1. bölüm · KIZIL ÇELİK
🔗0.1🔗
KİTABA BAŞLAMADAN ÖNCE BİLMENİZİ İSTEDİKLERİM!
Öncelikle kitaptaki tüm kurul ve kuruluşlar tamamen (!) kurgudan ibarettir.
Kitapta gizli askeri üs ve askerlerden bahsettim. Ve aynı zamanda askerleri Delta Askeri olarak tanıttım. Türkiye'de hiçbir askeri birlikte Delta Askeri yetişmez! Fakat ben bunu göz önünde bulundurarak ve tekrar söylüyorum her şeyi kurguya tabi tutarak böyle bir şey yaptım.
Size Delta Askerini kitapta nasıl belirttiğimi kısaca anlatayım.
1. Gizli ve Resmi Olmayan Birlik:
Devlet tarafından resmi olarak varlığı kabul edilmeyen, yalnızca üst düzey askeri yetkililerin ve istihbaratın bildiği bir özel kuvvet birimi.
Operasyonları gizli tutulur, başarısız olsalar bile devlet sahiplenmez.
2. Seçkin Askerlerden Oluşur:
Bordo Bereliler, SAT, SAS ve diğer elit askeri birimlerden seçilen askerler.
En zorlu fiziksel, psikolojik ve stratejik eğitimlerden geçmiş kişilerden oluşur.
3. Özel Görevler Üstlenir:
Yüksek riskli terör operasyonları, casusluk, istihbarat toplama, suikastlar, düşman hattında gizli görevler.
Gerektiğinde diplomasi veya savaş dengesini değiştirebilecek müdahalelerde bulunurlar.
4. Yüksek Teknoloji Kullanımı:
Standart askeri teçhizattan farklı olarak, özel zırhlar, susturuculu gelişmiş silahlar, yapay zeka destekli sistemler gibi üstün teknolojiye sahiplerdir.
İleri seviye taktiklerle savaşırlar, bireysel ve ekip halinde çalışabilirler.
5. Kimlikleri Yok Edilmiş Askerler:
Devlet gözünde resmi kimlikleri yoktur.
Gerçek adları ve geçmişleri silinmiş, sadece kod isimleriyle anılan askerlerden oluşur.
Kurgumda Delta Askerlerini bu şekilde kurguladum lakin gerçek hayatta olan Amerika'daki Delta Askerleri ile hiçbir bağlantısı yoktur!
"Gizli bilginin ağırlığı, onu öğrenenin kaderini değiştirir."
Sun Tzu - Savaş Sanatı
_____________________
2015
Gözüne gelen kahve saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı ve elini kapı koluna götürdü. Eski, meşe ağacından yapılmış ve pervazı paslanmış olan kapı rahatsız edici bir ses çıkarırken Ayçıl, buna aldırmadan içeri girdi ve ardından kapıyı kapattı. Gözleri, direkt olarak babasının çalışma masasına kayarken adımlarını o yöne çevirdi. Normalde olsa asla girmeyeceği babasının odasına tükenmez kalem almak için gelmişti. Masanın üzerindeki metal kalem kutusundan başka hiçbir şeye dokunmadan içinden mavi bir tükenmez kalem aldı.
Bu odaya normalde girmesi yasak olan Ayçıl, kaleminin mürekkebi bittiği ve başkası olmadığı için odaya girmişti. Amacı sadece kalemi alıp çıkmakken gözüne diğer tüm dosyalardan farklı olan dosya takıldı. Siyah, spiralleri gümüş renkte olan bir dosyaydı. Bu odanın tüm sadeliğinin aksine eline alıp incelemek isteyecek bir farklılığı vardı. Kaşlarını çattı. O dosyaya dokunmaması gerekiyordu çünkü bunu yaparsa başının derde gireceğini biliyordu. Babası değil odasından bir şeyler almalarını, annesinin, kendisinin ve evdeki çalışanların dahi girmesini yasaklamıştı. Odayı daima kendisi temizler ve kimseden yardım almazdı.
Ayçıl, ergenliğin getirdiği gereksiz bir merakla dosyayı eline aldı ve incelemeye başladı. Dosyanın üzerinde gümüş renkle ve büyük harflerle "TİTAN" yazıyordu. Bu yazı, Ayçıl'ın daha da meraklanmasına sebep oldu. Odada ki üç kameraya aldırmadan sadece ilk sayfasına bakacağı için dosyanın kapağını açtı.
Yazılar, dikkatini çektiği için kendisini kaybederek hepsini okumaya başladı.
Bu dosya, sadece en yüksek güvenlik seviyesine sahip kişilerin erişebileceği, devletin geleceği için kritik bir öneme sahip bilgiler içeriyordu. İçeriğinde yer alan her bir bilgi ülkenin istikrarını sarsabilecek kadar tehlikeli olabilirdi fakat şuan da bunu Ayçıl okuyordu.
TİTAN, adı bile başlı başına bir gizlilik perdesi gibiydi ve Ayçıl, okuduğu her bir satırda meraktan içine daha da çekiliyordu.
*T.C. SAVUNMA BAKANLIĞI*
*STRATEJİK GİZLİ OPERASYON YÖNETİMİ*
*BELGE NUMARASI: 457/21*
*TARİH: [2/15]
*KONU: TİTAN EĞİTİM TESİSLERİ - SEÇİM VE GİZLİ GÖREV TALİMATI*
*ÇOK GİZLİ - YALNIZCA YETKİLİ PERSONELİ İLGİLENDİRİR*
*1. GENEL BİLGİLER*
Bu belge, *TİTAN Eğitim Tesisleri*'nde görev yapacak yeni öğrencilerin seçilmesi, eğitim süreçleri ve sonrasında görev alacakları alanlar hakkında bilgi içermektedir. Seçilen kişilerin eğitim süreçleri gizli tutulacak ve yalnızca *Stratejik Askeri Birlikler*'e atanan yüksek düzeyde güvenilir personele iletilecektir.
*2. SEÇİM SÜRECİ*
2.1. *TİTAN Eğitim Tesisleri* (Taktik İleri Teçhizat ve Askeri Network Eğitim Tesisleri), yalnızca askeri stratejinin en ileri seviyelerini öğrenmeye uygun olan, üstün zekâya sahip ve yüksek fiziksel dayanıklılığa sahip öğrencileri kabul edecektir.
2.2. Aşağıdaki kişilere gizli görev teklif edilecektir:
- *Yaş Aralığı*: 16-20 yaş
- *Fiziksel ve Zihinsel Yeterlilik*: Askeri eğitim, strateji geliştirme, liderlik ve dayanıklılık.
- *Seçim Kriterleri*: Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) ve gizli birimler tarafından değerlendirilecektir.
2.3. Eğitim için seçilen öğrenciler, *İki yıllık eğitimleri tamamlandığında* *Milli Savunma Üniversitesi'ne* (MSÜ) başvuracak ve burada askerlik eğitiminin ilk adımını atacaklardır. Ancak, bu başvuru yalnızca *TİTAN Eğitim Tesisleri*'nde başarıyla eğitim alan öğrencilere sunulacaktır.
*3. EĞİTİM SÜRECİ*
3.1. Seçilen öğrenciler, *TİTAN Eğitim Tesisleri*'nde 2 yıl boyunca kesintisiz bir eğitim sürecine tabi tutulacaktır. Eğitim süreci *3 aşamadan* oluşacaktır:
- *Temel Askeri Eğitim* (1. Yıl): Fiziksel dayanıklılık, silah kullanımı, harita okuma, hayatta kalma teknikleri, ilk yardım, takım çalışması.
- *İleri Seviye Stratejik Eğitim* (2. Yıl): Psikolojik savaş, istihbarat yönetimi, yerel ve küresel stratejiler, gizli görevler ve operasyonel taktikler üzerine derinlemesine eğitim.
- *Pratik Uygulamalar*: Öğrencilerin gerçek senaryolar üzerinden pratik yapması sağlanacak, gizli operasyon simülasyonları ve taktiksel analizler gerçekleştirilecektir.
3.2. Eğitim süresi boyunca öğrenciler, *TİTAN Eğitim Tesisleri*'nde her türlü askeri ve stratejik yeteneği geliştirecek, eğitim sonunda ve MSÜ mezunluğundan*gizli operasyonel görevler* için hazır hale getirilecektir.
*4. SONRASINDA VERİLECEK GÖREVLER*
4.1. Eğitim sonunda, başarılı öğrenciler *Milli Savunma Üniversitesi*'nde alacakları teorik eğitimle *Özel Kuvvetler*, *Stratejik İstihbarat Birlikleri* gibi kritik ve gizli görevlerde istihdam edilecektir.
4.2. *Görevler ve İhtiyaçlar*: Eğitim bitiminde, öğrenciler *TİTAN Eğitim Tesisleri*'nden alacağı görevler tamamen gizli tutulacak ve yalnızca güvenilir kişilere aktarılacaktır.
4.3. Eğitimi başarıyla tamamlayanlar, *yerel ve küresel gizli operasyonlar*, *stratejik planlama*, *gizli askerî hareketlilik* gibi görevlerle görevlendirilecektir.
*5. GÜVENLİK VE GİZLİLİK*
5.1. Eğitimi tamamlayan her öğrenci, *gizlilik yükümlülüğü* altına girecek ve eğitim sırasında edinilen tüm bilgiler, yalnızca yüksek güvenlikli kanal üzerinden paylaşılacaktır.
5.2. *TİTAN Eğitim Tesisleri*, sadece güvenilir ve seçkin personeli barındıracak, dışarıya bilgi sızması hiçbir şekilde izin verilmeyecektir.
5.3. Eğitim sürecine katılan kişilerin güvenliği ve özel görevleri, son derece yüksek gizlilikle korunacaktır.
*6. İMZALAR*
- *Savunma Bakanı*: [TANSU KORKMAZ]
- *Özel Kuvvetler Komutanı*: [FİKRET YILMAZ]
- *Milli Savunma Üniversitesi Başkanı*: [ALPKAN ÇAĞLAR]
- *Gizli Operasyonlar Yöneticisi*: [DERYA ŞAHİN]
Gözleri okudukları sebebiyle far görmüş tavşan gibi açılırken hızla diğer sayfayı çevirdi. İnsanlar için yasak, daima en çekicisi olmuştu ve Ayçıl'da şuan merak ve yasak seli içinde okumaması gereken çok gizli bir belgeyi okuyordu.
KONUNUN KAPSAMI VE STRATEJİK ÖNEMİ
Bu sayfayı da okumaya başlayacakken, açılan kapı daldığı düşüncelerden onu sıyrılırken panikle ekindeki dosyayı yere düşürdü. Gelen kişi, korkudan kalp atışlarının hızlanmasına sebep olurken yutkunma sesi odanın duvarlarında yankılandı. Korku, tüm vücudunu ele almış ve bu birkaç saniye içerisinde kendisinin soğuk terler dökmeye başlamasına neden olmuştu. Yapmaması gereken birşey yapmıştı. Okumaması gereken gizli bir belgeyi okumuş ve en kötüsü bunu yaparak hem kendisini hemde ailesini tehlikeye sokmasına sebep olmuştu. Bunun farkında değildi, Ayçıl. O sadece şuan da babasına yakalandığı için yiyeceği azarı ve cezayı düşünüyordu. Aslında okuduğu o belge onun bütün kaderinin değişmesine sebep olmuştu.
"Ayçıl!" Babasının gür ve tehlikeyi andıran sesi, odanın duvarlarında yankılanıp kendi kulaklarına ulaşırken yerinde sıçradı. Ellerinin korkudan titremesine engel olamıyordu genç kız. Babası her zaman sinirli bir adam olmuştu lakin şu anda gözlerinde gördüğü öfkeyi daha önce hiç görmemişti. Sesindeki tehlikeyi hiç bu kadar işitmemişti. Babasından her zaman korkan bir kız olmuştu ama şu an üzerinde olan şeye korku demek yeterli olmazdı.
"Baba," Titreyen sesi ve babasının onda olan bakışları, devamını getirmesine engel olurken Ertuğrul tüm evi inletecek derecede kükredi.
"Sen," dedi ve duraksadı. "Sen nasıl?" Devamını getirmedi. Gözlerini yumdu. Eğer şimdi sakinleşmezse kendine hakim olamazdı. Hakim olamazdı ve kızına zarar verebilirdi.
"Baba," Sözünü kesen babası oldu. Bir adım geriledi ve gözünden akan bir damla yaşa engel olamadı. "Kes sesini!"
Birkaç adımda kızının yanına yetişti ve eğilerek yere düşen dosyayı eline aldı. Belgeyi evdekilere güvenerek masasında bırakmak gibi bir sorumsuzluk yapmıştı.
Yaptığı bu ihmal ve kanına karışan sinirle, elini kaldırıp kızının yüzüne bir tokat geçirmesi bir oldu. Bunu ilk defa yapıyordu. İlk defa kızına el kaldırıyordu ve bunu bilinçli bir şekilde, hak ettiğini düşünerek yapmıştı. Pişman olacağının farkında olarak.
Mesleğinin de getirdiği ciddiyetle bu zamana kadar ne kızına, ne de eşine tam olarak sevgisini yansıtabilmişti ama bu güne kadar bir defa bile ne eşine, ne de kızına el kaldırmıştı. Fakat kızının bu yaptığı onun nezdinde affedilemezdi, çünkü bu yaptığı hem kendisini, hemde çevresini tehlikeye atabilirdi. En kötüsü Ertuğrul Bey'in ailesinden öte gördüğü görevinden alınmasına sebep olabilirdi.
Başı yana düşen Ayçıl, odada daha fazla durmayarak hızlı adımlarla odayı terk etti. Ertuğrul Bey'in ilk yaptığı ise, üstlerine bunu haber vermek oldu. Çünkü o, vatanını tehlikeye atacak hiçbir şeye göz yumamazdı. Yummazdı. Bu şey, kızını ve onun mesleğine zarar verebilecek olsa bile.
***
|Günler Sonra|
Evde günlerdir derin bir sessizlik hakimdi. Yaşanan olaydan sonra Ertuğrul Bey, eve uyumak için dahi gelmemiş hep bir çözüm yolu bulma amacıyla günlerini uykusuz bir biçimde karargahta geçirmişti. Günlerdir bir çözüm yolu bulmaya çalışıyor, karar toplantısını ertelemek için elinden ne geliyorsa yapıyordu fakat nafile. Karar toplantısı günlerin ardından bir saat önce yapılmıştı. Karar verilmiş ve toplantı bitmişti. Ertuğrul Bey, üstleri ile olan toplantıdan çıkar çıkmaz evin yolunu tutmuştu ve yarım saatlik yolu, trafiğe rağmen on dakika içinde gelmişi.
Onun için bir cehennem azabı gibi geçmişti toplantı. Koskoca Binbaşı Ertuğrul Karahanlı bir çocuk edasıyla ağlamıştı arabasında.
İki katlı dubleks evinin önünde arabasını durdurduğun da, garaja bırakmayı dahi tenezzül etmeyerek yavaş ve bıkkın adımlarla kapıya yetişti.
Kendisi daha kapıyı çalmadan eşi tarafından açılan kapı ile konuşmadan eşi Bengi Hanım'ın omzuna çarparak içeri girdi. Bengi, olayları biliyordu. Kocası ona, telefonda bin bir yalvarmasıyla belgedeki hiçbir şeyden bahsetemeden, kabaca anlatmıştı. İlk başta şoka uğrasa da sonradan kızını dakikalarca, belki de saatlerce azarlamıştı.
Kocasının bu yıkık halini gören kadın omuzlarının düşmesine engel olamayarak kapıyı kapattı ve eve girdi. Kocası salondaki tekli berjere oturmuş başını ellerinin arasına alarak sırtını eğmişti.
"O kızı çağır bana!" Sanki kendisinin hiçbir hatası yokmuşçasına davranıyor, ihmalkarlığını günlerdir resmen kızının üzerine atıyor ve şimdide ona kendi kızı değilmiş gibi davranarak kendince cezalandırıyordu.
Mutfakta heyecan ve panik karışımı bir ifadeyle babasının onu çağırmasını bekleyen Ayçıl, komutu aldığı anda titrek adımlarla salona, tam babasının karsısına geçti. Kızının yüzüne bakmadan, "Otur," diye emir verdi.
Babasının bu yaptığı yutkunmasına sebep olsa da oturdu. Gözleri, bir telaşla annesi, birde yıkılmış gibi duran babası arasında mekik dokuyordu. Korkuyordu. Babasının ona bir şey yapmasından korkuyordu. Birkaç gün önce ona tokat atan babasının bugün başka birşey yapmasından korkuyordu.
Yapar mıydı? Bu sinirle yapardı.
"Baba," Devam etmesine izin vermeyen babası yerinde dikleşerek sözünü kesti.
"Senin artık bir baban yok!" Hiddetle ve kesin bir ifadeyle söylediği sözler sessiz eve bir yıldırım misali düşmüştü. Ayçıl, gözünden akan bir damla yaşa engel olamayarak bir daha yutkunmaya çalıştı. Ne diyeceğini o da bilmiyordu. Nefesi kesilmişti. Babasının, sert ve kesin bir dille söyledikleri onun dumura uğramasına sebep olmuştu.
"Ertuğrul neler söylüyorsun?" Eşinin bu söyledikleri onda da büyük bir yıkıma sebebiyet vermişti. Evet kızı bir hata yapmıştı ama onun bu yaptığı da genç bir kıza fazlaydı.
Ertuğrul, karısını dinlemeyerek başını dikleştirdi ve evin duvarlarında yankılanacak o cümleyi kurdu. "Kararı merak etmiyor musunuz?" Ediyorlardı. Ediyorlardı ama bu merak korkudandı.
Ertuğrul cevap vermelerine fırsat bırakmadan kararı açıklamaya başladı. "Görevden alındım!" Bağırarak söylediği bu sözü dışarıdan biri görse deli olduğunu düşünürdü çünkü bunu gülerek, hatta deli gibi kahkaha atarak söylemişti. Bu yaptığı evdeki ikilinin, hatta onları kapıdan dinleyen hizmetlilerin bile ürkmesine sebep olurken birkaç saniye daha gülerek, yeniden eski ifadesini kuşandı.
"Ayçıl hariç herkes evden çıksın!" dediğini ikletmeden hizmetçiler ve Belgin Hanım evden çıkarken, babasının ona söyleyeceklerini bilemdiği için daha da korkmuştu. Babası ona ne yapacaktı ki? Göğsü hızla kabarıp alçalırken gözlerini yumdu ve birkaç saniye sonra tekrar açtı.
"Karar," Ciğerlerini derin bir nefesle doldurarak cümlesine devam etti Ertuğrul. "Benim görevden alınmam ve senin o belgede okuduğun tesise girmen." Dudaklarından bir fısıltı misali dökülen kelimeler kızının dumura uğramasına sebep oldu. Gözleri, fal taşı gibi açılırken ağzından şaşkınlıkla ve titrek bir şekilde bir kelime döküldü.
"Ne?" Anlamamıştı. Yani anladığı kadarıyla o tesise sadece asker olmak isteyen, "üstün zekaya" sahip öğrenciler girecekti. Olamazdı. Kendisi tesise falan girmek istemiyordu. Kendisi asker olmak dahi istemiyordu.
"İstemiyorum," dedi dakikalar sonra bağırarak. Evet, adeta bağırmıştı babasına çünkü o ne asker olmak, ne de hiç bilmediği bir tesise girmek istiyordu. O sadece nezdinde saçma sapan ve dikkat çekici belgenin iki sayfasını okuduğu için bu şekilde cezalandırılmayı hak etmiyordu. Tam olarak anlamamıştı bile belgede ki yazıları. O... o, sadece merak ettiği için bunu yapmıştı.
"Sana bir seçim hakkı sunmadım!" diye gürleyen Ertuğrul yüzünden Ayçıl, yerinde sıçradı. Evet, babası ona bir seçim hakkı sunmamıştı ama on yedi yaşına girmesine üç ay kalmıştı ve kendi kararlarını verebilecek kadar olgundu. Yada değildi. Ama yinede o tesise gitmek istemediğinin farkındaydı.
Babasının baskın sesini umursamayarak ayaklandı. Buna karşı çıkacaktı. Sadece bir belge okudu diye ona kimse bu şekilde ağır bir ceza veremezdi. Bunu kabul etmiyordu. "Ama ben bir tesise girmek istemiyorum!" En az babası kadar yüksek çıkan sesi, evde kimsenin olmadığını bildiği için değil, aklı başında olmadığı için bu kadar yüksek çıkıyordu.
"Ne yapacaksın?" diye soran babası ile kaşları havalandı. Ne mi yapacaktı? Tabii ki susacak ve kimseye bu belgeden bahsetemeyecekti. Zaten bunun farkındaydı.
"Kimseye söylemem." dedi fısıldar gibi.
"Zaten söylemeyeceksin! Söyleyemezsin. Ama yine de üstlerim bunu güvence altına almak adına senin tesiste eğitilmene karar kıldı. Sende sadece susacak ve o tesiste eğitim göreceksin." Sesi son derece kendinden emin ve karşısındakine tüm emirlerini yerine getittirecek kadar kesindi. Kızı o tesise gidecekti ve itiraz hakkı yoktu.
"Beni zorla asker mi yapacaksın?" Onu zorla asker yapmazlardı.
"Onu, dosyayı okumadan önce düşünecektin. Hem benim, hemde kendi başını yaktın. Bunu kendi ellerinle yaptın. Sen dua et," Sona doğru sesi kısılmıştı. Kızı hakkında verilen bu karar en hafif kararlardan biriydi. Tesise alındığı için dua etmeliydi hatta kızı. Sebebi ise kızı için verilebilecek daha büyük kararlarada karışamayacak olmasıydı. Çünkü Ayçıl, bunu hak ediyordu.
"Neye? Neye dua edeyim baba? Hiç istemediğim bir yere gitmeyi mi, yoksa hiç istemediğim bir görevi hayatım boyunca yapacak olmayı mı?" Dudaklarından dökülen kelimeler ne kadar Ertuğrul gibi bir vatan aşığı adamın kalbinde yaralar açsa da bunu belli etmeden cevap verdi kızına:
"Daha kötü bir karar verilmez miydi sanıyorsun? Seni infaz bile edebilirlerdi ve ne ben, ne de annen buna laf edebilirdi. Çünkü sen ülkenin askeri stratejisini tehlikeye atmış oldun ve tesiste eğitim görmüş tüm o öğrencilerin hayatlarını risk altında bırakmış oldun! Dediğim gibi haline dua et." Kızını konuşmaları ile kabul etmek zorunda bırakırken, daha fazla konuşmadan merdivenlerden ağır adımlarla çıkarak odasına girdi. Kızını ise yalnızlığı ve pişmanlığı ile baş başa bıraktı.
Ayçıl, yaptığı hatanın büyüklüğünü daha yeni yeni algılarken bir yanı da içten içe babasını suçluyordu. Babası ihmalkarlık yapmayarak o dosyayı ulu orta masanın üzerine bırakmayabilirdi. En azından bu kadar önemli bir dosya için güvenli bir kasa bile yaptırabilirdi. Ama babası masaya bırakmıştı. Evet Ayçıl okumaması gereken bir belgeyi okuduğu için suçluydu ve cezayı hak ediyordu ama babasının da hak ettiğini düşündüğü için görevinden alındığına üzülmüyordu.
Ayçıl'ın, o akşam öğrendikleri tüm kaderini değiştirirken ne kadar istemese ve bu saatlerce ağlamasına sebep olsada, onun artık anasınıfı öğretmeni olma isteği bir hayal dahi olamazdı. O artık anasınıfı öğretmenliğini rüyasında dahi göremezdi.
Pişmanlık ne menem şeydi? Ama geri dönüşü yoktu. Yoktu çünkü geri dönüşü olmayan şeyler ilk bir "keşkeyi" hemen sonra ise pişmanlığı doğuruyordu. Geri dönüşü olan şeyler varsa orada pişmanlık yoktu.
___________________
~Bölüm Sonu~
🔗 Kitapta var olan tüm kurul ve kuruluşlar kurgudan ibarettir!
🔗 Olumsuz ve rahatsız edici sayılabilecek ögeler içermektedir!
🔗 Selammmlar! Ben normalde kitabı sadece Wattpad'de yayınlıyorum fakat ani bir kararla burada da yayınlamaya karar verdim. Oraya ne zaman bölüm gelirse, aynı gün buraya da gelecek. İyi okumalar!
