MAHFİ MAHFUZ kitap kapağı

32. bölüm / 58

MAHFİ MAHFUZ

🕊️BÖLÜM 15.4🕊️

Vaveyla Yazarı: Nisa Nur Cingitaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️
  1. 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
  2. 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
  3. 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
  4. 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
  5. 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
  6. 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
  7. 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
  8. 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
  9. 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
  10. 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
  11. 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
  12. 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
  13. 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
  14. 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime
  15. 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
  16. 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
  17. 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
  18. 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
  19. 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
  20. 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
  21. 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
  22. 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
  23. 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
  24. 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
  25. 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
  26. 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
  27. 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
  28. 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
  29. 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
  30. 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
  31. 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
  32. 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime · Okuduğun bölüm
  33. 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
  34. 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
  35. 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
  36. 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
  37. 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
  38. 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
  39. 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
  40. 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
  41. 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
  42. 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
  43. 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
  44. 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
  45. 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
  46. 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
  47. 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
  48. 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
  49. 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
  50. 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
  51. 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
  52. 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
  53. 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
  54. 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
  55. 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
  56. 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
  57. 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
  58. 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime

NEVA (03/SİYAH)

Sabah kapım çalındığında salyamın aktığı yastıktan başımı iç çekerek kaldırdım. Normalde asla böylesine bayılmış gibi uyumazdım. Beynim sabaha kadar hep aktif olurdu. Hamamın bana bu kadar tesir edeceğini hiç düşünmemiştim.

Birbirine yapışan gözlerimi ayırmaya çalışırken Gülsüm içeri çekinerek girdi. Kurumuş ağzımı birkaç defa şapırdattım. Gülsüm ise elinde tuttuğu koca poşeti bana uzattı.

"Günaydın Neva abla, Fatih ağabeyim sana giyebileceğin rahat kıyafetler temin etti." Sonra kızararak eşarbını düzeltti. "Elbiselerime maruz kalmayacaksın yani."

Poşete uzanıp pürüzlü sesimle, "Sağ ol" dedim ve poşetin içini açarak kıyafetleri incelemeye başladım. En önde pençelerini çıkarmış bir kedi tişörtü gördüğümde dişlerimi sıktım. Resmen benimle dalga geçiyordu. Gülsüm'ün kıyafetinden bile kötüydü. Bir hışımla ayağa kalkmıştım ki aralık kapının tıklandığını duydum. Elimde kedili tişört ve yüzümde sert bir ifadeyle kapıya baktığımda duvara yaslanmış Fatih'i gördüm. Yüzünde gülmemek için zor duran bir ifade vardı.

"Günaydın, tersinden mi kalktın?"

Önümde duran Gülsüm'ü geçip yeri inleten adımlarla ona doğru hamle yapacaktım ki pijamamın paçalarının uzun olduğunu unutup takıldım ve yere sendeledim.

Yere düşmeden yatağın köşesine tutunmuştum ama aynı anda Fatih de kolumdan yakalamıştı. Beni güne sinir kat sayım yüksek başlatmayı yine başarmıştı. Belimi doğrulttum ve tek elimdeki kedili tişörtü ona doğru salladım.

"Bu ne, on yedi? Komik falan mı sanıyorsun kendini?"

Yüzündeki ifadeyi toparlamaya çalışarak, "Pijama o, pijama. Herkesin içinde giy diye almadım. Düşmeyesin diye." Laubali göz kırpmasıyla çıldırdığımı hissettim.

"Ben bunu hayatta giymem." Tişörtü onun göğsüne fırlattım, geri dönüp poşetteki kıyafetleri silkeleyerek yere döktüm. İçinde günlük, daha sportif kıyafetler vardı.

"İdman kıyafetlerini giy de aşağı in."

Bana emir veriyordu bir de! Yok vallahi parçalayacağım. Beni burada peşinde 'ağabey ağabey' diye kuyruk olan sıpalarla karıştırdı herhalde. Ha? Dur bir dakika. İdman mı dedi?

"Ne idmanı?"

Fatih yanaklarını şişirerek bezgin bir nefes verdi. "Bir kere de sorgulamadan dediğimi yap. Aşağı kahvaltıya in, Tuğrul amcayla bir tanış sonra açıklarım. Dün sofraya gelmediğin için tanışamadın."

Başıma bir de Tuğrul amca çıktı iyi mi? Ben ağzımı açmadan eliyle sus işareti yaptı ve kolundaki saatine tırnağıyla vurup odayı terk etti. Gözlerimi hayretle hızla açıp kapatırken saçlarımın bile elektriklendiğini hissedebiliyordum. Beni kendi çöplüğüne getirmişti ve şimdi de bana arsızca meydan okumaya çalışıyordu.

Gülsüm tepemin attığının farkına varıp önce bana korkak bir gülümsemeyle başını eğdi sonra da ayaklarını yere sürterek kısa ama hızlı adımlarla odadan çıktı. Bağırarak tepindim. 'Olay çıkarmamın sorun olmadığı bir yer' burasıydı madem birazdan buranın altını üstüne getirecektim. Ama önce şu sünepe pijamadan kurtulacağım.

Üstüme hâkî rengi kargo pantolon ve siyah dümdüz bir tişört geçirdikten sonra ölüm fermanlarını imzalamaya gidiyordum. Beni dişini sökerek önce tuzağına düşürmüş sonra da özgür olacağımı iddia ederek deli hastanesi midir nedir buraya getirmişti. Yetmemiş hamama sokarak sinir sistemimi bloke etmişti. Şimdi de bana emir veriyor ve dalga geçerek bana kedi muamelesi yapıyordu. Ben bu oyunu bozarım.

Merdivenlerden inerek ana hole geçiş yaptığımda bir düzine çocuk içeriye sıra halinde giriyordu. Bir servis aracından iniş yaptıklarını görebiliyordum. 'Kardelen Yetiştirme Yurdu' yazıyordu. Bu çocuklar yetimhaneden mi geliyordu?

Dikkatimi birkaç saniyeliğine dağıtsalar da hemen kendimi toparladım ve tekrar öfkemi en keskin taşlarla biledim. Fatih'in sesini duyduğum koridora yöneldim ve onun bir kapı ardında kaybolduğu fark ettim. Derin bir nefes alıp gözlerimi kıstım. Evet başlıyoruz.

Fatih'in gözden kaybolduğu odaya dikkatleri üstüme çekerek giriş yaptığımda kocaman bir sofranın a'dan z'ye her türlü kahvaltılıkla donatıldığını fark ettim. Sofranın en başında tekerlekli sandalyede oldukça yaşlı bir bey baba oturuyordu. Burnunun ucundaki yuvarlak çerçeveli gözlüklerini geriye doğru ittirip; "Geldi sanırım senin küçük kasırgan" çapraz bir şekilde gülümsedi.

Kahvaltı masasına hızlıca yürüyüp iki elimi şiddetle masaya çarptım, birkaç tabak ve bardak yerlerinden havalanarak yere yuvarlanıp kırıldılar, kahvaltılıklar dört bir yana saçıldı. Beklediğim üzere Fatih hemen bana doğru harekete geçti ama masadaki kahvaltı bıçağını alıp onun boğazındaki belirgin elmacık kemiğine çoktan dayamıştım. Yutkunduğunda bıçak tenini çizmişti.

"Bırak, Neva. Bu bir uyarı değil."

Bıçağı milim oynatmadan ona doğru bedenimi yaklaştırdım, gözlerine kayıtsız bir ifadeyle baktığımda onun gözlerindeki istemsiz seğirmeyi fark ettim.

"Benimle oynadığın her saniyenin bedelini ödeteceğim, on yedi"

"Burası doğru bir yer değil Neva"

Söylediği her kelime sanki küfürmüş gibi kulağımı tırmalıyordu. Sinirlerimin iyice gerildiğini belli edercesine boynumu sağa sola yavaşça döndürdüm.

"Hani burası, olay çıkarmamın sorun olmayacağı bir yerdi!" Sesim fazla yüksek çıkmıştı. Sorum biter bitmez sofradaki tüm tabak çanak büyük bir gürültüyle yerinden oynadı. Bey baba yumruğunu masaya vurmuş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Kızarmış yüzünde bembeyaz duran bıyıkları titreştiğinde Fatih bileğime vurup elimdeki bıçağı yere düşürdü.

Diğer elimle sağlam bir yumruğu karnına geçirdiğimde iki büklüm kaldı ve bileğimi kurtarıp sağ dirseğimle belindeki boşluğa bir darbe daha indirdiğimde yerle bir oldu.

"YETER!" Bey baba kükremişti. "Sen deliysen ben senden deliyim!"

Yerde kıkırdama sesleri hafifçe başlayıp büyük bir kahkahaya dönüşmeye başlayınca yere baktım. Fatih yere sırt üstü yatmış kahkaha atıyordu, hem de gözlerinden yaşlar inercesine. Bu haliyle küçük bir çocuk gibi duruyordu. Az önceki hamlelerden hiç etkilenmemiş gibi kahkaha atıyordu. Ayağa kalkıp darmadağınık masaya oturdu. Ne oluyor arkadaşım? Bunlar hiç beklediğim tepkiler değil.

"Siz manyaksınız! Gerekiyorsa beni kâle almanız için burayı yakarım!"

Gülsüm elinde çaydanlıkla içeri girdi. Masanın anası ağlamamış gibi masaya yerleştirdi.

"Dedem ve çocuklar zaten çoğu zaman olay çıkartırlar. Bu manzaraya oldukça alışığız abla. Yani seni dikkate almıyor değiliz."

Çay bardağına çayı doldurdu ve bana uzattı. "Hoş geldin bizim tımarhaneye, al iç, hararetini almaz ama ağzını tatlandırır."

Fatih ağzındaki siyah zeytinin çekirdeğini çıkarırken "Kahvaltıyı yap, sonra istersen öldür beni." Dedi.

Hiç kendisi gibi davranmıyordu. Belki de gerçek kendi buydu. İçimde şaibeli sorular yeşerdi. Masaya burnumdan soluyarak yanaştığımda bey babanın iki bacağının da olmadığını net bir şekilde görme fırsatım oldu. Bacağını incelediğimi fark ettiğinde parmaklarıyla bıyığını düzeltip hala kırmızı olan yüzüyle konuştu.

"Fatih'i öldürebilecek tek kişi benim ama sana da bir fırsat tanıyalım."

Gözlerimi sıkıca yumarak sakinleşmeye çalıştım. Gülsüm'ün rahatça gülümsemesi bile beni çileden çıkarıyordu.

"Bu bacakları savaşta kaybettim." deyi verdi.

Tamam bey babanın yaşı vardı da savaş görecek kadar da yoktu. Herhâlde amcanın tahtaları eksikti. Sofradaki böreği çatalıma sertçe geçirirken bakışlarım Fatih'teydi. Ağzındaki lokmayı bir lama gibi çiğnerken ruhsuz bakışlarını bana değdirmekten hiç geri durmuyordu.

"Kendimle olan savaşımda..." Hafif bir sessizlik oluştu. Belli ki edebiyat parçalayacaktı. Kendimi hazırladım. Ha bu arada... Böreğin tadı ne kadar güzel lan!

"Öfkeme mâni olamadığım için bacaklarımdan oldum."

Ağzımdaki o muazzam kıymalı börek, bir anda boğazıma dizilen kuru bir somun parçasına dönüştü. Çatalımı yavaşça tabağın kenarına bıraktım. Fatih bile lama gibi çiğnemeyi bırakmış, gözlerini tabağına dikmişti.

"Gençken hayatımdaki hiçbir şeyin kıymetini bilmezdim. Paramın, sağlığımın, hayatımdaki insanların... Bir nevi doyumsuz da diyebilirsin. Bir gün rahmetli eşimle uzaklara, kafa dinlemeye gitmeye karar vermiştik. Hem de gideceğimiz yer bile belli değildi. Yol bizi nereye götürürse. Eşim benim tam zıttım olsa da benim çılgın, deli dolu hallerimi hep severdi. Ben de delikanlıyım tabi, havalı sanırdım kendimi.

Benzin almak için şehirler arasında, ıssız bir benzin istasyonuna uğradık. Çıkarken ben yolu kontrol etmeden hızla ana yola arabayı sürdüm. Denk gelecek ya, neredeyse bir arabayla çarpışmak üzereydik. Adamlar uzunca bir müddet kornoya bastığında ben de sinirlenip kornaya abandım. Az ötede durup arabadan inmeye ve bize doğru gelmeye başladılar.

Eşim kolumu tutup bana inmemem için yalvardı ama ben kendime güveniyordum çünkü o zamanlar savunma sporlarında madalyalarım vardı. Ayrıca çok öfkeliydim, sevdiğim kadının yanında bana bu şekilde davranamazlardı. Arabadan indim ama iş planladığım gibi gitmedi. Sayıca kalabalıklardı ve içlerinden birisi arabayı üstüme sürmüştü. Araba bacaklarımın üstünden geçmişti ve beni orada öldüm diye bırakıp kaçmışlardı. Zavallı eşim oracıkta bayılmış, yoldan geçen birileri dehşeti fark edip ambulansı aramışlardı. Ama ben gözlerimi açtığımda çoktan iki bacağımı kaybetmiştim."

Bey baba sustuğunda ağzımdaki lokmayı yutmayı unuttuğumu fark ettim. Ben de yerinde olsam kesinlikle arabadan iner ve onların ağzının payını vermeyi arzulardım. Bu konuda dürtülerime asla mâni olamazdım.

"Sonrasında burayı açtım. Özellikle de öksüz ve yetimlere burada savunma sporları, ok ve silah eğitimleri verilmesine önem veriyorum. Her gelene bu hikayemi anlatıyorum çünkü spor bende olduğu gibi onlar için de bir talihsizliğe sebep olmasın."

"Bir de şeker var tabii." Gülsüm gülümseyerek çaylarımızı tazeledi. "Şeker de öfke yapıyor dede."

Tekerlekli sandalyesinde huzursuzca kıpırdanarak üstünü düzeltti. Ben ise Fatih'e baktığımda neredeyse huzurlu bir yüz ifadesi gördüm. Buraya geldiğimizden beri bambaşka birisi olmuştu.

"Demem o ki kızım, ortalığı yakıp yıkmadan önce ateşe verdiğin şeylerin senin için kıymetli olup olmadığından emin ol. Sonrasında telafisi olmaz."

Fatih'e bakarak konuştuğunda Fatih ağzındaki lokmayı zorla yutarak gözlerini kaçırdı.

"Fatih benim kıymetlim. Kan bağım olsa en fazla bu kadar sevebilirim onu. Anlaşılan bir haltlar yiyip seni kaçırmış ama emin ol seni kandırmamıştır. Ben ona kefilim."

Bir süre masada konuşmadan oturduk. Koridordan çocuk sesleri, gülüşmeleri geliyordu. Sonrasında günlük muhabbetler ve güncel ülke olaylarından bahsedilmeye başladı. Kahvaltı boyunca Fatih'e hiç bakmadım ama onun sürekli beni izlediğine emindim.

"Bitirdiysen kalkalım, Neva."

Nihayet göz göze geldiğimizde ayağa kalmış ve su bardağındaki suyu fondiplemişti. Ne planladığını merak ederek kapıya yöneldim. Eliyle beni yönlendirdi. Kulağıma doğru eğilip fısıldadı;

"Ortalığı inlettin ama neredeyse böreklerin hepsini gömdün, Neva."

Suratındaki sinsi gülüşü silmek için sabırsızlanıyordum. Bu lafına cevap vermezsem ölürdüm.

"Bunu dün gece saçlarımı koklayan adam mı söylüyor?"

Anında suratı taş kesildi. Kaşlarını çattı. "Yok öyle bir şey." Sırıtma sırası bendeydi. "Güzel kokuyor muydu bari?" Dedim dirseğimle ona vurarak.

Burnunun ucunun kızardığına yemin edebilirdim. O da farkındaydı. Eliyle burnunun ucunu kaşıdı.

"Antrenman salonu solda." Diyerek konuyu değiştirdi. Tam konuyu uzatıp onu daha da darlayacaktım ki antrenman salonunun büyüklüğü gözlerimin kocaman açılmasına sebep oldu. Geçmişte herkesten gizli ders aldığım için küçük bir odayla yetinmek zorunda kalmıştım. Şimdi bu envaı çeşit spor aletinin olduğu devasa salonda hangi egzersizi yapacağıma karar vermek bile saatlerimi alabilirdi.

Gözlerimin ışıldadığını Fatih de görmüş olacak ki ellerini beline koyarak tebessüm etti.

"Yarım bıraktığın her şey sana bir yara olarak geri döner. Çünkü yarım bırakılan her şeyi beyin kendi tamamlar. Ve bu genelde hiç iç açıcı olmaz."

Ona döndüm, sabırsız bir şekilde yerimde zıpladım. Avucumun içi kaşınmaya bile başlamıştı. Ben salonu keşfetmek için harekete geçtiğimde kolumdan yakalayıp beni durdurdu.

"Sabırlı ol. Öncesinde sana bir şey demem gerek."

Gözlerinde hafif sıkıntılı bir düşüncenin geçtiğini gördüm. "Sabah merkeze indim ve malikâneyi aradım. Güvende olduğumuzu bilmeleri gerekiyordu."

Öfke ve şaşkınlıkla karışık ağzımı açtım. Bana sormadan kafasına göre hareket etmişti. Sinsi bir yılandan farkın yok, on yedi!

"Baban küplere binmiş ama durumu izah ettim. Bize maksimum bir hafta izin verdiler. Bir hafta buradayız. Sonrası için konuşacağız."

Ne kadar kararlı olduğumu anlaması için ayaklarımı yere sağlam basarak postürümü düzelttim.

"Ben o hapishaneye geri dönmeyeceğim. Bunu kafana sok!"

"Burada- "

"Burada da kalmayacağım!"

Bana doğru eğilip kaşlarını çattığında kalbimde garip bir his kıpırdandı. "O zaman ne halt yiyeceksin, Neva? Sokakta mı yatıp kalkacaksın? Özgür mü olacağını zannediyorsun? Şimdiye kadar ultra lüks bir hayat yaşayan bir kızın sokakta ne hale gelebileceği hakkında zerre fikrin yok."

İşaret parmağını şakaklarımı delercesine isabet ettirdi. "Ben sana ne olacağını söyleyeyim; ya uyuşturucudan bir köşede kuduz it gibi ağzından köpükler saçarak ya da bir dallamanın ansızın seni ortadan kaldırmasıyla can vereceksin."

Neredeyse burnu burnuma değiyordu ve nabzımı boğazımda hissedebiliyordum. Aniden önümden çekilip karşımda kocaman soğuk bir boşluk bırakarak benden uzaklaştı. Salonun ortasına doğru sinirli adımlarla; "Buna izin vereceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun." Arkasına dönüp kendin emin bir bakış attı.

"Önce cesedimi çiğnemen gerek!"

Onunla aynı fikirde olmaktan nefret ediyordum. Buna rağmen haklı olabileceğini düşünüyordum. Bir yerlerde işe girmeye çalışsam da emir almaktan hoşlanmadığım için uzun süre orada olay çıkarmadan duramazdım. Dışarıdaki hayatın da benim volkanik patlamalarıma hazır olduğunu sanmıyordum. Bu durum beni daha da çileden çıkardı. Yumruklarımı sıkarak ona bağırmaya devam ettim.

"Şimdi yaşıyor muyum sanıyorsun ha!" Arkası dönük ama hareketsizdi. Sesimin volümünü hiç düşürmeksizin devam ettim.

"Dört duvar arasında... Altından bir kafeste olduğu için şükretmesi gereken bir kuş olduğumu düşünüyorsun. Ama ben mavi gökyüzüne aitim, kanatlarım var benim. Ve haberin olsun diye söylüyorum; onlar süs olsun diye bana verilmedi."

Fatih huzursuzca kıpırdandı. Bana yaklaşmaya başladığında bu sefer hırçın hareketlerle değil yüzünde bir hüzünle yaklaştı.

"Neva, baban seneler önce o kuşun kanadını kırdı. Artık orada bir kanat yok, üzgünüm. Sadece sen değil... Diğer iki kişiliğin nasıl hayatta kalacaklar?"

Dudaklarım titredi, gözlerimin içi o tanıdık yanma hissiyle dolup taşmaya başladı. O ise yumuşak bir dokunuşla saçlarımı parmaklarının arası aldı, hafif hareketlerle okşadı. Bu vücuduma bir elektrik dalgası göndermeye yetti de arttı. Ses tonu ise bu elektriklenmeyi üç katına çıkarıp şalterleri attıracak kadar etkiliydi. Gözlerini saçlarımdan ayırmadan konuştu;

"Dışarıdakilerin saçlarını koklamakla yetinebileceklerini düşünmüyorum."

Çenesini kasarak bakışlarını saçlarımdan yüzüme çevirdi. Ortamda ateş olmadan duman kokusunu alabiliyordum. Bu durum göğsümü daralmasına sebep oluyordu.

"Mesele özgürlükse, önce dürtülerinin kölesi olmaktan vazgeçmen gerekiyor. Her istediğini yapmak özgür olduğunu değil zaaflarının kurbanı olduğunu gösterir. Gerektiğinde öfkeni dozunda gösterebilmeyi, gerektiğinde ertelemeyi öğrenmelisin."

Vücudum kaskatıydı. Hiçbir tepki veremiyordum. Gözlerini kırpmadan fısıldadı.

"İstiyor musun?"

"Ne-neyi?" Kekeledim mi ben? Ne! Sırıttı, gardımı düşürdüğümü fark etti. Ona büyük bir koz vererek aptallık ettim.

"Sana kendini nasıl yenebileceğini öğretmemi, ister misin?"

Saçımı parmaklarından kurtardım ve yüz ifademi hemen toplayarak gururlu ve asi duruşumu ona karşı kabartarak gösterdim.

"Bana özgürlüğümü verecekse olur. Ama..."

"Ama?" Tek kaşı havada sorduğu soruya ukala bir gülüşle karşılık verdim. Savaşta her şey mübahtı. O zaman onun benimle oynamasına izin vermeyecektim. Şimdiye kadar o benim piyonlarımı yemişti ama ben de onun vezirine göz dikmiştim. Ayakkabımın ucu onun ayakkabısının ucuna basacak kadar yaklaştım, elimi göğsünün altından kalbine kadar sürdüm. Kumaşın altındaki kaslarının kaskatı olduğunu hissettiğimde erkenden gelen zafer kahkahamı içimden attım.

Sonra hızla dizine bacağımla bir darbe vurup dengesi kaybolduğunda kolunu çevirerek yüz üstü yere kapaklanmasını sağladım. Tek dizimle sırtına çöktüm. Kolunu hala sırtında bükülü halde tutarken saçlarını kokluyor gibi yaparak iç gıcıklayan bir kahkaha attım.

"Saçlarımı koklamakla yetinebileceğini bana kanıtlaman gerekecek."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 13beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18