22. bölüm / 33
KIRKOCAK22. Bölüm — İnsan Şiddeti
Bölümler 33Şu an: 22. Bölüm — İnsan Şiddeti
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dışarıdan motor sesi geldi.
Evin içindeki herkes aynı anda avluya döndü.
Ses, köyün aşağı yolundan yükseliyordu. Dizel bir araç düşük viteste yokuşa tırmanıyor, tekerlekleri çamurlu taşlarda boşa dönüyordu. Bir kez durdu. Motor yeniden çalıştı.
Fındıklığın arasından iki fener ışığı geçti.
Eşref bastonunu daha sıkı tuttu.
Derya onu gördü.
— Kim geliyor?
Eşref cevap vermedi.
Araç görünmeden durdu. Kapılar açıldı. İnsan ayakları ıslak patikaya indi. Birinin elindeki metal, yürürken başka bir metale çarptı.
Nihat avlunun çıkışına baktı.
Sınır yönünden ilk kazma sesi geldi.
İkinci vuruşta fındık dalları sallandı.
Üçüncüde Salih sesi tanıdı.
Üçüncü vuruştan sonra demir taştan çekilmedi.
Sürtünerek yana kaydı. Toprağın içinden kök kopmasına benzeyen kuru bir ses geldi.
Salih avlunun çıkışında kaldı. Dilinin altındaki çizgi hâlâ yanıyordu fakat ev susmuştu.
Gönül’ün yatağındaki ayak izlerinden su damlamıyor, şal örtülmüş ayna başka bir yüz göstermiyordu.
Dışarıdaki adam öksürdü.
Ardından biri, girebinin ağzına yapışan çamura küfretti.
Fındık ocakları arasındaki iki fener birbirinden ayrıldı. Biri sınır taşlarının bulunduğu yamaca çıktı. Öteki eve doğru geldi. Işık dallara çarpıyor, yaprakların altındaki suyu kısa süre parlatıyordu.
Motor aşağıdaki yolda çalışmayı sürdürüyordu.
Eşref bastonunun ucunu avlu taşına dayadı.
— Kim onlar? diye sordu Derya.
Eşref cevap vermedi.
Avlu kapısına çıktığında altı adam görüldü. Üçünde kürek, birinde girebi vardı. Arkadaki iki kişi boş ellerle gelmişti; fakat birinin omzunda kalın bir urgan asılıydı.
Salih çoğunu tanıyordu.
Biri toplantıda tarlası giderse ineğini satacağını söyleyen kadının oğluydu. Bir diğeri iki çocuğunu şehirde okutuyordu. En arkadaki, Salih’in gözünü yakalayınca küreğini öbür eline aldı.
Öndeki adam fenerini indirdi.
— Muhtarım.
Eşref’in omuzları gevşemedi.
— Taşları çıkarın, dedi. Yolu önceki hâline getirin.
Nihat avluya çıktı.
Yüzü yorgun, sesi düzgündü.
— Önce sakinleşin. Konuşalım.
— Konuşana kadar geç olur, dedi urganlı adam. Herkes tapusuna düşmüş.
— Tapuya bu gece bir şey olmadı.
— Bugün taş koyan yarın ölçü getirir.
Eşref eve baktı.
Siyah defter, Salih’in ağzından annesinin adı çıktığında elinden kaydığı yerdeydi. Eşiğin yanındaki kapağı nemden kabarmış, yarı açılmıştı.
— Defteri de alın, dedi Eşref.
Salih ona döndü.
— Hayır.
Kelime doğru çıktı.
Ad değildi. Dilinin altındaki çizgi yanmadı.
Eşref başını çevirmeden konuştu.
— O defter köyün kaydı.
Salih eşiğin önüne geçti.
— Almayacaksın.
Eşref elini kaldırdı. Adamlar hemen yürümedi. En gençleri küreğin sapını iki eli arasında çevirdi. Gözleri Salih’te değil, evin arkasındaki karanlıkta kaldı.
— Muhtarım, dedi. Burada iyi bir şey yok.
— O yüzden geldiniz.
Sınır yönünden yeniden metal sesi geldi.
Pakize avlu kapısına yürüdü.
— Taşa dokunma!
Yamaçtaki adam doğruldu. Girebinin ucunu toprağa dayamıştı.
— Taş bu, Pakize Abla.
— Elini çek.
— Bunu siz çıkardınız.
— Toprağın altındaydı.
Adam başını Eşref’e çevirdi.
Eşref bastonunun ucunu taşlara doğru kaldırdı.
— Sök.
Girebinin ağzı mavi çizgili taşın dibine girdi.
Toprak yumuşaktı. İlk baskıda taş oynamadı. Adam sapın üzerine bütün ağırlığını verdi. Çamur ayakkabısının altından taştı.
Pakize yamaca çıktı.
Salih arkasından gitti.
Salih’in gözü arka kapıya kaydı. Pakize’nin ayağı taşın kenarında duruyordu; kadının kolunu tutmak için yetişti.
Pakize’nin ayağı çamurda kaydı.
Salih koluna girdi.
Kadın teşekkür etmedi. Elini kurtarıp taşın önüne geçti.
— Çekil, dedi girebili adam.
— Çekilmiyorum.
— Sana vurmayacağım.
— O zaman vurma.
Adam girebiyi yeniden toprağa sokmadı. Arkasında duran, omzunda urgan taşıyan İlyas öne çıktı.
— Pakize Abla, çekil, dedi İlyas. Ayağının üstüne düşecek.
— Düşürme o zaman.
İlyas urganı omzundan indirdi. Pakize geri çekilmedi.
Salih ipi gösterdi.
— Bunu bırak.
İlyas bırakmadı.
Diğer iki adam eve yöneldi.
Derya eşikteki defteri aldı.
Sol eliyle kapağını tuttu; sarılı sağ kolunu gövdesine bastırdı. Adam yaklaşınca defteri biraz daha geriye çekti.
Adam önünde durdu.
— Ver şunu.
— Hayır.
— Derya, uzatma.
— Elini sürme.
Adam defterin alt kenarını tuttu.
Derya bırakmadı.
Gönül araya girmek için bir adım attı. Adamın eli deftere uzanınca Derya’nın yanına geçti.
Eşref avlunun ortasında kaldı.
— Kimseye zarar vermeyin, dedi. Defteri alın.
Adam defteri çekti.
Derya defteri sol eliyle göğsüne çekti. Adam diğer eliyle onun sarılı sağ bileğine yapıştı.
Kadının ayağı ıslak taşta kaydı.
— Bırak.
— Sen bırak.
Adam Derya’yı döndürmek istedi.
Derya’nın sağ ayağı taşların arasına sıkıştı. Gövdesi dönmedi; tuttuğu kol geriye ve dışarıya çekildi. Omzu bir an olması gerekenden fazla açıldı.
İçeriden tok, küçük bir ses geldi.
Derya bağırmadı.
Nefesi kesildi. Yüzündeki renk bir anda çekildi. Defter elinden düştü ve dizlerinin üzerine çöktü. Sağ kolu gövdesinden biraz uzakta, dirseği bükülü kaldı.
Adam da elini bıraktı.
— Ben bir şey yapmadım.
Derya sol eliyle sağ dirseğini tuttu.
— Omzum çıktı.
Sözü dişlerinin arasından söyledi. Midesi bulanmış gibi yutkundu. Kolunu gövdesine yaklaştırmayı denediğinde yüzü terledi.
Salih ona doğru gitti.
Defter yerdeydi. Adam yeniden uzanıyordu.
Salih bir an ikisinin arasında kaldı.
Salih, Derya’nın yanına çömeldi. Kadın, sol eliyle sağ dirseğinin altını gösterdi.
Derya başını salladı.
— Dirseğimi tut. Yukarı kaldırma.
Salih iki elini kolunun altına yerleştirdi. Derya’nın ağırlığına değil, yalnız dirseğine destek verdi.
— Böyle mi?
— Biraz... Evet. Bırakma.
Deftere uzanan adam kapağı tuttu.
Derya onu gördü.
— Defter.
Salih başını çevirdi.
— Git, demiyorum, dedi Derya. Ama alabiliyorsan al.
Salih kolunu Pakize’ye vermek için baktı. Pakize sınır taşındaydı. Gönül yanlarına geldi.
— Ben tutayım mı? diye sordu.
Derya birkaç nefes bekledi.
— Dirseğimin altından. Omzuma dokunma.
Gönül onun tarif ettiği yere ellerini koydu.
Salih kalktı.
Defteri alan adam avludan çekiliyordu. Salih arkasından yetişti ve kapağın boşta kalan kenarına yapıştı.
— Bırak.
Adam dirseğini Salih’in göğsüne vurdu.
Darbe yumruk kadar sert değildi. Yine de Salih’in nefesi kesildi. Ayakları birbirine dolandı.
Dizinin biri çamura girdi.
Defter iki el arasında kaldı.
Sayfalar açıldı. Islak hava kâğıtları kabarttı. Meryem’in imzası, Hasan’ın adı ve yarım bırakılmış başka cümleler fener ışığında göründü.
Adam onları okumadı.
— Muhtarın malı bu.
Salih nefes almaya çalıştı.
— Onun değil.
Adam bu kez yumruk attı.
Yumruğun düzgün bir yönü yoktu. Parmak eklemleri Salih’in ağzının kenarına çarptı. Başını çevirdi; dişi dudağını kesti. Dilinin altındaki mavi çizgi yandı.
Ağzına bir ad geldi.
Eşref.
Salih söylemedi.
Defterin kenarını bırakmadan ayağa kalktı. Adam ikinci kez vurmak için kolunu çekince Salih başını eğdi. Yumruk kulağının arkasını sıyırdı.
Salih karşılık verdi.
Elini nasıl tuttuğunu düşünmedi. Yumruğu adamın çenesine değil, kulağıyla yanağı arasına geldi. Bileği acıdı. Adam sendeledi, Salih de onunla birlikte çamura düştü.
Defter aralarından kaydı.
Nihat onu almaya eğildi.
Urganlı İlyas koştu.
— Dokunma!
Nihat doğruldu.
— Durun artık.
İlyas’ın arkasındaki genç adam küreğini yatay tuttu. Nihat’ı itmek için sapı göğsüne dayadı.
Nihat geri adım atmadı.
— Çek şunu.
Genç adam sapı ileri sürdü.
Nihat yana kayarken ayağı çamura saplandı. Küreğin demir boğazı kaşının üstüne çarptı.
Ses çıkmadı.
Nihat duvarın köşesine omzuyla vurdu. Kaşının üzerinde ince bir yarık açıldı. Kan önce tek çizgi hâlinde indi, sonra göz kapağının kenarına yayıldı.
Genç adam küreği bıraktı.
— Hocam...
Nihat bir elini duvara koydu.
— Gözüm görüyor, dedi.
Kanı silmedi. Sağ gözünü kısmak zorunda kaldı.
Avlunun öte yanında taştan daha büyük bir gürültü geldi.
Girebili adam sınır taşını yerinden oynatmıştı.
Taş bütünüyle çıkmadı. Bir kenarı topraktan kalktı, altındaki mavi kil ve birbirine geçmiş ince kökler göründü. İlyas urganın ucunu taşın çevresinden geçirmek için yamaca döndü.
Pakize önlerine geçti.
— Yetti.
Adamlar onu dinlemedi.
Evin koridoruna giren üçüncü kişi duvar dibindeki yanmış pervazı gördü. Pakize onu köy meclisinden döndüğünde açıkta bırakmıştı. Siyahlaşmış ahşap, Saniye’nin odasına uzanan koridorun yanında duruyordu.
Adam pervazı iki eliyle kaldırdı.
Pakize arkasındaki hareketi duydu.
Döndüğünde adam avluya çıkmıştı.
— Onu bırak.
— Bu da odun.
Pakize yamacın ortasında kaldı. Bir yanında sökülen taş, öte yanında taşınan pervaz vardı.
Bir an hangisine gideceğini seçemedi.
Sonra pervaza koşmadı. Yaşının izin verdiği hızla yürüdü. Adam ahşabı yere bırakıp daha sağlam tutmak için eğildiğinde Pakize kendisini pervazın üzerine kapattı.
Dizleri taşa çarptı.
Göğsü yanmış ahşabın üstüne geldi. İki kolunu çevresine doladı.
— Kalk, dedi adam.
Pakize cevap vermedi.
Adam pervazın ucunu çekti.
Pakize’nin bedeni taşların üzerinde sürüklendi. Başörtüsü ensesine kaydı. Avuçlarının derisi yanmış kıymıklara takıldı.
— Bırak şunu.
— Sen bırak.
Adam yeniden çekti.
Pakize’nin omzu taşa vurdu. Yüzü acıyla kasıldı fakat kollarını açmadı.
Gönül, Derya’nın dirseğini bırakmadı.
— Pakize!
Derya başını kaldırdı. Kalkmaya çalıştı.
Çıkan omzu hareket edince gözleri karardı. Dizleri gevşedi.
— Dur, dedi Gönül.
— Bana dur deme.
— Ne yapmamı istiyorsun?
Derya nefesini topladı.
— Oturmama yardım et. Sonra git.
Gönül onu duvar dibine indirdi. Derya sağ kolunu aynı açıda tutarak sırtını taşa verdi.
— Şimdi Pakize’ye git, dedi.
Gönül koştu.
Salih çamurun içinden kalktığında adam defteri yeniden almıştı.
Salih’in bedeni de kaçmaya hazırlanmıştı. Bacakları hafiflemiş, nefesi kısalmıştı. Arka kapıya ulaşmak için hangi adamın yanından geçmesi gerektiğini gördü.
Gitmedi.
Defteri tutan adama arkadan yetişti.
Belinden kavramadı, yere yatırmaya çalışmadı. Yalnız deftere uzandı. Parmakları kapağa yetişmeyince adamın ceket kolunu tuttu.
Adam döndü ve Salih’i itti.
Salih sırtüstü çamura düştü. Başının arkası toprağa vurdu. Gökyüzünü görmedi; yalnız fener ışığının yağmur oluğunda titrediğini seçti.
Dilinin altındaki çizgi yeniden yandı.
Bu kez gelen ad Derya’ydı.
Salih dişlerini kapattı.
Ayağa kalktı.
Adam şaşırmış görünüyordu.
— Yeter, Salih.
— Ver.
— Köy için alıyoruz.
— Ver.
Adam defteri göğsüne çekti.
Salih üzerine yürüdü. İyi bir planı yoktu. Bir sonraki darbeyi nereden alacağını da bilmiyordu.
Adam yumruk yerine omzuyla çarptı.
İkisi yamaca doğru sendeledi.
Fındık ocaklarının arasında insan boyundan uzun gölgeler duruyordu.
Salih onları gördü.
Benî Gazvân’ın kayıtçıları, karanlık gövdeler gibi sınırın ötesindeydi. Hiçbiri yaklaşmadı. Bir dal eğilmedi. Bir el uzanmadı.
— Yardım edin! diye bağırdı Salih.
Gölgeler hareket etmedi.
Cevap, avlu duvarının yanından geldi.
— İnsan tarafı kendi sözünü dövüyor.
Vekil oradaydı.
Cübbesinin eteği çamura değmiyor, yüzü fener ışığında bile seçilmiyordu. Elinde ince, koyu renkli bir levha tutuyordu.
Salih defteri bırakmadan ona baktı.
— Durdur onları.
Vekil başını kaldırmadı.
Genç saldırgan, Nihat’a çarpan küreği yerden aldı. Gözleri Vekil’e kaydı.
— Bu ne?
Kimse cevap vermedi.
Vekil levhanın üzerine bir çizgi çekti.
— Sözden önce el kaldırıldı.
Başka bir şey söylemedi.
Pakize’yi pervazdan çekmeye çalışan adam kısa süre durdu. Sonra ahşabın ucunu yeniden tuttu.
Vekil onu engellemedi.
Gönül pervazın yanına ulaştı.
— Çek ayağını!
Adam dönünce pervazı bıraktı. Gönül onu itti. İtiş güçlü değildi fakat adam dengesiz yakalandı, Pakize’nin üzerinden yana kaydı.
Pakize ahşabı göğsüne daha sıkı bastırdı.
— Kalkabilir misin? diye sordu Gönül.
— Pervaz kalkmadan ben de kalkmam.
— Almayacaklar.
— Alamayacaklarını nereden biliyorsun?
Gönül sustu.
Pakize’nin yanına çömeldi ve adam yeniden gelirse önünde duracak biçimde yerleşti.
Sınır taşı urganla çekildi.
İlyas ve iki adam aynı anda asıldı. Taşın toprağın içindeki kısmı bir parmak daha göründü.
— Bırakın! diye bağırdı Nihat.
Kan sağ gözüne inmişti. Avucuyla kaşını bastırarak yamaca yürüdü.
İlyas ona bakmadı.
— Hocam, evimize sahip çıkıyoruz.
— Bırak İlyas. Şu taşın önünden çekil.
— Ben kimseye vurmadım.
İlyas ellerini ipten çekmedi.
Taş bir anda boşaldı.
Toprak, köklerin arasından çöktü. Üç adam geriye yuvarlandı. Urganlı taş yan dönerek çamura düştü.
Mavi çizgili yüzü toprağa kapandı.
Avluda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra defteri taşıyan adam koştu.
Nereye gideceğine önceden karar vermemişti. Salih’in elinden kurtulmak için yamaca döndü, devrilmiş taşı aştı ve sınırın ötesindeki fındıklığa girdi.
— Dur! diye bağırdı Eşref.
Adam durmadı.
İlk adımı sağlam bastı.
İkinci adımda sağ ayağı, toprağın üstünde görünen iki kalın kökün arasına girdi. Kökler hareket etmedi. Toprak yalnızca ayağının altında biraz daha çöktü.
Adamın bedeni ilerledi.
Ayağı yerinde kaldı.
Bileğinden kuru bir kırılma sesi geldi.
Adam yüzüstü düştü.
Bağırışı fındıklığın içindeki kuşları kaldırmadı. Dallar kıpırdamadı. Yalnız insan sesi, yamacın karşısına kadar çıktı.
Defter elinden fırladı.
Sınırın bu yanında, çamurun üstüne düştü. Kapağı açıldı. Sayfalar birbirinden ayrıldı fakat suya gömülmedi.
Adam bileğini tutmaya çalıştı. Ayağı köklerin arasında ters açıyla duruyordu.
— Eşref! diye bağırdı. Muhtarım!
Eşref en yakınındaydı.
Bir adım attı.
Yaralı adamla defter aynı yöndeydi. Adam sınırın ötesinde, defter bir kol boyu berisindeydi.
Eşref önce deftere eğildi.
Adam yeniden bağırdı.
— Ayağım!
Eşref siyah kapağı tuttu. Sayfaları çamurdan kaldırdı. Başparmağı Meryem’in imzasının üzerine geldi.
Yaralıya bakmadı.
İlyas urganı bıraktı.
— Muhtarım, adamın bileği gitti!
Eşref defteri kapatmaya çalıştı. Salih, telefondaki fotoğrafları düşündü. Saniye’nin eski sayfaları oradaydı; toplantıda söylenenler henüz yalnız bu defterdeydi.
Salih ona yetişti.
— Bırak.
Eşref kitabı göğsüne çekti.
Yerdeki adam inliyordu. İki kökün arasındaki ayağını kurtarmaya çalıştıkça bacağı titriyordu.
— Kıpırdatma! diye bağırdı Derya.
Duvar dibinde oturuyordu. Yüzü omzundaki ağrıdan ter içindeydi.
— Ayağını çekmeyin. Dizinin altından destekleyin.
İlyas ile genç adam yaralıya koştu.
Eşref koşmadı.
Salih defterin alt kenarını tuttu.
— O seni çağırıyor.
— Önce bunu almamız gerek.
— Niye?
Eşref cevap vermedi.
Defteri kendine çekti.
Salih bırakmadı.
Kapak aralarında büküldü. Islak sayfaların içinden kısa bir yırtılma sesi geldi. Salih çekmeyi durdurdu.
Eşref de durdu.
İkisi kitabın iki yanında kaldı.
Yaralı adamın nefesi hızlandı. İlyas köklerin yanındaki toprağı elleriyle açmaya çalışıyor, genç adam ne yapacağını bilmeden ayağına dokunuyordu.
— Dokunma! dedi Derya. Kökü kesin ama ayağı çevirmeyin.
Genç adam girebiye uzandı.
— Onunla değil, dedi Nihat.
Kaşındaki kanı eliyle tutarak yanlarına gitti. Yaralının başucuna çöktü. Dua okumadı. Kemerini çıkarıp adamın dizinin altına destek yaptı.
Eşref hâlâ defteri tutuyordu.
Adam bunu gördü.
— Muhtarım.
Eşref’in eli gevşemedi.
Salih siyah kapağı bir kez çekti.
Defter Eşref’in elinden çıktı.
Eşref peşinden uzandı fakat çamurda ayağı kaydı. Dizinin biri yere vurdu. Bastonu elinden düştü.
Salih defteri iki eliyle aldı. Kapağın kenarındaki çamur, avucunda açılan yarığa doldu.
Eşref yerden kalkarken adamlarına baktı.
Kavga bitmemişti. Fakat artık hiçbiri taşlara veya pervaza gitmiyordu.
İlyas yaralının yanında kalmıştı. Küreği taşıyan genç, Nihat’ın kaşındaki kanı ve Derya’nın hareketsiz kolunu görüyordu. Pakize hâlâ pervazın üzerindeydi. Onu çekmeye çalışan adam birkaç adım uzakta durmuş, avuçlarındaki kıymıklara bakıyordu.
Eşref bastonunu aldı.
— Taşı kamyona yükleyin, dedi.
Kimse hareket etmedi.
— Duymadınız mı?
İlyas başını kaldırdı.
— Önce bunu hastaneye götüreceğiz.
Eşref yaralı adama ilk kez baktı.
Bakışı uzun sürmedi.
— Taşı burada bırakırsanız yarın bütün tapulara girerler.
— Adamın ayağı kırıldı.
— Taş bir daha yerine konursa sökemezsiniz. İki kişi kalsın.
İlyas’ın yüzü değişti.
Urganı çamurun içinde bıraktı.
— Aracı buraya çekin, dedi genç adama.
Eşref yeniden emir vermedi.
Vekil avlu duvarının yanında duruyordu. Levhasına ikinci bir çizgi çekti. Kırılan bileğe, çıkan omza veya yarılan kaşa yaklaşmadı.
Salih ona baktı.
— Bunu da yaz.
Vekil başını kaldırmadı.
— Yazıldı.
Pakize yavaşça doğruldu.
Gönül koluna girdi; Pakize bu kez itmedi. Pervaz yerde kaldı fakat Gönül onu ayağıyla örtmedi, duvara saklamadı. İki eliyle kaldırıp avlunun ortasına koydu.
Yanmış yüzü, fenerlerin altında açıkça görüldü.
— Üstüne basmışlar mı? diye sordu Derya.
Pakize pervazın kenarını yokladı.
— Kıymık kopmuş.
Avucunu açtı. Derisine saplanan ince siyah parçayı gösterdi.
— Sonra çıkarırız, dedi. Önce Derya’ya bakın.
Derya duvar dibinde nefesini düzenlemeye çalışıyordu. Sağ kolunu hâlâ gövdesinden biraz uzakta tutuyordu.
Salih yanına çömeldi.
— Ayağa kalkmak ister misin?
— Önce omzu sabitle.
— Nasıl?
Derya yün şalı çenesiyle gösterdi.
— Şalın ucunu tut. Kolumu kaldırma. Bir de ambulansı ara.
Salih şalı aldı.
— Böyle mi?
— Biraz daha aşağı.
Pakize tek eliyle kumaşın ucunu tuttu. Derya kolunu oynatmadan şalın desteğine bıraktı. Salih telefonunu çıkardı.
Derya birkaç nefes bekledi.
— Şimdi kalkacağım.
Salih elini uzattı.
— Tutmamı ister misin?
Derya sol eliyle tuttu.
Ayağa kalkarken yüzü yeniden soldu. Midesi bulanmış gibi başını eğdi fakat oturmadı.
— Hastaneye gitmen gerek, dedi Salih.
— Gerek.
— Araçta yer var.
Derya aşağıdaki adamlara baktı.
— Onlarla gitmeyeceğim.
— Başka araç buluruz.
— Tamam.
Nihat kaşındaki yaraya temiz bir bez bastırdı. Sağ gözü yarı kapanmıştı.
— Dikiş gerekebilir, dedi Derya.
Nihat bezi kaşına yeniden bastırdı. Göz kapağını açınca yüzü kasıldı.
— Sen önce omzuna bak.
— İkisi de bakılacak.
Yaralı adam köklerin arasından çıkarıldı.
Kökleri kesmediler. Yanındaki toprağı ellerle açıp ayağın çevresindeki boşluğu genişlettiler. Bilek serbest kaldığında adam yeniden bağırdı. İlyas ile genç saldırgan onu iki yandan tuttu.
Adamı taşıyanlar aynı yerden geçmediler. İlyas köklerin yanına geldiğinde bir ayağını kaldırıp öbür tarafa bastı.
Adamı araca taşıdılar.
Diğerleri küreklerini topladı. Girebi çamurda kaldı. Urganın bir ucu devrilmiş sınır taşına bağlıydı.
Eşref araç yönüne yürümedi.
Salih’in elindeki deftere baktı.
— Bu bitmedi.
Salih cevap vermedi.
Ağzına Eşref’in adı geldi. Dilinin altındaki çizgi hafifçe yandı.
Adı söylemeden tuttu.
Eşref arkasını döndü. Adamlarının ardından aşağı indi. Hiçbiri ona yol açmadı.
Motor çalıştı.
Araç, yaralı adamın iniltisini ve küreklerin kasaya çarpma sesini alıp yokuştan indi. Fener ışıkları fındık gövdelerinin arasından çekildi.
Avluda yalnız kavganın bıraktığı şeyler kaldı.
Koridordaki küçük ayak izleri kurumamıştı. Gönül onlara bakıp arka kapıyı açık bıraktı.
Vekil, levhasını cübbesinin içine koydu.
Salih önüne geçti.
— Şimdi ne olacak?
Vekil cevap vermedi.
— Onlar burada vururken baktın. Şimdi de bakıp gidecek misin?
Vekil’in yüzü karanlığın içinde kaldı.
— Tanığa vuruldu, dedi.
— Sonra?
— Sonrası da kaydedilecek.
Salih onun yanından çekilmedi.
Vekil sınır taşlarının bulunduğu yamaca yürüdü.
Devrilmiş taşın yanından geçti. Onu yerine koymadı.
Fındık ocaklarının arasındaki uzun gölgeler de onunla birlikte çekildi. İnsan kavgası boyunca tek dalı eğmemişlerdi.
Pakize pervazın yanına oturdu.
— Bunu içeri taşımayalım, dedi.
Gönül ona baktı.
— Ya yine alırlarsa?
— Görünsün.
Gönül itiraz etmedi.
Salih siyah defteri pervazın üzerine bıraktı. Kapağını kapatmadı. Çamur bulaşmış sayfaları tek tek ayırmadı; birbirine yapışmadan havalanmaları için açık bıraktı.
Rüzgâr ilk sayfayı kaldırdı.
Meryem’in imzası göründü.
Şoför aşağı yoldan seslendi. Salih Derya’yı araca kadar götürürken Nihat defterin son sayfalarını fotoğrafladı. Telefonunu Pakize’ye gösterdi.
— Meryem’in beyanı da burada. İlçede teslim edeceğim.
Pakize kaşının üstündeki kanlı beze baktı.
— Önce kendini baktır.
— İkisini de yapacağım.
Derya arka koltuğa oturdu. Sağ kolunu kimsenin oynatmasına izin vermedi. Elif’in yoluna bir kez baktı; kapı henüz açılmamıştı.
— Gelirse beklediğimi söyleme, dedi Salih’e. Nereye gittiğimi söyle.
Salih başını kaldırdı.
— Hastaneye.
— Evet.
Gönül binmek için kapıya yaklaştı. Derya başını çevirdi.
— İkimize yer var. Sen burada kal.
Gönül geri çekildi. Aracın lambası fındık gövdelerinin arasından kaybolunca avludaki leğeni aldı. İçindeki suyu dökerken elleri titriyordu.
Mahzen yönünden tahta sesi geldi. Salih, Nihat’ın ne diyeceğini duymak için arkasına baktı.
Araç çoktan aşağı dönmüştü.
Bölüm etkileşimi
