yaşadığın o fiziksel ve ruhsal çöküşün tekrarlamaması için vücudunun acilen toparlanıp endorfin salgılaması, fiziksel bir deşarj yaşaması gerekiyordu.”
Açıklamasıyla dudaklarımdan kısık bir kahkaha kaçtı. Bu kadar devasa, bu kadar muazzam ve ince düşünülmüş bir mucizeyi "endorfin", "stres yönetimi" ve "güvenlik" gibi kelimelerle açıklamaya çalışması o kadar tezat, o kadar Fatih'ti ki...
Beni kimse sevmezdi, evet... Ama bu adam, sadece ben biraz nefes alabileyim diye gökyüzünü bahçeye indirmişti. Harika şimdi de gözlerim dolmaya başlamıştı.
Fatih az ötedeki bankı işaret ederek beni oraya yönlendirdi. Banka gelip oturduğumda göğsüme sıkı sıkıya bastırdığım patenleri ellerimden alıp kara diz çöktü ve ayaklarıma giydirmeye başladı. Önüne düşen saçları yüzünü gizliyordu. O sanki çok sıradan bir durummuş gibi patenleri ayaklarıma göre ayarlamaya çalışırken ben ağzından çıkan sıcak buharın tenime dokunuşunun oluşturduğu iç gıcıklayıcı hisse odaklandım.
Geri çekilip ayak bileklerimi sıkıca saran patenlere baktı. Ve ardından kendi dizine hafifçe vurarak ayağa kalktı. Kendisi de patenlerini giyip hazır olduğunda başıyla pisti işaret etti. Ben hareket etmeyince;
“Gelmeyecek misin? İki gündür bu pist için kaç ekip çalıştı haberin var mı?”
Yüzümü atkıya gizleyerek sessizce konuştum. “Ben…Paten kaymasını bilmiyorum ki.”
Yüz ifadesi fark edilir derecede yumuşamıştı. Tekrar bana yaklaştı ve elindeki eldivenleri çıkarttı. “Sorun değil, ben de pek iyi sayılmam ama en azından başlangıç seviyesinde kayabilmene yardımcı olabilirim.” Ardından elini bana uzattı. “Öncelikle elini koruyalım.” Diyerek benim ellerimin neredeyse iki katı olan eldivenlerini bana uzattı.
“Düşersem ellerim zarar görmesin diye mi?” Diye sordum eldivenlere parmaklarımı yerleştirmeye çalışırken.
“Düşmene izin vermeyeceğim.” Sesi o kadar net ve kendinden emindi ki hayranlıkla ona baktığımı fark edip boğazımı temizledim. “Neden o zaman? Eldiven giymekten hoşlanmıyorum.”
Yamuk ve fazlasıyla bol olan eldivenli ellerimi iki eliyle sıkıca tuttuğunda nefesimi tuttum. ‘N’oluyor n’oluyor!’ diye bağırmak istiyordum.
“Ellerini dengede kalmayı öğrenene kadar tutmam gerek ve…Hava çok soğuk.”
Buza ayağımı koyar koymaz geriye doğru devrilecekken Fatih’in kolumu sıkı tutmasından faydalanarak dengemi sağlayabildim. Gözlerim kocaman açılmıştı.
“Ayaklarını sürüme, ‘V’ şeklinde ve dizlerini hafifçe kır…Evet harika. Şimdi ufak adımlar at. Bir iki, bir iki…”
Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi korkarak adım atıyordum ama Fatih’in varlığı bana güven veriyordu. Bir süre o önümde beni tutarken ilerledim sonra tek elimi bıraktı ve hemen dengemi kaybedecek gibi olsam da toparladım.
“Düşmene izin vermem dedim, kendine güven. Yapabilirsin.”
Düşündüğümden çok daha zordu ve tüm vücudum dengede kalabilmek adına taş kesilmiş gibiydi. Bunun rahatlatıcı olması gerekmez miydi? Dinlenmek için durduğumda sırtımdan akan teri hissedebildim. Benim için çok uğraşmıştı, o yüzden hayır diyemedim lakin buz pateni pek de benim yapabileceğim bir şey değildi.
“Dinlenelim mi? Acı çekiyor gibi gözüküyorsun.” Gözleri analiz edercesine yüzümü hızla tarıyordu. Zor bela bir tebessüm oluşturmaya çalıştım ama gerçekten bacaklarım isyan ediyordu.
“Üzgünüm, seni hayal kırıklığına uğrattım.” Diyerek başımı aşağı eğdim. Tek eliyle çenemi tutup kaldırdı, buz mavisi gözlerinde kendi yansımamı gördüm; bir zavallı gibi.
“Hayır, aksine denemiş olman bile büyük bir zafer benim için.”
Gözlerini kaçırdığında ilk kez sevimli bir ifadenin yeşerdiğini gördüm. “Performans kaygısı yaşamana sebep olduysam ben özür dilerim. Amacım gevşemendi, kendini başarmaya zorlayarak kasman değil.”
Kolunu arkamdan geçirerek beni sardı, yavaşça döndürerek pistin dışına doğru sürüklemeye başladı. Ayağım yumuşak karla temas ettiğinde rahat bir nefes verdim. Banka tekrar penguen adımlarıyla yürüyüp oturdum. Bu sefer patenleri çıkarmak için eğildim, ağzımla elimdeki eldivenleri çıkarıp kucağıma koydum. Fatih’in bakışlarını hissediyordum ama onunla göz göze gelmekten alıkoyuyordum kendimi.
“Sanırım diğer kızlar çok şaşıracaklar…” dedim 01 ve 03’ü kastederek. “Çünkü ilk kez günlüğüme olumlu ve hatırlanmaya değer bir anı yazabileceğim.”
Yanıma gelip yaşlı bir amca gibi ses çıkartarak banka oturdu. “Bu iyi bir şey öyle değil mi?”
Gözlerimden yaşlar kontrolsüzce akmaya başladı. Başımı kucağımdaki eldivenlere doğru eğdiğimden Fatih’in eldivenleri ıslanıyordu. Yüzüme sağanak şiddetiyle inen yaşlar, derimi yakıyor adeta dağlıyordu.
“Korkuyorum.” Yine hayatımdaki en baskın duygu ortaya hortlamıştı. Neva (01) ne kadar bastırdıysa bu duyguyu, en sonunda gömdüğü o korku nefes alan bir insana, bana dönüşmüştü.
“Mutlu olursam ve…Kaybolursam? Ben sadece depresifken buradayım. Neden mutluluğu hep 01 yaşamak zorunda?”
Fatih titreyen omuzlarıma kendi kabanını sardı. Bu soğukta tek bir kazakla kalacak kadar delirmiş olmalı. Başımı kaldırıp ona dağılmış bir ifadeyle baktım.
“Az önce mutlu olmadın mı, pisti gördüğünde ve kaymayı denediğinde?”
Elimin tersiyle gözlerimi hızlıca sildim. “Mutluydum, yanlış anlama çok teşekkür-“
“Demek ki mutlu olmak sana yasak değil. Kendini buna inandıran, mahkûm eden sensin, Neva.”
Aramızda o kadar uzun bir sessizlik geçti ki gözyaşlarımın yüzümde kuruduğunu bile hissettim.
“Mutlu oldum, kardeş olmadığımıza.” Dedim iki dilim ile dişim arasında. Sanki sarhoş olmuştum ve beynim uyuşmuştu, ağzımdan çıkanları kontrol edemiyordum. Fatih’in yüz ifadesi sarsılır gibi olduğunda hemen toparladım kendimi.
“Üşüyeceksin, içeri dönelim…” Dedim hemen ayağa kalkarak ve benden beklenmeyecek kadar hızlı adımlarla uzaklaştım. Bir saniyeliğine arkamı dönüp göz ucuyla Fatih’e baktığımda dudaklarının hafifçe kıvrıldığını görmüştüm. Ve emin değilim ama sanırım dudaklarından bir kelime dökülmüştü;
“Ben de…”
Bölüm etkileşimi
