17. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 10🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 10🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Neva’nın bu kadar meraklı olması yaptığım hesapların içerisindeydi ama Neva’ya tamamen kayıtsız kalamamak ise bedenimle ruhumun bana ihanetinden başka bir şey değildi. Uzun uzun açıklamalar yapmam ve neredeyse duygularımı belli edeceğimden korkup ona sırtımı dönerek konuşmam…Yeşil çam oyunculuğumu pek de beğendiğim söylenemez.
Söylediklerime nasıl tepki verdi, yüz ifadesi nasıldı detaylı inceleyemeden odadan çıkmıştım. Telsizden gelen anons kaçmam için iyi bir zemin oluşturmuştu. Onu üzgün görmek beni sinirlendiriyordu. Sinirlenince de hata üstüne hata yapıyordum. Hata yapmak ise en çok kaçtığım gerçekti belki de. Çünkü hata varsa telafi de olmalıdır. Ben ise telafi nasıl edilir bilmiyordum. Kıza bana vurmasını teklif edecek kadar da mağaradan çıkmaydım.
Sabah, balkondaki saksının kırıldığını duyduğumda Neva’nın çalışanlarla konuştuğum şeyi duyduğunu düşünerek telaşlanmıştım. Neva’yı sergiye hazırlamamız gerekiyordu. Uzun zamandır sergileri aksatıyordu. Ama bunu ona direk söylersem fazlarından birine aciliyetle geçmesinden korktum. Sanırım konuştuklarımızı duymadı ama benden gerçekten uzak durmaya çalışıyordu. 01, 02 kadar mesafeli ve kaçıngandı. 03 kadar olmasa da öfkesi hissediliyordu.
Odadan çıktığımda koridordaki hizmetçilere Neva’ya göz kulak olmalarını ve odasından uzaklaşmasına izin olmadığını söyledim. Neva’dan kaçarcasına avluya doğru hızlı adımlarla ilerlerken gözlerindeki titrek ifadeyi ve yine ağlamamak için kendisini aşırı kastığını gözlerimin önünden atamıyordum. Neva öfkeliyken ona yaklaşmak kolaydı ama ağladığında ya da üzgün olduğunda ne yapacağımı şaşırıyordum. Ya daha fazla üzülmesine sebep olursam?
Gri mermerden yapılma avlu, geniş duvarlarla çevrilmiş, Alfa ve Bravo ekipleri çoktan toplanmıştı. Ekip arkadaşlarıma baş selamı verdim. Kaşları çatık ve sabırsızca ayağını yere vuran Cemil Bey’in tam karşısına geçtim.
“Efendim.”
“Fatih, vaktim yok grupları hemen organize etmelisin. Kapıkule Sınırında güvenlik önlemleri sebebiyle nakliyat durduruldu. Lanet olası Pençe yine yakamda. Nefes almama izin vermiyor. Bu nakliyatı sorunsuz geçiremezsek şimdiye kadar ki en büyük zaiyatı veririz.”
Boynumdaki damarlar kollarımla beraber gerildi. “Pençe’nin bizi daha fazla aşağı çekmesine izin veremeyiz.”
Cemil Bey elindeki deri eldivenleri yere fırlattı. Ağzından tükürükler saçarken saç diplerine kadar kızarmıştı.
“Ben bunu akıl edemiyor muyum sence? Ha! Çoktan onların ağına düştük, Pençe’nin yakalanması demek bizim sonumuz demek.”
Her dikenli sözü yüzümün mimiksiz duvarına çarparak ona tekrar sekti. Senelerdir kirli işlerini bana yıkmasından ve arkasını toplamaktan yorulmuştum. Tüm ekibin ortasında bana azar kayması da değildi mesele, bu işin sonu gerçekten yakındı. Son geldiğinde ise en çok zarar gören yine Neva olacaktı.
Cemil Bey’in parıltılı servetinin temelleri, sanıldığı kadar beyaz değildi. O, Türkiye’nin ilk yerli 'Gümrük Takip ve Güvenlik Yazılımı'nın mimarı olarak alkışlanırken, aslında kimsenin görmediği bir kapının anahtarını cebinde tutuyordu. Bu yazılım, ülke sınırlarından giren her bir tırın ve limanlara yanaşan devasa gemilerin içindeki en küçük detayı bile bir cerrah titizliğiyle izleme gücüne sahipti. Ancak bu kusursuz ağın içine bizzat yerleştirilen bir 'Gölge Koridor' vardı; sistemin gözlerini kör eden, radarların asla takılmadığı hayalet bir rota. İşte o koridor; silahların, tarihi eserlerin ve kanlı paraların dünyada sessizce dolaşmasını sağlayan karanlık bir labirente açılıyordu.
Pençe de bu gölge koridorun efendisi, Cemil Bey’in hem servetinin sahibi hem de sonu olabilecek kadar tehlikeli olan yasadışı bir örgüttü. Harika servet için ödenmiş bir bedel olarak düşünün.
Ekipleri koordine etmek için masanın başına geçtiğimde sistemin karmaşık şifreleme katmanlarının birer birer aşılmasını bekledim. Ekranın loş ışığı yüzüme vururken, 'Gölge Koridor'un sanal rotalarını ve güvenlik protokollerini didik didik etmeye başladım. Yazılımdaki en ufak bir sapma her şeyi mahvedebilirdi. Birimlerin hangi güvenli frekans üzerinden ilerleyeceğini ve olası bir baskın anında 'temizlik' protokolünün nasıl devreye gireceğini netleştirdiğimizde saatler su gibi akıp geçmişti.
Masadan bulanık bir zihinle kalktım ve ekiplerin aciliyetle dağılmalarını izledim. Cemil Bey de omuzları çökmüş, bilmem kaçıncı sigarasını da bitirip kül tablasına basmıştı. Yanına giderek raporu verdim.
“Gece yarısı yola çıkmaya hazırız.”
Cemil Bey elindeki çakmağın klipsini durmaksızın açıp kapatıyordu. Sanki beni dinlemiyor gibi gözleri uzaklara dalıp gitmişti. Bir süre sonra kaybolduğu zihninin sokaklarından bulunduğumuz yere geldi.
“Sana hiçbir zaman operasyona katılmayacağını söylemiştim.” Dedi. Çakmağı paltosunun iç cebine koyarak ayağa kalktı.
“Yakalanırsak senin başını yakmayı göze alamam. Senin bu işte varlığın bilinmemeli.”
Böyle zamanlarda bana değer verdiğini hissediyordum ama arka plandaki kirli işler, dönen dolaplar Cemil Bey’in bu karanlık sevgisini içselleştirmeme her zaman engel olmuştu. Ben onun her zaman ‘B planının’, bir ‘son çare’ olmanın ötesine gidememiştim. Sonuçta sadece işe yaradığım için vardım. Bir şeyler rayından çıkarsa ben devreye girer ve günü kurtarırdım. Allah vergisi analitik zekamı kendi kirli işlerinde ya da Neva’da olduğu gibi şahsi konularında da başarıyla kullanmasını biliyordu.
“Benimle gel.”
Onun adımlarını takip ederken buldum kendimi. İtiraz edemezdim, otoriter birisiydi ve istediği her şeyi elde edebilecek baskın bir enerjisi vardı. Ay ışığının rehberliğinde karanlık koridorlardan ilerledik.
“Neva’yı sergiye hazırlamamız gerek. Önünde çok önemli bir fırsat var. Bunu kaçırmasına izin veremem.”
Cemil Bey, kendi kaderiyle oynadığı gibi çevresindekilerin kaderleriyle de bir oyuncak gibi oynardı. Herkesin hayatına bir görev atar ve onu başarması için her türlü zoru kullanırdı. ‘Yapamam, bana uygun değil’ cümlesi lügatinde yoktu. Kimseye de kullandırmazdı. Onun hedeflerine bir engel koyarsanız gürültülü ve bol patlamalı bir sınır işgali bombardımanına hazır olmalıydınız yoksa hazırlıksız yakalanırdınız. Bir kişinin istekleri ya da yeteneklerine değil yöntemlerine takılırdı. O işi yapamadın çünkü yeterince iyi bir yöntem kullanmadın! Çünkü o hiçbir zaman kaybetmezdi…
Neva’nın odasının önüne geldiğimizde kısa bir bakış attı ve kapıyı hiç çalmadan direkt içeriye girdi. İlk yaptığı şey ışıkları yakmaktı. Korktuğum başıma gelmişti; Neva fazlarından birine geçmiş, yataklara gömülü hâlde tamamen kendini dış dünyaya kapatmıştı. Ortam resmen boğuk bir depresyon kokuyordu. 02’nin izi her köşeye sinmiş, daha kışın ilk karı yağmadan odayı Uludağ’ın zirvesine çevirebilmişti.
"Yine mi karanlık Neva? Işık olmadan renkleri nasıl göreceksin?" Cemil Bey, yorganı çekerek cenin pozisyonunda yatan Neva’yı ortaya çıkardı.
Neva, gözlerini kıstı, sesi fısıltı halindeydi; "Renkleri görmek istemiyorum. Zaten o resimleri ben yapmadım. Onlar... Bana ait değil."
Cemil Bey yanına gidip elini omzuna koydu. Sesi hem şefkatli hem de manipülatifti. "Saçmalama tatlım. Senin ellerinden çıktı o mucizeler. Bak, sana neden burada olduğumu söyleyeyim: Julian Varga şehre geliyor."
Neva, tepkisiz bir ifadeyle "Kim?"
"Varga diyorum! Avrupa’nın en büyük sanat eleştirmeni ve küratörü. Modern sanatta kime dokunsa onu altına çeviriyor. Sadece üç gün burada olacak ve sadece bir yeni yeteneğin atölyesini ziyaret etmeyi kabul etti. O dosya için aylardır kimleri araya soktum haberin var mı?"
"Ona ne göstereceksin ki? Ben günlerdir fırçayı elime bile almadım. İçimdeki o... 'Diğer kız' nerede bilmiyorum. O olmadan ben sadece boş bir tuvalim."
Cemil Bey baskıcı bir şekilde eğildi ve Neva’nın gözlerinin içine bakarak;
"Varga gelene kadar o kızı geri getireceksin Neva. Ya da onun gibi davranacaksın. Başka şansın yok. Eğer bu sergi gerçekleşirse, Paris ve New York kapıları açılacak. O zaman istersen ömrünün sonuna kadar bu odada saklanabilirsin, itiraz etmem. Ama o gün geldiğinde en güzel elbiseni giymeli ve o neşeli, dahi ressam olduğuna onu inandırmalısın."
Neva’nın gözlerinde bir telaş usulca titredi. Yatağın çarşafını buruşturarak kıvrandı.
"Ya başaramazsam? Ya tam ortasında... Ben olursam?"
Cemil Bey kapıya doğru yöneldiğinde son sözü bir emirden farksızdı.
"Başarmak zorundasın. Çünkü geleceğin ve aile mirasımız senin elinde. Anneni utandırma.”
Kapıdaki cüssesi gözlerden silinmeden bana güvendiğini anlatan bir bakış attı.
“Sana emanet, onu sergi gününe hazır edecek her şeyi denediğinden emin ol.”
Bölüm etkileşimi
