KIZIL ÇELİK kitap kapağı

3. bölüm / 37

KIZIL ÇELİK

🔗0.3🔗

Vaveyla Yazarı: Damly D.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 37Şu an: 🔗0.3🔗

"Zorluk, insanın gerçek gücünü gösteren bir silahtır."

Necip Fazıl Kısakürek

_______________

|Ayçıl Büke Karahanlı|

"Koş asker, koş!" Nefes alışverişimi düzenlemeye çalışarak, bir saattir yaptığımız gibi hafif tempoyla koşmaya devam ettim. Her sabah kahvaltıdan sonra yaptığımız gibi, bugün de koşuyorduk. Bu tesise geleli tamı tamına üç ay olmuştu ve ben sadece üç ay içinde bezmiştim.

Üç aydır sabahın köründe kalkıyor, kahvaltı yapıyor ve bizi öldürecek türden olan eğitimlere başlıyorduk. Öyle ki bu üç ay içerisinde o kadar çok çalışmıştık ki neredeyse tüm temel şeyleri öğrenmiştik. En azından ben buna inanmak istiyordum.

Geldiğimizden bu yana, tam altı askeri eğitmen tarafından canımız çıkarılıyordu. Her gün farklı derslerimiz vardı ve bu derslerin eğitmenleri fazla acımasızdı. Şu an bize ders veren tabir-i caizse bizi öldüren kod adı Reaper olan eğitmenimiz gibi.

Reaper, bizim keskin nişancı ve atış uzmanımızdı. O da her hoca gibi bizi dersten önce koşturuyordu. Koşumuz, eğitmenin o günkü ruh haline göre değişiklik gösteriyordu. Eğer o gün eğitmen iyi günündeyse, tesisin etrafında 10-15 tur, ki bu yaklaşık bir ya da bir buçuk saate tekabul ediyordu.
Fakat eğitmen o gün sinirliyse ya da canı bir şeye sıkılmışsa, bu 20-30 tura kadar çıkıyordu ve bu yaklaşık 2 yada 3 saat sürüyordu.

Bununla da yetinilmiyordu. Koşudan sonra, ısınma hareketleri ve hemen ardından parkur geliyordu. Tesiste üç tane parkur vardı ve bu parkurlar öğrencilerin gelişimine göre farklı zorluklar sunuyordu. Bizim her sabah kullandığımız parkur en kolay olanı, yani bizim gibi yeni öğrenciler için olanıydı.

Buraya geldikten sonra birçok yeni şey daha öğrenmiştim. Mesela, KHD Kuvvetleri Delta Eğitimi, yani MSÜ'den mezun olup Delta Askeri olmak için eğitim gören askerlerde burada kalıyordu ve onlar bizden çok daha zor eğitimler görüyordu. Eğitimleri, bizler gibi sadece burada geçmiyor çoğunluk olarak dağlarda, kendini kanıtlamak için gittikleri görevlerde geçiyordu. Öyle ki, onları şu ana kadar sadece üç defa görebilmiştim.

"Son iki tur asker!" Birde bu vardı. Bize her zaman asker yada kod adlarınızın yanına çavuş ekleyerek sesleniyorlardı. Bunu, bizi alıştırmak için mi, yoksa zorunlu olduğu için mi söylediklerini bilmiyordum. Bize böyle bir bilgilendirme yapılmamıştı çünkü.

Son iki turuda tamamladığımızda, eğitmenin komutuyla her sabah gittiğimiz parkura doğru yürümeye başladık. Parkura başlamadan önce on dakikalık bir ısınma yapıyor, daha sonrasında ise başlıyorduk.

Parkurda aşamalar vardı. İlk olarak 5 metre yükseklikteki bir tırmanma duvarı, 40 metrelik bir engelli koşu, 15 metrelik sürünme ve alçak engel, 30 metrelik yüksek ağırlıklı koşu, 15 metrelik çamur geçişli koşu ki bu benim en sevmediğimdi ve son olarakta koşu ile tamamladığımız bir son sprint vardı. Parkur zordu. Hatta çok zordu.

Parkur alanına yetiştiğimizde ilk olarak on dakikalık bir ısınma hareketleri yaptık. Hemen sonra ise eğitmen, isimleri saymak için yere bıraktığı mavi dosyayı eline aldı.

"Her etapta saydığı iki isim yan yana gelecek ve benim düdüğü çalmamla yarışa başlayacak. Evet bugünde yarış yapacağız. Parkuru anlatmama gerek yok, her bir karışını ezberlediğinizi düşünüyorum ama parkura yeni eklenen bir aşamayı anlatmak istiyorum. Bu sefer son sprinti tamamlamadan önce, eklediğimiz nişangahlarla vurabileceğiniz en iyi şekilde hedefi vurmanızı istiyorum. Evet, şuana kadar yeterli seviyede silah eğitimi almadınız ama zaten sizden dört dörtlük bir performans istemiyoruz. O yüzden yapabileceğinize inanıyorum. Başarılar." Gözlerimi kısarak çamur geçişinden sonra gelen nişangahlara baktım. Maketten iki adam nişangahı vardı ve yüzünde halkalar çizilerek hedefler verilmişti. Amaç, maketten adamın alnından vurmaktı ama zaten bizden mükemmel bir performans beklemiyordu.

"Bu arada, rakipleriniz karşı takımdan olacak. Bu şekilde rekabetin getirdiği hırsla sizlerden daha iyi bir performans bekliyorum. Unutmayın! Ben sizden rakibinizi değil, kendinizi geçmenizi istiyorum." Bahsettiği şey, daha öncelerinde yaptığımızdan da daha iyi yapmamız gerektiğiydi.

"Poyraz ve Kurt ile başlayalım." İncelemek adına gözlerimi ikiliye diktim. İkiside birbirleriyle el sıkışıp şans diledikten sonra yerlerini aldılar ve eğitemenin düdüğü çalıp, elindeki iki kronometreyi aynı anda başlatmasıyla, ikiside koşmaya başladı.

Salih yani Kurt bizim grupta, Deniz kod adıyla Poyraz ise karşı gruptaydı. İkiside ip yardımıyla düz duvara kıran kırana bir tırmanış gösteriyorlardı. Deniz, tutamaçı Salih'ten önce tutup kendini yukarı çekti ve diğer tarafa yere atladı. Hız kesmeden engellerin üzerinden atlarken neredeyse Salih'te ona yetişmişti.

Bu sefer Salih, Deniz'den önce sürünmeye başladığında alçak engellerden geçerken sürünüyor ve tekrar ayağa kalkıyorlardı. Kıran kırana geçen mücadelelerinde Deniz, çamur geçişinden önce çıkmış ve yanındaki masadan bir tabanca alarak nişan almıştı. Hemen arkasından da Salih gelmişti ve ben dahil herkes nefesini tutmuş izliyorduk.

Nişan alıp aynı anda tetiğe bastıklarında Salih, on halkadan yedi numarayı, Deniz ise beş numarayı vurdu. Salih'e alkış tufanı koparken Deniz, hırs yapmış olacak ki Salih'ten çok daha hızlı giderek
bitişe yetişti. Yorgunluktan kendini yere atarken Deniz kazandığı için onun takımı alkışlamaya başladı. Şu anda onlar bir sıfır öndeydi ve ben ne zaman parkura gelsek kendimi Survivor'da gibi hissediyordum.

"Kaya ve Kuzgun." Bizim gruptaki kumral çocuk Alp ve karşı takımdaki Bora el sıkışıp yerlerine yerleştiğinde eğitmen düdüğü çaldı ve koşup tırmanmaya başaldılar.

Bu oyunda Kuzgun'un galibiyetiyle biterken yanımıza gelip bize kaslarını göstermeye başladı. İlk geldimizdekine göre çok daha fazlalardı.

"Mavi ve Saka." Beyza ve Boncuk'un da yerini almasıyla tekrar düdük çaldı. Boncuk, her zaman neşeli ve utangaç bir kız olsada parkurlarda ve eğitimlerde derin bir ciddiyete bürünüyordu. Beyza ise sağlık eğitiminde, diğer tüm derslere göre çok daha etkin bir performans gösteriyordu ama parkurlarda çokta iyi olduğu söylenemezdi. Boncuk, aralarına bir fark açtığında, sarı dümdüz saçlarının çamur olmasını umursamadan düştüğü yerden kalktı. Beyza, sinirlenmiş olacak ki elindeki ağırlığı bırakarak çamur geçişine yetişti.

Bu yarışta Boncuk'un galibiyetiyle bitmişti ve benim yüzümde gururlu bir gülümseme vardı.

İkisininde gelmesiyle eğitmen yeni isimleri saymaya başladı.

"Yaralı ve Güz." Yaralı bizim gruptaki Mertcan, Güz ise karşı takımdaki Ferhat 'tı. İkisi de tesisin en sessiz ve sakin olanlarıydı.

Bu yarışta, Güz 'ün galibiyetiyle sonlanmıştı ve şuanda 2-2 gidiyorduk.

"İz ve Serçe." Kod adımın söylenmesiyle derin bir nefes aldım. Sıra bendeydi ve ben, Serçe yani Alara ile yarışmaktan pek hazetmiyordum. Birimiz diğerimizden iyi değildi. Aramızda fiilen bir sorunda yoktu ama o kızın bakışlarından bile benden hoşlanmadığı çok net anlaşılıyordu.

Yerlerimizi aldığımızda, nezaketen onun yanına ilerleyerek elimi uzattım. Elini elimin üzerine bıraktığında sıkarak, "Başarılar," dedim. Yüzündeki alayla karışık gülümsemeyle beni süzdü.

"Başarılar desem de başarılı olacağını sanmıyorum. Çünkü bu sefer ben kazanacağım." Elimi çekerek yerime geri döndüm. Geçen sefer iki saniyelik bir farkla ben kazanmıştım ve o gün ki sinirini unutamıyordum. Bana bir garezi vardı ve bunu belli etmekten asla çekinmiyordu. Hırslı bir kızdı ve bu kadar hırsın bir insana fazla olduğunu düşünüyordum. Omuzlarımı oynatarak tam olarak pozisyonumu aldığımda düdüğün sesiyle koşmaya başladım.

Saniyeler içinde kendimi duvara tırmanırken bulduğumda elimde tuttuğum halatın, derimi sıyırdığını hissediyordum. Hırstan mı bilmem, elimdeki acıyı umursamadan sağ ayağımı biraz daha yükselterek tutamaçı tuttum. Kendimi yukarı çekerken, üzerimde üniforma olmasına rağmen pürüzlü duvar, dizlerimin sıyrılmasına yol açmıştı. Dişlerimi birbirine bastırarak kendimi toprak zemine attım ve son hızla engellerden atlayarak koşmaya başladım. Şu anda Serçe ile zerre kadar ilgilenmiyordum çünkü son dediklerinden sonra benimde gözümü hırs bürümüştü. Onun ki kadar olmasa da.

Alçak engellere yetiştiğimde sürünerek birinden geçtim ve beklemeden ayaklanarak diğerine ilerledim. Hepsinde aynı şeyi yaptığımda ayağa kalkarak hemen önümdeki ağırlıkları elime aldım. İkiside beş kilogramlık birer askeri çantaydı ve bu ağırlık artık fazla zorlamıyordu. Çamurlu koşuya yetiştiğimde elimdeki çantaları bırakıp bir metrelik çamurun içinde koşmaya çalışarak ilerlemeye başladım. Ayaklarımızın çamura vurduğunda çıkan ses yüzünden Serçe'nin de çamurlu alanda olduğunu anlamak zor olmuyordu.

Çamurdan çıkarak birkaç metre daha koştum ve yanımdaki masadan tabancayı elime aldım. Tetiği zorlanmadan çektim ve karşımdaki nişangaha nişan aldım. Gözlerim onluk kısmı hedef alsa da tetiğe bastığımda çıkan kurşun sekizi vurmuştu. Hemen ardımdan çıkan silah sesiyle onunda vurduğunu anladım fakat oyalanmadan tabancayı masama bırakıp koşmaya başladım. İki dakika içerisinde kendimi bitiş çizgisinde bulduğumda hemen ardından kendimi yere atmıştım. Nefes nefese kalmış ve çok terlemiştim. Başımı yana çevirdiğimde Serçe 'nin de benim gibi yerde nefeslendiğini gördüm. Birkaç dakika kollarımızı ve bacaklarımızı esnettikten sonra aynı anda ayağa kalktık ve yürümeye başladık.

Onların yanına yetiştiğimizde kazananı anlamak için takıma baktım ama onlarda omuzlarını silktiler. Eğitmen bize bakarak gülümserken ona doğru bir adım attım.

"Aslında parkuru aynı anda bitirdiniz. Biliyorsunuz ki saliselere bakmıyoruz. O yüzden nişangahlarınıza baktım ve kazananı belirledim." Dudaklarım iki yana kıvrılmıştı çünkü sekiz vurmuştum. Bu zor olmamıştı çünkü nişangahlarla bizim aramızda sadece 25 metre vardı. Temel eğitimlerde zaten maximum 25 metre oluyordu.

"Kazanan, İz," O an Serçe'nin gözlerinde ki öfkeyi çok net gördüm. Kazanacağını düşünüp kazanamamıştı. Boncuk'un, koluma girip beni bizim takıma yürütmesiyle kendime geldim.

"Aferin kız İz'li," Emirhan'ın bana taktığı lakapla kendimi gülmekten alı koyamazken gözlerim Serçe'ye kaydı. Öfkeli gözlerle bana bakıyordu ve bunun beni korkutmadığını söylesem yalan söylemiş olurdum.

"Avcı ve Batı," Avcı'nın dudakları ukala bir tavırla yukarı kıvrılırken gözlerim bu sefer kod adı, Batı olan Berk'e kaydı. Berk ile Avcı yani Ateş'in arasında geçmişten gelen bir sorun olduğunu biliyordum. Yani kısaca Emirhan anlatmıştı.

El sıkışmadan eğitmenin düdüğüyle başlamış ve Ateş 'in galibiyetiyle bitirmişlerdi. Aralarının limoni olduğunu bildiğim için laf dalaşına gireceklerini düşünmüştüm ama Batı elini uzatıp Ateş'i tebrik etmişti. Evet, işte bunu beklemiyordum.

***
Saatlerdir nişan ve silah çalışmaları yapıyorduk. Eğitmen, hiçbir şekilde mola vermemize izin vermiyor, sadece atış sırası bize gelene kadarki arada su içmemize müsââde ediyordu. Bu adam cidden acımasızdı çünkü kolumuzun kopma ihtimali olmasına asla aldırmıyordu.

Sıranın bana gelmesiyle nişangahın tam ortasına nişan aldım ve açıyı tam olarak ayarlayıp tetiğe bastım. Kurşun, silahtan çıkıp sekiz numaralı halkayı deldiğinde, yanımdaki eğitmenden övgü dolu sözcükler aldım demeyi çok isterdim. Ama aksi olmuştu. Çünkü bu adam iyi yapmamızı değil, kendimizden iyi yapmamızı istiyordu. Tıpkı diğer tüm eğitmenler ve Binbaşı Turan Ali gibi.

"Sabahtan beri bir defa bile sekizi geçemedin. Bende en azından biride olsa iyi yapacak diye sevinmiştim sabah. Yanılmışım." dedi yüzünde pişman olduğunu gösteren bir ifade oluşurken.

Tabancayı yanımdaki masaya bırakıp en arkaya geçtim. Hepimiz yorulmuştuk ve tabanca tutmaktan kollarımız kopmuştu.

Eğitmen, hepimizi şaşırtacak o cümleyi kurduğunda başını o yöne çevirdim.
"Bugünlük sizi erken salıyorum. Öğle yemeğine daha yirmi dakika var ama gidin bir temizlenin. Sonra da ıstırahat edebilirsiniz."

Herkesin ağzından bir oh firar etmişti.

Hepimiz dağılırken Boncuk, tükenmiş bir halde yanıma geldi ve eğitmenlerin acımasızlığıyla hayıflanmaya başkadı.

"Allah 'ım ben neden he dedim ha? Neden ben anneme evet derken benim dilime eşek arıları sokturmadın yüce mevlam?" Dudaklarımdan bir kıkırtı firar etti. Ona gülüyordum ama benim "he" deme şansım olmasada bende o belgeyi okuduğum için pişmandım.

Ama gün geçtikçe buradaki sıcak arkadaş ortamıyla beraber azalıyordu pişmanlığım.

"Bıktım. Yemin ediyorum bıktım. Benim şuan evde tırnak bakımı yapmam gerekirken, burada ise bir törpü yapmaya bile vakit bulamıyorum." Aynı olaydan bende nasibimi alıyordum.

"Madem pişman olacaksın neden geldin buraya? Bu tesis, en küçük bir eğitimde ağlayanlar için değil." Arkamızdan gelen sert ve yabancı ses bir anlık refleksle irkilmemize sebep oldu. Boncuk, ağladı ağlayacak bir surat ifadesiyle arkasına dönerken, benimde ondan farklı bir halim yoktu. Gördüğümüz kişi, kaşlarınızın şaşkınlıkla havalanmasına sebep oldu. Bu, Delta Askeri olmak için son eğitimlerini gören askerlerdendi.

Üzerindeki siyah üniforma ve kask bunu doğrular nitelikteydi. Boncuk'la aynı anda birbirlerimize bakarak yutkunmamıza engel olamamıştık çünkü rezil olmuştuk!

Yüzü siyah bir kamuflaj maskesiyle örtülüydü ve gözlerinde de siyah bir askeri gözlük vardı.

Boncuk, kekelemesine engel olamayarak, telaşla kendini açıklamaya başladı. "Ha... hayır. Yani ben öyle demek istememiştim. Sadece alışma süreci falan varya. Anlayın beni lütfen!" Sonunda çıkan sert sesi karşımızdaki askerin, kumaşın altındaki dudaklarının hafifçe kıvrılmasına yol açtı. Şu anda yüz ifadesini görmüyordum ama bizim hakkımızda ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyordum.

"Öyle mi Küçük Hanım?" Hitabıyla yüzümü buruşturmaktan kendimi alıkoyamadım. Fakat onun ses tonundan eğlendiğini anlamak zor değildi.

"Küçük Hanım derken? Oradan bakınca küçük gibi gözüküyorum? On sekiz yaşıma tam yirmi bir gün sonra gireceğim ben sen ne diyorsun?" Yersiz bir çıkıştı.

"Evet buradan bakınca ikinizde küçük gözüküyorsunuz. Boyunuz kaç? Bir elli? Bir atmış?" Kurduğu cümleyle kaşlarım çatıldı. Ben bir yetmiş birdim bir kere.

"Bir yetmiş üçüm ben," Kurduğu cümle, karşımızdaki adamın genizden gelen bir kahkaha atmasına sebebiyet verdi.

"Uzun musun?" diye sordu başını yana eğerek.

Bu sefer ben cevap verdim.

"Yeterince,"

"Öyle mi? Ben bir doksan ikiyim," dediğinde gözlerim şaşkınlıkla aralandı. İnanamıyorum. Bu komutanımızı annesi tam olarak neyle beslemişt?

"Çocuklara boyunla mı hava atıyorsun, Şahin?" Hemen yanımdan gelen kalın ses yerimde sıçramama sebep oldu. Aman Allah'ım ilk defa eğitim gören askerlerle yan yana geliyordum ve diğer görüşlerimde bu kadar uzun olduklarını fark etmemiştim. Bu asker daha uzun. Çok daha uzun!

Bir dakika ne demişti o? Kısa boyun, bir doksan iki? Çocuklar, biz?

"Ne?" Boncuk'la benim ağzımdan aynı anda dökülen şaşkınlık nidası, ikisininde kıkırdamasına sebep oldu. Tabii kıkırdama denirse.

"Kusura bakmayın komutanım ama sizin boyunuz kaç? Hayır yani devlerle yarışacaksınız diye bir an ürktüm." Ah Boncuk... Bu askerinde yüzü kapalıydı ve nasıl bir surat ifadesi olduğunu göremiyordum.

"Bir doksan yedi," dedi.

"Yuh!" Benim dudaklarımdan dökülen kelimeler yüzünden hepsinin gözlerini üzerimde hissettim.

"Pardon ama, komutanım sizin kod adınız ne? Boyunuzla uyumlu bir isim koyduğunuzu düşünüyorum." Cevap vermek yerine çenesiyle göğsünde yazan yazıyı gösterdi.

Teğmen Pusu.

Anlıyormuş gibi başımla onayladım ama uyumlu değildi.

Boncuk, gözlerini hepimizin üzerinde gezdirdikten sonra kolumu çekiştirdi.

"Bize müsââde. Siz istediğiniz gibi boy tartışması yapın ama kazanan devlerle yarışacak olan Pusu Komutanım olur." Bocuk'un son cümlelerinden sonra arkamızı döndük fakat ikinci adımımızı atmamıza engel olan Pusu Komutan'ın sesi oldu.

"Durun," dediğinde arkamıza dönmeden durdurduk adımlarımızı.

Duraksamamızla bir soru yöneltti.

"İz, izini bırakmak mı yoksa, silmek mi istiyorsun?" Bu dediği yutkunmama sebep oldu. Neden böyle bir soru sormuştu şimdi?

"İz bırakmadan zincirlerimi kırsam kâfi," Daha fazla orada durmadan hızlı adımlarla tesise girdik. Benim ne demek istediğimi tam olarak anladığını sanmıyordum ama doğruyu söylemiştim. Ben, kimseye sesimi duyurmadan, kimse bilmeden kendimi bulmak, kendi isteklerimi hissetmek istiyorum. Ben kendim gibi yaşamak ve en sonunda da ölmek istiyordum.

İz bırakmadan zincirlerimi kırsam kâfiydi.
_______________

~Bölüm Sonu~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

149okunma 20beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18