KIRKOCAK kitap kapağı

16. bölüm / 33

KIRKOCAK

16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Sabah olduğunda yanmış ahşabın içindeki vuruşlar tekrarlanmadı.

Salih yine de kalemi bırakamadı. Saymadığı seslerin devamını beklerken Pakize, Saniye’nin siyah defterini masanın ortasına çekti. Arka kapaktan çıkan katlı kâğıdı açtı.

Mahzeni bulduklarında yalnız yanmış ağaçla küçük dikdörtgene bakmışlardı. Şimdi çizgilerin ağacın çevresinde bitmediği görülüyordu. Üç çeşme işaretinden, eski mezarlık sırasından ve evlerin arasından geçerek birbirine bağlanıyordu. Bazı noktalara Saniye mavi kalemle kısa çizikler koymuştu.

Pakize ilk çizikte parmağını tuttu.

— Bu benim evin altı.

İkincisine geçti.

— Bu yeni mezarlığın basamağı.

Üçüncü çizik çeşmenin yanındaydı.

— O taşın içini oyup oluk yaptılar.

Derya kâğıda eğildi.

— Sınır taşlarını evlere mi taşıdılar?

— Ev sağlam olsun dediler. Mezarın ayağı kaymasın dediler. Su temiz aksın dediler.

Pakize kapısı sökülmüş boşluğa baktı.

— Herkes bir gerekçe buldu.

Salih kadastro fotokopisini krokinin yanına açtı. Ölçekleri farklıydı. Eski çeşmeyi, mezarlığın alt köşesini ve yanmış ağacı ayrı ayrı işaretledi. Krokideki mavi çiziklerin bu noktalara göre nerede kaldığını karşılaştırdı.

Gece caminin sıvasından çıkan yuvarlak kenarlı taş da aynı hattın üzerindeydi.

— Hepsini bugün çıkaramayız, dedi Nihat. Bazısı duvarın altında.

— Çıkarabildiğimizi yerine koyacağız, dedi Derya.

Pakize ona baktı.

— Yerlerini biliyor musun? Şu taşı söktükten sonra nereye koyacağız?

Salih kenara numaralar yazdı. Taşın bulunduğu yerle geri götürüleceği yeri ayrı tuttu. Emin olmadığı iki noktayı boş bıraktı.

— Önce görünenler, dedi. Kimsenin evini habersiz sökmeyeceğiz.

Derya başını kaldırdı.

— İzin vermezlerse?

Salih cevabı hemen vermedi.

— Hemen sökmeyeceğiz. Nereden geldiğini soracağız.

Pakize pervazın üzerindeki külleri toplamadan kapıya yöneldi.

— Çeşmede sıra olmadan varalım.

Köyün üstündeki sis açılırken alt yol hâlâ çamur içindeydi.

Saniye’nin kâğıdını gören dört kişi onlara katıldı. Biri, heyelanın yukarı yolu kapattığını haber veren delikanlıydı. Elinde kısa saplı bir girebi taşıyordu. Eğri ağız gece boyunca bilenmiş gibi temizdi; sapında yılların teriyle kararmış parmak yerleri vardı.

Dört kişi yanlarında sessizce yürüyordu. Delikanlı, ne arayacaklarını sordu. Salih krokideki ilk taşı gösterdi.

İlk taş Pakize’nin evinin dış duvarındaydı.

Sıva dökülünce temel taşının çizgisi açığa çıkmıştı. Köşedeki küçük parça taş sırasının dışında kalıyordu. Yanına tahta destek yerleştirdiler; duvarın oynayıp oynamadığına bakarak harcı gevşettiler. Pakize ilk darbeyi kendisi vurdu.

Üç vuruştan sonra kireç gevşedi. Taş çıkarıldığında duvar yıkılmadı; yalnız evin içinden, boşaltılmış bir sandığın kapağı kapanmış gibi tok bir ses geldi. Salih taşı çuvala sarmak istedi.

Pakize engelledi.

— Saklayarak götürmeyeceğiz.

İki kişi taşı açıkta, elleriyle taşıdı.

İkinci taş mezarlığın giriş basamağıydı. Üzerinden yıllarca çamurlu ayakkabılar geçmiş, bir kenarı düzgünleşmişti. Eşref’in yeni mezarlığı büyütürken döktürdüğü beton taşı iki yanından sıkıştırıyordu. Nihat, mezarların bulunduğu tarafa basmadan çalışacak yeri gösterdi.

Girebiyi kenara bıraktılar. Delikanlı yassı demiri beton çatlağına soktu; öteki adam çekiçle vurdu. Her darbede mezar sırasından ince bir tıkırtı yükseldi.

— Durun, dedi adamlardan biri.

Vuruş kesildi.

Tıkırtı devam etti.

Salih saymamak için kâğıttaki çizgiye baktı. Ses son mezara ulaştığında basamak kendi ağırlığıyla bir parmak öne çıktı.

Taşı kaldırdılar.

Altında toprak yerine başka taşların kırıntıları vardı. Bazılarında harflerin dik çizgileri, bazılarında yalnız keski izleri kalmıştı. Eski mezar taşları parçalanıp yeni mezarlığın dolgusu yapılmıştı.

Derya eğildi. Parçalardan birini çevirmedi.

— Bunları da çıkaracağız.

— Bugün değil, dedi Nihat. Önce yerini bildiğimiz taşı yerine götürelim.

Derya, duvarın köşesindeki çatlağa bakıp geri çekildi.

Üçüncü taş köy çeşmesindeydi.

Yıllar önce ortası oyulmuş, ince uzun bir oluğa çevrilmişti. Su yosunlu yüzeyden geçerek beton yalağa akıyordu. Taşın bir yanında mavi çizginin yarısı seçiliyor, öbür yarısı su kanalının içinde kayboluyordu.

Çeşmenin başında iki kadın bidon dolduruyordu. Pakize taşı neden almak istediklerini anlattı.

Kadınlardan yaşlı olanı bidonunu çekmedi.

— Su kesilirse kim getirecek?

— Boru kalacak, dedi Salih. Yalnız oluk değişecek.

— Taşın size ne zararı var?

Salih çeşmeye bakan adamın yüzünü aradı. Adam, arkasında toplanan kadınlara dönmüştü.

— Eski sınırdan sökmüşler. Boruyu tutacak başka bir oluk yapabiliriz.

Kadın uzun süre çeşmeye baktı. Sonra dolu bidonu yana aldı.

— Suyumu kesmeyin. Başka sözüm yok.

Nihat su borusunun ucunu geçici bir oluğa bağladı. Su yeniden yalağa akarken taşın altındaki çamur ikiye ayrıldı. Mavi bir hat Kırkıncı Ocak yönüne ilerledi.

Taş ağırdı. Oyuk açılırken incelmiş olmasına rağmen dört kişinin ellerini aşağı çekti. Delikanlı girebiyi altına kaldıraç yaptı. Birlikte kaldırıp tahta kızağa aldılar.

Çeşmenin duvarında kalan boşluktan su sesi değil, içeriden tırnakla kazınan taş sesi geldi.

Kimse bakmadı.

Salih boş yuvaları gösterdi.

— Bunları oturtunca evlere dokunmayız, dedi.

Delikanlı girebinin sapına yaslanmıştı. Salih’in cümlesini duyan adamlardan biri evinin yoluna baktı. Salih onu rahatlatmış olmanın sıcaklığıyla üçüncü taşın kenarına yürüdü. Altındaki oluğu bütünüyle açtırmadı.

Eski çizgi, yanmış ağacın aşağısındaki eğimde görünür oldu. Gece omuz omuza dizilen taşların bir kısmı gündüz yeniden dağınık duruyordu. Fakat Saniye’nin krokisindeki üç nokta toprağın içinde boş yuvalar hâlinde kalmıştı. Çevreleri ıslakken içleri kuruydu.

Pakize’nin temelinden çıkan taş ilk yuvaya tam oturdu.

Yerine indiği anda köyün aşağısındaki bir evin kapısı çarptı.

Mezarlık basamağı ikinci yuvaya kondu. Bu kez toprağın altından bir kök çekildi; fındık ocaklarından biri rüzgâr yokken öne eğildi. Dalları Salih’in omzuna kadar geldi, sonra yavaşça eski yerine döndü.

Çeşme oluğunu üçüncü yuvaya taşırken delikanlının yüzü değişti.

Taşın suyla kararmış yüzünde, oyuk boyunca iki ince çizgi belirmişti. Birbirine dolanan küçük yılanları andırıyordu. Delikanlı girebinin sapını bıraktı.

— Bunu koymayalım.

Taş kızağın üzerinde kaydı.

Salih omuz verdi. Ağırlık durmadı. Delikanlı geri çekilirken ayağı girebinin sapına bastı; alet döndü. Eğri ağız yukarı kalkarak açık avucunun içine oturdu.

Çığlığı fındıklıkta yankılanmadı. Aynı anda toprağın altından geldi.

Delikanlı elini çekmek istedi. Girebinin ağzı avuç çizgisine gömülmüş, sapı taşın altında kalmıştı. Metal hareket etmiyordu. Taş her kaydığında eğri ağız eti biraz daha kapatıyordu.

Kan bileğine ulaştı.

Nihat yanına çöktü.

— Çekme.

— Elimi kesiyor!

— Çekersen daha çok kesecek.

Nihat delikanlının bileğini oynatmamasını istedi. Dua ederken Pakize’ye temiz bez getirmesini söyledi. Bez yaranın çevresine bastırıldı; kan delikanlının kolundan sızmaya devam etti.

Girebi çıkmadı.

Adamın yüzündeki umut hemen öfkeye döndü.

— Okudun, niye açılmıyor?

Nihat gözünü taşın altındaki saptan ayırmadı.

— Taş sapı sıkıştırıyor. Onu kaldırmadan aleti çıkaramam.

Salih taşın yanına döndü. Delikanlının eli her kayışta biraz daha sıkışıyordu. Üç adama yerlerini gösterdi.

Taşın yanında bekleyen üç kişiye tek tek baktı.

— Şu köşelerden tutun. Birlikte kaldırıyoruz.

Pakize iki elini taşın altına koydu. Derya geri çekilip kızağı sabit tuttu. İki adam öbür köşelere geçti.

Salih dördüncü köşeyi tuttu.

Taşı kaldırdıklarında girebinin sapı serbest kalmadı. Önce oluğu boş yuvanın üzerine getirdiler.

Mavi çizginin iki ucu, toprağın altında bekleyen izlere denk geldi.

— Bırakın, dedi Salih.

Bu kez herkes aynı anda ellerini çekti.

Taş yuvasına oturdu.

Girebi delikanlının avucundan kendi kendine sıçramadı. Yalnız sapın üzerindeki baskı kalktı.

Nihat aleti düz yönde çekince eğri ağız yaradan çıktı.

Bez kaldırılınca kan yeniden göründü. Nihat temiz yüzünü yaranın üzerine bastırdı.

Avucun içinde derin, mavi kenarlı bir kesik kaldı. Kesik tek çizgi değildi; üç kısa yol gibi birleşip bileğe uzanıyordu.

Derya temiz bezi yaranın üzerine kapattı.

— Hastaneye inmesi gerek.

— Yol kapalı, dedi adamlardan biri.

— O zaman yolu açacağız. Bu yara burada beklemeyecek.

Nihat başını salladı. Duayı tamamladı; delikanlının beze sarılı elini göğsünün üstünde tutmasına yardım etti.

Salih eski çizginin önünde çömeldi. Yerine konan üç taş birbirine değmiyordu. Aralarında evler, yollar ve fındık ocakları vardı. Buna rağmen mavi iz bir taştan ötekine toprağın altından devam ediyordu.

Sınır bir çember oluşturmuyordu.

Köyün içinden geçen hücrelere ayrılıyordu.

Salih Saniye’nin krokisini toprağa serdi. Taşların yerini işaretlediğinde çizgiler evlerin çevresinden değil, içlerinden geçti.

Başını kaldırdı.

Kırk evin kapısı aynı anda bir kez vuruldu.

Kırk kapının vuruşu yamaçta tek bir ses gibi birleşti.

Sonra köy sustu.

Salih, kırk birinci vuruşu bekledi. Pakize’nin masasında kalan pervazın sesi buraya yetişir miydi? Kulağındaki uğultu dinmedi.

Delikanlının elini sarıp iki kişinin yardımıyla aşağı yola gönderdiler. İş makinesinin operatörü, onu araçla yolun açık kısmına indirecekti. Derya ulaşılabilen şoförün numarasını verdi. Nihat kanamanın yeniden başlayıp başlamadığına bakıp geri döndü.

Salih Saniye’nin krokisini toplamadı.

Salih iki kâğıdı taşın üzerinde yan yana açtı. Krokideki üç yuvayı, Kırk Menzil yaprağındaki hücrelerin köşeleriyle karşılaştırdı. Ölçekleri farklıydı; aynı hattı izliyorlardı.

Derya yanına çömeldi.

— Bunu daha önce gördük.

— Şu kopuk köşeyi tamamlamadık, dedi Salih. Saniye’nin çizdiğine bir daha bakalım.

Risalenin sağ alt köşesi kopuktu. Yarım çerçeveden dışarı uzanan tek çizgi, Saniye’nin krokisinde devam ediyor ve Karaca evinin bulunduğu boşluğa ulaşıyordu. Çizgi merkeze dönmüyor, hiçbir hasat parselinin içinden geçmiyordu.

Pakize eğilmedi. Ayakta, kâğıtların dışından baktı.

— Annemin hanesi dışarıda.

— Çıkarılmış, dedi Derya.

Salih iki kâğıttaki Karaca işaretini gösterdi.

— Hayır. Sonradan kayıttan çıkarılmış. İlk çizimde dışarıda olması başka bir şey.

Parmağını Karaca hücresine değdirmeden çevresinde gezdirdi.

— Bütün evleri buradan görebiliyor. Ama hiçbirinin içinde değil.

Pakize’nin yüzünde rahatlama oluşmadı.

— Pay vermediler diye dışarıda kaldık sanırdım.

Salih siyah defterdeki hasat sütunlarını düşündü. Karaca adı geçen eski kayıtlarda ürün payı yoktu. Aile, Kırkıncı Ocak’ın sınırına en yakın hane olmasına rağmen ortak hasattan yararlanmamıştı. Aynı satırlarda tanık işareti vardı.

— Ortak hasatta payı yok. Şu satırda yalnız tanık işareti var, dedi.

Nihat risale yaprağının başında durdu.

— Tanık yeri olabilir, dedi Nihat. Kopuk tarafı da görmem gerek.

Nihat yaprağın arkasındaki açık halkayı Saniye’nin krokisinde aradı. Karaca hanesinden çıkan çizginin ucunda aynı işaret vardı.

— Taşlar yerine konunca buraya kadar geliyor, dedi.

Pakize krokiyi düzeltti. Kâğıdı tutan eli, kendi evinin üstündeki çizgiyi örtüyordu.

— Annem, tanık yerinin ayağına başka taş konmaz derdi. Evimiz gidince oraya da moloz döktüler.

Salih o boşluğun nerede kaldığını telefonundaki haritada işaretledi. Harmanın üst kenarında, eski patikanın ayrıldığı yerdeydi. Molozun kaldırılması gerektiğini not etti; altından ne çıkacağını bilmiyordu.

Pakize kuru bir sesle güldü.

— Sonra hem payını aldılar hem adını sildiler.

Salih ayağa kalktı. Köye baktığında evler, biraz önceki gibi yalnız çatılar ve duvarlar değildi.

Aralarındaki yollar hücre çizgilerine, avlular dar geçitlere dönüşüyordu. Fakat şekil düzgün değildi. Bazı evler iki hücrenin üstüne taşıyor, yeni mezarlığın beton duvarı üç çizgiyi birden kesiyordu.

Saniye’nin krokisindeki eski hat ile belediye paftasındaki bugünkü yolları ayırdı.

Eşref’in muhtarlığı sırasında yapılan ek evleri işaretledi. İki katlı beton yapı, eskiden iki hücre arasındaki geçit olan patikanın üzerine oturuyordu. Yeni mezarlık sınırı insanlardan yana genişletilmiş, Kırkıncı Ocak’ın çizgisini aşağı itmişti. Çeşme yolu düzeltilirken bir hücre daralmış, okulun yanındaki depo yapılırken öteki ikiye bölünmüştü.

— Şu eve bak, dedi Salih. Eski çizginin üstünde. Mezarlık da öyle.

Derya ona baktı.

— Bunun farkı ne?

— Her yeni duvarla bir tarafın duracağı yeri değiştirmişler.

Nihat, Kırk Menzil yaprağının alt kenarındaki silik satırı lambaya doğru kaldırdı. Yazı ilk bulduklarında sayı ve harflerin arasında kalmıştı. Saniye’nin çizgisiyle hücrelerin yönü birleşince cümlenin nerede başlayıp bittiği anlaşıldı.

Nihat yavaşça okudu.

— Hücreyi bozmak içindekini öldürmez; duracağı yeri unutturur.

Pakize evlere baktı.

— İçindeki kim?

— Bilmiyorum, dedi Nihat. Metin de ad vermiyor.

Salih risaleyi kapatmadı.

Salih, çizgilerin kapalı kutular oluşturmadığı yerleri takip etti. Krokide bu evin altında kalan hattı yeniden işaretledi.

Kaybolan çizginin yerinde duvar vardı.

Aşağı mahalleden bir kadın bağırdı.

Salih kâğıtları taşların üzerinde bırakmadı. Risaleyi Nihat’a, krokiyi Derya’ya verdi. Sesin geldiği eve doğru indiler.

Ev, Eşref’in muhtarlığı döneminde yapılan iki katlı beton yapılardan biriydi. Alt katı depo, üst katı yaşam alanıydı. Eski patika binanın ortasından geçmesi gerekirken duvarın altında kayboluyordu.

Ön kapı açıktı.

İçerideki aile avluya çıkmaya çalışıyordu. Yaşlı bir adam terliklerini bulmak için eğilmiş, gelini iki çocuğu merdivenden indiriyor, evin sahibi sigorta kutusuna ulaşmak için insanların ters yönüne gidiyordu.

— Işığı kapatacağım, dedi.

— Bırak, çık! diye bağırdı kadın.

Adam geri döndü. Omzu duvardaki düğmeye çarptı. Salon lambası söndü, yeniden yandı.

Merdivenden inenlerin bedenleri ışığın önünden geçtikçe pencereler bir kararıp bir açıldı.

Sonra fazladan gölgeyi fark etti.

Ailede beş kişi vardı. Avluya beş beden çıktı. Duvarın üzerinde altı gölge kaldı.

Altıncı gölge salonda duruyordu. İnsan boyundaydı fakat başı tavan köşesine kadar uzanıyor, omuzları duvarın açısına uymuyordu. Önünden kimse geçmediği hâlde ışık onu inceltip kalınlaştırıyordu.

— Herkes çıktı mı? diye sordu Derya.

Kadın çocukları saydı.

— Çıktı.

Gölge salon kapısına yönelmedi.

Duvarın içine girdi.

Bir an kayboldu. Ardından bitişik odanın penceresinde belirdi. İki oda arasında kapı vardı; gölge kapıyı kullanmamıştı. Duvarın içinde, eski patikanın çizgisi boyunca yürümüştü.

Ev sahibi sigorta kutusuna yeniden gitmek istedi. Salih kolundan tuttu.

— Elektrik değil.

Adam elini çekti.

— Sen nereden biliyorsun?

Salih lambaya, sonra duvardan ötekine geçen karanlığa baktı. Gördüğünü elektrik arızasıyla açıklayamıyordu.

— Elektriği sonra kesersin, dedi. Şimdi dışarıda kal.

Gölge ikinci odadan çıktı. Bu kez merdiven boşluğunun duvarında aşağıya değil yana yürüdü. Ayaklarının olması gereken karanlık, beton döşemeye değmeden eski patikanın eğimini takip ediyordu.

Pakize kapının önünde durdu.

— Bu eve ilk giren kimdi?

Ev sahibi cevap vermedi. Soruyu anlamamıştı.

— Temel atıldığında, dedi Pakize. Taşları kim koydu?

— Muhtarlık yaptırdı. Köy işi.

— Hangi taşları kullandınız?

Adam evine bakmayı bıraktı.

— Dere kenarından ne çıktıysa.

Duvarın içinden bir sürtünme sesi geldi.

Altıncı gölge deponun penceresine indi. Orada başı kısaldı, gövdesi genişledi. Rafların arasından geçerken insan biçimini kaybetti; üst üste konmuş fındık çuvallarının gölgesine karıştı.

Sonra çuvalların hiçbirinin devrilmediği bir yerde, yerde uzun bir karanlık çizgi oldu.

Nihat kapıya yaklaşmadı.

— İçeri girmeyin. Çocukları şuraya alın.

Derya gözünü gölgeden ayırmadı.

— İçeri geri mi koyacağız?

— Hangi içeri? diye sordu Salih.

Evin altından geçen çizgi, eski iki hücre arasındaki yoldu. Salih, kâğıdı ev sahibine çevirdi.

Adam baktıktan sonra başını kaldırdı; gölgenin öbür parçası depo duvarında duruyordu.

Avludaki çocuklardan biri annesinin elini bıraktı. Depo penceresine doğru bir adım attı.

— Benim gölgem, dedi.

Annesi onu hemen geri çekti.

— Seninki ayaklarının altında, dedi. Ötekine ad koyma.

Çocuk yere baktı. Kendi küçük gölgesi sabah ışığında gerçekten ayaklarının gerisindeydi.

Depodaki karanlık çizgi yeniden yükseldi. Duvar boyunca ilerleyip evin iki hücreyi bölen köşesine geldi.

Orada durdu.

Gölge iki yana ayrıldı.

Sol parçası salona, sağ parçası depoya yürüdü. Aynı karanlık iki farklı duvarda birbirinden uzaklaştı. Aralarındaki köşe boş kaldı.

Evden, iki kişinin aynı anda ters yönlere çektiği ıslak kumaş sesi geldi.

Gölge iki duvarda ayrı ayrı kaldı. Ev sahibi sigorta kutusunu işaret etti; Salih elini indirip onunla birlikte avludan baktı.

Saniye’nin krokisini avlunun taşına serdi. Evin bulunduğu yeri, eski patikayı ve iki hücrenin çizgisini işaretledi.

— Bu duvar kalırsa ne olacak? diye sordu ev sahibi.

Salih kesin bir cevap vermedi.

— Önce hangi taşların buraya getirildiğini bulacağız. Sonra çizgiyi eski yerine koyacağız.

— Evi mi yıkacaksınız?

— Evi yıkın demiyorum.

Salih, Derya’nın elindeki krokiyi açıp evin altından geçen yolu gösterdi.

— Ama şu çizgiyi gelen memura göstereceğiz.

Gölgenin iki parçası duvarlarda durdu. Artık hareket etmiyordu. Lambanın ışığı değiştikçe ikisi de aynı anda incelip kalınlaşıyordu.

Depodaki karanlık bu kez köşeye kadar geldi. Salon duvarındaki parçası da ona yöneldi.

Köşede birbirlerine değmeden durdular.

Boşaltılan evin sahibi kapıyı kilitlemedi.

— Döner miyiz? diye sordu.

Salih, biraz önce taşın başında verdiği cevabı hatırladı. Telefonundaki krokiyi kapattı.

— Bu gece söz veremem.

Adam cebindeki anahtarı avucuna alıp yeniden cebine koydu. Salih, Pakize’nin odasının nerede olduğunu gösterdi. Çocukların çantalarını almak için adamla kapının önüne kadar gitti; içerideki iki gölgeyi seyrederek beklemedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.