12. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 6.3🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Güvenlik sınırına yaklaşırken halâ koşuyordum. Güvenlik görevlileri beni gördüğünde kısa bir baş selamı vererek güvenlik kapısını ağırca açtılar. Yeterince açılmasını beklemeden ufak bir aralığa bedenimi sığdırmaya, Safir'in sınırları dışına kendimi bir nefes gibi salmaya çalıştım. Önümdeki devasa ağaçlar, o kadar sık bir şekilde konumlanmıştı ki...Bir labirente giriyormuşsun da çıkışı yokmuş izlenimi veriyordu. Eskiden burası benim kaçamağım, belki gözyaşlarım, öfkem, yalnızlığımdı. Karış karış gezdiğim, taşını toprağını ezberlediğim yerdi... Şimdi ise sanki eski bir dostu gelmiş gibi beni derinliğine çağırıyordu.
Korku duygusu bir anda göğsüme dalga dalga yayıldı, bu his bugüne ait değildi biliyorum. Çok geçmişten bugüne taşıdığım, üstü örtülmüş bir duyguydu. Kalbim kafese kapatılmış bir kuş gibi çırpınırken ormana giriş yaptım. Şimdi ara da bul Neva'yı!
Seslere dikkat etmeye çalıştım, onu en hızlı dinleyerek bulabilirdim. Kuşların ötüşleri müsaade ederse adım seslerini duyabilirdim. Ağaçlarda utangaç bir şekilde saklanan sincaplar, yuvalarına sahip çıkan ağaçkakanlar... Hepsi bu yapay ormanı gerçek gibi hissettiriyordu. Ağaç kütüklerinin üstünden zıplarken bir kahkaha işittim. Başımla beraber bedenimi sesin geldiği yöne döndürdüm. Arka planda bir kurmalı müzik aleti çalıyor gibi ormanın görüntüsü bir anda eski zamanlara benzer grenli bir yapı aldı. Eski filmli fotoğraf makinelerinden çıkma...
Kurumuş ağaçların arasında parıl parlayan sarı saçlar bir bayrak kıvraklığında dalgalandığında hiç düşünmeden ve önümdeki engelleri duraklamadan aşmaya başladım. Sırtımın acısını unutmuş gibiydim. Acaba beni fark etmiş miydi? Yoksa beni oyununa mı çekiyordu? 'Tuzak olabilir' diyerek kendimi tetikte, her olasılığa hem zihnen hem bedenen hazırlamaya çalıştım. Sonbaharın sonu ve yağan yağmurlar sebebiyle ıslak, çamurumsu bir kıvama gelmiş yapraklar her adımımda cıvık seslerle karşılık veriyordu.
Neva...İşte az ileride ormanın içinde iki kolu yana açık koşuyor, attığı kahkaHalâr tüylerimi ürpertiyordu. Bir şeyler yanlış gibi hissederken beni fark etmiş olmamasına imkân vermiyordum. Çünkü aramızda mesafe çok olsa da deli gibi koşuyor, oradan oraya zıplıyor ve bir sürü ses çıkartıyordum. Buna rağmen o bana bir kere bile dönüp bakmadan koşmaya ve kahkaha atmaya devam ediyordu.
Ağaçlar seyrekleşmeye başlamıştı ve önümüzde tahtadan bir kulübe belirdiğinde adımlarım istemsiz takılmaya başladı. Bunun...burada ne işi var? Ne zaman yapılmıştı? O kadar derme çatmaydı ki, yıkıldı yıkılacak bir havası vardı. Ardından kulübenin varlığından daha çok şaşırtan bir olay yaşandı; Neva teker teker kıyafetlerini çıkarıyor, nidalar atarak kafasından sündürüp ormana atıyor, hız kesmeden koşmaya devam ediyordu...
"DUR!" diye bağırdım var gücümle, dişlerimi sıkarak başımı çevirdim. Akabinde Neva'nın koşma sesleri kesildi ve ben başımı döndürüp bakmaya cesaret edemezken soluk soluğa yavaşladım. Havanın soğukluğu ciğerlerimi yakıp dışarı kesik, beyaz bir buhar olarak çıkarken boynumdaki damarlar belirginleşmişti. Damarlarım vücudumda nabız gibi atarken nihayetinde yüzümü çevirdim. Ama yoktu. Karşımda sadece ilerideki adeta 'yıkın beni' diye yalvaran kulübe vardı.
Az önceki yaşanan her şey hayal miydi diye sorgularken Neva'nın kıyafetlerinden birini yerde delil olarak gördüğümde rahatlamalı mıyım yoksa daha mı delirmeliyim karar veremedim.
Soluğumu, koşmaktan kurumuş ağzımın içinde bir süre tutup yavaşça dışarıya verdim. Kulübeye yaklaştım. Neva varlığımı biliyor ama benimle oyun oynuyordu. 01 olduğuna emin miydik? 03 ise nasıl parolayı çizebilmişti? Yetenekler karakterler arasında transfer olabiliyor muydu? Aklımda cevaplanmayı bekleyen bir yığın soruyla kulübenin etrafını dolaşmaya başladım. Cam olması gereken yerlerde cam yerine kumaşlar örtülmüştü.
Kulübenin kapısı davetkâr bir şekilde aralanmıştı, kendimi bile bile bir tuzağa atıyor gibi hissediyordum. Kapının gıcırdayarak değil de inanılmaz bir sessizlikle açılmasının ardından içeri adım attım. Burası tiner ve bolca boya kokuyordu. Yerde tablolar birbiri arkasına sıralanmıştı.
Derken kapının sert bir şekilde kapanmasıyla arkaya hızla döndüğüm anda boğazıma dayanan nesneyi tuttum. Tehditkâr olmaktan çok uzak olan Neva ile göz göze geldim. Gözlerime ışıltısı azalmış ama tamamen kaybolmamış gökyüzü mavisiyle bakıyordu. Boğazıma dayadığı bir boya fırçasıydı ve korkutucu, gerilimli ortamı anında silip süpüren bir edayla gülümseyerek geri çekildi.
"A-ha! Sen 17 misin?"
Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırıp ona baktım. O...En son kıyafetlerini çıkartıp etrafa saçmış olduğunu hatırladığımda kafamı hızla yana çevirdim.
"Üstüne bir şey giyin."
"Haa?" bana yaklaşarak başımı çevirdiğim yöne doğru eğildi "İyi de giyiniğim zaten."
Kaşlarımı çatarak göz ucuyla söylediklerinin doğruluğunu ölçtüm. Doğruydu, üstünde her yeri boya olmuş upuzun, bir zamanlar beyaz olan bir önlük vardı. Şöyle kollarını kavuştursa tam deli önlüğü giymiş gibi bir izlenim oluştururdu.
"Ah, seninle tanışamadan 03 postalayacak diye ödüm patlıyordu. Sıra bana gelemeyecek sanmıştım."
Benimle bu kadar samimi konuşması evimde mi hissettirseydi yoksa kovulmuş gibi mi? Ardından pencerelere geçirdiği kumaş parçalarını toz yığınlarıyla beraber aşağı çekti. Tek koluyla burnunu kapatırken elleriyle havaya kalkan tozu ötelemeye çalışıyordu. İnen örtüler kulübenin içindeki tabloların ayrıntılarını ön plana çıkarmıştı.
"Bana burada neler olduğunu anlatmanı istiyorum." Sesim neden bu kadar despottu bilmiyorum. Bundan rahatsız olsam da o mesafeyi koymadan edemiyordum.
"Neler mi? Burası benim kulübem, ben yaptım ve o Malikâneden bin kat daha iyi hissettiren bir yer."
"Tamam...Ama burayı ne zaman inşa ettin? Nasıl izin verdiler Safir'in dışına çıkmana? Bugün güvenlik görevlilerine ben gitmene izin vermelerini söyledim, peki ya öncesi?"
Fırçalarını yerden teker toplarken ben de köşede duran sandığın üstüne oturarak açıklamasını bekledim.
"Burasını..." derin ve yavaş bir soluk verdi "Yıllar önce yaptım ama kaç yıl oldu hatırlamıyorum. Benim hakkımda birçok şeyi bilirken bunu bilmemen biraz garip..."
Buranın varlığından haberdar olmamak bir ayıpmış ve karşı tarafa bir sayı kaptırmış gibi hissettim. Buna rağmen suskunluğumu koruyarak devam etmesini pekiştirdim.
"Ben...yani 01...Bu bedene neredeyse hiç uğramıyorum. Bu yüzden nadiren uğradığım zamanlarda babamın izniyle bir hizmetçiyle ormana gelebiliyordum. Burada genellikle tetiklenecek bir şeyler yaşamıyorum ama Malikâneye geri dönünce, babamla karşılaşınca, sergiler, medya...bunların hepsi beni diğer fazlara itiyor. Babamın övünerek sergileyebilmesi için gerekli olan tabloları sadece burada yapabiliyorum. Ama söz konusu yaptıklarımı birisinin görmesi olduğunda...Puf! Bir bakmışım ki ben yokum!"
Başımı anlarcasına salladım "Yani burası senin güvenli alanın mı?"
Kaşlarını kaldırarak elindeki tüp boyayı ritmik bir şekilde oynatarak bana uzattı "Ay-nen öyle."
Sonra boyaları palete neredeyse şefkatle sıktı. "Güvenlik kapısına geldiğimde bana eşlik edecek hizmetçiyi bekleyeceğimi zannederken direk geçebileceğimi söylediler. Şaşırdım ama hemen sonrasında ormanda seni fark ettiğimde çaktım köfteyi."
"O zaman neden delirmiş gibi koşup, çığlık attın? Soyunmandan bahsetmiyorum bile!"
Alçak sesle kıkırdadı, eğleniyor gibiydi. Bu haliyle aslında oldukça sağlıklı ve aklı başında gibi görünüyordu. Gerçi ormandaki şamanvari hareketlerini saymazsak...
"Ne kadar zamandır yokum biliyor musun? Ben bilmiyorum. Bir gün bir bakacağım ki gözümü açtığımda 50 yaşındayım! Korkunç değil mi? O kadar yaşlanmadan bedenime döndüğüm için mutluyum. Af çıkan mahkûm gibi düşünebilirsin. Ayrıca çıplak kalmak gibi bir fantezim yok. Üstümde hareketimi kısıtlayacak bilmem kaç kat kıyafet vardı. Ormana dönüp baksan Hansel ve Gratel'in arkasında ekmek bıraktığı gibi ben de kıyafet bırakmışım, takip ederek Safir'e ulaşabilirsin." Keyifle kendi sözlerine kıkırdadı.
"03 izin verirse 50 yaşına kadar yaşarsın bekle..." gözlerimi devirerek 03'ü anmamla beraber sırtımdaki kesiklerin sızısını tekrar hissetmem bir oldu. Yüzüm sızıyla beraber biraz buruşmuştu.
"Sıra sende...Senin numaran ne? Yani beni bu kadar iyi tanımanın asıl sebebi ne?"
Elindeki fırçayı dik bir şekilde tutup bana odakladı, gözleriyle ölçü alıyor gibiydi. Beni mi çizecekti? Rahatsız olup pozisyon değiştirdim.
"Bir numarası yok. Sadece işimi ciddiye alıyorum diyelim. Araştırma yaptım."
"Yerinde sabit dursana." Hayıflandı "Ama araştırarak bulamayacağın şeyler biliyorsun."
Sorular beni daraltmaya başlamıştı. Gömleğin yakasını çekiştirerek daha rahat nefes alacak şekilde genişlettim.
"Beni çizeyim deme."
"Tamam demem." Diyerek göz kırptı ve beni çizmeye devam etmek için birkaç rengi birbirine karıştırmaya çalışarak tonu tutturmaya çalıştı.
Ayağa kalkıp ona yaklaştım ve onunla tuvalin arasına girdim. Yüzümde ciddi bir ifade vardı.
"Ben ciddiyim küçük hanım."
Gözlerime pek de etkilenmemiş kayıtsız bir tavırla baktı. "03'ü çağırmamı mı istersin? Ya da 02'nin Malikâneye kadar ağlayarak, sızlanarak yürümesini mi tercih edersin?"
Beni atlatıp tuvaldeki resmine devam etmek için paletine davrandı, bu sefer kolunu acıtmayacak ama sağlam bir şekilde tuttum.
"Bir daha uyarmayacağım."
Yapay bir gülümseme ile havaya hayali çizgiler çizdi "Hadi ama! Söz seni yakışıklı çizeceğim. Rahatla biraz çok kasıntısın."
Diyerek elini ceketimin omzuna attı ve beklediğimden büyük bir kuvvetle ceketi ters düz olacak şekilde üzerimden çıkardı. Sinirlenerek ceketi yerden almak için eğildiğimdeyse sırtımdaki kan lekelerini görmüş olmalı ki eliyle ağzını kapatarak iki adım geri çekildi.
İki elimin parmaklarını neredeyse saç diplerimi kazırcasına kafa derime alnımdan ense köküme kadar yol olacak şekilde geçirdim. 'Umarım bir faz geçirmez.'
"Sorun değil, ufak bir kaza, temizlemeye vaktim olmadı."
Ağzı şaşkınlıkla açılıp kapanıyordu. Gözleri de aynı hızla bir bana bir kendi ellerine kayıyordu.
"B...Bu...Bunu...Sana...Ben mi...Yaptım?"
Dilimle dişlerimin üstünden konforsuz bir şekilde, açıklama yapmaktan kaçınırcasına geçtim. Bu kız bana yaptığım her şeyin yanlış olduğu gibi bir hisse kapılmama sebebiyet veriyordu.
"Senden intikam aldığını yazmıştı günlüğe..."
Yere çökerek başını ellerinin arasına aldı. Eyvah! Durum kontrolden çıkıyordu. Yalan söylemek durumu kurtarmazdı, büyütebilirdi. Onunla ben de yere diz çöktüm.
"Şşşş, Neva, inan bana bir kazaydı. Yani evet bana zarar vermek istedi ama bu kadar değil. Sadece odadaki eşyaları etrafa rastgele fırlatıyordu. Sonra dengesini kaybedip senin kazandığın ödülleri muhafaza ettiğin cam dolaba tutunarak ayakta kalmaya çalıştı. Ama dolap onun üzerine doğru devrilmeye başlayınca olaya el attım."
Titreyen ellerini bir sıkıp bir gevşetiyordu. "Beni kurtardın mı yani, sana zarar vermek istediğim halde?"
Yüzüne bakmaktan kaçındım ve profesyonel bir ifade takındım. "Benim görevim bu, duygusal bir anlam yüklemene gerek yok. Sana zarar gelmesi benim işimi kötü yaptığım anlamına gelir."
Gözlerinde biriken yaşları hemen ellerinin tersiyle silip ayağa kalktı, "Hadi o zaman kalk."
Ne demek istediğini anlamaya çalışarak ayağa kalktım. Ben elimle toz olan pantolonumu çırparken o, kolumu tutup çekiştirdi. Az önce ağlamaklı olan bu kızın ruh halindeki bu ani değişime hayret içinde baktım.
"Resmimi çizmeni istemiyorum." Diyerek isteksiz bir ifadeyle başımı geri attım.
"Ne resmi ya hu! Yaralarını temizlememiz gerek. Ben yaptıysam ben temizleyeceğim."
Kolumu elinden kurtarıp iki elimi de cebime sıkıştırdım. Kaşlarımı çatarak boyuna göre eğildim, gözlerimde otoriter bir sinyal vardı.
"Sorumluluk bilincin göğsümü kabarttı küçük hanım, ama burada senden sorumlu olan kişi benim, sen benden sorumlu değilsin."
Gözleri yüzümdeki diğer ayrıntılara kaydığında fazla yakın olduğumu fark ederek hemen doğruldum.
"Utandın."
Tek kelime tüylerimin ürpermesine sebep oldu. Ona iğreniyor gibi bakmaya engel olamadım ama asıl iğrendiğim kendi duygularımdı.
"Ne?!"
"Belli belli bes belli! Aha! Kaçırma yüzünü!"
Küçük kulübede neredeyse köşe kapmaca oynamaya başladık. Gerçekten yüzüm kızarmış mıydı bilmiyorum. Şayet öyleyse bunu ona gösteremezdim. O yüzümü görmek için bir tavşandan gibi etrafımda zıplamaya başladı. Harika! Üç karakterinin üçü de çocuktan farksız! Ben ellerimi cebimden bile çıkartmadan yönümü ve yerimi değiştirdim. Tabloları yıkmamaya çalışıp yaklaşma girişimlerini atlatmaya çalışıyordum.
Kovalamacanın hengamesinde Neva dengesini kaybetti. Kollarını havada daire çizercesine hareket ettirerek arkaya doğru düşmeye başlayınca içeriye mühürlediğim ellerimi cebimden hürleştirip kolunu yakaladım.
"Üçünüzün en büyük ortak noktası dengesiz olmanız, her bakımdan hem de."
Havada asılı kalmış tek ayağına ve havada tuttuğum koluna muzipçe baktı, hemencecik iki ayağının üstüne sağlam bir şekilde bastı. Parmaklarının ucunda yükselip bana doğru yaylandı.
"Yüzünü görmek için numara yaptım şapşik!"
Bu sefer suratım gerçekten ısınmıştı. Kolundaki elimi yanmış gibi süratle çektim.
"Klişeler her zaman işe yarar." Diyerek damağını şaklattı. Hiçbir şey diyememem hazırlıksız yakalandığımı ifşalıyordu. Sonra eliyle 'dön' işareti yaptı. Beyin hücrelerim acaba bugün sabah kafama düşen dolap yüzünden beni terk edip gitmişler miydi? Çünkü her şeye çok geç tepki veriyor gibi hissediyordum.
"Dön, üstümü değiştireceğim. Gidelim de şu yaralarınla ilgilenelim."
Ağzımı açıp itiraz edecekken sözümü kesti; "Korkma sadece ilk yardım malzemeleri vereceğim, ısırmam. Ben burada dururken gitmeyeceğini biliyorum."
Arkamı döndüğümde gömleğimin ilk iki düğmesini açıp ferahlamaya çalıştım. Tüyler ürperten havaya rağmen terlemiştim. Bugün hiç istemediğim kadar uzun sürüyordu. Tek günde üç karakteri fragman gibi deneyimlemiştim. Bu kadar sık değişim yaşamadığı halde kızın dengeleriyle oynamış olma ihtimalimi düşünmek istemiyordum. Düşünceler zihnimi öyle uzaklara götürmüştü ki Neva'nın çoktan giyindiğini, hatta bana yaklaşıp sırtıma dokunduğunu fark ettiğimde hazırlıksız yakalanmıştım.
"Ne kadar kötü olduklarını görmek istiyorum, dokunmayacağım." Diyerek açıklama hissiyatı hissetmişti...
Kollarımı göğsümde kavuşturdum. "Bu profesyonel sınırların ötesine geçmemize sebep olur, buna izin veremem. Hadi şimdi vakit kaybetmeden malikâneye dönelim."
Zamanı hesaba katmayarak yanıma el feneri de almamıştım. Hava kararırsa %15 şarjı kalmış telefonumun fenerini kullanmak zorundaydım. Giymek için kolumu sandığın üstündeki cekete uzattığımda Neva ısrarcı bir şekilde beni durdurdu.
"İzin ver de bakayım..."
"Neva, elimden bir kaza çıkması için can atıyor gibisin. Bu da 01'e özel bir kovdurma yöntemi mi? 02, ağlayarak ve kendini aç bırakarak, 03 zaten malum, ölümle dans etmekten farkı yok... Sen de beni bu oyunlarla hata yapmaya mı itmeye çalışıyorsun?"
Onun üstüne doğru ürkütücü bakışlarla yürürken elim halihazırda ilk iki düğmesi açık olan gömleğimin düğmelerinde, teker teker ağır hareketlerle kumaşından ayırmaya başladı. Neva attığım adımlara karşılık olarak geriye attığı adımlarla bazen tökezliyor ama gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Sırtı çürümeye yüz tutmuş kulübenin ıslak, gevremiş tahtasına dayandığında ıslığa benzer bir ses duyuldu. Kaçacak yeri kalmamıştı.
Düğmeler bittiğinde terden hafif nemli göğsüm kirli hissettiren gömleğin altında titreşti. Elimi başında inatla havaya kalkmış kıvırcık bir tutam saça götürdüm.
"İnan bana Neva, bu oyunu oynadığına pişman olursun... Çünkü burada ne kamera var ne de bir şahit. Cemil Bey'i ise iftira attığına inandırmam hiç zor değil. 17 senedir ona karşı hiçbir yanlışım olmadı. Ama senin vukuatlarını saymaya kalksak 5 sezonluk dizi çıkartırız."
Bu lafları o kadar soğukkanlı bir şekilde söylemiştim ki neredeyse kendim söylediklerime inanacaktım. Olur da Neva bana bu beylik sözlerden sonra dokunmaya kalksaydı aklımı yitirip tüm kontrolü kaybederdim. Allah şahit ya, bu rol, son kozumdu...Bana böyle kolayca dokunmaması, yaklaşmaması için en çok da bana acı veren bir 'dersten' ibaretti.
Neva'nın yüzüne o kadar yakındım ki ten rengindeki değişimleri göremeyecek kadar gölge oluşturmuştum. Kendini arkasındaki tahtayla bütünleştirmek istiyormuşçasına tüm vücudunu orada sabit kalmaya zorluyordu. Ardından kafasını çevirip parmaklarımın arasındaki bir tutam buklesini kurtarmayı başardı.
"N-ne saçmalıyorsun? Ben...Sadece yaralarınla ilgilenmek istedim."
"Burada mı? Bu unutulmuş ormanın göbeğindeki köhne kulübede mi? Burada ilk yardım malzemelerini göremiyorum Neva."
Şansımı zorluyor gibi hissediyordum ama onun bu şekilde köşeye sıkışmış görmenin hoşuma gittiğini fark ettim.
"Yoksa onları farklı bir yöntemle mi iyileştirmeyi düşünüyorsun?"
Bölüm etkileşimi
