21. bölüm / 33
KIRKOCAK21. Bölüm — Aynadaki Yaş
Bölümler 33Şu an: 21. Bölüm — Aynadaki Yaş
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salih dilini dişlerinin arasına sıkıştırdı.
İlk harf boğazına kadar gelmişti. Ne olduğunu bilmiyor, yalnız ağzının o sesi çıkarmak için aldığı biçimi hissediyordu. Çenesi kendiliğinden gevşedi. Dudakları aralandı.
Derya karşısında bekliyordu.
— Ne oldu?
Salih “Hiçbir şey,” demek istedi.
— Gönül.
Ad, kendi sesinden çıktı.
Yüksek değildi. Çağırmaya benzemiyordu. Yine de avlunun ıslak taşları arasında açıkça duyuldu.
Salih ağzını kapattı.
Dilinin altındaki çizgi bir bıçak sırtı gibi yandı. Acı çenesinden kulak diplerine kadar yayıldı. Siyah defter elinden kaydı; kapağının köşesi eşik taşına vurdu.
Derya eğilmedi.
— Annene mi seslendin?
Salih başını iki yana salladı.
Odunluğun içinden bir odun devrildi.
Gönül kapıda göründü. Başörtüsünün kenarını düzeltmemişti. Önce Salih’e, sonra Derya’ya baktı.
— Buradayım.
Salih annesine bakamadı. Dilini üst damağına bastırdı; Gönül yeniden yaklaştı.
— Ağzını aç, dedi Gönül.
Salih geri çekildi.
— Açmayacağım.
Bu cümle doğru çıktı. Salih son heceyi söyledikten sonra da ağzını açık tutmadı.
Gönül bir adım yaklaştı.
— Kanıyor mu?
Salih “Yaklaşma,” demek istedi.
İlk kelime boğazında biçim değiştirdi.
— Derya.
Derya’nın yüzü gerildi.
Salih dişlerini kapattı. Adın devamında başka bir şey gelmedi. Mavi çizgi yeniden yandı; bu kez ağzına pas tadı doldu.
— Ben buradayım, dedi Derya. Bana bak.
Salih bakmadı.
Salih dilini yokladı. Biraz önce “açmayacağım” diyebilmişti. Derya’ya bakmak için başını kaldırdı, ağzını kapalı tuttu.
Gönül oğlunun çenesine uzandı.
Salih elini itti.
— Dokunma.
Nihat avlunun öte yanında durmuş, onları izliyordu. Hemen dua etmeye başlamadı. Salih’in yüzünde ne olduğunu anlamaya çalıştı.
— Adı söylemek istedin mi? diye sordu.
Salih cevap vermeden önce bekledi.
— Hayır.
— Geldiğini önceden hissettin mi?
— Bir harf gibi.
— Hangisi?
Salih söylemedi.
Hangi harf olduğunu biliyor olsa bile onu ağzına almak istemedi. Harfin ardından gelecek adın hazır beklediğini düşündü.
Kapalı kapının içinden tek bir tahta sesi geldi.
Gıcırdama değildi. Tahta, evin ağırlığı altında yerleşmiş gibi kısa bir çıtırtı çıkardı. Ardından koridor tarafından su damlamaya başladı.
Pakize arka kapıya döndü.
— Çatı akmıyor, dedi.
Kimse cevap vermedi.
Damlalar birbirine eşit aralıklarla düşüyordu. Salih onları saymadı. Ses mutfaktan koridora, koridordan Saniye’nin odasına doğru ilerledi. Her damla bir öncekinden biraz daha uzakta yere vuruyordu.
Gönül eve girdi.
— Bekle, dedi Salih.
Kelime doğruydu.
Gönül durmadı.
Salih onun arkasından yürüdü. Derya ile Pakize de içeri girdi. Nihat en son geçti; arka kapıyı kapatmadı.
Koridorun ilk tahtasında küçük bir ayak izi vardı.
Çıplak ayağa aitti. Topuk kısmı çamurlu, parmakları suyla dağılmıştı. Yanında ikinci iz bulunmuyordu.
Gönül çömeldi.
— Salih.
Oğlunun adını söylerken yüzünü kaldırmadı.
İkinci iz, ilkinden iki tahta ileride belirdi. Kimse basmamıştı. Çamur, tahtanın lifleri arasından yukarı sızmış gibi koyulaştı; önce topuk, sonra ayak tabanı, en son beş küçük parmak oluştu.
Sağ ayak tam basmamıştı.
Salih çocukken koşarken o ayağını kısa atardı.
Gönül bunu ondan önce fark etti. Dizlerinin üzerinde doğrulurken duvara tutundu.
— Senin ayağın.
— Benim değil.
— O zamanki.
Salih yerdeki izlerin yanına kendi ayağını koydu. Küçük topuk, ayakkabısının ortasında kalıyordu. İzleri takip etmedi.
Üçüncü iz koridorun ortasında çıktı.
Dördüncü, Gönül’ün odasına açılan kapının önünde.
Gönül yürüdü.
— Gitme, dedi Derya.
Gönül dönmedi.
— Onu bir kere yalnız bıraktım.
— Bu Salih değil.
— Biliyorum.
Sesi, bildiğine inanmayan birinin sesiydi.
Gönül odasının kapısını açtı.
İçeride pencere kapalıydı. Perdelerin alt kenarı nemden ağırlaşmış, camın köşelerine ince su çizgileri birikmişti. Yatak örtüsü sabah düzeltildiği biçimde duruyordu.
Ayak izleri kapıdan yatağa kadar devam etti.
Yatağın önünde bitmedi.
İki küçük iz, örtünün üzerinde belirdi. Islak topuklar Gönül’ün her gece başını koyduğu yastığa dönüktü. Aralarında, diz çökmüş bir çocuğun ağırlığını düşündüren koyu bir çöküntü vardı.
Gönül kapının eşiğinde kaldı.
Elini ağzına götürmedi. Ağlamadı. Yatağın üzerine uzanıp izlere dokunmadı.
— Burada yatmış, dedi.
Salih odanın içine bakıyordu.
— Hayır.
Gönül başını çevirdi.
— Nereden biliyorsun?
Salih odanın içinde kendi yatağını aradı. Burada değildi. Annesinin örtünün üstüne uzanan elini tuttu.
Yatağın başındaki dolabın aynası buğulandı.
Salih aynada kendi omzunun koyu biçimini gördü. Derya cama yaklaştığında bu biçim dağıldı; buğu odanın soğukluğunda genişliyordu.
— Dur, dedi Derya.
Salih arkasındaki kapıya baktı. Kimse girmiyordu.
— Kim var?
Derya cevap vermedi. Sol elini aynanın çerçevesine dayadı. Parmakları camın üstüne gitmedi.
— Kaç yaşındasın? diye sordu.
Salih onun sesinden çocukla konuştuğunu anladı. Aynada yalnız buğu vardı.
Derya çerçeveyi bırakıp geriye çekildi.
— Büyüyor, dedi. Şimdi benim bildiğimden daha büyük.
Biraz sonra gözlerini kapadı. Sağ omzunu duvara dayamıştı; yeniden açtığında cama dönmedi.
— Saçları beyaz, dedi. Gözleri aynı. Benim yüzüme bakıyor.
Salih ağzını açıp “Bilmiyoruz” demek istedi. Elif’in adı çıktı. Derya camdan uzaklaştı. Salih kan tadını yutamadı.
Eşref koridordan geldi. Aynanın önüne dikildi. Buğuyu koluyla sildi; camın altından Salih’in görebildiği bir yüz çıkmadı. Eşref yeniden sildi.
— Hasan, dedi.
Adı duyduğunda Salih defterdeki satırı hatırladı. Eşref daha önce aynaya bu kadar yakından bakmamıştı. Parmakları çerçevenin telini çekiyor, paslı çivi yerinden çıkmıyordu.
— Ben kimseyi öldürmedim.
Gönül’ün elini Salih bıraktı. Eşref ona dönmüyordu. Pakize koridora geldi; avluya bir kez bakıp cebindeki mendili yokladı.
— Bir kadın oturuyordu, dedi. Annene benzettim.
— Nerede?
— Sundurmada. Son düğümü sordu.
Pakize açık ilmeği cebinden çıkarıp avucunda tuttu. Bağlamadı. Salih boş sandalyeyi görüyordu; üstünde kimin bulunmuş olabileceğini onun yerine söylemedi.
Salih’in ağzı yeniden açıldı.
Bu kez gelecek adı biliyordu.
Gönül.
Annesi yatağın yanındaydı. Islak izlere eğilmiş, örtüyü kaldırmaya hazırlanıyordu.
Salih adı tutmaya çalıştı.
Dilini damağına bastırdı. Çenesini iki eliyle kapattı. Ad boğazında büyüdü. İlk ses, burnundan aldığı nefese karıştı.
— G...
Gönül başını kaldırdı.
Salih dişlerini diline geçirdi.
Acı, mavi çizginin yanmasını örttü. Ad tamamlanmadı.
Nihat odanın kapısında belirdi.
— Dilini bırak, dedi.
Salih başını salladı.
— Parçalayacaksın. Bırak.
Salih dişlerini gevşetti. Ağzından kanlı bir soluk çıktı. İsim çıkmadı.
Nihat odanın ortasına geçmedi. Yatağın izlerine, buğulu aynaya veya avludan gelen sese ayrı ayrı bakmadı. Gözlerini indirdi.
— Kimse duyduğuna cevap vermesin, dedi.
Eşref aynadan uzaklaştı.
— Dua et de bitsin.
Nihat ona bakmadı.
— Bitiremem.
— O zaman ne işe yarayacaksın?
Nihat cevap vermedi.
Besmele çekti. Fâtiha’yı okumaya başladı.
Sesi yüksek değildi. Evin seslerini bastırmaya çalışmıyordu. Her kelimeyi aynı ölçüde söyledi. Duvarın içindeki çıtırtılar devam etti. Gönül’ün yatağından damlayan su kesilmedi.
Salih ilk âyetin sonunda dilinin gevşediğini hissetti.
İkinci nefeste başka bir ad geldi.
Pakize.
Kelime ağzının arkasında kuruldu. Salih dudaklarını kapattı. Ad dışarı çıkmadı. Dilinin altındaki çizgi yine de yandı.
Nihat Fâtiha’dan sonra Felak ve Nâs sûrelerini okudu.
Gönül yatağın örtüsünü kaldırdı.
Altında çocuk yoktu.
Yatak döşeğinin üzerinde, çamurlu iki küçük ayağın izi vardı. İzler kumaşa işlememiş, sanki döşeğin içinden yukarı çıkmıştı. Gönül elini uzattı; dokunmadan geri çekti.
— Salih burada yatmadı, dedi.
Bunu kendisine söylüyordu.
Nihat okumayı sürdürdü.
Avludaki boş sandalye gıcırdadı. Pakize cebindeki mendilin düğümlü kenarını sıktı. Son ilmeği bağlamadı.
Salih’in boğazındaki isim küçüldü.
Tamamen kaybolmadı. Söylenmek için bekleyen bir kelimeden, dilinin altında duran yabancı bir tada dönüştü.
Nihat duasını bitirdi.
Evin sesleri aynı anda kesilmedi.
Önce mutfaktaki tas dönmeyi bıraktı.
Sonra duvarın içindeki çıtırtılar seyrekleşti.
En son Gönül’ün yatağından düşen su damlası duyuldu.
Kimse hareket etmedi.
Nihat başını kaldırdı.
Gönül ona baktı.
— Bitti mi?
— Hayır.
Salih duvara yaslandı. Ağzını açmadan dilini alt dudağının arkasına çekti. Çizgi hâlâ oradaydı. Acısı azalmıştı fakat mavi iz, dil bağının iki yanına doğru biraz daha uzamıştı.
Nihat lambayı yaklaştırdı.
— Kalınlaşmış, dedi Gönül.
Salih ağzını kapattı.
Derya aynanın üzerine yün şalı attı. Camı örttükten sonra yüzünü başka yöne çevirdi.
— Onu yaşlı gördüm, dedi.
Kimse kimin yaşlı olduğunu sormadı.
— Sonra çocuk. Sonra ikisi birden.
Pakize kapı kasasına yaslandı.
— Camda gördük. Elif’in kendisini görmedik.
— Yanlışsa da gördüm.
Derya’nın sesi sert değildi. Yalnız yorgundu.
— Elif’i çıkarırsak hangi yaşta olacağını bilmiyoruz.
Salih cevap vermedi.
Derya ona baktı.
— Ben yine onu çıkarmak istiyorum.
Bir süre sustu.
— Kaç yaşında olursa olsun. Bir çıksın.
Eşref şal örtülü aynanın karşısında duruyordu. Kendi yüzünü yeniden görmek için şalı çekmedi.
— Nem yaptı, dedi. Eski cam böyle olur.
Pakize avluya baktı.
Boş sandalyedeki koyu leke duruyordu. Pakize soruyu yeniden duymamak için elini cebinden çıkardı. Açık ilmek kumaşa takıldı.
Gönül yatak örtüsünü yeniden serdi.
Örtüyü küçük ayakların çevresine bıraktı. Çamurun üstü açık kaldı.
Salih koridora çıktığında dilini dişlerinin arkasında gezdirdi. Bir daha kanamadı. Pakize ona su uzattı; bardağı aldı, ilk yudumu ağzında tutup lavaboya tükürdü.
Kendi adını düşündü.
Salih.
Kelime zihninde doğru yerdeydi.
Onu sesli söylemedi.
Derya, “Yaşlı olsa da çıkaracağım,” dediğinde Salih rahatlamak istedi. Kadının ağzından gelen kesinlik, aynadaki bilinmezliğin üstünü örtebilirdi.
— Onunla konuşacağız, dedi Derya. Önce bir daha kendisine soracağım.
Salih sustu. Derya’nın isteğiyle Elif’in isteği aynı cümle değildi.
Bölüm etkileşimi
