7. bölüm / 33
KIRKOCAK7. Bölüm — Serenderdeki Defter
Bölümler 33Şu an: 7. Bölüm — Serenderdeki Defter
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Pakize, bez çantayı önüne aldığında kimse Eşref’e bakmıyordu.
Çantadan isim listesini değil, Saniye’nin yastığının altındaki kutudan çıkan mendili aldı. Kenarına mavi iplikle SALİ işlenmişti. İnce büzgü ipinde otuz dokuz düğüm vardı; ucundaki son halka hâlâ bağlanmamıştı.
Salih, Pakize’nin mutfak masasında elini durdurmasını hatırladı. Son düğümü bağlayanın tanık olacağını söylemişti. Pakize şimdi açık halkayı parmaklarının arasında tutuyor, sıkmıyordu.
Pakize bezi masaya serdi.
— Annem bahçede çalışırken sırayı şaşırmamak için düğüm atardı, dedi. Hangi ocaktan döndü, hangi patikadan indi, ipte tutardı. Saniye de ondan öğrendi.
Nihat mendile dokunmadan eğildi.
— Korunma için mi?
— Hayır. Unutmamak için.
— Son halkayı bağlayan nasıl tanık oluyor? diye sordu Salih.
Pakize ipin ucunu bıraktı.
— Annem de büyüklerinden duymuş. Bahçede düğüm atardı; Saniye’nin burada ne yaptığını görmedim.
Pakize büzgü ipini gevşetip mendili açtı. Ortasında mavi kilden silik bir leke vardı. Kat izleri birbirini kesen çizgilere dönüştü. Otuz dokuz düğüm kenarda toplandı; açık halkanın gevşek ucu beze yatmadı. Evin arka tarafına doğru uzanıyordu.
Derya ipliğin gösterdiği yöne baktı.
— Serender.
Eşref’in yüzü değişmedi. Fakat eli, kırılmış mührün üzerinden çekildi.
— Orada fındıktan başka bir şey yok.
Pakize mendili yeniden katlamadı.
— Bu yıl fındık konmadı.
— Çürük bina. Gece vakti girilmez.
Derya çantasını omzuna taktı.
— O zaman sen gelme.
Salih onun peşinden çıkarken Eşref’e baktı. Adam mührü yeniden avucuna aldı. Kimseyi durdurmadı.
Nihat telefonuna baktı. Yukarıdaki evlerden biri yeniden arıyordu.
— Önce oraya uğrayacağım, dedi. Siz dönünce bulduklarınıza birlikte bakarız.
Serender, evin arkasındaki eğimli bahçede dört taş ayağın üzerinde duruyordu. Altındaki karanlık boşlukta eski sepetler, kırık sırıklar ve çuvallar vardı. Ahşap gövdesi yağmurdan kararmış, saçaklarının bir yanı çökmüştü. Merdivenin ilk basamağına basınca bütün yapı içeriden nefes almış gibi gıcırdadı.
Derya telefonunun fenerini açtı.
— Önce ben çıkacağım.
— Döşeme çürükse ağırlığı ben deneyeyim.
— Sen az önce bir yalana inanmayı denedin. Bir süre ben önden gideceğim.
Salih cevap vermedi.
Derya merdiveni yavaşça çıktı. Bastığı tahta sustuğunda bir üst basamak gıcırdıyordu. Bir adım daha attı; ses bu kez kapının altından geldi.
Kapı kilitli değildi. İçeride kuru fındık kabuğu, küf ve fare pisliği kokusu vardı. Geçen yıldan kalmış birkaç çuval duvara yaslanmış, tavandan sarkan örümcek ağları nemden ağırlaşmıştı.
Zeminin ortasında dağınık kabuklar, kenarlarda koyu su lekeleri görünüyordu.
Pakize aşağıdan seslendi:
— Açık köşeyi karşıya alın.
Derya mendili yere sermedi. İki ucundan tutup kapıya döndü. Açık halkanın ipliği sağ arka köşeye doğru uzandı.
Salih feneri oraya tuttu. Döşeme öteki tahtalardan farklı görünmüyordu. Çömelince çivi başlarının çevresindeki geniş yarıkları gördü. Paslı çiviler sökülüp yeniden çakılmış olabilirdi.
— Burayı açmışlar.
Derya yanına diz çöktü.
— Saniye mi?
— Bilmiyorum. Çivilerin çevresi parçalanmış.
Salih cebindeki anahtarlığın yassı metalini çivinin altına soktu. İlk çivi hareket etmedi. İkincisinde tahta yukarı kalkmak yerine altındaki destekten ayrıldı.
Bütün zemin bir karış çöktü.
Derya geriye atladı. Salih’in sağ bacağı dizine kadar döşemenin içine girdi. Çürük tahta baldırının iki yanında kapanırken aşağıdaki boşluktan soğuk hava vurdu.
Bir çocuk eli ayakkabısının tabanına dokundu.
Salih ayağını çekmeye çalıştı. Tahta kıymıkları pantolonuna saplandı. El bu kez topuğuna kapandı; küçük parmakların ayrı ayrı basıncını hissetti.
— Beni çekme, dedi.
Derya onun kolunu tutmuştu.
— Ne?
— Aşağıda biri var.
Derya feneri yarığa çevirdi.
Serenderin altında kimse yoktu. Işık, taş ayağın yanındaki kırık sepete ve çamurlu zemine kadar ulaşıyordu. Salih’in ayakkabısına değen şey görünmüyordu.
Basınç bir anda kesildi.
Derya onu kolundan çekip sağlam tahtaya aldı. Salih ayakkabısını çıkardı. Tabanında birbirine yakın beş mavi leke vardı. Topuğuna kapanan parmakların basıncı hâlâ geçmemişti.
Derya izlere baktı, sonra yüzünü kaldırdı.
— Elif deme.
Salih, söylemeyeceğini anlatmak için ağzını açtı. Ad, dilinin ucundaydı.
Ayakkabısını yeniden giydi.
Kırılan tahtanın altında, iki kiriş arasına sıkıştırılmış yağlı bez göründü.
Paketi serenderin sağlam köşesine taşıdılar. Bir çuvalı ters çevirip üzerine koydular. Yağlı bezin ipi birkaç kez dolanmış, ucu kendi altına sıkıştırılmıştı. Derya ipi çözerken Salih ışığı bezin kat yerinde tuttu.
İçinden avuçtan biraz büyük, siyah kaplı bir defter çıktı.
İlk sayfada besmele, altında düzgün bir yazıyla kısa dualar vardı. Sonraki yapraklarda cenaze tarihleri, doğumlar ve aile notları bulunuyordu.
Derya sayfaları çevirdikçe yazının düzeni değişti.
Duaların yanına hasat miktarları eklenmişti.
Doğum tarihlerinin karşısına parsel numaraları yazılmıştı.
Ölüm kayıtlarının altına “sınır açıldı”, “taş yürüdü”, “gece payı kaldı” gibi kısa cümleler düşülmüştü. Bazı satırların mürekkebi kahverengiye dönmüş, bazıları kurşun kalemle sonradan düzeltilmişti.
Bir sayfadan sonra dua kalmadı.
Yalnız sütunlar vardı.
AD — DOĞUM — KAYIP — HASAT — SINIR — TASDİK.
Salih’in midesi kasıldı.
İsimlerin çoğunu tanımıyordu. Aynı soyadları aralıklı yıllarda tekrar ediyordu. Hasat sütununda bazı miktarların üstü çizilmiş, yanlarına daha yüksek sayılar eklenmişti. Sınır sütununda “geri”, “dar”, “açık” kelimeleri vardı. Son sütunda ise yetişkin adları bulunuyordu.
Bu adların hepsi karalanmıştı.
Kimi tek çizgiyle, kimi kâğıt incelene kadar kazınarak silinmişti. Fakat bazı harfler kalmıştı.
Bir baş harfi, soyadın son hecesi, mürekkebin altında unutulmuş bir nokta.
— Her çocuğun karşısında biri var, dedi Derya.
— Tasdik sütunu.
— Kaybolan çocukların değil. Yetişkinlerin adı.
Defterde kuşakları izleyen bir sıra yoktu. Aralarda uzun boşluklar, aynı yıl içinde iki kayıt vardı. Salih, “tasdik” sütununu parmağıyla takip etti. Eşref’in “sıra belliydi” sözüne yer bulamadı.
Derya sayfaları tarihlere göre ilerletti.
— Elif’in yılı burada olmalı.
Salih’in eli kapağa uzandı.
Derya bileğini tuttu.
— Hayır.
— Tahta her an çökebilir. Aşağı indirelim.
— Kapatmak için uzandın.
— Burada durmak güvenli değil.
— Bir sayfa daha. Şu tarihi bulalım.
Derya elini çekmedi. Salih’in avucundaki yarık, onun parmaklarının altında yeniden sızladı.
— Bırak.
— Önce okuyacağım.
— Sonra aşağıda da okursun.
Derya, Elif’in çizimini sakladığı çantaya baktı.
— Sana her gösterdiğimde başka yere gitmek istiyorsun. Bu defa bekle.
Salih bileğini çekip defteri kendine çevirmek istedi. Parmakları açık sayfanın kenarına takıldı. Kâğıt gerildi; ince bir yırtılma sesi duyuldu.
Derya öteki eliyle sayfayı bastırdı.
— Çekme.
Salih, sayfanın kopmasını istediğini anladı.
Elini bıraktı.
Kâğıdın kenarında bir santimlik yırtık kalmıştı.
Derya defteri kendi dizlerinin üzerine aldı ve aradığı tarihi buldu.
Elif Yaman’ın adı, öteki satırlardan daha koyu mürekkeple yazılmıştı. Doğum tarihi doğruydu. Kayıp günü, Salih’in hatırladığı yağmurlu geceyle aynıydı. Hasat sütunu boş, sınır sütunu “açık”tı.
Elif’in adının altında başka bir yazı görünüyordu.
Derya sayfayı fenerin ışığına eğdi.
Üst üste binmiş iki yazının harfleri birbirine karışmıştı. Derya ışığı eğince alttaki adın başıyla soyadının sonunu seçebildiler.
SALİH KORAL.
Salih önce kendi adını, sonra onun üstüne yazılmış Elif’in adını okudu.
Bu, Pakize’nin listesindeki kazınmış satır değildi. Oradaki yetişkin adıyla buradaki kendi adını bir an aynı şey sanmıştı. İki kâğıdı yan yana görmeden bunu bilemezdi.
Kendi adı altta, Elif’inki üstteydi. Eşref’in sözüne uyuyordu. Salih, sayfanın geri kalanına bakmadan Derya’ya döndü.
Biraz önce evde hissettiği rahatlık yeniden kıpırdadı.
— Gördün, dedi. İlk benmişim.
Derya sayfanın kenarındaki küçük işareti gösterdi.
— Burada devamı var.
Satırın altına Saniye’nin el yazısıyla bir not düşülmüştü. Bazı harfler kâğıda bastırılmaktan neredeyse delinmişti:
ADI ÇOCUK SÖYLEDİ. YETİŞKİN TASDİK ETTİ.
VAKTİ UZATTIM, HÜKMÜ BOZAMIYORUM.
Salih cümleleri bir daha okudu.
Salih, altta kalan kendi adına yeniden baktı. O satırda kurbanın adının mı, adı söyleyenin mi yazdığını bilmiyordu.
Saniye’nin notu, Eşref’in anlattığının dışında birini daha gösteriyordu: sözü tasdik eden yetişkini.
Çamurlu patikadaki boşluk yeniden açıldı. Elif’in eli gömleğine yapışmıştı. Salih eli üzerinden sökmüş, fındıklığa doğru koşmuştu. Arkasında bir yetişkinin sesi vardı. Kime ait olduğunu hatırlamıyordu.
Kendi çocuk sesi ise daha yakındı.
Bir ad söylüyordu.
Elif’in adını.
— Hayır, dedi Salih.
Derya defteri kapatmadı.
— Çocuktun.
Salih başını kaldırdı. Derya sayfanın altındaki notu gösterdi.
— Yetişkin tasdik etmiş, dedi. Senin sözünü hükme çeviren biri var.
Salih sayfadaki yırtığa baktı. Biraz daha çekse isimlerin bulunduğu bölüm kopacaktı.
— Kim?
— Bilmiyorum.
— Eşref mi?
— Bilmiyorum.
— Saniye biliyordu.
— Bu notu yazmış. Kimi kastettiğini de bulmamız gerekiyor.
Defterin arka tarafından kuru bir tıkırtı geldi.
Sayfalar kendiliğinden çevrilmedi. Rüzgâr yoktu. Ses, kapağın içinden gelmişti. Derya defteri kaldırınca arka kapakla son yaprak arasına sıkıştırılmış tek bir fındık kabuğu düştü.
Kabuk ikiye ayrılmıştı. İçinde fındık yerine mavi kil vardı.
Serenderin altındaki taş ayaklardan biri çatladı.
Bina yana doğru bir parmak eğildi.
Derya defteri göğsüne bastırdı.
— İniyoruz.
Bu kez Salih karşı çıkmadı.
Merdivene yönelirken defteri ondan almak için elini uzattı. Derya geri çekildi.
— Ben taşırım.
— Düşersen kaybolur.
— Sen taşırsan kaybolabilir.
Salih elini indirdi.
Pakize aşağıda bekliyordu. Derya ilk basamağa gelince mendili ona uzattı; defteri göğsünden ayırmadı. Yağmur yeniden başlamıştı. Bez ıslandıkça kat izlerinin arasındaki mavi leke koyulaştı.
Salih arkasına baktı.
Serenderin kapısı açıktı. Telefonunun ışığını kırık döşemeye tuttu. Tahtanın kenarında beş mavi iz vardı; ayakkabısının tabanındakiler gibi birbirine yakındılar.
Az önce topuğunu sıkan basıncı hatırladı. Defteri bulan o el değildi.
Kaydı dışarı çıkaran Derya’ydı. Salih boş elini cebine soktu. Sayfada bıraktığı yırtığı düşünmemeye çalıştı.
Bölüm etkileşimi
