KIRKOCAK kitap kapağı

8. bölüm / 33

KIRKOCAK

8. Bölüm — Gece Payı

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 8. Bölüm — Gece Payı
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Defter serenderden çıkarıldıktan sonra mendilin açık ipliği yön değiştirdi.

Pakize bezi mutfak masasına serdi. Yağmur suyu mavi lekeyi dağıtmamıştı. Kenardaki otuz dokuz düğüm yerindeydi. Açık halkanın gevşek ucu, bezi ne yana çevirdiklerine aldırmadan pencereye doğru uzanıyordu.

Pencerenin ardında Karacaların eski bahçesi, onun ötesinde de sınır taşlarının bulunduğu fındıklık vardı.

Derya, siyah defteri göğsünden indirmedi.

— Gece payı kaldı, dedi.

Salih, birkaç ölüm kaydının altına düşülen o sözü düşündü. Yakınlarındaki hasat ve sınır notları birbirini tutmuyordu. Ne anlama geldiğini henüz bilmiyorlardı.

— Bir kayıt bu, dedi. Talimat değil.

— Kayıtlar hâlâ devam ediyor.

Pakize, açık ipliği parmağıyla düzeltmeye çalıştı. İplik ıslak bezin üzerinde yatmadı. Ucu, görünmeyen bir soluk altından geçiyormuş gibi aralıklarla kalkıp indi.

— Saniye önce sakladığını göstermiş, dedi. Şimdi de taşları gösteriyor olabilir.

— Saniye’ye soramıyoruz, dedi Salih. Bezden nasıl anlayacağız?

Pakize elini çekti.

Pakize mendilin üstündeki adın üzerini düzeltti. Salih, açık halkayı hâlâ bağlamadığını gördü. İplik pencereye uzanıyordu; ona bakmasını isteyenin Saniye olduğunu kimse söyleyemezdi.

Derya pencereye baktı.

— O zaman taşlara bakarız. Onlar neyse odur.

— Taş da konuşmaz.

— Konuştuğunu söylemedim.

Derya defteri çantasına koyup fermuarı kapattı. Salih’in eli dizinde kaldı. Yırtılan sayfanın sesi kulağından gitmiyordu.

Kapı vuruldu.

Nihat içeri girdiğinde omuzlarından su akıyordu. Yukarıdaki evlerden dönmüştü. Pakize mendilin açık ucunu ve dışarıdaki fındıklığı gösterdi. Derya defteri çantasından çıkarıp Elif’in kaydını açtı.

Nihat uzun süre cevap vermedi.

— Oraya gidecekseniz ben de geleceğim, dedi sonunda.

— Bizi durdurmak için mi? diye sordu Derya.

— Yolda vazgeçerseniz birlikte döneriz. Ama sizi burada bırakıp beklemeyeceğim.

Salih ceketini aldı.

— Dua okumayacak mısın?

Nihat saçlarından akan suyu eliyle sıyırdı.

— Okurum. Ama dua, bu defterdeki insan adlarını silmez. Önce ne bulduğunuzu okuyacağım.

Nihat tasdik sütununa eğildi. Derya yırtılan kenarı düzeltti. Notu iki kez okuduktan sonra hoca defteri kapatmadı; telefonuyla sayfanın fotoğrafını çekti. Pakize gaz lambasını getirdi. Alev üç kere küçüldü, sonra düzeldi.

Gündüz dağınık duran sınır taşları gece tek sıra olmuştu.

Salih bunu görür görmez durdu.

Taşlardan biri eğrelti otlarının, ikisi yağmur oluğunun, en büyüğü gürgenin yanında durmuştu; Salih köye geldiği gün patikadan onları görmüştü. Şimdi hepsi yan yanaydı. Toprağa farklı derinliklerde gömülmüş olmalarına rağmen üst kenarları ip çekilmiş gibi düz bir çizgi oluşturuyordu.

Çizginin bu tarafında yağmur soldan geliyordu.

Ötesindeki fındık dalları sağa doğru eğilmişti.

Rüzgâr yaprakların yalnız üst yüzünü dövüyor, dallar ise görünmeyen başka bir havaya direniyordu. Islak yaprakların altında kuru, koyu bir boşluk açılıp kapanıyordu.

İnsan sesi yoktu. Taşların ötesinde humus tabakası aralıklarla kabarıyordu. Köklerin altında birbirine değmeden ilerleyen küçük bedenler varmış gibi toprak yer değiştiriyordu.

Derya lambayı Salih’ten aldı.

— Defterde sınır açık yazıyor.

— On yedi yıl önce için.

— Taşlar bu gece dizildi.

Nihat sıranın iki adım gerisinde kaldı.

— Geçmeyin, dedi.

Derya cevap vermedi. Lambayı yere indirince taşların ardındaki bir fındık dalında kırmızı bir ip gördüler. Yağmurda rengi kararmıştı. Bir ucu dala dolanmış, öteki ucu toprağın üstünde ilerleyerek karanlığa giriyordu.

Derya’nın nefesi değişti.

— Elif’in hırkasında vardı.

Salih, Elif’in o gece hangi hırkayı giydiğini hatırlamıyordu. Derya, sökülen kolunu annesiyle birlikte diktiklerini söyledi. İpe uzanmadan durdu; sonra lambayı biraz daha yaklaştırdı.

— Aynı renk olması aynı ip olduğu anlamına gelmez, dedi Salih.

— Biliyorum.

Derya bunu söyledikten sonra taşların arasından geçti.

Salih koluna uzandı. Parmakları ıslak hırkanın koluna sürtünüp boşta kaldı.

Derya’nın sağ ayağı çizginin ötesine bastığında toprak çökmek yerine bir karış yükseldi. Ayakkabısının çevresinde çamurdan ince bir halka oluştu. Sol ayağını da geçirince fındık dalları bir anda durdu.

Yağmur yağmaya devam ediyordu ama karşı tarafta hiçbir yaprak kıpırdamıyordu.

— İpi alıp döneceğim, dedi Derya.

Salih onun adını söylemeye hazırlandı.

Boğazında beliren ilk heceyi yuttu.

— Geri gel, dedi.

Derya eğilip kırmızı ipe uzandı.

Toprağın altındaki kabarıklıklar ona yöneldi.

Bir değildi. Onlarca küçük iz, fındık ocaklarının arasından çıkıp ayaklarının çevresinde toplandı. Çamurun üzerinde görünür bir ayak, pençe ya da parmak izi bırakmıyorlardı. Yalnız yerin içinden geçen basınç, toprağı alttan kabartıyordu.

Derya ipi tuttuğu anda sağ bileğine küçük bir el kapandı.

El görünmedi. Beş parmağın basıncı derisinde ayrı ayrı belirdi. Bileği aşağı çekildi; dizi çamura vurdu. Sol elindeki lamba düştü. Alev sönmedi, ışığı sarıdan soluk maviye döndü.

Salih öne atıldı.

Nihat omzundan yakaladı.

— Çizgiyi geçme.

— Bırak.

— Adını söyleme. Defterdeki notu hatırla.

Salih, Saniye’nin bastırarak yazdığı harfleri düşündü. Derya görünmeyen parmakların basıncından kurtulmak için kolunu çeviriyordu. Bedeni her çekilişte birkaç santim daha karanlığa kayıyordu.

— İpi bırak. Geri gel, dedi Salih. Buradayım.

Derya başını kaldırdı. Sol eliyle sağ bileğini kavramıştı.

— İp elimden çıktı. Bileğimi tutuyor!

Toprak, dirseğinin altına kadar açıldı.

Kırmızı ip, görünmeyen parmakların basıncıyla bileğinin çevresine dolandı. Bir ucu çamurdan sıyrılıp Derya’nın sol avucuna geldi. Derya elini kapadı; sağ bileği hâlâ aşağı çekiliyordu.

Salih yine ad söylemedi.

Nihat, Felak ve Nâs sûrelerini okumaya başladı. Sesi yağmurun altında duyuluyordu. Toprağın açılması durdu. Derya’nın bileğindeki basınç gevşemedi.

Salih nefesini tuttuğunu fark edip bıraktı. Çizgiyi aşmadan çömeldi, elini uzattı.

— Sol elini ver.

Derya ipi sıkıştırdığı sol elini ona uzattı.

Parmakları birbirine değmeden önce fındıklığın içinden ikinci bir ağırlık geldi.

İkinci kuvvet Derya’yı içeri çekmedi.

Onu dışarı vurdu.

Görünmeyen darbe omzuna indi. Derya taşlara doğru savrulurken bileğini tutan el ters yöne asıldı. Kolundan kuru bir çıtırtı geldi. Salih uzattığı eli geri çekmedi; Derya’nın parmaklarına yetişmeye çalıştı.

Fındık ocaklarının biri kökleriyle birlikte Salih’e doğru eğildi. Yanındaki, aynı anda karanlığa doğru büküldü. Dallar ortada çarpıştı; yaş dallar kamçı gibi kırıldı, yapraklar iki yana saçıldı.

Toprakta iki iz açıldı.

Biri Derya’nın altından taşlara doğru ilerliyordu.

Öteki, taşlardan başlayıp onu fındıklığın içine sürüklüyordu.

Nihat okumayı kesmedi. Salih’in yanına çömelip bir elini en büyük taşa dayadı.

— Elimi tut, dedi Salih.

Derya bu kez tuttu.

Salih ayağını en büyük taşın arkasına dayadı. Derya çamurdaki dizini kaldırıp bedenini taşlara doğru çevirdi. Salih sağlam kolundan çekti; Nihat omzunun altına uzandı.

İkinci kuvvet de aynı anda onu dışarı vurdu.

Derya sınırın üzerine düştü. Sağ kolu öte tarafta kaldı.

Küçük parmakların basıncı bileğinden dirseğine doğru yürüdü. Her basınç geçtiği yerde deriyi ince bir çizgi hâlinde açıyordu. Derya dişlerini sıktı; bağırmadı.

Salih omzunun altından kavradı.

— Çekiyorum, dedi.

Derya başıyla onayladı.

Nihat’ın yardımıyla onu bu tarafa aldılar.

Derya’nın ayakları son taşın üzerinden geçer geçmez fındıklığın içinde iki görünmeyen ağırlık birbirine çarptı. Hava çıkmadı, ses patlamadı. Yalnız bütün yapraklar bir an iç yüzlerini gösterdi.

Ardından iki ayrı rüzgâr, aynı gövdelere karşı yönlerden yüklendi.

Salih Derya’yı taşlardan uzaklaştırıp önüne çömeldi.

Taş sırasının ortasında Vekil duruyordu.

Onu gelirken görmemişlerdi.

Yağmur omuzlarına düşüyor, kumaşına değmeden iki yana ayrılıyordu. Sağ eli boşlukta bir şeyi kavrıyormuş gibi kapanmıştı. Parmaklarının eklemleri geriye bükülüyordu.

Vekil fındıklığa baktı.

— Benî Gazvân geri dursun.

Taşlara doğru ilerleyen basınç durdu.

Derya’yı dışarı iten kuvvet, köklerin arasından ağır ağır çekildi. Eğilmiş fındık ocaklarından biri doğruldu. Toprağın altındaki küçük kabarıklıkların yarısı dağıldı.

Öteki yarısı kaldı.

Vekil’in eli biraz daha kapandı.

— Pay verilmedi. Sınır açılmadı. Geri durun.

Karanlıktaki dallar aynı anda eğildi.

Bu kez duyulan şey insan sesi değildi. Yanmış odunun içinden hava geçerken çıkardığı çatırdamaya benziyordu. Yine de kelimeler anlaşılırdı.

— Kül geri durmaz.

Vekil’in sağ ayağı taş sırasından geriye kaydı.

Yalnız bir karış.

Salih o küçücük geri çekilişi gördü. Vekil’in emrinden sonra dallar susmamıştı. Sağ elinin eklemleri bir kez daha geriye büküldü.

Patikadan koşan ayak sesleri geldi. Pakize ile Gönül önde, Eşref arkalarında göründü. Pakize lambayı yerden aldı. Eşref taşlara varmadan durdu.

Karanlığın içindeki çatırdama tekrarlandı.

Eşref’in yüzünden kan çekildi.

Salih ona baktı. Adamın gözleri Vekil’de değil, sınırın ötesindeki yanmış gürgen kütüğündeydi. Ağzı, duyduğu bir sözü istemeden tamamlayacakmış gibi aralandı.

— Bu sesi tanıyorsun, dedi Salih.

Eşref bakışını hemen taşlara indirdi.

— Yaş odun çatladı.

— Yaş odun “kül” demez.

Eşref cevap vermedi.

Vekil Eşref’e baktı. Adam başını kaldırmadı. Vekil yeniden fındıklığa döndü.

— Bu gece burada insan adı alınmayacak, dedi.

Karanlığın içinden cevap gelmedi.

Vekil bu kez emrini tekrarlamadı.

Yanmış gürgenin kovuğunda, toprağa yakın iki kor noktası açıldı. Sağdaki fındık köklerinin arasında iki tane daha belirdi. Yükseklikleri ve aralıkları birbirini tutmuyordu.

Pakize lambayı kaldırdı. Kor noktaları ışıkta kapanmadı.

Nihat, Derya’nın yanına çöktü. Pakize lambayı sağ koluna yaklaştırdı. Deri, bilekten dirseğe kadar kısa çizgilerle açılmıştı. Pakize izleri saymaya başladı.

Onuncuda durdu, baştan aldı.

Yirmi sekizincide şaşırdı.

Nihat bileğin altındaki çizgilere de bakıp sessizce saydı.

— Kırk bir, dedi.

Çizgiler harf oluşturmuyor, bilinen bir işarete benzemiyordu. Her biri küçük bir tırnağın deriye bastırılıp çekilmesiyle açılmış gibiydi. Kan, yaralardan aşağı akmak yerine içlerinde koyu noktalar hâlinde birikmişti.

Derya sol yumruğunu hâlâ açmamıştı.

Salih yumruğunun arasından çıkan ip ucuna baktı.

— İçinde ne var?

Derya parmaklarını gevşetip ipi açtı.

Kırmızı ip avucuna gömülmüştü. Bir ucunda, çamurla kaplanmış üç ince parmak izi vardı.

— Elif’in, dedi Derya.

Salih onun bir şey daha söylemesini bekledi. Derya susup ipin çamurlu ucunu düzeltti.

Salih ipin ucuna baktı. Serenderin altındaki mavi izleri, defterde üst üste yazılmış iki adı ve küçük elin Derya’yı içeri çekişini düşündü.

— Bilmiyoruz, dedi.

Derya gözlerini kapadı. İtiraz etmedi.

Vekil hâlâ taşların üzerinde duruyordu. Emrinden sonra dışarı iten kuvvet çekilmişti. Köklerin arasındaki kor noktaları ise kapanmamıştı. Vekil insanlarla onların arasında durdu; sağ elini açmadı.

Eşref ise sesin çıktığı yere bakmamaya çalışıyordu.

Salih, Eşref’in bakmadığı yere baktı. Vekil’in emrine yalnız bir taraf uymuştu.

Öteki, taşların ardında bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.