22. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 13.1🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kendini bulmak, başkalarının seninle ilgili ne düşündüklerinden kurtulmaktır."
***
NEVA (02/Beyaz)
Sabah uyandığımda kaslarım zonklayarak bana günaydın demişlerdi. Bacaklarım birkaç gün boyunca dünü hatırlatacak sızılar armağan etmişti. Hoş, unutabilirmişim gibi... İlk kez bedenimin ağrısını hissetmek ruhumu gülümsetti... Bu acı beni yaralayan bir acıdan oldukça uzaktı. Gülümsedim. Sanırım laneti kırmıştım.
Depresif hissetmeden uyanmıştım ve hala 02'ydim. Bu durum beni dehşete sokuyordu. Acaba mutlu olarak bu bedene sığınabilir miydim? Diğerleri bundan pek memnun olmaz gibi...Özellikle 01, en son o kadar uzun süre bedende kaldı ki tekrar bedenine döndüğünü ve bizi kapı dışarı ettiğine inanmaya başlamıştım.
Üstümü değiştirip (buna enerji bulabilmiştim) merdivenlerden bir gölge gibi süzüldüm. Mutfağa tam girecekken bir eli omzumda hissettim, ürperip başımı çevirdiğimde odama hep kahvaltı getiren o kızı görünce şaşırdım. Ama o benden daha çok şaşırmış gibiydi. Gözleri ve ağzı o kadar açıktı ki küçük dilini görebiliyordum. Çocuksu bir sevinçle elimi tuttu ve kendi sıcak göğsüne ellerimi bastırdı.
"Küçük Hanım! Siz! Siz! Kahvaltıya inmişsiniz! Durun yine mi değiştiniz?"
Son cümlesiyle suratı biraz asıldı, omzu çöktü. Ellerimi hevessizlikle gevşeyen ellerinden kurtarıp kendime çektim. Hafif çekingen bir şekilde başımı yana eğdim.
"Hayır, ben hala depresif olan Neva'yım."
Malikânedekiler bana depresif Neva, 01'e Neva Hanım, 03'e ise "Cellat" diyorlardı. Bu kızcağız kapımdan kaç defa geri döndü hatırlamıyorum. Aslında içeri girmesini isterdim ama kimse kapımı çalsa da içeri girmeye cesaret etmedi. İlk cesaret eden Fatih'ti... Onun hayatımı değiştirmeye başladığını fark etmeye başlamıştım. Benim değişmem yok olmam mı demekti? Korkuya ve hüzne sıkı sıkı sarılmamın sebebi yok olmaktan korkmamdı kuvvetle muhtemel. Onların yokluğu benim de yokluğumdu. Böylece her daim demirbaş olarak o iki duyguya yer verdim. Onlar benim var olma sebebimdi.
Kızcağız tekrar heyecanlanarak canlandı, neler söylediğini hatırlamıyorum çünkü arkasında ana hole giren Fatih'i gördüm. Beni fark etmemiş hâliyle sakince şapkasını, montunu çıkartıyor, yavaşça silkeliyor, başını eğiyor, gözlerini kısıyordu...Montunda bir terslik var gibi gözlemliyor, nihayetinde bir şey olmadığını kanaat edip yüz ifadesi yumuşuyordu. Yanına gelen hizmetçiye elindekileri nazikçe teslim etti. Tüm bunlar üç saniyede gerçekleşti ama ağır çekime alınmış ve ben her şeyi üçüncü bir gözden görürcesine yüksekten izliyordum olan biteni.
Kış güneşinin beyaz tenine hassas dokunuşu... Harikaydı. Soğuktan nasibini almış pembe burnu hafifçe kıpırdarken ben nerede olduğumu unuttum. Gülümsedi mi? Kime!
Sesler tekrar kulağıma duyulur hale geldiğinde yüksekten bedenime ışık hızında geçiş yaptım. O an tebessüm ettiği kişinin ben olduğunu fark ettim. Gözleri net bir şekilde benim üzerimde. Kaçırmıyordu ya da ısrar etmiyordu. Pes eden bendim. Başımı hemen önümdeki neşeyle bir şeyler anlatmaya çalışan ama hiç dinleyemediğim o kıza çevirdim.
"Hanımım, rafadan mı istersiniz yoksa kayısı mı?"
Fatih'in yaklaşan gölgesini görmezden gelmeye çalışarak "Ra-rafadan olsun."
Kızcağız bir çocuk gibi neşeyle seke seke kollarını sıvayarak tezgâha yaklaştı. Neden bu kadar sevinmişti ki? Sanırım yukarıya taşıdığı tepsi çok ağır oluyordu. Onu büyük bir yükten kurtarmış olmalıydım.
Fatih alt dudağını hafifçe ısırıp gülümsedi. Allah'ım ben neden hiç fark etmediğim detayları fark ediyorum? Bu çok can sıkıcı...
"Yataktan kalkabilmişsin, üstünü bile değiştirebilmişsin."
Gözlerimi dudaklarından uzak tutmaya aşırı çaba harcayarak konuştum. Kalbi cennete çakılasıca. Gülümserken o kadar farklı bir insan oluyordu ki!
"Evet...Komik mi olmuşum?"
Kısık pürüzlü bir kahkaha attı, bu kadarını kaldıramayacağım, sürekli el yükseltiyor.
"Hayır, komik olmamışsın. Yüzünü yıkamaya enerjin kalmamış sanırım."
Diyerek kendi gözünde çapağı silme işareti yaptığında yerin dibine girdim. Normalde asla önemsemez, kişisel bakımımı dert edebilecek bir ruh halinde olmazdım. Nedendir bilmiyorum inanılmaz utanç hissetmiştim. Onu hemen geçerek lavaboya doğru yürümeye başladım. Üstümdeki hırkama sıkıca sarıldım.
"Yeni kalktım, lavaboya gidecektim." Neden açıklama yapıyorum ki! Suratım düşmüştü. Avcuma nefesimi üfleyerek kokladım. Kokuyor muydum acaba? Aaa! Aman be!
Lavabodan sonra mutfağa geri döndüğümde Fatih'i göremedim. Sadece tek kişi için fazlasıyla abartılı kahvaltı masasına dikkatlice oturdum. Kendimi camlarla dolu bir dükkandaki fil gibi hissediyordum. Bunların hangi birini yiyebilirim diye düşündüm ve sadece altıncı çeşitte iştahımın kapandığını hissettim. Her zamankinden daha iyi hissediyor olabilirdim ama hala kendimi yorgun hissettiğim gerçeğini değiştirmiyordu.
"Fatih Bey, 1 saate kadar hazır olmanızı istedi. Sergi gezileri için."
Çayımı dolduran görevli başka bir kadına baktım, çok suratsız bir kadındı. Enerjim giderek düşüyordu sanki. Hem Fatih de benim yanımda durmak istiyor mu istemiyor mu anlayamıyordum.
Bölüm etkileşimi
