14. bölüm / 58
MAHFİ MAHFUZ🕊️BÖLÜM 8.1🕊️
Bölümler 58Şu an: 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️
- 1 🖤TANITIM🖤649 kelime
- 2 🕊️BÖLÜM 1🕊️2.188 kelime
- 3 🕊️BÖLÜM 2🕊️1.796 kelime
- 4 🕊️BÖLÜM 3.1🕊️1.138 kelime
- 5 🕊️BÖLÜM 3.2🕊️976 kelime
- 6 🕊️BÖLÜM 3.3🕊️1.051 kelime
- 7 🕊️BÖLÜM 4🕊️2.439 kelime
- 8 🕊️BÖLÜM 5.1🕊️963 kelime
- 9 🕊️BÖLÜM 5.2🕊️1.585 kelime
- 10 🕊️BÖLÜM 6.1🕊️603 kelime
- 11 🕊️BÖLÜM 6.2🕊️887 kelime
- 12 🕊️BÖLÜM 6.3🕊️2.179 kelime
- 13 🕊️BÖLÜM 7🕊️1.425 kelime
- 14 🕊️BÖLÜM 8.1🕊️441 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 🕊️BÖLÜM 8.2🕊️815 kelime
- 16 🕊️BÖLÜM 9🕊️2.306 kelime
- 17 🕊️BÖLÜM 10🕊️1.127 kelime
- 18 🕊️BÖLÜM 11.1🕊️866 kelime
- 19 🕊️BÖLÜM 11.2🕊️1.178 kelime
- 20 🕊️BÖLÜM 12.1🕊️1.758 kelime
- 21 🕊️BÖLÜM 12.2🕊️1.123 kelime
- 22 🕊️BÖLÜM 13.1🕊️661 kelime
- 23 🕊️BÖLÜM 13.2🕊️392 kelime
- 24 🕊️BÖLÜM 13.3🕊️610 kelime
- 25 🕊️BÖLÜM 13.4🕊️1.754 kelime
- 26 🕊️BÖLÜM 14.1🕊️947 kelime
- 27 🕊️BÖLÜM 14.2🕊️1.168 kelime
- 28 🕊️BÖLÜM 14.3🕊️870 kelime
- 29 🕊️BÖLÜM 15.1🕊️574 kelime
- 30 🕊️BÖLÜM 15.2🕊️479 kelime
- 31 🕊️BÖLÜM 15.3🕊️249 kelime
- 32 🕊️BÖLÜM 15.4🕊️2.172 kelime
- 33 🕊️BÖLÜM 16.1🕊️437 kelime
- 34 🕊️BÖLÜM 16.2🕊️1.101 kelime
- 35 🕊️BÖLÜM 17.1🕊️223 kelime
- 36 🕊️BÖLÜM 17.2🕊️591 kelime
- 37 🕊️BÖLÜM 17.3🕊️735 kelime
- 38 🕊️BÖLÜM 18.1🕊️496 kelime
- 39 🕊️BÖLÜM 18.2🕊️330 kelime
- 40 🕊️BÖLÜM 18.3🕊️469 kelime
- 41 🕊️BÖLÜM 18.4🕊️700 kelime
- 42 🕊️BÖLÜM 18.5🕊️743 kelime
- 43 🕊️BÖLÜM 19.1🕊️1.567 kelime
- 44 🕊️BÖLÜM 19.2🕊️1.400 kelime
- 45 🕊️BÖLÜM 20.1🕊️899 kelime
- 46 🕊️BÖLÜM 20.2🕊️1.129 kelime
- 47 🕊️BÖLÜM 21.1🕊️1.264 kelime
- 48 🕊️BÖLÜM 21.2🕊️631 kelime
- 49 🕊️BÖLÜM 21.3🕊️630 kelime
- 50 🕊️BÖLÜM 22.1🕊️1.542 kelime
- 51 🕊️BÖLÜM 22.2🕊️413 kelime
- 52 🕊️BÖLÜM 22.3🕊️997 kelime
- 53 🕊️BÖLÜM 23🕊️1.812 kelime
- 54 🕊️BÖLÜM 24.1🕊️1.222 kelime
- 55 🕊️BÖLÜM 24.2🕊️1.004 kelime
- 56 🕊️BÖLÜM 24.3🕊️453 kelime
- 57 🕊️BÖLÜM 24.4🕊️124 kelime
- 58 🕊️BÖLÜM 25 SEZON FİNALİ🕊️988 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NEVA (01/Gri)
Telefonun soğuk ekranını göğsüme bastırarak bulunduğum yere çöktüm. Yok, gerçekten aklımı kaybetmiştim ben. O kadar fazla girift duygular tanımıştım ama şu an yaşadığıma bir isim veremiyordum. Bu beylik laflar da ne demekti? Hep yanında olacağım gibi süslü vaatler… Bu söyledikleri çok fazla geldi bana. Ne olursa olsun, bana böyle kafa karıştırıcı cümleler kurmaya hakkı yoktu. Çünkü inanıyorum…Hevesleniyorum işte. Niye kandırıyorsunuz beni?
“Söylediklerin çok…Abartılı vaatler…”
“Abartılı değil Neva…Benim evim burası, başka nereye gidebilirim ki? Baban beni görevden almadığı sürece ve ölüm kapımı ansızın çalmadıkça, gözünü her açtığında beni göreceksin…”
Ev dedi…Benim hapishaneme ev dedi… Nasıl evi görebilir? Muhtemelen gidecek başka yeri olmadığı için buraya ev diyordu. Benim de buradan başka gidecek yerim yoktu ama ben yine de hapishane diyordum. Demek ki mesele gidecek yerinin olmaması değil, gitmesini engelleyen bir bağın bulunmasıydı. Yani gidecek yerin olsa bile, gitmemeni sağlayacak bir bağ kurabildiğin yere ‘ev’ diyebilirdik.
Fatih’i buraya bağlayan sebebi merak etmek içimi, sivri minik dişlerle kemirmeye, ruhumu aşındırmaya başlamıştı. Zeminden iki hamleyle kalk-tığımda telefonumun titreşimini avucumun içinde hissettim. Ekranı dön-dürdüğümde Şebnem’in mesajını gördüm;
“Pamuk şekerim, çok teşekkür ediyorum. Ama…Bugün hiç beklenmedik bir işim çıktı. Buluşmamızı yarın ya da sonraki gün planlayabilir miyiz? Seni ayak üstü iki dakika görmek istemiyorum. Kocaman sarılmak ve saat-lerce sana doymak istiyorum. Ne dersin?”
Aslında bu kendimi toparlamak için bir fırsat olabilirdi. Ama ya yarın ben olmazsam? Bu ihtimalle ağrılı bir yumru boğazımdan geçti. Ama Şebnem istesem de bugün olamayacağını söyledi. Ne yazmalıyım? Ah! Allah’ım delireceğim.
Sıkıntılı düşünceler içerisindeyken kapım çalındı. Fatih olduğunu biliyordum çünkü bana söylediği gibi on dakika içerisinde hazırlanmıştı. İçeri girdiğinde benim çişi gelmiş çocuk gibi odayı turladığımı görünce dudakları çizgi haline geldi. Üstünü değiştirmiş, günlük bir jean ve kazak giymişti. Bu hali…çok garip hissettirdi. Sanki korumam değil de dışarıda vakit geçirmeye gideceğim bir arkadaşım gibiydi.
“Zorunda değiliz demiştim, kendini bu kadar kasacaksan gitmeyelim.”
Telefonu masanın üstüne bıraktım ve tırnağımı kemirerek; “Şebnem’in önemli bir işi çıkmış, şimdi görüşürsek ayak üstü olur diyor. Yarın ya da bir sonraki gün görüşelim mi diye soruyor.”
Fatih’in yüzü rahatlamış bir ifadeyle aydınlandı; “Ee, aslında bu güzel haber. Biraz daha sakinleşebilir ve kendini hazırlayabilirsin.”
“Evet ama ya yarın ben, ben olarak uyanmazsam?”
Fatih söylediklerimi eli çenesinde düşünmeye başladı. Odayı turlama sırası ona gelmişti. Karşımda esas duruşta bekleyen biri gibiydi ama aklı akıp giden zamandaydı belli ki.
“Hadi acele edelim. Hem bugün hem de başka bir gün görebilirsin. Hiç görmemekten iyidir.”
Bu kadar hızlı karar vermesine özenmediğimi söyleyemem. Ama zaten insanlar kendisi dışındaki herkesle alakalı kolayca karar alabiliyorlardı değil mi? Kararlarının bedelini onlar ödüyor gibi hem de…
Kapı kolunu tutarken başını yarım yamalak bana çevirmişti. “Gidiyor muyuz?”
Karmaşık duygularla masadaki telefonumu cebime attım. Ucunda ölüm yoktu neticede. Yoktu değil mi?
Bölüm etkileşimi
