KIRKOCAK kitap kapağı

28. bölüm / 33

KIRKOCAK

28. Bölüm — Toprağın İadesi

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 28. Bölüm — Toprağın İadesi
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime · Okuduğun bölüm
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Yükselen su, Salih’in kanına değmedi. Damla çenesinin yanından geçerken içindeki fener ışığı ters döndü. Toprağa düşmesi gereken küçük bir şey, göğün karanlığına karıştı.

Harmanın aşağısında yağmur hâlâ tabuta vuruyordu. Üstte, molozun açılan yüzündeyse yaprak uçlarından ayrılan sular havada bekliyordu. Gönül elini uzatıp bir damlayı yakalamaya çalıştı. Parmaklarının arasından geçen soğuk, koluna kadar yayıldı.

Nihat risaleyi kapatmadı. Salih’in yanında oturuyor, kanayan ağzını temiz bezin ucuyla silmesine yardım ediyordu.

Yanmış ağacın önündeki mesafe daraldı. Salih önce gözünün karardığını sandı. Gövde uzağındaydı; içindeki açık yer molozun kenarına gelmişti. Karşılıklı iki gölge, bu yere yaklaşmadan durmuş, birbirlerini iten ağırlıkları köklerin altında kalmıştı.

Açık halkanın gerisinde bir suret belirdi. Yüzü, bakış Salih’in üstüne geldiğinde insana benziyordu. Nihat’a döndüğünde taşın düz yüzü oldu. Salih başını eğince geride yalnız eksik bir çevre kaldı. Onu bir bütün olarak göremiyordu.

Vekil harmandan yukarı çıktı. Eski patikanın iki taşına basmadı; yanlarından dolaştı. Levhasını göğsüne dayadı.

— Melikü’l-Mîzân.

Nihat’ın elindeki yaprağın arkasında aynı ad duruyordu. Salih, Eşref’in daha önce o köşeyi parmağıyla kapatışını hatırladı.

Suret boşluğun önünde kaldı. Salih’e elini uzatmadı. Dizlerinin altındaki basınç çekilmedi. Aşağıdaki tabut, kargaşanın bıraktığı kalasların üstünde yatıyordu.

— Açılan ölçü, dedi Melik.

Sesi taşın içinden geçti. Nihat yaprağı daha sağlam tuttu. Gönül, oğlunun omzundan elini almadı.

Salih başını kaldırdı.

— Elif’in adı ayrıldı. Geçemedi.

Melik’in bakışı boşluğun kenarındaki yanmış keresteye indi. Sonra aşağıdaki pervaza, devrilen sınır taşına ve ıslak deftere geçti.

— Yer, hâlâ eksik.

Bu iki kelimeyi duyan Bekir, aşağıdaki adamlara seslendi. Salih onun ne söylediğini çıkaramadı. Vekil patikanın başında önünü kapatmıştı.

— İlk kayıt benim levhamda, dedi Vekil.

Melik’e uzattı. Levhanın yüzünde birbirine dolanmış iki çizgi vardı. Eşref’in okuduğu yapraklardan gelen işaretler, eski satırın kenarına takılıydı.

Nihat asıl metni yere açtı. Bir elini uçmasın diye üstüne koydu, ötekiyle yırtık kenarı gösterdi.

Melik’in gölgesi kâğıda değdiğinde eklenen satırdaki mühür karardı. Aynı kararma, Vekil’in boğazının altında göründü.

Adam levhayı çekti.

— Bana böyle ulaştı.

Elif patikanın alt ucunda duruyordu. Çizgi yolunu kesiyor, yukarı gelemiyordu. Hırkasının cebindeki mendili çıkardı. Karaca pervazının boşta kalan ucuna koydu. Parmaklarını açınca kıymığın bıraktığı küçük kesik göründü.

— Kaç gece sana sordum? dedi Vekil’e.

Vekil ona dönmedi.

— Cevap verdim.

Elif gözlerini ondan ayırmadı.

Vekil’in çenesindeki koyu çizgi açıldı. İçinden, kendi sesinin daha kuru bir parçası çıktı:

— Geçişi mümkün kılan satırı bildirmedi.

Gönül irkilip geriye çekildi. Vekil iki eliyle boğazını kapattı. Sesin geldiği yerde ağız yoktu; derisi levhadaki satırın biçiminde ayrılmıştı.

Melik, elindeki levhaya baktı.

— Hangi sözünü koruyorsun?

Vekil cevap vermek için asıl ağzını açtı. Aynı anda göğsünden küçük bir hece duyuldu. Söylemek istediğiyle sakladığı söz, farklı yerlerden çıkıyordu.

— Düzeni—

Boğazındaki yarık genişledi.

— Kayıt sürerse makamı sürecekti.

Salih avucunu toprağa bastı. Kuru ayakkabıların ucu defterin kenarına değdi. Çenesindeki yarıktan çıkan ses kesildiğinde Vekil, Elif’in olduğu tarafa yine dönmedi.

— Sayfaları ona verdin, dedi Salih.

Vekil, harmanın öbür ucundaki Eşref’e baktı. Başını çevirince göğsündeki yarık açıldı. Levhanın köşesinden bir parça düştü; toprağa değer değmez yanık mürekkep kokusu çıktı.

— Eksik olanları gösterdi.

Eşref yukarı gelmedi. Paltosunun önünü iki eliyle kapatmıştı. Salih’e değil, Vekil’in elindeki levhaya bakıyordu.

— Kül Kolu’nun hazırlığını da biliyordun, dedi Elif.

Vekil başını salladı. Sağ yanağında bir çizgi açılınca eli oraya gitti. Yarık, parmaklarının altında büyüdü.

Salih cevapların devamını beklemedi. Kalkmak için Bekir’in kolunu aradı. Adam aşağıdaki taşa dönmüştü. Gönül, Nihat’la birlikte onu ayağa kaldırdı.

Vekil önlerinden çekilmedi. Levhasının kalan kısmını Elif’in bulunduğu yere uzattı. Göğsündeki yarık kapanacak gibi oldu; mavi çizgi bir parmak yükseldi.

Salih, Nihat’ın elindeki asıl yaprağı aldı. Yerdeki açık boşluğa koydu. Açık halkanın ucunu taşın kırık kenarıyla birleştirdi. Topraktaki kanını silmeden elini üstüne bastırdı.

— Hayır, dedi. — O ad benim kaydımdan çıktı.

Elif ayağını çizgiden çekmedi. Avucundaki kıymığı kapattı.

Levhanın yüzündeki iki satır ayrıldı. Vekil onu bir arada tutmak için parmaklarını sıkınca kalan yüzey kendi elinden aşağı kaydı. Derisinin altından ışık çıkmadı; içeride, yanmış ahşaptan daha koyu bir boşluk vardı.

Makam mührü dilinin altından düştü. Adam diz çökecek gibi eğildi. Gölgesi ayakkabılarından ayrıldı, eski satırın bulunduğu yere kadar uzanıp inceldi. Sureti, kendi sakladığı sözlerin arasına dağıldı.

Yağmur, ardında kalan ayakkabıların içine dolmadı.

Salih, Nihat’ın omzuna tutunarak bir adım attı. Göğsündeki köşe hâlâ yanıyordu. Melik’i bulunduğu yerde bıraktı. Harmanın altından, sınır taşını sürükleyen çuvalın sesi geliyordu.

Taşı çuvalın üstünden indirmek için üç kişi yüklenmişti. Bekir bir ucunu tutuyor, tapusunu gösteren delikanlı gerisindeki toprağı temizliyordu. Taş yan duruyor, kazmanın eski yarığına sıkışıyordu.

Salih molozun kenarından aşağı indi. Her adımda göğsündeki sıcaklık boğazına vuruyordu. Nihat onu taşın başına oturttu. Derya telefonundaki krokiyi açtı; ekrandaki eski yuvayı, toprağın içindeki oyukla karşılaştırdılar.

— Bu yüz dışarı, dedi Salih.

Bekir ipi ayağına dolamıştı. Dizleri taşı çekmeye yetmiyordu. Delikanlı yanından tutup ipi kurtardı. Taş ilk denemede dönmedi.

Eşref yaklaştı.

— Daha önce çevirdiniz. Ne oldu?

Kimse cevap vermedi. Nihat kırık direği taşın altına soktu. Delikanlı üstüne bastı; Bekir, ağırlığı boşaldığı anda çekti. Taş, köşesindeki eski çentiği göstererek döndü.

Elif’in ayağının önündeki kök gevşedi. Kız bunu görünce ayağını kaldırdı; toprak yeniden sıkıştı. Elif onu yanına aldı.

Salih daha fazla çevirmelerini istemedi. Alt yuvanın içine moloz dolmuştu. Eliyle temizlemeye başlayınca küçük beton parçaları avucundaki kesiklere battı. Derya yanına çöktü, sol eliyle toprağı aldı. Sağ omzundaki ağrı yüzünü buruşturdu; yine de işini bitirmeden kalkmadı.

Bir köylü elindeki kazmayı toprağa indirmek istedi. Salih bileğini tuttu. Kireç taşının yüzünde üç küçük oyuk vardı. İkinci taşın yönünü onların hizasından buldular.

— Bunlar okulun eski basamağında da var, dedi adam.

Pakize başını kaldırdı.

— Oradan söktüklerini söylemiştim.

Adam, kazmayı yere bırakıp taşı elleriyle tutmaya başladı.

Eşref kalabalığa döndü. Yaşlı kadının hâlâ göğsünü tutmasını, delikanlının cebindeki tapuyu, Bekir’in çıplak kalmış başını gördü.

— Bu mahsulü bırakacaksınız, dedi. — Yarın bankaya kim gidecek?

Delikanlı taşı bırakmadı.

— Yarın gelince bakacağız.

— Senin borcun bugünden belli.

— Belli. Şimdi elim kayıyor, çekil.

Eşref taşın önünden çekildi. Delikanlı ona bakmadan iki eliyle ipi yeniden sardı.

Taş yuvasına oturunca harmanın altındaki baskı azaldı. Kül Kolu’nun bir gölgesi yukarıdaki açıklığa yöneldi. Benî Gazvân tarafındaki karanlıklar önünü kesti; dallar gerginliğini korudu.

Ortada, Karaca tanık yerine uzanan hat hâlâ açıktı.

Pervazı oraya taşımak gerekiyordu.

Pakize elini üstüne koydu. Kırk birinci oyuğun gerisindeki kül, tahta ıslandıkça koyulaşmıştı.

Elif kıymığı tutan avucunu açtı; parçayı yerine koymadı.

— O parça eve döner mi? diye sordu Pakize.

Elif başını salladı.

— Elimde kalsın.

Salih pervazın öteki ucunu aldı. Birlikte kaldırdılar. Ağırlık göğsündeki köşeyi daha derine bastırdı. Gönül, yanında yürüyor, ne zaman duracağını anlamak için oğlunun yüzüne bakıyordu.

Patikanın ilk basamağında Pakize sendeledi. Yanındaki genç adam tahta ucunu tuttu. Salih’in avucu kayınca Nihat kendisine yer açtı. Pervaz birkaç elde taşındı; kırk birinci oyuğu kimse örtmedi.

Üstteki boşluğu tamamen temizlediler. Molozun altındaki eski yanık çizgi, pervazın arkasındaki isli yüzle aynı yöndeydi. Tahtayı oraya çevirdiklerinde açık ilmek boşluğa doğru uzandı. Pakize mendili serdi. Son düğümü bağlamadı.

Melik bekliyordu. Tahtayı taşıyan ellere bakınca çevresindeki eksik halkalardan biri daraldı. Açık yerin ortasında su birikmeye başladı; bu kez toprağın içine iniyordu.

Pakize yanına çöktü. Nihat siyah defteri getirdi. Karaca hanesinin kazınmış satırını buldular. Bekir kalemi aldı. Yaşlı adam okuduğunu eliyle takip ediyor, titreyen harflerini düzeltmeye uğraşıyordu.

— Karaca hanesi, dedi Pakize. — Kırk birinci. Annemin bana verdiği parça burada.

Bekir yazdı. Pakize kendi aldığı payı da ekletti. O gece bildiğiyle annesinden duyduğunu ayrı satırlara koydular. Bekir kalemi bastırınca kâğıt delindi. Nihat altına kiremit sürerken Pakize son sözcüğü bir kez daha söyledi.

Eşref, aşağıdan çocuğun adını söyledi.

— Emir!

On iki yaşlarındaki oğlan başını kaldırdı. Annesi boynundan tutup kendisine çekti. Eşref ikinci kez seslenmek için nefes aldı.

— Bu adı duydunuz. Biriniz söyleyin!

Salih ayağa kalktı. Bekir elindeki defteri Nihat’a verip patikaya indi. Kadın çocuğunun ağzını kapatmadı; başını kendi omzuna çevirdi.

Hiç kimse adı tekrarlamadı.

Eşref yüzleri aradı. Sabah onunla gelen adamı buldu. Adam, kayıp terliği Pakize’ye uzatıyordu. Eşref’in bakışını görünce elindeki terliği yere bıraktı ama çocuğa dönmedi.

— Hepiniz duydunuz!

Bekir önüne geldi.

— Buradan çık.

Eşref onu itti. Bekir’in ayağı kaydı; yanındaki delikanlı kolundan tuttu. Salih patikanın son basamağına inerken Eşref kendisine çarptı. Omzunu göğsündeki yanmanın üstüne bastırdı, iki eliyle sınır çizgisine itti.

Salih’in nefesi kesildi. Arkasındaki karanlıkların gövdeleri genişledi. Bir adım daha gerilerse taşın ötesine düşecekti.

Gönül aralarına girdi. Eşref onu yana savurdu; kadın paltosunun kolunu bırakmadı. Derya, askılı kolunu gövdesine bastırıp sol eliyle adamın yakasını tuttu. Bekir belinden yakaladı. Üçü, Eşref’in itişini bozdu. Delikanlı Salih’i kökün önünden çekti.

Eşref çamura düştü. Paltosunun içindeki zarf açıldı. Mühürlü beyanlar, eski sınır çizimi ve Elif’in kayboluş yılını taşıyan kâğıt toprağa saçıldı.

Adam zarfı almak için uzandı. Derya ayakkabısını önüne koydu.

— Dokunma.

Salih telefonunu Bekir’e verdi. Fotoğraflarını çektikten sonra kâğıtları örtünün kuru tarafına aldılar. Zarfı ayrı tuttular. Nihat, Eşref’in çamurdan kalkmasına yardım etmek istedi; adam elini itti.

Fındıkların içindeki koyu bir gölge ona yaklaştı. Bekir ile delikanlı, Eşref’in iki yanına geçti. Kaçmaması için tuttukları kolları bu kez daha sağlam kavradılar.

Melik’in sesi, yukarıdaki tanık yerinden geldi.

— Bu insan, burada kalacak.

Gölge durdu. Karanlığın kenarı Eşref’in paltosuna değmeden geri çekildi. Adam kolunu kurtarmaya çalışırken genç adam bir kez daha tuttu.

— Jandarma gelene kadar, dedi.

Eşref yanındaki iki adama baktı. Birinin elini kolundan çekmeye çalıştı; adamın parmakları daha sıkı kapandı.

Yukarıdaki pervazın gerisinde ilk kez bir pencere açıldı. Camı yoktu. Çerçevesinden, yanmış ağacın gövdesi görünüyordu. Elif bunu gördü. Kıymığı avucunda çevirdi, çocukları Derya’nın yanına bıraktı.

Sınırın kendi tarafında ağaca doğru yürüdü.

Pakize pervazın önünde kalan anahtarını yerden aldı. Birkaç saat önce o anahtarı verdiği kadın, çocuklarının ayakkabılarını topluyordu. Taşlar eski hattına dönmüştü; evlerinin bu gece güvenli olup olmadığını yine soracaktı.

Pakize arka odasının kapısını işaret etti. Kadın başını eğip oraya yürüdü. Açılan tanık yerinin kenarındaki su toprağa inerken bir evin borcu silinmedi, başkasının duvarı düzelmedi. Çalışmayı bırakan ellerin yapacağı işler vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.