34. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 16.2🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Burada birbirimizi sadece meydan okurken görmüyorduk. Antrenmanlar dışında vakfa gelen çocuklarla da ilgileniyorduk. Bu beni çok eski günlere götürdü. O zamanlar hayat daha renkliydi, bizlere yardım eden büyük ağabeylere bakıp gıpta ederdim. Bir gün onlar gibi olmak isterdim ve o gün geldiğinde ise hayatım çoktan karanlık dehlizlerin içinde yitip gitmişti. Çocukken verdiğim sözü unutmuştum. Unutulan bir sözü gerçekleştirmenin verdiği tamamlanma hissinin göğsümdeki boşluğa ne kadar iyi geldiğini anlatamam.
Birkaç gün önce Neva'ya söylediğim koca yalanı hatırlayınca suratım ekşidi. Elimdeki topu, hevesle atmamı bekleyen ufaklığa uzatıp tebessüm ettim. Cemil Bey bir hafta bile izin vermemişti. Sesi kulağımdan gitmiyordu;
"Sizi bulacağım ve o zaman ölümlerden ölüm beğen Fatih!"
Neva'nın bir an önce 01 olan kişiliğine geçmesini sağlamam gerekiyordu. Ve malikâneye dönüşte tüm sorumlulukları üzerime almam gerekecekti. Belki de yolun sonuna gelmiştim. Tüm bunları düşünürken Neva'nın boks eldivenlerini omzuma vurduğunu fark etmem biraz zaman aldı.
"Ohoo! On yediye bak hele! İyice saldın kendini."
Saati kontrol etmek için kolumu kaldırdım. Evet, antrenman zamanımız gelmişti. Bahçedeki çocukları vakfa sokmak için seslenirken göz ucuyla Neva'yı kontrol ettim. Çocuklardan birkaçı ile şakalaşıp gülüştüğünü görünce sanki zaman yavaşladı ve ortamdaki her ses boğuklaştı. Birkaç günde çok değişmişti. Aslında dışarıya çıkmak konusunda beni tehdit edebilirdi ama hiç etmemişti. İki gün sonra ona başka bir yalan mı söylemeliydim bilmiyorum. 03 bu haliyle malikâneye gitmeyi kabul eder miydi? Tekrar şansımı denemekten başka bir seçeneğim yoktu.
Herkesle beraber içeri girdiğimizde üşüyen ellerimi ovuşturdum. Neva'nın yüzü resmen parlıyordu. Geceleri onu kontrol etmeye gittiğimde-ki bu rutinim haline gelmişti-yüzünün dolunaydan bir parça olduğunu düşünmeden edemiyordum. Sadece yüzüne bakarak yönümü bulabilirdim ve yine sadece yüzüne bakarak en tanıdık sokaklarda bile kaybolabilirdim.
Buraya geleli beş gün olmasına rağmen hiç öfke krizine girmemişti, Tuğrul amca ile her gün benim bile anlamadığım şakalar yaparak gülme krizlerine giriyorlardı. Buna alınmamış gibi yapsam da sanırım biraz alınmıştım. Tahtımdan indirilmiş gibi hissediyordum.
"Senden yetenekli bu kız ha!" Tuğrul amca böyle dediği günden beri Neva'nın havasından geçilmiyordu.
Antrenman sahasındaki üç-beş çocuğu da yolladıktan sonra Neva ile baş başa kalabilmiştik. Antrenmandan önce mi yoksa sonra mı konuşmalıydım tam emin değildim ama içimdeki bu derdi söküp atmak istiyordum. Hemen konuya girmek istedim. Bendeki bu aceleyi fark eder etmez Neva'nın suratındaki yumuşaklık silindi.
"İki gün sonra malikâneye dönmemiz gerekecek..." Derin bir nefes verdim. Boks eldivenlerini ellerime geçirmeden iplerini sündürüp duruyordum. Neredeyse nefesimi tutarak tepkisini bekledim. O kadar uzun süre sessiz kaldı ki bağırıp ortalığı yıksa daha az endişelenirdim. Gösterdiği ilk tepkinin gözlerinde ince bir çizgi halinde beliren göz yaşı olduğunu gördüm. Elimdeki eldivenlerin yere düştüğünü ancak çıkardıkları sesi duyunca fark edebildim.
Dudakları titriyordu, başını iki yana sallayarak geri adım attı. "Biliyordum, beni oyuna getirdiğini!"
Kaçmasından korkarak kapı ile aramızdaki mesafeyi hızla ölçtüm. Ona sakin olmasını söylemeye hazırlanıyordum ama kendi bedenim alarma geçmişti.
"Kandırmadım."
"Kandırdın! Tüm bunlar..." Gözlerinden yaşlar ardı arkasına sicim gibi iniyordu yüzüne. "Öfkelenemiyorum bile. Bu yaşadığım ne bilmiyorum."
Doğru söylüyordu, 03 normalde ağlamak yerine karşısındaki kişinin birden fazla kemiğini kırmayı tercih ederdi. Şu an ise karşımda ne asi-öfkeli ne de depresif-kırılgan Neva vardı. Sanki ikisi birlikte bambaşka birisini oluşturmuş gibiydi.
Derken, Neva arkasına dönüp koşmaya başladı. Bunu beklediğim için vakit kaybetmeden peşine düştüm ama o yol üzerindeki ayakkabıların dizildiği rafı tam önüme devirdi ve tepemden aşağı düşen ayakkabılar ile geriye doğru sıyrılmayı son anda başarabildim. İçimden bir küfür savurarak rafı kaldırmaya çalıştım, Neva merdivenleri üçer beşer çıkıyordu.
Nihayet önümdeki engelden kurtulup onun izini kaybettirdiği yere doğru yöneldiğimde Gülsüm'ün bağırışını duydum. O an ensemdeki tüyler bile ürpermişti.
"Neva abla! Yapma!"
Ses çatı katından geliyordu, korktuğum senaryolar gözümde bir bir canlanırken soluk soluğa çatıya çıkmayı başardım. Kışın soğuk havası daralan ciğerlerime bir kürdan gibi batarken kendimi ayaza teslim ettim.
Neva kendini o kadar tehlikeli bir pozisyonda çatının kenarında tutuyordu ki başım döndü. Gülsüm ise yere kapaklanarak gözlerini kapatmıştı. Çok yüksek bir bina değildi ama...Hayır o ihtimali düşünmek istemiyorum.
"Neva, sakın!" Sesim boğazımı yırtarak dışarı çıktığında ulaşmasını istediğim şey Neva'nın kulakları değil zihniydi...Belki de kalbi.
Yüzü öfke ve hayal kırıklığı ile yoğrulmuş, alt dudağını titrememesi için sertçe ısırmıştı. Biraz daha yaklaştı kenara... O an can vereceğimi sandım.
"TAMAM! MALİKÂNEYE GİTMEYECEKSİN! İN AŞAĞI!"
Durakladı, yüzünde bir gülümseme belirdi ama bu tatmin olma ifadesinden çok uzaktı. Daha çok zavallı bir insanın, yalanlarına inanmayan birisinin ifadesiydi.
"Eninde sonunda oraya döneceğim, on yedi...Dediğin gibi, başka bir seçeneğim yok değil mi? O cehennemin kadrolu kütüğüyüm ben. Sen de başımdaki zebanisin. Ama mesele o değil...Anlamadın mı?"
Sesinin birkaç ton yumuşamasıyla ben de ona usulca yaklaşmaya başladım.
"Mesele nedir Neva, anlat. Sadece konuşabiliriz, in aşağı."
Benim yaklaşmamı sinsice bularak eliyle 'sakın' dercesine yüzüne tekrar o gözünü karartmış ifadeyi takındı. Duyguları arasında çok hızlı geçiş yapıyordu. Buna o da ayak uyduramıyordu. Bünyesi duyguların karmaşasını kaldıramıyor gibiydi. Bir an ortalığı yakıp kavuracak kadar öfkeli bir an ise üflesek dağılacak kadar kırılgan duruyordu.
"Ben...Yok oluyorum! 03 yok oluyor! Öfke, nefret...Bunları benden alırsanız bana ne olacak? Eskiden her şeyi düşünmeden yakıp yıkabilirken şimdi birisine zarar vermek istemiyorum. Bu bedenin kontrolü bende olmalı! Anladın mı?"
Şimdi taşlar yerine oturmuştu. 03 hakimiyeti kaybetmekten korkuyordu. Sadece öfkeliyken ve içinde vahşi dürtüler meydana çıktığında bedeni ele geçirebiliyordu. Onu bu bedenden sonsuza dek uzaklaştıracağımızı düşünüyor olmalıydı. Bana o gün de dediği gibi, 03 istenmeyen parçaydı...
"Herkes yangını güçlü bir şey sanır, Neva. Ama ateş acizdir. Yanmak için bir şeye muhtaçtır; bir oduna, bir kâğıda, birine... Bir şeyi yakıp kül ettiğinde, ateş de biter. Kül olan şey artık acı çekmez ama onu yakan ateş kendi sonunu hazırlamış olur."
Sözlerimi dinlerken içini çekerek ağlıyordu. Ona hissettirmeden tam karşısına, bir kol mesafesine gelebilmiştim. Onu tutabilir miydim?
"Şu an kimseyi cezalandırmıyorsun, sadece kendini tüketiyorsun. Şu an karşımda dev bir yangın yok, sadece sönmemek için çırpınan küçük bir köz görüyorum..."
Neva sarsıldı, küçük bir çocuk gibi omuzları düştüğünde refleksle ona uzandım. İki kolumu yukarı, ona doğru uzattım. "Gel buraya."
Gözlerindeki birkaç damla yaş benim kıyafetlerimi ıslatıyordu ama gözlerimi kırpmadan ve duruşumu bozmadan devam ettim. "Şu an eski 03 değilsin ama hala buradasın...Değil mi?"
Gözlerindeki ifade değişti, ışık çemberini anımsatacak şekilde göz yaşları parladı. Farkındalıkla yüzü gevşedi. Başını yavaşça olumlu anlamda salladığında gülümsedim.
"Gel buraya küçük kasırga, beni antrenmanlarda yenmeden ölemezsin."
Kaşları alnını kırıştıracak kadar havalandı. Karmakarışık duygularla boğuşuyordu. "Yani sonsuza dek yaşaman gerekecek." Diyerek çapraz bir gülümsemeyle ona takıldım.
Aniden yüksekteki bedenini kollarıma bıraktı ve onu sıkıca kavradım. Kıvırcık saçları yüzümü kaplarken kollarını boynuma sardı.
"İşte bu...Seni yakaladım..."
Onu yere indirsem de ne o kollarını gevşetti ne de ben sırtındaki ellerimi ondan uzaklaştırabildim. Bir süre böyle kaldıktan sonra sarıldığı yerden yüzünü göremesem de yorgun ve alçak bir tonda konuştu.
"Kedili tişörtü de çok sevdim, Fatih..."
Sonrasında vücudu gevşeyip yer çekimine yenik düştüğünde gözlerim sonuna kadar açıldı. Yere düşürmeden ama yere oturmasını sağlayarak kontrol ettim. Uyumuştu. Ya da şu an fazlarından birini atlatıyordu.
Fatih demişti...03 ilk kez ismimle seslenmişti...
Bölüm etkileşimi
