13. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 7🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 7🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NEVA (01/Gri)
Fatih ya iki yüzlüydü ya da kafamı karıştırmaya çalışıyordu. Az önce dokunmama bile mesafeli tepkiler verirken şimdi bana bu kadar yakın, her an her şeyi göze alabilirmiş gibi hareket ediyor olmasını başka bir yere çekemiyordum. Üç karakteri olan birisi olarak onun iki yüzlü olup olmamasını sorgulamam da komik bir meraktı doğrusu.
'Yoksa onları farklı bir yöntemle mi iyileştirmeyi düşünüyorsun?'
Son cümlesiyle beynime kan sıçramıştı. Bu çocuk beni...Ne zannediyor be!
Normalde bağlantı kurmamak için çevirdiğim başımı, haddini bildirmek isteyişimle tekrar ona yönelttim. Gözlerimde bu sefer istikrarsız bir bakış yerine delici bir kararlılık hakimdi. Yine de ona dokunup onu itmedim. Ona dokunursam birisi 'yandın çık' diyecekmiş gibi hissediyordum. Buna rağmen sesim gür bir yankıyla çıktı;
"Sen beni ne zannediyorsun? Benim neden seni kovdurmak gibi bir amacım olsun? Bu sadece 03'ün isteği olabilir." Fatih'in yüzünde mikro ifadeler geçtiğinde sesimi daha sakin bir tona bürüdüm. "Ben gerçekten de benim yüzümden yaralanmış birisine karşı borçlu hissediyorum, hepsi bu. İyileştiremeyeceğimi biliyorum ama en azından yaraların çok kötü durumdaysa hastaneye gitmen için seni zorlayabilirim."
Fatih, başımın sol yanında beni çivilediği elini hızla çekti. Tüm düğmelerini bana işkence ederek açtığı o gömleğini parmaklarıyla kavradı. Gömlek hızla omuzlarından aşağı inerken burnuma terle karışık ama oldukça erkeksi bir rayiha isabet etti. Tırnaklarımı, sırtımı dayadığım ahşap duvara geçirirken gerildim. Heyecandan genişleyen gözbebeklerimde, saklayamadığım bir utancın gölgesi vardı.
Ansızın arkasını döndü. Bana kevgire dönen çıplak sırtını gösterdi.
"Bak öyleyse."
Kimsenin olmadığı bu ormanda, küçücük kulübenin içinde şu anki pozisyonumuza uzaktan baktığımda bir süredir direttiğim şeyin ne kadar utanç verici olduğunun idrakine vardım. Utanç, sıcak bir pembe tonunda yanaklarıma tırmanırken iki kelimeyi bir araya getirememenin zorlantısıyla kıvranıyordum.
"K...kötü...Ha-hastaneye gitsen iyi olur. Ben malikâneye dönüyorum." Diyerek bıraktığı boşluktan faydalanıp oradan tüydüm. Koşmuyordum, bu kalp atışları da ne içindi? Yaralarına üzüldüm ondandır. Yoksa albenili kokusu ya da içine çeken bakışlarından olamaz.
Yanlış yöne gittiğimi fark edip doğru yolu kafam dumanlı bir şekilde şaşkınca aradım. O esnada kulübeden gömleğini ve ceketini giyerek çıkan Fatih'ti. Hop! Tekrar bir ateş topu göğsümün ortasını oydu.
"Bekle beni, hava kararmak üzere."
Az önceki sıcak atmosferi yaşamamış gibi mi yapacaktık? Öyle yapmayı tercih ederim!
Onu bekledim, civardaki çıkarıp attığım kıyafetlerden birkaçını toplayarak bana uzattı. Düşünmeden aldım, havanın bu kadar soğuk olduğunu henüz yeni hissedebiliyordum. Başımdan geçirirken başına buyruk saçlarım elektriklenerek havaya kalktı. Homurdanarak ellerimi saçlarıma bastırırken Fatih bana bakmadan önümde yürümeye başlamıştı. Beni rahatsız etmek istemezcesine aramıza güvenli, ferah bir mesafe koydu.
Ormanda ilerlerken lahana gibi kat kat vücudumu saran kıyafetlerimi sıkıca tutup bırakıyordum. Onu kovdurmak için baştan çıkarmaya çalıştığımı düşünmüştü. Ben o kadar namussuz bir kız izlenimi mi veriyorum? Hayır hayır! Onun zihniyeti bozuk, sapıkça düşünceleri var! Ama benim yüzümden zarar da gördü. Ona rağmen beni korumaya da çalıştı. Of! Zaten hayatım karmakarışık bir sen eksiktin be 17!
Malikâneye dönüş yolu boyunca aramızda uzayıp giden sessizliği ikimiz de bozmadık. Merdivenlere geldiğimizde bir şeyler söylemek ister gibi birbirimize baktık. Gün batımı Malikânenin içinde turuncu bir akis oluşturmuş, içinde bulunduğumuz anı gerçek dışı, anlaşılması zor bir hava dönüştürmüştü.
"Hastaneye gideceksin değil mi?" Soruyu sorarken aramızda yaşanan gerginlik toz olup havaya karışmıştı. Sanki o anı bir gün öncesinde rüyamda görmüştüm de şimdi silikleşmişti...
"Benimle gelmek ister misin?" Sesinde pazarlık tınısı seziyordum.
Bu soruyu beklemiyordum. Merdivenin soğuk demirlerini tutmakla bırakmak arasında kavradım. "Hastaneye mi?"
"Önce hastaneye sonra...Başka bir yere."
Çıktığım iki basamağı da meraklı gözlerle indim. Bana hissettiklerini gizleyen bir ifadeyle bakıyordu yine, onun tabiriyle profesyonel. Kafamı "ee hadi nereye gideceğimizi söylesene" der gibi salladım.
Derin bir nefes verdiğinde arkasından gelecek cevabın beni memnun etmeyeceğine kendimi hazırlamıştım.
"Şebnem ile görüşmeye..."
Şebnem, benim lisedeki en yakın arkadaşımdı. Şu an devlet hastanesinde hemşirelik yapıyordu. Çocuk servisinde çalışıyordu. Lisedeyken bile çocuklara aşırı düşkün olduğu için tam da kendine göre bir meslek edinmiş olmasına çok sevinmiştim. Herkes bu kadar isabetli bir kariyer hayatı yaşayamıyordu maalesef.
Günlükte 02, Fatih'in arkadaşlarımla bir buluşma ayarladığından bahsetmişti. Şimdi bunu tekrar gündeme getirmesi gerçekten tahmin edemeyeceğim bir hareketti. Neden bunun için çabaladığını da anlamış değilim.
Fatih cebinden telefonunu çıkartıp bir şeyler aradı. Ekranın ışığını açıp bana uzattı;
"Bak gitmek için zorlamıyorum, ama bugün Şebnem'in doğum günüymüş. Sabah seni doğum günü partisine götürecektim ama sen ağlama krizleri eşliğinde öfke patlamasına geçiş yaptın ve sonra...ah gerçekten çok zor bir gündü."
Şebnem'in kalabalık bir topluluğun ortasında elinde yaş pastayla gülümseyerek verdiği poza baktım. Dalgalı bir his sarstı vücudumu. O kadar uzak kaldım ki her şeyden... İnsanların arasına karışmayalı o kadar uzun zaman oldu ki, görevlendirilen korumalarla bile arkadaş olmaya çalışmıştım. Konuşmak, sorularıma yanıt almak...İnsan gibi hissetmek. Ama herkes benden lanetliymişim gibi kaçıyordu. Hastalığımdan önce de pek farkı yoktu ama hastalıktan sonra bu durum içler acısı bir hâle gelmeye başladı.
Herkes aslında hastaneye kapatılmam gerektiğini, babamın parasıyla ve bazı tehditlerle onları susturmayı başardığını ve tehlikeye attıklarından bahsediyorlardı. Bahaneydi bahane... Hasta olmadan önce uzattınız mı elinizi bana sanki? Sizden farklı olan herkesten korktunuz. Beni bu camdan kar küresine hapseden hepinizin anlayışsızlığıydı.
Anneme benzemeye çalıştım; kopyacı olduğumu söyleyerek kabul etmediniz, farklı oldum; bu sefer de hasta olduğumu ilan ederek benden kaçtınız. Ben kim olmayı denediysem deneyeyim hiç ben olamadım. Lisede bile bir maskenin arkasına saklanarak var olmaya çalıştım. Neyse ki lisedekiler maskemi kabul edebilmişlerdi. Her şey yolundaydı, üzgünken bile mutlu Neva, hastayken bile enerjik Neva, her şeye gülen, her şeye evet diyen Neva... Annem vefat edene kadar bu kara düzen kör topal ilerlemişti.
Sonra annem öldü, yarım seneye yakın hiçbir insanla iletişimime izin verilmedi. Daha sonra doktorumun akıl sağlığıma olumlu etkisi olabileceği gerekçesi sayesinde arkadaşlarımla yazışmaya başlamıştım. Onlar annemin ölümünden sonra hastalandığımı biliyorlardı ama fiziksel bir hastalık sanıyorlardı. Bu "kılıf" babamın imajını zedelemezdi. Hatta insanların sempatisini kazandırabilirdi. "Ah zavallı adam! Eşini kaybetti ve biricik kızı yataklara düştü!"
Ama akıl sağlığımı kaybettiğimi öğrenirlerse, babam beni kolu ve bacağından farksız bir uzvu olarak gördüğünden, kangren olmuş gibi kesip atmak isteyecekti. Ruh sağlığımın bozulmasını hiç kabul edemedi babam. Gribi, kanseri ya da herhangi bir somut bir hastalığı kabul etmek kolaydı ama ruhsal bir musibeti onaylayamıyordu. Sanki fiziksel olursa başka her şeyi suçlayabiliyordu ama sorun soyut bir şey olunca kendisini suçlamaktan kaçamıyor gibiydi.
Saysa bana verdiği binlerce somut mal varlığı vardı. Peki ya soyut? Kalbimi doldurabilecek bir sevgi bahşedebilmiş miydi? Üzgünüm baba, harcadığın hiçbir servet, yolda el ele tutuşan babaları ve kızları kıskanmamı engelleyemedi...
"Neden arkadaşlarımla görüştürmeye çalışıyorsun? Yani...Bu profesyonelce mi sence?"
Fatih'in çenesi kasıldı, gözleri seğirdi. Ayakları, balçıkta yürürcesine zeminden zahmetli bir şekilde ayrılıyordu. Sıcaklığını hissedebileceğim bir yakınlıktaydı...
"Neden? Köpekler de sahiplerine kemik getirmez mi?"
Cevabı dudaklarımı titreterek soluklaştırdı. Adem elması, belirgin bir şekilde cevap vermemi beklerken aşağı yukarı - yukarı aşağı hareket etti.
"Ne sen benim köpeğimsin ne de ben senin sahibinim. Bir daha böyle bir şey ima etme."
Nedense sinirli hissediyordum, merdivene dönüp bir basamak çıktım ki bileğimi yakaladı. Aceleyle beni kendine çekti. Göz bebeklerim şaşkınlıkla büyüdü ve serbest kalan elimle göğsüne tutundum. Belimdeki eli, saçlarıma vuran sıcak nefesi ve sırtına vuran güneşin etrafa dağılarak saçılması... Kaşlarındaki ufak bir mimikle ve neredeyse dudakları aralanmadan, fısıltıyla çıkan her bir kelimeyle kulaklarıma kadar kızardım.
"Şimdiye kadar neden hiçbir koruma başarılı olamadı hiç düşündün mü? Çünkü onlar gerçek tehlikeyi tespit etmeyi beceremediler. Görevim seni korumak... Sana zarar veren her şeyden. Dış dünyadan veya iç dünyandaki 'kendinden' bile. Gerçek tehlike senin iç dünyanda... Savaşabilmen için, bu kadar savunmasız olmaman gerekiyor. Yalnızlık ve değersizlik duyguları seni savunmasız hâle getiriyor. Kendini herkesten izole ederek 'değersiz ve yalnız' olduğun fikrini kendine kanıtlayıp duruyorsun. Ve bu senin güvende hissetmediğin anlamına geliyor. Özetle, yaptığım şeyin gayet profesyonelce olduğunu ispat ediyor."
Tek kaşını havaya kaldırıp başını hafifçe yana eğdi. Gerçekten çok rahat ve çok profesyonel dedikleri bu olsa gerek...
"Diğerleri gibi gerçek tehlikeyi görmezden gelirsem fena çuvallarım küçük hanım. Ve ben başarısızlığı asla kabul edemeyen bir adamım. Bu tamamen benim kişisel meselem haline gelmiş durumda. Başarmak ya da başarmamak. Tamamen profesyonel geçmişimin lekelenmesine izin vermemek anlayacağın. Başka bir anlam aramana gerek yok."
Bileğimi bıraktığında beklenmedik bir şekilde ondan kopmuş ve üşümüş hissettim. Kalbimden gelen ritimleri duyamayacak kadar etkilenmiştim.
"Bu yüzden iyileşmek için beni istediğin kadar kullanabilirsin. Ama sakın sınırları gevşeteceğimi düşünme."
Gözlerini gözlerimden ayırmadan birkaç adım geri gidip yanımdan ayrılacakken sesim çatlayarak ona ulaşmayı başardı;
"SADECE! Sadece hastaneye gittiğinden emin olmak için geleceğim..."
Yüzünde neredeyse bir gülümseme belirirken ona kaybetmiş ama kaybederek kazanmış hissediyordum. Yine de beni ablukaya alan korkularımı kendime saklayamadım.
"Ya o kadar insanın içinde kontrolden çıkarsam?"
"Sadece Şebnem olacak... Neden ona gerçekleri anlatmayı denemiyorsun? Bunca zamandan sonra halâ gelmeni dört gözle bekleyen birinin seni kabul etmeyeceğini düşünmüyorum."
İçimde iki kayanın arasından güçlükle kendine bir yaşam bulmuş ufak bir çimen yeşerdi. Fatih o güvenilir ses tonuyla devam etti,
"Hem seni kabul etmeyecek olursa seni oradan güvenle çıkartacağım, söz veriyorum. Şayet..."
Ellerini saçlarının arasından geçirdi, "Şayet tekrar fazlarından birini geçirirsen...Tekrar gözlerini açtığında beni karşında bulacaksın. Ve evet 50 yaşında gözlerini açsan bile..."
Bölüm etkileşimi
