33. bölüm · MAHFİ MAHFUZ

🕊️BÖLÜM 16.1🕊️

Nisa Nur Cingitaş

"Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz."

***

FATİH

03 ile karşılıklı oynadığımız oyunların hiç kazananı yoktu. Sürekli birbirimize nişan alıyor ama hiçbir zaman tetiği çekmiyorduk. Önümüzdeki birkaç gün boyunca da bu şekilde devam etti; antrenmanlarda verilen göz dağları, birbirinden iddialı meydan okumalar...

İtiraf etmeliyim ki dövüşte gayet iyiydi, hem de uzun bir ara vermesine rağmen. Çabuk kavrıyordu, yaptığı bir yanlışı bir daha yaptığını göremiyordum. Eskisine oranla çok daha sakindi ve yaşam enerjisini doğru yere odaklanmıştı.

Bir gün antrenmanda beni cidden çok yormuştu, yumrukları o kadar seriydi ki savunmaktan harekete geçmeye fırsat bulamıyordum. O oldukça halinden memnun, sanki tüm varlığı buna bağlıymışçasına yaptığımız ufak maçlara her şeyini veriyordu.

Kendimi kandırıyordum. Ona vurmak istemiyordum. Bana isabet ettirdiği her bir vuruşta yüzünde açan gülücükleri görebilmek için bile isteye dayak yiyordum. Sanırım işe yarar hissettiğim içindi. Başka bir sebebi olamazdı.

İkimiz de nefes nefese birkaç saniye durduğumuzda Neva saçlarını yüzünden geriye itti. Dövüşürken bile saçlarını toplamıyordu. Saç tokasının bile onu kısıtlamasını sevmediğini söylemişti. Gerçekten bu kız kafadan kırıktı.

"İlk dövüşümüzü hatırlıyor musun, on yedi? O zamandan bu yana çok şey değişmiş gibi görünüyor."

Ardından bir sağ kroşeyi engelledim. "Ne değişmiş mesela? Sadece şanslı bir hamleydi."

Ellerini iki yana sallayarak ayak parmaklarının ucunda zıplamaya başladı. Gardımı indirmedim.

"Bence şansla alakalı değil. İlk dövüşümüzde canımı yakmaktan, beni yere sermekten çekinmeyen o acımasız adam gitmiş...Yerine hamlelerini sakınan biri gelmiş. Diyorum ki on yedi... Sen galiba bana âşık olmuşsun. Duygularını yaptığın işe karıştırıyorsun ve bu seni zayıflatıyor."

Bu cümlenin bünyemdeki etkisiyle birkaç vuruş yaparak Neva'yı köşedeki mindere sıkıştırdım. Yüzümüzden, sırtımıza kadar akan terler ışıkta parlarken ringin iplerini tutarak ona yaklaştım.

"Saçmalama! Aşık falan olduğum yok."

Neva bir sonraki söyleyeceğimi merak edercesine gözlerime bakarak bir anlığına antrenmanı bıraktı. Ben ise soluğumu toplamakta bile zorlanıyordum ama bunun yaptığımız antrenmanla alakası yoktu.

"Sadece seni hastanelik edip antrenmanı yarıda bırakmak istemedim, o kadar."

Söylediklerim üzerine düşünmeye fırsat bulamadan Neva beni bacağımdan tutup yere serdi. Sırtım zemine çarptığında gözümde şimşek çaktı. Üstüme oturup elleriyle omuzlarımı yere mıhlamıştı.

"Güzel. Sakın...On yedi...Sakın bana âşık olma."

"Merak etme o kadar delirmedim. Asla! Asla sana âşık olmam."

Neva'nın kahkahasıyla beraber tutuşu gevşedi ve üstümden kalktı. "Pekâlâ."

Arkasını dönüp antrenman salonundan çıkacakken gururumun son damlasıyla ona seslendim;

"Ayrıca bunu bir galibiyet falan sayma. Sabahın dördünde yataktan fırlayıp on kilometre yürüdüm. Tamamen yorgunluk eseri. Bugünlük sadece...Berabere sayıyoruz."

Yerden kalkmaya bile mecalim olmayacak kadar yorgun olduğum doğruydu. Ama daha çok düşüncelerim beni savunmasız bırakıyordu. Neva uzaklaşırken beni kâle almayan bir ses tonuyla cevap verdi.

"Tabii, on yedi. Yorgunluk. İnanmış gibi yapacağım."

Neva'nın ayak sesleri tamamen kesildiğinde tavanı izlemeye devam ettim. "Ne düşünüyordum ki? Aptalsın Fatih!" Titrek bir nefes vererek elimle yüzümü ovuşturdum.