30. bölüm / 33
KIRKOCAK30. Bölüm — İnsan Tanık
Bölümler 33Şu an: 30. Bölüm — İnsan Tanık
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salih, Bekir’in yanından kalktığında elleri titriyordu. Yaşlı adamın gömleğinin yakasını açmış, Nihat’a yer vermişti. Bekir hâlâ ağabeyinin elini tutuyordu. Bir köylü telefonda yolun son virajını tarif ediyor, sağlık ekibinin ne kadar uzakta olduğunu soruyordu.
Salih aşağıdaki köye baktı. İlk pencerenin gerisinde sıradan bir ışık yanmıştı. Ötekiler karanlıktı. İnsanların bir kısmı evlerine dönmek istiyor, gitmeden önce kime bakacaklarını bilemiyordu.
Melik açık tanık yerinde duruyordu. Çevresindeki halkalar, Karaca pervazının açık ucunu örtmüyordu. Salih yaklaşınca gölgesinin altında küçük bir boşluk belirdi. Göğsünde yanan köşenin biçimi, toprağa düşen karanlıkta eksik kalmıştı.
— Bu kalacak mı? diye sordu.
Melik’in yüzü bir an insana döndü. Ardından Salih’in bakışını tutamadığı düzlüğe dağıldı.
— Kendi kaydını üstlendin.
Salih göğsünü eliyle kapattı. Sanki hareketi durursa yanma geçecekti. Geçmedi.
Nihat arkasından geldi. Pansumanının bir ucu açılmıştı. Yüzünü kaldırmadan Salih’in koluna baktı; dirseğinin yanındaki sıyrıktan kan aktığını yeni fark etmişti.
— Biraz otur, dedi.
Salih pervazın üstüne oturmadı. Yanındaki taşa çöktü. Toprağa düşen iki yağmur damlası, gölgesindeki boşluğun içinden geçip yerlerine indi.
Pakize defterin açık sayfasını yağmurdan korumaya çalışıyordu. Önce mendili üstüne koydu, sonra son ilmeğin kapanmasından korkup aldı. Nihat ceketini verdi.
— Sabah götürün, dedi kadın. — Bana bırakmayın.
Salih telefonunu çıkardı. İşyerinden gelen bildirimde depodaki raporun son hâli isteniyordu.
Mesajı açtı. Raporu çantasında değil, bilgisayarında bırakmıştı. Ekranın altındaki cevap kutusuna dokundu, bir şey yazamadı.
Telefonu kilitledi.
Melik, yerdeki kupkuru ayakkabılara baktı.
— Cin, cinin eksik sözünü sakladı. İnsan tanık gerek.
Nihat başını kaldırdı. Gönül, merdivenin altındaki taşta durmuştu. Salih annesinin kendisini beklediğini gördü. Eve birlikte dönmelerini istiyordu; bütün gecenin ardından yalnız bunu.
— Benim de sakladığım oldu, dedi Salih.
— Gördün.
— Yine saklayabilirim.
Halka gölgesindeki boşluğa yaklaştı. Salih’in ağzında birikmiş kan soğudu. Tükürmek için başını yana çevirdi; halka gerilemedi.
— O söz bedeninde kalır.
Salih boğazını yokladı. Dilinin altındaki kesik her yutkunuşunda açılıyordu. Vekil’in yanmış mührüne baktı. Nihat ayağını onun önüne koydu; Salih’in gözü yerde kalmasın diye eğildi.
— Ne olduğunu bilmiyoruz. Hayır diyebilirsin.
Melik bekledi. Elif çizginin insan tarafındaydı; Salih’in kararına bakmıyordu. Sağlık ekibini bekleyen Bekir’i izliyor, arkasındaki kızın koluna tutunan elini yokluyordu.
Salih telefonunu yeniden açtı. Mesaj kutusuna “Yarın” yazdı. Göndermeden sildi. Ekranın üstündeki saate baktı; sabaha kaç saat kaldığını hesaplayamadı.
Gönül merdivenden çıktı. Başörtüsünün bir ucu gevşemişti. Örtüyü düzeltmek için iki elini başına götürünce paltosunun kolundaki yırtık göründü. Eşref’le uğraşırken olmuştu. Salih annesinin üşüdüğünü o zaman fark etti.
— Eve gidelim, dedi Gönül.
Salih’in telefonuna baktı.
— Beni arayan mı var?
— İş.
Gönül uzaktan görünen tek pencereye döndü.
— Bilmezler tabii. Gelecek haftaya de. Burası bitmedi.
Telefonu Salih’in elinde düzeltti. Oğlunun başını kaldırmasını beklemeden bir adım geri gitti. Merdivenin altındaki taşta durdu; nefesini toplamaya çalışıyordu.
Nihat ceketinin ucuyla pervazın üstünde biriken suyu aldı. Defteri daha kuru bir yere çekecekti.
Pakize son ilmeğe uzandı, hemen bıraktı.
— Sabah götürün, dedi kadın yeniden. Sesi kimseye ulaşmayınca bu kez Salih’e baktı. — Sen duydun mu?
— Duydum.
Bekir’in yanında biri konuşuyor, öbürü telefonda aynı yol tarifini tekrarlıyordu. Kareli gömleğin düğmesi, yaşlı adamın parmaklarının arasından düşmüştü. Kız sınırın öte yanında dizlerini karnına çekti. Elif onun yanına eğildi; ikisinin başı aynı hizaya geldi.
Salih, Nihat’ın kolunu tuttu.
— Ben kabul etmezsem ona bir şey olur mu?
Hoca, Elif’e baktı. Melik cevap verdi.
— Onun sözü ölçüldü.
Salih elini hocanın kolundan çekti. Elif’e bakmaya devam etti. Kadın, ablasına seslenmişti. Derya askısını tutarak kardeşine yaklaştı; Salih’in yanından geçerken ona dönmedi.
Salih, Elif’in oturduğu yere baktı. Derya ona bir battaniye uzatmıştı. Elif battaniyeyi alıyor, bir süre daha soru duymak istemediğini anlatıyordu. Salih’in kabul edeceği şey için beklemiyordu.
— Buradan ayrılabilir miyim? diye sordu.
Nihat onun yüzüne baktı. Bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.
Melik’in çevresindeki açık halka, patikanın üstünü kapatmadı.
— Yerine bir ad koyamazsın.
Salih ayaklarının altına baktı. Yol açıktı. Gitmek ile başkasını bırakmak aynı iş olmak zorunda değildi. Burada durmayı her gün yeniden seçmesi gerekecekti; birinin onu masaya bağlaması daha kolay olurdu.
— Ne yapacağım? diye sordu Salih.
Melik’in yüzünde bir ağız aradı. Çizgiler, baktığı yerde yer değiştiriyordu.
— Eksik sözü sahibine soracaksın.
— Ya söylemezse?
Halkalardan biri toprağın üstünde durdu. İçindeki çamur, ötekinden daha koyu değildi. Salih cevabı duymadı. Daha yüksek sormak için nefes aldı, alamadı; göğsündeki köşe yeniden ısındı.
Nihat elini sırtına koydu.
— Şimdi kendini zorlamak zorunda değilsin.
Salih, hocanın dikişli kaşına baktı. Pansumanın kenarı kalkmıştı. İlk defa, Nihat’ın eve gidip yatması gerektiğini düşündü.
— Beni her seferinde burada bulamazsın, dedi hoca. — Bunu da bil.
Salih başını salladı. Önündeki taşın çamurunu başparmağıyla sıyırdı. Parmak izi kalmadı; su yeniden doldu. Ayağa kalkabilmek için Nihat’ın elini aldı, ağırlığını kendisi taşıdı.
— Kaydı tutarım, dedi. Gizlemem.
— Vekil-i Âdemî, dedi Melik.
Ad, iki taşı birbirine değdiren kısa bir sesle söylenmişti.
— Hüküm vermezsin. Sınırı bozan sözü görür, sahibine geri sorarsın.
Salih başını salladı. Göğsüne basan elini indirdi. Annesi, merdivenin altından bir adım attı; adam kadına dönmeden konuştu.
— Kendi adıma kabul ediyorum.
Gönül yanına gelmek üzere yürüdü. İlk adımında durdu.
Gölgesindeki boşluk kapandı.
Yanma ayak tabanlarından başladı. Islak çorabı derisine yapıştı; sıcaklık dizlerinden karnına çıkarken Salih gövdesini öne büktü. Taşa oturmak istedi, dizleri tutmadı. İki elini toprağa dayadı.
Nihat yanında çöktü. Başını yana çevirmesine yardım etti. Gönül omzunu tuttu; ağırlığını elleriyle taşıyamıyordu. Salih’in nefesi birkaç kez kesildi. Ağzını açınca kendi adı yerine kan tadı çıktı.
Göğsündeki köşe, boğazına kadar sıcak bir yol çizdi. Dilinin altındaki yara yeniden yandı.
Salih, bir kelime söylerse acının kesileceğini düşündü. Hangi kelimeyi istediklerini bilmiyordu.
Gönül ona su uzattı; içemedi.
Sonra yanma daraldı. Bedeninin bütün yerlerinden çekilip dilinin altında küçük, koyu bir köşeye toplandı. Salih nefes aldı. Alnı çamura değmişti. Kendi başını kaldırabilmesi için Nihat bir süre bekledi.
Gönül su bardağını yanındaki taşa koydu. Eli oğlunun sırtında kaldı. Salih doğrulmaya çalışınca gömleği çamura yapıştı; kadın kumaşı iki parmağıyla ayırdı.
— Kaldırma daha, dedi Nihat. — Biraz burada dursun.
Salih annesinin eline uzandı. Gönül onun parmaklarını tutarken ağzını açıp kapadı. Oğlunun bir şey söylemesini bekliyordu. Salih, dilinin altındaki acıyı yoklamak için tek bir kelime çıkardı.
— Anne.
Gönül başını salladı. Elini bırakmadı. Salih kendi sesinin sonunu tanımamıştı; kelime bittiğinde sanki bir hece taşın altında kalmıştı. Yeniden denemedi.
Harmanın alt tarafından bir motorun sesi geldi. Fındıkların arasından geçen ışık önce çocukların yüzüne, sonra Bekir’in ellerine vurdu. Adam gözünü kapatmadı. Ekipten biri çantasını açarken yeleğin düğmesine hâlâ bastırıyordu.
Melik, kupkuru ayakkabıların üstünden bakışını çekti. Halkalar açılmış, eski tanık yerinin gerisindeki karanlığa karışıyordu.
Salih, Bekir’in yanındaki boş bardağı gördü. Çocuk az önce ondan su istemişti. “Ona…” diye başladı. Başını çevirdiğinde Melik’in bulunduğu yerde yalnız yağmur vardı.
Salih ceketinin koluyla yüzünü sildi. Ayakkabılara dokunmadı. Önce Saniye’nin tabutuna gitmek için ayağa kalktı.
Salih defteri Pakize’ye tek başına götürmesini söylemedi. Meryem’e kopyanın nerede kalacağını sordu. Kadın okulda bir dolap gösterebileceğini söyledi; özel ifadeleri açıkta bırakmak istemiyordu.
— Anahtar iki kişide olsun, dedi Pakize.
Salih kabul etti. Gönül suyu getirdiğinde defter hâlâ üçünün arasındaydı.
Bölüm etkileşimi
