5. bölüm · KIZIL ÇELİK

🔗0.5🔗

Damly D.

"Yeni bir hayata başlamak, eski hayatını silmek değildir. Geçmişin izlerini taşıyarak yeni bir yol yürüyebilirsin. Her yeni başlangıç, eskiden öğrendiklerinin bir sonucudur."

Orhan Pamuk
________________

|Ayçıl Büke Karahanlı|

"Kızıl Çelik timinin yeni keskin nişancısı sen seçildin." Dakikalar önce kulaklarımın işttiği bu sekiz kelimeyi, yeni yeni algılıyordum.

Bu sekiz kelime, aklımda onlarca soru yaratıyordu. Adım seslerim, koridorun duvarlarında yankılanıyor ve yankılar bana bu sekiz kelimeyle geri dönüyor gibi hissediyordum.

Asansörün bu kata gelmesi için tuşa bastım ve omzumu duvara yasladım. Seçilmiştim, ben seçilmiştim. Kızıl Çelik timinin yeni keskin nişancısı bendim.

Evet buna sevinmem gerekiyordu çünkü artık çok daha zorlu görevlerde yer alacaktım. Zoru her zaman sevmişimdir.
Bu yüzden time katıldığım için çok mutlu hissetmem gerekiyordu.

Peki ben neden sevinmiyordum?

Seçilmeyi beklemediğim ve çok ani geliştiği için mi, yoksa kendimi bu kadar zorlu görevler için yeterli görmediğimden mi?

Bunlar aslında iki, en büyük etkendi.

Bana iki yıllık bir keskin nişancının, böyle zorlu ve önemli görevler başaran bir time girebilmesi inanılır gibi gelmiyordu. Dün seçilecekler arasına girmeyi kabul ettiğimde bile içimden bir ses, o kadar kişi arasından tabii ki sen seçilemeyeceksin diye haykırıyordu.

Haklıydı. İçimdeki ses çok haklıydı ve Yarbay Turan'ın sabahın köründe beni çağırıp bu haberi vermesi benim, birkaç saniyeliğine dumura uğramama sebep olmuştu.

Asansörün gelmesiyle birkaç adımda kabine girdim. Zemin katın tuşuna basıp, sırtımı asansörün ayna kısmına yasladım.

Şuanda çok mutlu olmam gerekiyor gibi hissediyordum. Mutlu muydum? Seçilmiştim ve bu beni mutlu ediyordu, evet. Ama gerginliğim, mutluluğumun hemen ardından dağ gibi beliriyordu.

İçimde, gerginliğimle beraber, endişe tohumları da yeşeriyordu.

Yeterli miydim?

Aklımdaki en büyük ve cevabı karmakarışık olan soruydu bu.

Asansörün kapısının açılmasıyla indim ve hızlı adımlarla üsten çıkıp koğuş binasına ilerledim. Bir dakika içinde kendimi kaldığım odada bulduğumda üzerimdeki üniformayı, kamuflaj üniformamla değiştirdim. Yarbay'ın dediğine göre beş dakika sonra yeni timimin idmanı vardı ve ben ilk günden geç kalmak istemiyordum.

Kendimi okulun ilk günü, okula hazırlanan bir ilkokul çocuğu gibi hissediyordum ve bu his içime saniyeler önce yerleşmişti.

Kumaş maskemi ve taktik gözlüklerimi gözlerime geçirip odayı terk ettim.

Koğuşun bahçesine indiğim anda beni karşılayan dört kişi dudaklarımın bükülmesine sebep oldu.

Aralarına belli bir mesafe bırakarak ısınma hareketleri yapan timin yanına ilerledim ve yanlarında yerimi aldım. Hepsinin gözlerini üzerimde hissederken, içimdeki heyecanı sesime yansıtmadan, "Günaydın." dedim.

Hepsinin kısık bir sesle bana, "Günaydın." demesiyle bende onlara katılarak ısınma hareketleri yapmaya başladım.

Hepsinin gözünde gözlük olmasına rağmen üzerimdeki bakışlarını hissedebiliyordum. Belki de timlerine yeni biri geldiğini şuanda öğreniyorlardı. Bu ihtimal, maskenin altındaki dudaklarımın kıvrılmasına sebep oldu.

Gözlerim yavaş adımlarla yanımıza gelen askere kaydı. Heybetli vücudu ve üzerindeki kamuflaj üniformanın omuz kısmında bulunan iki paralel şerit, onun bir Yüzbaşı olduğunu gösteriyordu. Yüzbaşı'nın bize doğru gelmesiyle herkes hazır olduğunda bende onlara ayak uydurdum. Demek tim komutanımız bu Yüzbaşı'ydı.

Yüzü tabii ki de hepimizinki gibi maskeyle örtülüydü.

Başını sıranın en sonunda olan bana, saniyelik bir şekilde çevirdiğini fark ettim. Timindeki üyeleri fizik bakımından da çok iyi tanıyor olmalıydı çünkü gözleri ilk olarak bana, farklı olan kişiye kaymıştı.

"Günaydın!" diyen gür sesi beni kendime getirdi.

"Sağ ol!"

Ellerini arkada birleştirdi ve hepimizi baştan sona süzdü.

"İdmana hazır mısınız, Kızıl Çelik?" diye sordu. Gülümsediği, az da olsa gerilen kumaş maskesinden fark ediliyordu.

"Hazırız komutanım!" Bağırmalarını bizim dışımızda bahçede idman yapan tim duyarken, bizlerde onları duyuyorduk.

Yüzbaşı göğüs kafesini şişirerek nefes aldı ve arkasını döndü.

Onun koşmaya başlamasıyla, oayalanmadan abizde arkasından ikili sıraya dizildik ve hafif bir tempoyla koşmaya başladık.

Bahçeden çıktıktan ve hafif bir tempoyla koşmaya devam ettikten dakikalar sonra kulaklarımı, dudaklarımın iki yana kıvrılmasına sebep olan bir ses doldurdu.

"Gün doğdu, hep uyandık,
Siperlere dayandık." Herkesin bunu tekrar etmesiyle dudaklarım, aklıma gelen maziyle iki yana kıvrıldı. Bu marşı dinlemekte, söylemekte beni mutlu ediyordu. Özellikle de idman esnasında.

"Gün doğdu, hep uyandık,
Siperlere dayandık." diye gür bir sesle söylemeleriyle, kısık bir ses tonuyla bende eşlik etmeye başladım.

"İstiklalin uğruna da,
Al kanlara boyandık.

İstiklalin uğruna da,
Al kanlara boyandık."

Aklıma doluşan mazi, dudaklarımdaki gülümsemeyi büyütmeye yetiyordu.

"Koşmaya başladıktan sonra ben Gündoğdu marşını söyleyecek, sizde tekrar edeceksiniz. Anlaşıldı mı?" Yarbay Turan'ın istediği şey gözlerimi devirmeme sebep olsa da herkes gibi cevap verdim.

"Anlaşıldı." dedik. Bu sefer bize günlük eğitim öncesi koşumuzu Yarbay Turan yaptıracaktı ve her yaptırdığında da bizlere farklı marş veya şarkı söyletiyordu. Bu durumdan çoğumuz ne kadar şikayetçi olsakta, ağzımızı açıp tek kelime laf edemiyorduk.

"Bugün en az beş kilometre koşacağız." Yarbay Turan'ın söyledikleriyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ne demek beş kilometre? At mı koşturuyordu?

"Yuh!" Ağzımdan firar eden tek bir kelime, diğerlerinin kulaklarına ulaştığı anda hepsinin kıkıtdamsına yol açarken Yarbay, bu sefer ses tonunu arttırarak bağırdı.

"Vaz geçtim. Yedi buçuk kilometre koşacağız. İtirazı olan var mı?" diye sorarken sesindeki tehdit tonu, bariz bir şekilde ortadaydı.

Ağladı, aglayacak bir ifadeyle gözlerimi yumdum. Ben buradan ve buranın eğitiminden BIKTIM!

Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Eskiden beş kilometre bana çok gelirken, şimdi on beş-yirmi kilometreyi normal karşılıyordum.

"Sandılar Türk uyudu,
Ata cenge buyurdu.

Sandılar Türk uyudu,"
Ata cenge buyurdu."

***

Nefes nefese kalmış bir şekilde kendimi toprak zemine attım. Terleyen göz kapaklarım birkaç saniyeliğine kapanırken, zorlukla nefes alıverişlerimi düzenlemeye çalışıyordum.

Birkaç saniye nefeslendikten sonra eldivenli elimle alnımda biriken terleri silerek ayaklandım. Son olarak benim ve timden bir kişinin daha zorlu parkuru tamamlamasıyla idman sona ermişti. Kuruyan dudaklarımı ıslatarak Kızıl Çelik timine doğru yürümeye başladım.

Yanımda benimkiler dışında nefes sesleri duyduğumda nefeslerin sahibinin, benimle parkurda yan yana gelen kod adı Alev olduğunu öğrendiğim kadın asker olduğunu anlamak zor olmamıştı.

Timdekilerin yanına yetiştiğimizde üçlü grup aralarında sohbet ederken, Yüzbaşı Pusu'nun gözleri bizim dağılmış halimizin üzerindeydi.

Pusu.

Bu kod isim bana bir yerlerden tanıdık geliyordu.

Diğerlerinin bizim geldiğimizi görmesiyle hepimiz sıraya dizildiğimizde, tim komutanı konuşmaya başladı.

"İdman sona ermiştir." derken bir yandan da ellerini arkasında birleştirmişti. "Rahat." dediğinde hepimiz dağılırken, kod adının Deniz olduğunu öğrendiğim asker yanımda yürümeye başlamıştı.

Gözlerim taktik gözlüğümün altından ona kayarken, ıslanan maskesiyle onunda en az benim kadar terlediğini anlamak zor olmuyordu.

"Öncelikle Kızıl Çelik timine hoş geldin." dedi kalın sesinin aksine ılımlı bir ses tonuyla.

"Hoş buldum," dedim yürümeye devam ederken.

"Yemekhaneye inecek misin öğle arasında?" diye sordu samimi bir ifadeyle. Nedense samimi tavrı beni rahatsız etmiyordu.

"Evet ineceğim." derken kısa bir anlığına başımı ona çevirdim.

"Biz yemekhanede yemekleri her zaman aynı masada beraber yeriz. Seninde katılmanı isteriz. Orada hem sohbet eder, arada da görevler halkında konuşuruz. Senin içinde uygunsa bizimle yersin diyecektim." Söylediklerini dinledikten sonra dudaklarımı büzdüm. Neden olmasındı ki? Sonuç olarak artık bende bu timdendim ve eğer onlarda istiyorsa, yemekleri onlarla yemekten mutluluk duyardım.

"Tabii," dedim anlayışlı çıkan sesimle. "Sizinle yerim." dedim maskenin altından gülümseyerek. Gerilen kumaştan zaten o gülümsediğimi anlayabiliyordu. Kendimi saatler içerisinde nasıl kendilerinden hissettiğimi sorgulama gereği duydum. Daha sabah bir, öğlen iki. Destur derler adama, daha yeni girdin time.

İç sesimi umursamadım. Arada bir canı cehenneme diyor, sonra da vaz geçiyordum.

Odadan içeri girdiğim anda beni karşılayan çamaşır suyu kokusu, ben yokken odanın temizlendiğini ortaya koyuyordu. Yüzüm rahatsız edici koku yüzünden buruşurken içimden nöbetçi askerlere söylendim.

Odaları Vega Kara Üssün de bir temizlik personeli olmadığı için, her gün seçilen Vega Kara Üssünden olan personellerden nöbetçiler seçiliyordu ve onlar temizliyordu.

Camı açtıktan hemen sonra kendimi banyoya attım ve kısa bir duş aldım. Siyah üniformalarımı giydikten sonra saçlarıma bir mısır örgüsü yapıp, maskemi bileğime doladım ve postallarımı giyip odadan dışarı çıktım.

Koğuştaki herkes Delta Askeri olduğu için burada maske takma gereksinimi duymuyorduk. Zaten koğuşta sadece görevden önceki ve sonraki birkaç gün kaldığımız için koğuş çok kalabalık olmuyordu.

Asansörden inip yavaş ve kendimden emin adımlarla yemekhaneye doğru yürüdüm. Yemeğimi aldıktan sonra gözlerim masalarda dolaştı. Biri dışında hiçbirinin yüzünü görmemiştim. Sadece kod adının Gölge olduğunu öğrendiğim Gölge'nin yüzünü görmüştüm. Yüzündeki teri silmek için birkaç saniyelik yüzünü görmüştüm ve aklımda kalan en kalıcı detayı kehribar gözleriydi.

Gözlerim tüm masaları es geçerek, en arka masaların birinde, dört kişiyle beraber oturan tek kehribar gözlü askere kaydı. Onu birkaç saniye inceledikten sonra Gölge olduğuna kanaat getirdim ve o masaya ilerledim.

Masada boş olan, Alev'in yanındaki sandalyeye oturdum. Timde sadece ben ve o kadındık.

Hepsinin gözleri saliselik aralıklarla bana kaydı.

"İz?" diye sordu Deniz teyit etmek istercesine. Onu da sesinden tanımıştım.

"Benim." dedim kısaca. Gülümsemesine karşılık vererek bende gülümsediğinde elini uzattı.

"İsmim Kerem. Kod adım Deniz." dediğinde, elimi uzattığı elinin içine bıraktım ve onun yaptığı gibi hafif bir baskıyla sıktım.

"Ben de Ayçıl," Kod adımı öğrendikleri için söyleme gereksinimi duymadım.

Elimi elinin içinden çekip diğer herkesle tek tek tokalaştım.

"Teğmen Taylan, Gölge."

"Memnun oldum."

"Kıdemli Üsteğmen Altay Tuna, Ateş."

"Memnun oldum komutanım."

"Teğmen Caner, kod adım Demir. Ama istersen sen kısaca Yakışıklı diyebilirsin." dedi hafif şivesiyle çapkınca sırıtarak.

"Memnun oldum."

"Üsteğmen Alev," dedi kısaca. İsmini söylemediği için bende sormamayı tercih ederek gükümsemekle yetindim.
Gözlerimi, okyanus mavisi gözlerine dikerek gülümsedim.

"Memnun oldum komutanım." Gözleri okyanusu, saçları da kod adına uyumlu olarak ateş parçasını andırıyordu. Bakışları ciddi ve kendinden emin olduğu kadar, gözlerinin mavisi buğulu bakıyordu.

En baştaki, yani yanımdaki sandalyenin çekildiğini hissettiğimde başımı Alev Komutandan çekerek oraya çevirdim.

Ünüformasında yazan isimden Yüzbaşı Pusu olduğunu anladığımda masadaki herkes gibi bende ayaklandım. Koyu Kahve hareleri farklılık arar gibi bana döndüğünde duruşumu dikleştirdim. Hepimizin aksine o yüzündeki maskeyi çıkarmamıştı.

"Rahat!" dediğinde oturmamızla, o da yerine oturdu. Bakışlarını hepimizin üzerinde gezdirerek konuştu. "Afiyet olsun, Kızıl Çelik." dedi.

Kahveleri usulca bana çevrildi. Yüzüne diğerleri gibi bir tebessüm kondurma gereği duymadan başını çevirdi.

"Teğmen İz?" diye sordu o da teyit etmek istercesine. Başımı dikleştirerek cevap verdim.

"Emredin komutanım!" dedim sesimi gür tutarak.

"Kızıl Çelik timine hoş geldin." dedi fakat tavrı diğerleri gibi samimi değildi. Evet istemeyerek söylememişti ama sesinde bir samimiyette hissedilmiyordu. Olması gerektiği gibiydi çünkü tanışmıyorduk.

"Hoş buldum," dedim. Gözlerini gözlerimden çekip, yemeğine çevirmesiyle bende aynı şeyi yaptım.

Gözlerim önümdeki kuru fasulye ve pilava çevrilirken, yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum. Sabah kahvaltı yapmamıştım ve şimdi de sadece pilav yiyeceğim için aç kalacaktım. Çünkü kuru fasulyeden nefret ederdim. Neden bu yemeği almıştım ki?

Yemek genel olarak Deniz, Demir ve Gölge'nin açtığı sohbetlerle geçiyordu. Ben ve Alev sessiz kalmayı tercih ederken, Yüzbaşı Pusu ve Ateş'te arada sohbetlerine dahil oluyordu.

"Pusu Komutanımcım," dedi Demir, sesindeki alayı hissettirerek.

Yüzbaşı Pusu, bakışlarını Taylan'dan çekip ona çevirdi.

Fakat Demir bunu aldırmadı. "Komutanım biz tüm tim olarak diyoruz ki, sizi de artık böyle helal süt emmiş, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, güzel mi güzel biriyle baş göz mü etsek?" İçten içe kıkırdamadan edemedim.

"Yanlış anlamayın ama yaşınız da yavaştan geçmeye başladı. Gerçekten yanlış anlamayın. Siz hala son derece yakışıklı, karizmatik ve gençsiniz. Ama şimdi ki kızlarda yaşıtları olan kişilerle ilgileniyor." derken gözlerinde haylaz bir ifade oluşmuştu. Yüzbaşı, dudaklarını yalayarak derin bir nefes aldı. Sakin halini koruyarak, dudaklarına alaycı bir gülümseme kondurdu. Bunu maskenin altındaki dudaklarından anlamıştım çünkü maskesi gerilmişti.

"Biliyor musun Demir? Hindistan da bazı kadınlar ağaçla evlenirmiş." Kaşlarımı çatarak Demir ve Yüzbaşı'nın söyledikleri arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım.

Yüzbaşı, kendisine merakla bakan Demir'e karşı, sözlerini devam ettirdi.

"Bende seni bahçedeki bayrak direyiyle evlendirmeyi düşünüyorum. Direkte senden çok küçük değil. Malum, seninde yaşın geçmeden evlenmen gerekiyor," Duraksadı ve başını küçük bir açıyla yana eğdi. "Özlemiş gibisin, bahçedeki direğe sarılmaya." Tüm tim Yüzbaşı'nın son söyledikleriyle kıkırdarken ben, olayı bilmediğim için tepkisiz kaldım. Gözlerimi kısarak Demir'e çevirdiğimde, onun buz kesen yüzüyle karşılaştım.

Bahçedeki direkle hatırlamaktan pek haz etmediği bir mazisi olmalıydı. Başka türlü yüzünün bu şekilde buz kesmesinin bir açıklaması olamazdı.

Yüzbaşı Pusu, son söylediklerinden sonra elindeki tabldotla ayaklanarak gözlerini hepinizin üzerinde gezdirdi.

"Yemekten sonra ilk işiniz strateji odasına gitmek olsun. Yeni görev emri aldık. Planlamasını yapmaya başlamamız için on dakikamız var." diyip başka birşey söylemeden arkasını döndü. Gözlerimin önünden bir yıldız kaydığını hissettim. İçimde bin bir türlü zürafa tepinmeye başlarken kalbimin ritmi değişti.

İçimde anlamlandıramadığım bir heyecan bulutu oluşurken zorlukla yutkındum.

Kızıl Çelik timiyle çıkacağım ilk görevimin planlarını yapacaktık.

***

Hepimiz strateji odasına gelmiş ve yirmi kişilik oval masanın etrafında dizilmiştik. Gözlerim sürekli olarak sanki ilk defa gelmişim gibi etrafı inceliyor ve Yüzbaşı gelene kadar odayı en ince ayrıntısına kadar inceliyordum.

Ben dokuz yıl boyunca hiç bu kadar heyecanlandığımı hissetmemiştim. İlk defa kendimi bu kadar heyecanlı hissediyor ve bunu ifadelerime yansıtmamak için büyük bir efor sarf ediyordum.

Derin bir solukla ciğerlerimi doldurdum. Saçmalıyordum. İlk defa mı görev planlaması yapacaktım sanki.

Kapının açılıp kapanma sesi ile gözlerim oraya kaydı. Yüzbaşı ve hemen arkasından giren Yarbay ile hepimiz aynı anda ayaklandık. Pusu Komutan dahil hepimiz hazır ol pozisyonunu alırken Yarbay, sert sesiyle ve her daim çatık olan kaşlarıyla konuşmaya başladı.

"Rahat asker!" Verdiği emirle hepimiz oturduk ve hemen ardından Pusu Komutan projeksiyon tahtasının bir tahtasına geçerken, Yarbay'da diğer tarafına geçti.

"Kızıl Çelik timi, vereceğiniz görev ve emirlerine hazırdır komutanım!" diyen Yüzbaşı ile Yarbay göğsünü derin bir solukla kabarttı. Tahtaya birden fazla fotoğraf yansıtılırken, hepimiz pür dikkat fotoğrafları inceledik.

Tam altı farklı kişi vardı ve hepsi birbirine benziyordu. Beş erkek vardı ve bir kadın ama kadının trans olduğu her halinden belli oluyordu. Gözlerim hepsinin gözlerini incelemeye koyulurken, ikisi dışında hepsinin farklı renklerde lensler taktığını fark etmem uzun sürmedi.

Trans olan kadının çenesinde hafif kirli sakallar vardı ve yaptığı makyaj bunu gizleyemiyordu. Onun dışında erkeklerin; ikisi sakalsız, biri kirli sakallı, biri uzun sakallı ve biri kısa beyaz sakallıydı. Dikkatli incelediğimizde beyaz sakallı adam dışında diğer saklallıların, sakalının boya olduğu bariz bir şekilde ortadaydı.

Hepsinin birbirine benziyordu fakat hepsinin kameraya olan bakışı farklıydı. Birinde uzaktan düşünceli bir tavırda çekilirken gözleri kısık çıkmıştı ve bu fotoğraf onu diğerlerinden bir tık farklı kılmıştı.

"Burada kaç kişi var?" diye soran Yarbay Turan'ın sesiyle bakışlarım kısa süreliğine ekrandan ayrıldı. Bu sefer gözlerimi kısarak incelemeye başladım. Burada altı kişi yoktu. Burada ya bir ya da iki kişi vardı. Dört fotoğrafta da, şahsın çene kısmında küçük bir ben vardı ve bunların ikisinde ben, küçültülmeye hatta gizlemeye çalışılmıştı. Diğer iki fotoğraftaki şahsında çenesinde bir ben yoktu ama sağ gözde bir şaşılık durumu vardı ve bu iki fotoğraftaki yeşil göz, tonuna kadar aynıydı. Fakat diğer dördünde, trans kadınınki de dahil, kahverenginin tonları vardı. Aslında bu şekilde düşününce burada iki kişi olduğunu düşünebilirdik ama burada iki değil, bir kişi vardı. Şahsın kahve gözlü fotoğraflarında ki lensti ve lens numaralıydı. Bu da, şahsın sağ gözünde bir görme bozukluğu olduğunu ve asıl göz renginin yeşil olduğunu kanıtlar nitlikteydi.

Diğerlerinden cevaplar gelmeye başlarken ben cevabımı sona saklamayı tercih ettim.

"Komutanım, burada altı fotoğraf var ama iki kişi var." dedi Demir fotoğrafa bakmaya devam ederken. Muhtemelen lensin numaralı olduğunu anlamamıştı.

Diğerleri düşünmeye devam ederken Yarbay ve Yüzbaşı sessiz kalmayı tercih etti. Cevap vermeden hemen önce fotoğrafları son kez inceleyerek bakışlarımı Yarbay'a kaydırdım.

"Komutanım burada sadece bir kişi var ve şahıs, kendinde estetik ameliyatları da dahil görünüş değişiklikleri yapmış." dedim kendimden emin çıkardığım ses tonumla. Evet, kendimden emindim bu konuda.

Yüzbaşı'nın kahve hareleri hızla üzerime kayarken, ciddi durmaya devam ettim. Nedense böyle ortamlarda hep kaşlarım çatık olduğu için dışarıdan bakınca fazla ciddi duruyordum. Dudaklarımı yalayarak başımı ona çevirdim. Yüz ifadesinden doğru cevabı verdiğim anlaşılıyordu.

"Açıkla." diye emir verdi Yarbay Turan. Dudaklarımı yalayarak emrettiği gibi açıklamaya başladım.

"Komutanım burada farklı görünüşlere sahip insanlar imajı veren fotoğrafların aksine sadece bir kişi var. Aslında bunu kanıtlamamız için bir sürü sebep var; aslına bakarsak buradaki dört fotoğraftada şahsın çenesinde bazıları kapatılamaya, bazılarında ise belirginleştitlmeye çalışıldığı birer Ben var. Bu bene trans şahısta dahil." Derin bir nefes alarak konuşmaya devam ettim. "Trans olan şahısın kapatılamaya çalışılan kirli sakalları var ve bu onun aslında erkek olduğunu doğrular nitelik taşıyor." dedim ve konuşmaya devam ettim.

"Aslında şahıs yeşil gözlü çünkü yeşil gözlü olduğu fotoğraflarda sağ gözünde bir şaşılık var. Bu da şahsın sağ gözünde bir görme bozukluğu olduğu tanısını ortaya koyar. Diğer dört fotoğrafta şahıs, kahvenin farklı tonlarında numaralı lens taktığı için sağ gözünde bir problem yokmuş gibi gözüküyor. Şu ana kadar belirlediklerimize bakarsak aslında iki kişiler diyebiliriz ama fark ettiyseniz kendisini gizleyen şahıs, kahve gözlü olduğu fotoğrafta ve yeşil gözlü olduğu birer fotoğrafta benlerini gizleme konusunda farklılık yapmamak gibi bir hata yapmış. Aslında buraya kadar bile tek kişi olduğu anlaşılırken, ince kaşlarını altı numaralı fotoğraftada makyajla tam olarak kapatamamış. Ve birşey daha var ki o da sakalları. Sakalları tüm fotoğrafta modelleriyle beraber farklı olsada boyalı olmadığı tek fotoğraf, beyaz sakallı olduğu fotoğraf. Bunu dikkatle incelerseniz anlayabilirsiniz." dedim tüm tespitlerimi anlatarak. Uzun soluklu bir konuşma yaptığım için son kısımlara doğru nefesim düzensizleşse de kontrolü ele alabilmiştim.

Yarbay'ın surat ifadesinden, tespitlerimin doğru olup olmadığı anlaşılmazken, gözlerimi Yüzbaşı'ya çevirmek istedim ama bunu yapmadım.

Ben bunları anlatırken onun kumaş maskesinin hafifçe gerildiğini, hafif çekik gözlerinin kısıldığını fark etmiştim. Fakat hepsi saniyeler içinde gerçekleşmişti.

"Komutanım, Teğmen İz'in tüm tespitleri doğru ama atladığı bir konu var. Dikkatli bakarsak şahsın kaşlarının hepsinde inceliğinin farklı olup, yeşil gözlü olduğu fotoğraftan itibaren doğal kaşlarının incelmesi ve bunu bazı fotoğraflarda makyajla kapatması. Bu durum şahsın, baştaki yeşil gözlü olduğu fotoğraftan itibaren gittikçe yaşının ilerlediği. Yani şahıs kılık değiştirirken bunu aradan geçen yıllardan sonra yapıyor." Ateş'in söyledikleri kaşlarımın havalanmasına sebep oldu çünkü haklıydı. Şahısın fotoğraflarında baştaki fotoğraftan sondaki fotoğrafa doğru kendi kaşlarının inceldiğini ve bunu farklı yollarla sakladığı anlaşılabiliyordu.

Ateş'in ardından Alev'de ayağa kalkarak zaten dik olan duruşunu dikleştirdi ve hemen ardından boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

"Komutanım, aslına bakarsak hem Teğmen İz'in, hemde Ateş Komutanımın öne sürdüklerinde doğruluk payı çok fazla ama gözden kaçırdıkları bir nokta var. Şöyle ki fotoğraflarda şahsın saçları farklı uzunlukta ama hep aynı renkte gibi gözüküyor. Ama aslında sondaki fotoğrafa bakarsak şahsın saçlarının kahvesi bir tık daha koyu. Bunda demek oluyor ki şahıs, bize kendini iki farklı kişi olarak göstermeye çalışıyor çünkü, iyi bakın farklılıkların sahte olduğu çok bariz belirtilmiş. Komutanım şahıs, kendini Türk Askerlerine iki, başkalarına beş kişi olarak göstermek istemiş. Aslında bir de trans olan kadına en çok benzeyen adam iki numaralı fotoğrafta ve biz bunlara beş kişi olarak bakacak olursak iki numaralı adam trans olmuştur." dedi tek nefeste.

Söylediklerini akıl süzgecinden geçirdiğimde haklı olduğunu anlayabiliyordum. Haklıydı. Bazı farklılıklara bakılırsa on yaşında bir çocuk bile en azından iki fotoğrafın aynı kişi olduğunu anlayabiliyordu. Alev haklıydı. Şahıs, yani terörist olduğunu düşündüğüm adam, sahte ayrıntılarla insanlara siz doğru bildiniz göndermesi yapabiliyordu. Bu da ona artı puan kazandırıyordu.

Bu adam çok zekiydi. Sadece yaptığı değişimlerle bile kafasında az çok ne tür şeytanlar gezdiği anlaşılıyordu.

Yaklaşık yarım saattir fotoğraflarla ilgili konuşuyorduk ve en sonunda ise Alev'in görüşünün doğru olduğuna karar kalmıştık. Bu fotoğraflarda sadece bir kişi vardı.

"Doğru bildiniz Kızıl Çelik." dedi Yarbay kollarını karnında göğsünün altında birleştirerek. Ne demişti o? Doğru bildiniz mi? Madem adamın tek bir kişi olduğunu biliyordu, o zaman neden bizim yarım saat zaman kaybetmemizi sağlamıştı.

Gözlerimi kıstım. Bunun tabii ki bir sebebi vardı.

"Şimdi soracaksınız, madem biliyordunuz neden bizim yarım saat kaybetmemize sebep oldunuz?" Bir boğaz temizlemesinin ardından devam etti. "Size bunu yapma sebebim, bu seferki görevinizin başrolünün ne kadar zeki ve şeytan olduğunu anlamanızı istemem." dedikten hemen sonra masanın üzerindeki bilgisayardan, tahtadaki fotoğrafı değiştirdi.

Bu sefer tahtaya, bize gösterdiği fotoğraflardan, bir numaralı olana çok benzeyen bir fotoğraf yansıttı. Bu, fotoğraflar arasından en yaşlı olduğu fotoğraftı. Kısa, beyaz sakalları vardı ve çenesindeki ben çok bariz belli oluyordu.

"Yeni görevinizi sizlere, tim komutanınız Yüzbaşı Pusu açıklayacak. Ben sadece sizi test etmek istedim," dedi ve duraksayarak derin bir nefes aldı.
"Ben size güveniyorum." dedikten sonra hepimizin ayağa kalktık.

"Rahat!" dedi ve dışarı çıktı. Bizim oturmamızla Pusu Komutan masaya doğru bir adım ilerledi ve gözlerini hepimizin üzerinde teker teker gezdirdi.

"Görevi öğrenmeye hazır mısınız Kızıl Çelik timi?" Yemin ediyorum arada sırada kendimi Survivor'daymış gibi hissediyorum. En çokta parkurlarda ve bunun gibi görevleri öğrenmeden önceki hazır mısınız adetinde. Hazır olmasak görevi açıklamayacakmış gibi.

"Hazırız komutanım!" dedik gür çıkan sesimizle.

"Tahtadaki adama iyi bakın. Bu adam tahmin ettiğiniz üzere bir terör örgütü. Ama normal bir terör örgütü üyesi değil. Ülkenin güvenliğini tehdit eden, son derece akıllı ve strateji dehası bir adam. Aynı zamanda yaklaşık dört yıl önce çoğunluğunun yabancılardan oluştuğu, özgürlük adı altında kurulan HAWK örgütünün kurucusu. Örgüt, yöneticilerinin zekası sayesinde sadece dört yıl içinde çok büyüdü. Öyle ki, şu anda bize karşıt olarak kurulan tüm örgütlerle istihbaratı var ve şu anda aramızda geçecek en küçük çatışmada bile diğer bize karşıt olan örgütler ona yardımcı olacak. Her anlamda." Tabii ki HAWK'tan tüm VEGA Kara Üssü'nde ki tüm personel askerlerin haberi vardı. Özellikle geçen sene Tacikistan'a düzenledikleri katliam sonrasında, Türkiye'de ki tüm gizli üstlerin HAWK'tan haberi olmuştu.

Biz nasıl gizli ve kimsenin bilmediği bir üs isek, onlarda gizli bir örgüttü. Bazı örgüt yöneticileri dışında kimse onların kim olduğunu bilmiyorlardı fakat söylerken ağzı yoracak meblağalarda nükleer silah alışverişi yapıyorlardı.

Evet, bu örgüt aynı zamanda bir nükleer silah üreticisiydi ve örgüt, ürettiği nükleer silahlarla milyarlarca insanın geleceğini tehlikeye atıyordu.

"Aynı zamanda HAWK'ın kurucusu olan bu köpek, yeni bir nükleer silah üretmek için çalışmalara başladı. Bizim amacımız bu görevde tasarımların ve yeni nükleer silahla ilgili tüm bilgilerin içerildiği üç bilgisayarı ele geçirmek." demesiyle gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Bu kadar zorlu bir görevin içinde bulunacak olmam kalbimin hızını arttırmıştı.

"Peki komutanım, bizim bu üç bilgisayarı ele geçirmemiz ne işe yarayacak ki? Elbette ellerinde onların kopyaları vardır." dedi Deniz başını yana eğerek. Evet haklılık payı vardı ama eğer ellerinde kopyaları olma ihtimali olsaydı bu göreve çıkma ihtimalimiz asla olmazdı.

"Hayır. Bilgisayarlardan zaten ikisi kopya. HAWK'ın arasına sızmış bizim ajanlarımız bize tüm bilgileri verdi. Kızıl Çelik timi, bu görev için yaklaşık bir buçuk yıldır hazırlık ve araştırmalar yapılıyor. Ha deyince olacak bir şey değil bu," derken sesi biraz öncekinin aksine çok daha sert ve keskin çıkıyordu. Maskenin açık bırakmış olduğu kahve harelerinden, kendinden eminlik akıyordu adeta.

"Yaklaşık bir aydır ben bu görev Kızıl Çelik timine verilsin diye uğraşıyorum ve sonunda muradımıza erdik." Göğsünü aldığı solukla kabartıp başını yana eğdi.

"Yeni göreviniz hayırlı olsun Kızıl Çelik."
Dudaklarım maskenin altından iki yana kıvrıldı.

Yeni görev...

Hayatımda ilk defa böyle zorlu ve önemli bir görevde bulunacaktım. Ve heyecanımı dışarı yansıtmamak için kendimi zor tutuyordum. Gözlerimde ki ışık, uzaklardan fark edilebilir şekildeydi.
_____________________

~Bölüm Sonu~

🔗 Bölüm hoşunuza gittiyse beğenmeyi unutmayınn! Sağlıcakla kalın.