27. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 14.2🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Kimseye çaktırmadan sergiden ayrılmak mümkün olmamıştı. Ben Neva'yı arka çıkıştan çıkarırken bizim elemanlara yakalandık ama bana olan güvenleri ve itimatları tam olduğundan beni engellemediler. Onlara 'zorunda kaldığımı ve benden haber beklemelerini' söylediğimde sorgulamadan ayak uydurdular. Hatta, kalabalığın dikkatini başka yöne çekip Neva'nın aniden rahatsızlandığı bahanesini uyduracaklarını söylediler.
Yola çıkalı beş dakika olmuştu ama Neva arabanın tavan penceresini sürekli açmaya çalışıyordu. Kaba etinin koltuğu görmediğine yemin edebilirim. Kıl keçisi gibi sürekli ayağa kalkıyordu.
"Neva, hava soğuk kapat, açma artık!"
Suratıma tiksinen bir ifadeyle baktı; "Çok sıkıcısın. Bir dededen farkın yok."
Kolundan tutup onu koltuğa fevri bir şekilde oturttum. Yüzüme bakmasını sağladım;
"Eminim, deden olsaydı daha heyecanlı bir hayatın olurdu çünkü muhtemelen bastonuyla seni falakaya yatırmış olurdu. Kulağa baya heyecanlı geliyor."
Yüzüyle komik hareketler yaparak söylediklerimi tekrar etti. Sonra pes etmiş bir edayla camı sonuna kadar açıp kolunu dışarı çıkardı. Dikiz aynasından arkamızdaki yolu kontrol ettim.
"Sakın hareket falan çekme. Durduk yere el alemle kaş göz olmayalım."
"Aaa! Aklıma gelmemişti harika fikir!"
Eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek dedikleri bu olsa gerek. Yanımda saatli bir bombadan daha tehlikeli birisiyle yolculuk yapıyordum. Her an nerede, ne tepki vereceği tamamen öngörülemezdi. Bu beni sürekli tetikte tutuyor, her uyaranı fazla hassas algılamama sebep oluyordu. Zaten çenem de hala zonkluyordu.
Hastanenin sapağına doğru sinyal vererek döndüm. Hava gerçekten buz gibiydi ve üstündeki ince elbiseyle ayaza kafa tutan bu deli kızı kapalı bir alana soksam iyi olacaktı.
Hastanenin otoparkına park ettiğimizde kaşlarını çatmış nereye geldiğimizi anlamaya çalışıyor gibiydi. Hala onu bir tuzağa düşüreceğimi düşündüğü için önce ben konuştum;
"Hastaneye geldik, eline bir baktıralım. Bir de bana ağrı kesici bir şeyler verebilirler mi onu sorayım."
Gözlerini devirdi. Arabadan elbisesinin eteğini tekmeleyerek indi. Kollarını gövdesinin önünde kavuştururken oldukça keyifsiz görünüyordu.
"Hani özgürlük? Beni kandırdın gerçekten 17."
Acil servise doğru yürürken arkamdan gelmediğini fark edince durup ona döndüm.
"Neva, seni kandırmadım. Hastaneye gitmemiz gerektiğini söylemiştim. Ayrıca daha gün bitmedi. Hastaneden sonra gideceğimiz yeri seveceğine eminim."
Gözlerinde yaramaz bir kıvılcım alevlendi ve bu onu harekete geçirmeye yettiği için minnettardım.
Soğuk havadan hastanenin sıcak ve ilaç kokusunun hâkim olduğu ortamına girdik. İlk andan itibaren herkes bize dikkat kesildi. Yanımda peri kızı gibi görünen Neva'yı ve yüzü, gömleğinin yakası kan olmuş beni merakla inceliyorlardı. Hatta travma koridorundan gelen bir adam bizi incelemekten kırık ayağını unutup alçısının üstüne basıp çığlık atmıştı.
Sıra çok sürmeden bize geldiğinde Neva'nın dikiş atılacak bir durumu olmadığını duyduğumda rahat bir nefes verdim. Sadece pansuman yapılacaktı. Doktor dişimi sökmek zorunda kaldığımı duyduğunda kaşlarını tuhaf bir şekilde havaya kaldırıp başını yana eğmişti. Ama yüzümdeki ciddi ifadeyi görünce önündeki bilgisayara döndü.
"Dişçiye gitmeniz gerekli. Fakat muhakkak psikiyatri servisine görünün."
Tek kaşımı havaya kaldırıp kanlı gömleğimin boğazını gevşetmeye çalıştım.
"Bunu akıl edebilirim, doktor. Bana şu an bu ağrıyı kesecek başka bir şeyler yazma ihtimalini düşünerek sıra aldım."
Arkamda Neva kıkır kıkır gülüyor sinirimi bozuyordu. Kesin psikiyatriye gitmemi söylediği için gülüyordu. Doktor da 'bunlar deli' dercesine pek uğraşmak istemedi. Ağrı kesici bir ilaç yazdı ve elindeki karışık harflerden oluşan küçük not kağıdını bana uzattı.
Neva'nın eline pansuman yaptırmak için başka bir kısma yönlendirildik. Dar koridorlarda yankılanan ayak sesleriyle geniş bir odaya girdik. Perdelerle bir sürü küçük kısma bölünmüştü ve her kısma bir sedye konulmuştu. Kimilerinde serum takılmış uzanan insanlar vardı. Kimilerinde ise perdeler çekili olduğu için hiçbir şey görünmüyordu.
Hemşire bizi müsait bir bölüme götürdüğünde Neva'ya baktım, yüzünde endişe ya da başka bir ifade aradım ama pek de oralı değil gibiydi. Sedyeye oturup pansumanı yapılırken ona alan tanıyarak uzaklaştım ve telefonumda nöbetçi eczaneleri araştırmaya başladım. Akşamın bu saatinde olsa olsa nöbetçi eczane açık olurdu.
Yalnızca birkaç dakika geçmişti ve Neva'nın bağırışını duydum. O an gözlerimi sıkıca birbirine bastırıp içimden küfrettim.
"Sizi şerefsizler! Sizin yeriniz toprağın altı!"
Tahmin ettiğim gibi Neva yine başını belaya sokmayı başarmıştı. Bulunduğu yere hızla ilerlerken iki tane çam yarması herife meydan okuduğunu gördüm. Yumruklarımı sıktım ve ben ulaşana kadar adamlardan birisi Neva'nın kolunu yakalayıp onu sarstı. Neva, herifin çenesine sağlam bir yumruk çakmadan önce onu havada yakalayıp alıkoydum.
"Dur! Sakin ol dedim!"
Neva'nın yumruklarından nasiplenerek onu zorla durdurmayı başardım. Hala beni aşmaya çalışarak onlara saldırmak için bir boşluğumu kolluyordu. Yerdeki ağlamaktan heder olmuş kızı fark ettiğimdeyse kaşlarım çatıldı. Diğer adam yerdeki kızın saçlarını tutup çekiştiriyordu. Etrafta koşuşturmalar başladı. Çıkan gürültüye müdahale etmek için hastanenin güvenlik görevlileri başımıza toplanmıştı.
"Şu kıza terbiyesini ver yoksa ben biliyorum onu nasıl terbiye edeceğimi!"
Adam ağzından tükürükler saçarak hadsiz bakışlarını bana çevirmişti. Neva'nın kollarından tutup sarstım.
"Yeter! Başına bela almadan iki dakika duramıyorsun." Onu sakinleştirmek bir kenara dursun yangına benzin dökmüştüm. Arkamdaki adama döndüğümde yanlış bir şey yapmamak için kendimi çok tuttum.
"Geri bas, ikinciye uyarmam."
Güvenlik görevlileri bizi ayırdığında Neva'yı kolundan tutup hastane çıkışına doğru zorla çekiştirdim. Gerçekten çok zor bir kızdı ve annemden emdiğim sütü burnumdan getirmişti. Gözlerime alev püskürterek baksa da ben de aynı şekilde ona karşılık verdim. Dişlerimi sıkarak konuştuğum için kelimeler belli belirsizdi.
"Sus ve hemen çıkalım şuradan."
Arabaya kadar neredeyse dövüşerek sürüklendik. Nihayet ön koltuğa onu oturttum. Emniyet kemerini hızla çekip onu koltuğa mıhladım. Omuzlarını koltuğa bastırdığımda hırsla soludum.
"Laf dinlemeyi ne zaman öğreneceksin, Neva? Zaten kaçağız durduk yere karakola düşersek ne halt edeceksin? HA!"
Omuzlarını sağa sola sallayarak bana direndi. Kâr etmeyince dişlerinin arasından tıslayarak konuştu.
"Laf dinlemeyen ben miyim? Neden bu kadar celallendiğimi dinlemeden kesin yargıya varıyorsun! Niye? Çünkü adım çıkmış dokuza inmez sekize!"
Serzenişindeki neredeyse görülemeyecek kadar ince kırgınlığı hissettiğimde derin ve sesli bir nefes verip omuzlarındaki ellerimi gevşettim.
"Neden öfkelendin Neva? Ha? Anlat başımın belası, anlat."
"Ulan! Kız tecavüze uğramış, bunlar da 'namusumuzu lekeledin' diye kızı hastanelik etmişler. Üstümdeki kıyafetlere bakıp prenses sandılar beni yarr-"
"Hoop! Hop! Küfretme!
Durumun açıklamasını duyduktan sonra şakaklarımdaki damarlar nabız gibi seğirmeye başladı. İşte şimdi işin seyri değişmişti. En nefret ettiğim şey gücünü kendinden zayıflar üstünde kullanan ve buna da 'namus' gibi özel bir kılıf uyduran amip beyinli insanlardı. Vücuduma bir rahatsızlık dalgası yayıldı. Ani bir kararla;
"Sakın arabadan inme. Ben birazdan geleceğim."
Arabanın kapısını hemen kapatıp kapıları kilitledim. Neva arabanın camlarına vurup bana sesini duyurmaya çalışıyordu. Şimdi değil. Önce bitirilecek bir işim var Neva.
Hastanenin otoparkına doğru ilerlerken zihnimde beş yüz ihtimali ve seçeneği ölçüp tarttım. Adamları zavallı kız kardeşleriyle hararetli bir şekilde arabalarının yanında tartışırlarken gördüm. Önce adımlarım yavaşladı ama sonra adımlarımı hızlandırarak tüm ihtimalleri ve pişmanlıkları geride bıraktım. Beni fark ettiklerinde tartışmalarına yüzlerinde iğreti bir ifadeyle son verdiler. Başımla dulda bir yeri işaret ettim. Onlar da kız kardeşlerine 'arabada bekle' emri verip peşime düştüler.
Çöp konteynırlarının olduğu karanlık, pis kokan bir aralık bulduğumda etrafı kolaçan edip kamera var mı diye kontrol ettim. Bana doğru elini kolunu sallayarak geldiklerinde parmaklarımı kütlettim. Uzun olan, elini omzuma koyup sertçe sıktığında konuşma faslını geçmeye karar verdim. Geç kaldığım hareketi bir küfürle taçlandırarak adama ikram ettim; burnuna sağlam bir kafa attım. Ve işin kötü tarafı duyulan çatırtı sesi öfkemi biraz olsun dindirmedi.
Kafayı çaktığım adam geriye doğru burnunu tutup sendelediğinde kardeşi kolundan tutup onu sabitleyerek düşmesini engelledi. Ağzından köpükler saçarak, hırıltılı bir sesle,
"Sen kimsin lan, ne yaptığını sanıyorsun?"
Gözümde zerre korku olmaksızın üzerlerine yürüdüm. İki kişi oldukları için avantajlı olduklarını sanıyorlarsa ne kadar yanıldıklarını onlara güzelce gösterecektim.
"İsmimi neden bilmek istiyorsunuz? Nasıl olsa birazdan kendi adınızı bile size unutturacağım."
Bölüm etkileşimi
