28. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 14.3🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FATİH
Arabaya geri döndüğümde bu aptallara bir saatimi harcamış olduğumu fark ettim. Keyifsiz bir şekilde ellerimi saçlarımdan geçirdim. Arabaya biner binmez Neva benim üstüme atlayıp beni darmaduman etmeye niyetlendi. Son anda kıyafetlerimdeki ve yüzümdeki kan lekelerini fark edip kendini frenledi. Yüzündeki öfke, iğrenme ve şaşkınlığa dönüştü.
“Ne oldu be sana?”
Şu kızın, asker arkadaşıymışım gibi konuşan ağzını dikmek istiyordum. Neyse ki adrenalinimi az önce en makul şekilde boşaltmıştım. Çok da umursamayan bir ses tonuyla,
“Endişelenme. Üstümdeki kendi kanım değil. Namusun ne olduğuna dair ufak bir ders verdim sadece.” Camı kırılan saatimi çıkarıp arka koltuğa fırlattım. “Bir daha benim olmadığım yerde kimseyle dövüşme.”
“Nedenmiş? Kadın olduğum için illâki bir kenara sinip bir erkeğin beni kurtarmasını mı bekleyeceğim?”
Direksiyonu sıkıp içimden sabır çektim. “Sen dua et sana dokunmadılar.”
“Dokunsa ne olacak! Gücü sadece zavallı bir kadına yeten korkakları kendi başıma halledebilirdim.”
Bu sefer oturduğum yerde vücudumu ona doğru çevirdim. Sağ kolumla oturduğu koltuğu sıkıca kavradım. Çıkan deri sesi gözlerimdeki gerilime destek veriyordu.
“Sana dokunurlarsa ne olacağını söyleyeyim. Gerçekten benden kurtulmuş olacaksın. Çünkü büyük ihtimalle katil olup müebbet yerim Neva!”
Sadece birkaç saniye anlamsız bakışlarla yüzümü inceledikten hemen sonra gözlerime yaramazca bakıp patlarcasına gülmeye başladı. Beni deli etmekten gerçekten hoşlanıyordu. Çattık vallahi çattık! Sorun şu ki benim de gülesim geliyordu. Tüm ciddiyetimin bozulmasına sebep oldu.
“A-aşık…” Karnını tutup nefesini toparlamaya çalışıyordu. “Âşık olmuşsun sen bana be! Günlük nerede? Hangimiz seni kendine aşık etti! Ah karnım! Çok güldüm!”
Arabayı çalıştırırken el frenini sesi duyulacak şekilde hızla indirdim. “Ne âşık olması? Aptallaşma istersen.”
Gözlerinde gülmekten biriken yaşları parmağıyla silerken halâ yüzünde muzip bir ifade vardı.
“Kesin! Kesin görev aşkıdır canım tabi!”
Resmen benle maytap geçiyordu. Ben katil olacağımdan bahsediyordum o ise tepemin tasını başarıyla attırıyordu. Torpidoya eğilip açtım.
“Günlüğün orada.” Dikiz aynasını düzeltip “Hemen tüymeliyiz, bizimkiler birazdan damlar.”
Neva günlüğünü açarken gözleri kocaman olmuştu, sayfaları hızla karıştırıyordu. “Oha! Lan ne kadar çok zaman geçmiş. Hiç bu kadar beklediğimi hatırlamıyorum. Bizim ölü bit kapçığına bak sen…Resmen roman yazmış.”
02’nin neler yazdığını merak etsem de duymazdan gelip gaza bastım. Bana olan hislerini yazdıysa birazdan neler yaşanabileceği hakkında küçük bir fragman canlandı zihnimde. Başımı sağa sola sallayarak düşünceleri savuşturdum.
“Bizimkiler gelecek dedin?”
“Ha?” Dalgın bir şekilde direksiyonu sağa kırdım.
“Bizimkiler bizim burada olduğumuzu nereden biliyor?” Gözlerindeki sorgulayıcı bakış alevlenmeden hemen müdahale ettim.
“O iki at hırsızını paketledim ama orada öyle bırakamazdım. Onların telefonuyla haber ettim bizimkilere. Ayrıca sadece dayak yiyerek kurtulamazlar. Onlara harika bir sürpriz hazırladım.”
Hafif bir tebessümle Neva’ya baktım. Yüzünde ilk defa muziplikten uzak bir mutluluk vardı. “Helal lan sana! Neredeyse onlara bir şey yapmadan gideceğini düşünmüştüm. Aferin! Tam puan sana. Babama söyleyeceğim maaşına zam yapsın.”
Dudaklarımdan hafif bir kahkaha kaçtı. “Deli misin depek misin kızım sen ya?”
“Depek ne demek bilmiyorum ama deli olduğuma eminim.” Yüzünde rahatlamış bir tavırla geriye yaslanıp günlüğünü okumaya devam etti. Ara sıra kaçamak bakışlarla tepkilerini kontrol ettim. Kaşları havaya kalkıyor, ağzı şaşkınlıkla aralanıyor ve dâhi tuhaf sesler çıkarıyordu. Ne yazıyordu orada? İlk defa bir şeyi merak etmeye katlanamıyordum.
“Sen baya romantikmişsin ha.”
Öyle bir laf konuştu ki araba otomatik vites olmasaydı kesin istop ettirirdim. Yola odaklanmaya çalışarak kaşlarımı çattım.
“Değilim.”
“Prenses gibi hissettirmişsin kıza, buz pateni pistini bahçeye dikmişsin. Burada öyle yazıyor.”
Sesi yazıları okudukça alaycı tondan daha düşük bir tona inmeye başladı. Saçları yüzünü gölgelerken neredeyse koltukta kamburu çıkmıştı. Dişlerinin gıcırtısını duymaya başladığımda bekleyemedim.
“Sorun nedir?”
Sert bir şekilde kapağı kapattı ve torpidoya koyup çarptı. “Beni kovamayacaksınız, anladınız mı?”
Titreyen sesine eşlik eden dudaklarını ısırdı. Arabayı hemen, sağda müsait bir yere çektim. Dörtlüleri yakıp ona anlamak istercesine baktım.
“Kimse seni kovmuyor.”
“Kovuyorsunuz!” yüzünü çevirdi. Bir şeyi saklamak istiyor gibiydi. “Uzun zamandır bu bedene dönemedim. Sebebini gayet iyi anlamaya başladım. Bizim çapkın 17, kızlara kendini aşık etmekle meşgulmüş!”
“Bak gerçekten haddini aşıyorsun. Ben böyle aptalca bir şeye kalkışmam. Birinin bana âşık olması isteyeceğim son şey bile değil.”
Yüzünü bana döndüğünde gözlerinde yaşlar birikmişti. 03’ü böyle göreceğim aklımın ucundan geçmezdi. Yoksa 03 de mi…Bana karşı?
“Sen! Sana asla âşık olmam ben anladın mı aptal?” Gözlerinden yaşların süzülmesine izin vermeden elinin tersiyle tek hamlede sildi.
“Öfkeden ağlıyorum! Sakın kafanda saçma yorumlar yapma. Ben, bu bedenin asıl sahibiyim ve arkamdan böyle işler çevirmenize sinirlendim!”
Trafik yanımızdan akıp giderken Neva’nın sesli nefes alış ve verişinden canının yandığını ve o yüzden yine pençelerini çıkarttığını görebiliyordum. Ben de gerilmiştim, fazlasıyla…
“Arkandan iş çevirmedik, Neva’yı sergiye hazırlamaya çalıştım. Yani seni. Üçünüz de aynı ruhun bir parçasısınız. Kendinizi neden bu kadar ayrı hissediyorsunuz anlam veremiyorum.”
“Çünkü farklıyım! Çünkü ben sorunlu olan parçayım tamam mı? İstenmeyen benim.”
Son cümlesinde omuzları düştü. Kalan son borcunu öder gibi yavaşça nefes vererek söylemişti. Malikâneye kapatılan, başına sayısız gardiyan dikilen ve dört duvar dışına çıkarılması yasak olan tek karakter oydu… Hatta yataklara bağlanan, iğnelerle âdeta uyuşturulmaya çalışılan taraf da 03’tü.
Uzun süre cevap vermeyişimin sebebi, ‘istenmeyenin kendisi değil de davranışları’ olduğunu nasıl anlatabileceğimi düşünmemden kaynaklanıyordu.
Yumruklarını sıktı ve kendinden oldukça emin bir şekilde bana baktı.
“Bu bedeni kimseye vermeyeceğim! Bu öfke bende olduğu sürece asıl sahibi her zaman ben olacağım.”
“Neva, aslında-“
“Kapat çeneni ve beni götürmeye söz verdiğin yere götür.”
Ağzım yarım kalan cümlelerin etkisiyle açık kaldı. Dudaklarımı birbirine bastırarak arabayı tekrar çalıştırdım. Söyleyeceğim herhangi bir şeyin işleri daha kötü etmesinden korkuyordum.
“Nereye gidiyoruz?” Sorusuyla biraz gevşedim, hafif tebessüm ederek ortamı yumuşatma çabasına girerek;
“Olay çıkartmanın sorun olmayacağı bir yere, başımın belası.”
Bölüm etkileşimi
