KIRKOCAK kitap kapağı

17. bölüm / 33

KIRKOCAK

17. Bölüm — Bekleyen Cenaze

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime · Okuduğun bölüm
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

İki parçaya ayrılan gölge, evin iki ayrı duvarında kaldı.

Salih avludan çıkarken arkasına baktı. Salon penceresindeki parça insan boyuna yaklaşmış, depodaki yere doğru uzamıştı. Aynı karanlığın parçaları olduklarını yalnız lambanın ışığı değiştiğinde birlikte incelmelerinden anlamak mümkündü.

Ev sahibi ailesini komşusuna götürmeyi kabul etti. Kabul etmek zorunda kalmıştı; çocuklarından küçüğü her dönüp baktığında depodaki parçaya el sallıyordu. Annesi çocuğun yüzünü göğsüne çevirdi.

Nihat kapının önünde kaldı. Taşların yerleri yazılmadan kimsenin duvara kazma vurmamasını istedi. Pakize eski taşları tanıyabilecek iki yaşlı adamın adını verdi. Ev sahibi, onlar gelene kadar ailesiyle komşuda bekleyecekti.

Derya Saniye’nin krokisini katladı.

— Gel, dedi. Burada işimiz bitti.

Yukarı mahalleye birlikte yürüdüler. Sabah yükselmişti fakat güneş yamacın gerisinde kalıyordu. İkisinin gölgesi de önlerine değil, ayaklarının gerisine düşüyordu. Salih bunu kontrol ettiğini fark edince bakışını yoldan ayırmadı.

Derya krokiyi kolunun altında taşıyor, boşta kalan eliyle cebindeki sargı paketlerini düzeltiyordu. Girebi yarasını, evden çıkan beş kişiyi, iki duvarda kalan tek karanlığı arka arkaya bırakmışlardı. Yine de adımlarını hızlandırmıyordu.

Salih, Derya’nın yanında yürümek için hızlandı. Kadın durmadı.

— Duruşmada kendi adımı söyleyeceğim.

— Duydum.

Bir süre yalnız ayakkabılarının sesi geldi. Salih yolun kenarındaki dala basınca dal kırılmadı; çamura gömüldü.

— O çıkınca gideriz, dedi. Üçümüz.

Derya durdu.

— Sen nereye gidiyorsun?

— Bilmem. Fatsa’ya. Seninle… Elif nereye isterse.

— Benim eve mi?

Salih, kadının sol eliyle kolundaki sargıyı düzeltişini izledi.

— Sen “üçümüz” deyince olacak sanıyorsun. Daha Elif’i çıkaramadık.

— Burada bırakamam.

— Ben de bırakamam. Seninle geleceğimi söylemedim.

Derya yeniden yürüdü. Salih bir adım gerisinde kaldı. “Geri geldim,” diyecekti. Geldiği otobüsün sıcak camını hatırladı; bir önceki sefer ne zaman geldiğini hesaplayamadı.

— Ya orada kalırsam? diye sordu. Ya çıkamazsam?

Derya durmadan cevap verdi.

— Bilmiyorum.

Salih’in ayakkabısı bir taşa çarptı. Acıyan parmağına basmamaya çalışarak yürüdü.

— Elif bir daha beni görmek istemezse…

— Şimdi bunu benden isteme.

— Neyi?

Derya yüzüne baktı. Yorgunluktan gözünün altı seğiriyordu.

— İyi olacağını söylememi. Söyleyemem Salih.

Önlerindeki oluk daralıyordu. Derya krokiyi öbür koluna sıkıştırdı, Salih arkasından geçti.

— Orada yanında duracağım, dedi kadın. Ne dediğini kendim duyacağım.

Salih başını salladı. Derya koluna dokunmadı. Birlikte avluya çıkana kadar yeniden konuşmadılar.

Koral evinin çatısı yolun sonunda göründü. Avlu kapısı açıktı. Gece boyunca girip çıkanların ayak izleri çamurda birbirine karışmış, eşiğin önündeki mavi çizginin yalnız iki ucu kalmıştı.

Gönül kapıda bekliyordu. Başındaki örtüyü değiştirmemişti. Salih’le Derya’yı birlikte görünce önce oğlunun yüzüne, sonra Derya’nın taşıdığı krokiye baktı.

— Nihat nerede?

— Aşağıdaki evde, dedi Derya. Gelecek.

Gönül kapının önünden çekilmedi.

— Saniye’yi bugün de bekletemeyiz.

Evin içinden keskin ilaç ve ıslak bez kokusu geliyordu. Salih, sundurmadaki tabutun örtüsünün değiştirilmiş olduğunu gördü. Ayak ucuna konmuş leğen dolmuştu.

Derya avluya girdi. Salih eşikte kaldı.

Gönül avlu kapısından Saniye’nin tabutuna bakıyordu.

Saniye’nin tabutu hâlâ sundurmadaydı.

Pencereler açıktı. İçeriden ilaç ve ıslak bez kokusu geliyordu. Tabutun çevresinde kullanılan buzlar yenilenmiş, eriyen su leğenlerde toplanmıştı. Nihat örtüyü kaldırmadan tahtaların altına baktı.

Derya dolan leğeni gösterdi. Gönül suyu boşaltıp kapıya döndü. Günlerdir bekleyen kadınlar, şoförün getirdiği katlı kâğıda bakıyordu.

— Kâğıt geldi, dedi Gönül.

Masanın üzerinde katlanmış defin ruhsatı duruyordu. Yolun açılan kısmından gelen şoför, sağlık merkezinden alınan evrakı muhtarlığa bırakmış; Eşref de mühürlü kâğıdı biraz önce eve göndermişti.

Eşref dört adamla avluya girdi. İkisi yeni sehpa taşıyordu. Adamlar eskisinin yanına bıraktılar; tabutun örtüsüne dokunmadılar.

— İkindiye kalmadan kaldırırız, dedi. Yer hazır.

Gönül gözünü yerden kaldırmadı.

— Nerede?

— Koral tarafında. Babasının taşının yanı.

Derya odadan çıktı.

— Eski taşların yanı konuşulmuştu.

— Konuşmak başka, mezar açmak başka, dedi Eşref. Orası mezarlık değil.

— Yeni mezarlığın duvarı eski çizginin üstünde, dedi Salih.

Eşref ilk kez ona baktı.

— Cenaze paftaya göre gömülmez.

— Miras hesabına göre de gömülmez.

Avludaki adamlardan biri başını çevirdi. Salih’in Eşref’e böyle konuşmasına alışık değillerdi.

Eşref’in çenesi kısa bir an titredi, sonra yüzü yeniden duruldu.

— Saniye Koral’dır, dedi. Ailesinin yanına konur.

Salih, Derya’nın vasiyeti tuttuğu cebine baktı. Eşref o kâğıdı ilk gün de görmezden gelmişti.

— Saniye’nin yazdığını duymamış gibi yapma.

— Sen biliyor musun?

Soru avluda kaldı.

Derya kâğıdı çıkardı. Saniye’nin el yazısı ve eski taşların yanına gömülme isteği oradaydı.

Salih ilk gün destek vermediği o cümleyi bu kez kendisi okudu.

— Biliyorum, dedi. Yazmış. Derya sana gösterdiğinde ben sustum.

Eşref’in ağzında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

— O hâlde büyüklerin dediği olur.

— Derya sana gösterdi. Oraya götüreceğiz.

Gönül başını kaldırdı. Derya’nın elindeki ıslak bezden avlu taşlarına su damlıyordu.

Salih sözünü açık kurdu.

— Eski taşların yanına. Küreği verin, ben de açacağım.

Eşref kalabalığa baktı.

— Duydunuz. Yarın toprak kavgası çıkarsa sorumlusu kendisi.

— Buradaydık, dedi Derya. Ne dediğini duyduk.

Nihat kapıdan girdiğinde tartışmanın sonunu duydu. Aşağıdaki evde taşlara dokunulmamasını sağlamış, iki gölgeyi taşıyan duvarları kimsenin yıkmayacağına dair söz almıştı. Ayakkabılarını eşiğin dışında çıkardı.

— Ruhsat geldi mi?

Gönül masayı gösterdi.

Nihat evrakı açıp tarihine baktı. Tabut aynı sehpalarda bekliyordu.

— Kâğıdı gördüm. Şimdi şu kolları kontrol edelim. Beklemekten tahta da ıslanmış.

Eşref cevap vermedi. Adamlara başıyla işaret etti.

Tabutun baş tarafındaki sehpa toprağa oturmuştu. Salih altını kontrol etmek için eğildi. Bir ayağın altında çamurlu, soluk mavi bir taş vardı. Onu hemen çekmedi; önce iki adama tahtanın başını tutmalarını söyledi.

— Şu taşı niye koydunuz?

Adam, sehpanın sallandığını söyledi. Gönül taşın yüzünü görünce ambarın arkasını gösterdi.

— Annem orada saklardı.

Salih çamuru başparmağıyla sildi. Üç kısa çizgi çıktı. Krokideki kuzey dönüşünü açıp Derya’ya gösterdi.

Mavi taş avucundan dirseğine kadar soğuk verdi.

Salih taşı çevirdi. Üç çizgiyi gördüğü tarafı Derya’ya gösterdi. Yerini bulmadan ötekilerin yanına koymayacaktı.

Salih Saniye’nin krokisini Derya’dan aldı. Kuzey dönüşünü buldu. Eski taşların sırası evin arkasındaki patikadan başlıyor, fındık ocaklarının altında kalan boşluğa uzanıyordu.

— Önce bunu yerine koyacağız, dedi.

— Cenaze bekliyor, dedi Eşref.

— Günlerdir bekliyor. Bu taşı da yanlış yere taşımayacağım.

Salih taşı aldı. Derya krokiyle yanında yürüdü; Nihat avluda kaldı. Fındık dallarının altındaki eski hatta vardıklarında iki taş arasında yassı bir boşluk buldular. Mavi damar, komşu taşın kırık yüzünde devam ediyordu.

Salih taşı boşluğa hemen bırakmadı.

— Yönü bu mu? diye sordu.

Derya kâğıdı çevirmeden, işaretleri yere göre kontrol etti.

— Çizgiler kuzeye bakıyor. Kırık yüz sağdaki taşa gelecek.

Salih taşı onun söylediği yönde çevirdi. Mavi damar iki ayrı taşın üzerinde tek çizgi oldu. Taş yuvasına oturduğunda toprak sarsılmadı. Rüzgâr kesilmedi. Uzakta bir hayvan bağırmadı.

Yalnız taşın altında boşluk kalmadı.

Avluya döndüklerinde dört adam tabutun kollarını yokladı. Nihat, önce sehpanın gömülen ayağını düzelttirdi. Birlikte kaldırdılar. Tahtanın ve bedenin ağırlığı omuzlarına bindi; bu kez baş tarafı yere tutulmadı.

Gönül örtüyü arkalarından düzeltti. Saniye’nin istediği yere gidiyorlardı. Salih yola çıkmadan küreği kendisi aldı.

Salih, Derya’yla tabutun yanında yürüdü. Bir adama yolun daralan yerindeki dalı gösterdi; adam kırıp kenara attı. Eski taşlara vardıklarında tabutu indirmeden durabildiler.

Mezar henüz açılmamıştı.

Eşref bunu son engel saydı.

— Gördünüz mü? Hazır yer Koral’da.

Köylülerden biri elindeki küreği toprağa sapladı.

— Burayı açarız.

Dört kişi sırayla kazdı. Toprak ağır ve ıslaktı. Çukur derinleştikçe dibinde su birikti; kovayla aldıkları su yeniden doldu.

Nihat çukurun yanına indi. Avucunda sıktığı toprak dağılıp su verdi. Adamlara kazmayı bırakmalarını söyledi.

— Bu zemine şimdi indiremeyiz. Yeri hazırlayacağız, dedi. Tabutu yeniden omuzlara aldılar.

Mavi taş sınırdaki yerinde kaldı. Salih mezarın kenarını ayrı bir dalla işaretledi.

Eşref yarım çukura baktı.

— Bir ölüyü buraya getirdin diye bu yer sizin olmaz.

Salih çukurun başında doğruldu.

— Mezarın yerini hazırlıyoruz Eşref. Kürek burada.

Tabutu tekrar sundurmaya taşıdılar. Gönül yanında kaldı; iki adam gece başında beklemek için yerlerini aldı. Ötekiler eski hattaki toprağı ayakkabılarından temizlemeden dağıldı.

Tabut taşınabilmişti.

Mezarın dibindeki su yeniden yükseliyordu. Salih, toprağın bir insanı kabul edip etmediğini söyleyecek durumda değildi. Nihat tabutun buzunun yenilenmesini istedi. Mezarcı oluğun nereye açılacağını gösterdi. Salih küreği bırakamadan adamın arkasından yürüdü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.