KIRKOCAK kitap kapağı

25. bölüm / 33

KIRKOCAK

25. Bölüm — İki Yavru

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 25. Bölüm — İki Yavru
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime · Okuduğun bölüm
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Sınır taşını taşıyan çuval, Salih’in ayağının önünden çekildi. Taş bir köşesi üstünde döndü. Altında açılan yarık tabuta doğru ilerlerken Bekir diz çöktü, kalası iki eliyle tuttu.

Salih öbür uca yetişti. Tahta kaburgasına vurdu. İkisi aynı anda doğrulamayınca tabut yana kaydı; arkadaki adam omzunu altına soktu. Saniye’nin örtüsü çamura değmeden düzelttiler.

Harmanın üst yanında fındık kökleri yükselmişti. Karanlık bir biçim onların arasından geçip ilk eve yöneldi. Önündeki dallar geriye çekildi; geçtiği yaprakların kenarı karardı. Benî Gazvân tarafındaki gölgelerden biri yolunu kesti. Aralarındaki hava sıkışınca yakınındaki fındık ocağı bütün dallarıyla yere kapandı.

Eşofmanlı kız başını kollarının arasına alıp çömeldi. Kareli gömlekli oğlan koşmaya başladı.

Elif onun arkasına yetişti; yeleğinin açık ucundan tutup durdurdu. Çocuk döndüğünde gözü Elif’e değil, onun gerisindeki mahzen yoluna baktı.

Orada artık Sâkin yoktu.

Salih, kızın yanında dizlerinin üzerine indi. Çocuk bir elini kendi kulağına bastırmıştı.

— Şu tabutun arkasına geçeceğiz, dedi. — Ben yanından yürüyeceğim.

Kız ayağa kalkmadı. Salih onu kaldıracakken Elif omzunu tuttu.

— Dizleri tutulur, dedi. — Biraz bekle.

Elif kızın önüne çöktü. Kendi dizlerini yavaşça açtı, ellerini toprağa koydu. Çocuk aynı hareketi yaptı. Birlikte kalktılar.

Derya tabutun gerisinde yer açtı. Sağ omzunu korumak için bütün gövdesiyle dönüyor, sol eliyle defteri tutuyordu. Pakize pervazın ucunda sıkışmıştı. Kök, terliğinin üstünü toprağa bastırıyordu.

Salih onun yanına gitti. Ayağını kurtarmak için tahta parçasını kaldıraç yaptı. Pakize’nin topuğu çamurdan çıktı; terliği geride kaldı. Kadın çıplak ayağını pervazın yanına koydu.

— Tahtayı taşı, dedi.

Salih karşı ucundan tuttu. İkisi, yarığın gerisindeki düz yere kadar sürüklediler. Kırk birinci oyuğun çevresinden kül döküldü.

O sırada Gönül’ün adının ilk hecesi Salih’in ağzına doldu. Dilini dişlerinin arasına sıkıştırdı. Acı çenesinden kulağına yürüdü; gözleri sulandı.

Gönül karşısına geldi.

— Bana bak.

İki elini oğlunun omzuna koydu. Salih, başörtüsündeki desenlerin arasından kadının gözlerini aradı. Hece kanla birlikte ağzının içinde kaldı.

Aşağıdan cam kırılma sesi geldi. Bir adam çocuğunu çağırdı. Adı tamamladığı anda iki gölge ona döndü. Bekir adamın kolunu çekti, öteki eliyle paltosuna tutunan oğlanı önüne aldı.

— Burada, dedi. Burada.

Eşref kopuk sayfaları göğsüne bastırmış, taşın gerisinde duruyordu.

— Çizgiyi tutun! diye bağırdı.

Onunla gelen adam kazmayı eline aldı. Sınır taşının dibine saplayacakken Salih, çeşmedeki girebi yarasını hatırladı. Adamın koluna yetişip kazmayı aşağı çevirdi.

— Toprağın altını görmeden vurma!

Adam Salih’i itti. Kazmayı yeniden kaldırdı; tam o sırada bir kök taşın yanından çıktı. Alet havada kaldı. Adam geriye düştü.

Salih, Saniye’nin krokisini açmak için telefonunu çıkardı. Ekran yağmurda kaydı. Derya ceketinin kuru iç tarafıyla sildi. Harmanın üst kenarındaki işareti birlikte buldular. Moloz yığınına uzanan eski patika, karşılıklı iki gölgenin arasındaydı.

— Oraya gideceğim, dedi Salih.

— Bu taş? diye sordu Derya.

— Onun yeri daha aşağıda. Önce uçtaki boşluğu görmem gerek.

Bekir, tabutun altına sıkıştırdıkları kırık çit direğini aldı. Salih diğer ucunu tuttu. Patikaya çıktıklarında toprağın iki yanından başka başka sıcaklıklar geliyordu. Bir adımda yüzüne kuru ısı vuruyor, ötekinde gömleği soğuk terle sırtına yapışıyordu.

Molozun üstündeki beton parçasını kaldıramadılar. Bekir dizini tutarak geri çekildi. Salih kırık direği alta soktu. Beton dönerken bir ucundaki demir, pantolonunu yırttı.

Altta, öteki taşlara benzemeyen üçgen bir boşluk vardı. Kenarının biri mavi kireç, öteki yanmış keresteydi. Toprakla doldurulmuş orta bölümde su birikmemişti.

Salih eliyle temizledi. Boşluğun açık tarafı Karaca evinin temeline bakıyordu. Parmaklarının değdiği yerden tek bir damla yükseldi. Birkaç santim çıktıktan sonra yere düştü.

Salih telefondaki yarım halkaya baktı. Molozun altında görünen boşluğun açık kenarını eliyle temizledi.

— Pervazın yüzü hangisiydi? diye sordu Salih.

Pakize aşağıdan yanık tarafını gösterdi.

Arkasından Vekil’in ayakkabısının taşa sürtünmesi duyuldu.

Adam, molozun açılan tarafında duruyordu. Az önceki çarpışmaya rağmen üzerinde yağmur izi yoktu. Salih elindeki toprağı bırakmadı.

— Buranın altında ne vardı?

Vekil, boşluğa baktı. Sağ elini açtı, sonra cübbesine soktu.

— Tanık yeri.

Bekir yüzünü ona çevirdi.

— Neden göstermedin?

Vekil cevap vermedi. Aşağıdaki harmanda iki gölge tabutun gerisinden birbirine vurdu. Elif çocukları taşların arasına çekti. Salih’in baktığı yerden Derya’nın askısı, karanlıkta küçük bir beyazlık gibi görünüyordu.

Vekil eski patikayı ayağıyla kapattı.

— Burayı açmak, mevcut kaydı değiştirmez.

Salih doğruldu. Molozu temizlemeyi bitirememişti. Geri döndüğünde betonun yeniden örtülmesinden korktu. Kırık direği boşluğun açık tarafına yatırdı.

— Kapatma, dedi.

Vekil, direğin ucuna baktı. Ayağını üzerinden geçirmedi.

Salih ile Bekir harmana dönerken Eşref’in elindeki yapraklardan biri uçtu. Salih yakalamaya çalıştı; ıslak kâğıt parmaklarının arasından geçti. Elif yerden aldı. Yanmış ağacın içindeki büyük karanlık o yaprağa doğru eğildi.

Göğsünün ortasında, küçük bir başın ve iki kısa kolun biçimi kızardı. Elif kâğıdı çevirdi. Arka yüzündeki eski yazıyı Salih’e gösterdi.

Yolun aşağısından far ışığı geldi. Nihat aracı harmana çıkarmasını istememişti; patikayı yürüyerek geliyordu. Kaşındaki pansumanın kenarı karanlıkta beyaz bir çizgi gibi durdu.

Salih yaprağı ona uzattı. Nihat önce Elif’e, ardından Bekir’in yanındaki oğlana baktı. Sorularını sormadan açık defterin başına çöktü.

— Fotoğrafları teslim ettim, dedi. Aslı için de gelecekler. Şimdi şu parçanın yanını bulalım.

Elindeki kâğıdı tek başına okumadı. Salih feneri tuttu; Pakize neyi görmüş, neyi annesinden duymuş olduğunu tekrar ayırdı.

Nihat yaprağın yanık köşesini düzeltti. Kâğıdın bir köşesi kömürleşmişti. İki satırın arasından eski cilt ipi çıkıyor, kesilmiş ucuna daha yeni bir lif takılı duruyordu.

Nihat onu yağmurdan korumak için tabutun örtüsünün altına soktu. Salih feneri tuttu. Asıl Kırk Menzil yaprağının kenarı, bulunan parçaya uydu. Çerçeveden dışarı uzanan çizgi devam etti; açık halkanın yanındaki boşluk tamamlandı.

— Ötekini de getir, dedi Nihat, Eşref’e.

Eşref yaprakları topluyordu. İstenen parçayı ayırmadı. Salih feneri onun eline çevirdi. Eski yazıların üzerinde, başka bir kalemle eklenmiş çocuk borcu satırını gördü.

Pakize yerinden kalktı. Pervazın arkasında titreyen dizi ağırlığını taşımadı; Nihat’ın yanına oturdu.

— Annem bunu anlatmıştı, dedi. — Sözü getiren sayfayı yakmışlar sandım.

Nihat kâğıdı çevirdi. Tarihin hangi takvimle yazıldığını kesin söylemedi. Arka yüzde sayfanın kenarına sonradan düşülmüş tarih vardı: 1326. Altında, ağacın oyuğunda görülen iki küçük kıvrımdan söz ediliyordu. Yazının öteki ucunda ateş, gece payı ve eski sınır kelimeleri seçildi.

Yanmış ağacın içinden ince bir çıtırtı geldi. Fenerin ışığı kısıldı. Salih, Nihat’ın parmağının altındaki sözcüğü okumaya çalışırken karanlığın içine sıkışmış iki ayrı sesi duydu. Biri kesildi; öbürü, kesilen sesin yerini bulmaya çalışır gibi uzadı.

Köz Taşıyan’ın göğsündeki küçük suret başını kaldırdı.

— İki yavru, dedi Vekil.

Kelimelerin ardından, yerdeki kâğıdın üstüne yanık odun kokusu indi.

Salih feneri göğüsteki küçük surete tuttu. Kızıllık ışığın içinden görünüyordu. Çalıların içinden çocuk öksürüğüne benzeyen kuru bir ses gelince elini indirdi.

— Birini ben taşıdım, dedi Köz Taşıyan.

Sesin geldiği gövdeye yağmur değmiyordu. Göğsündeki kızıllık çevresindeki kabuğa yayıldı. Elif’in saçlarının uçları kurumuş gibi hafifçe kabardı.

Eşref, sayfayı Nihat’ın elinden almak istedi.

— Yılan görmüşler. Kim ne olduğunu bilecek?

Pakize kâğıdı bastırdı.

— Sonra öğrendiklerini de yazmışlar. Oku.

Nihat, parmağını yanık kenardan uzaklaştırdı. Yaşayan tanık satırını ve geceleri kullanılamayacak alanın çizgisini okudu. Çocuk borcu maddesinin bulunduğu yeni yaprak, bu metnin cilt ipine sonradan geçirilmişti. Salih iki yazının birleştiği yeri telefonuyla çekti.

Vekil, fenerin ışığına yaklaşmadı.

— Eski antlaşmada ikame yoktu, dedi.

Pakize başını kaldırdı.

— Bunu şimdi mi söylüyorsun?

Vekil’in ayakkabısının altında ince bir çamur izi belirdi. Adam ayağını geri aldı.

Aşağıdaki ilk evin duvarından bir gıcırtı yükseldi. Benî Gazvân tarafındaki karanlık o yöne yayıldı; Kül Kolu’nun biçimlerinden biri, açılan aralıktan mahzene döndü. Kız, Elif’in hırkasının kolunu tuttu.

Elif kâğıdın kenarına bakıyordu.

— Ablamın sesiyle geldin, dedi yanmış ağaca.

Sonra Vekil’e döndü.

— Sen kapının öbür tarafındaydın. Bir kere bile dışarıdaki yolun nereden açıldığını söylemedin.

Vekil başını çevirdi. Elif onun açıklamasını beklemedi. Kızın elini hırkasının sağlam yerine aldı.

Nihat buldukları parçayı asıl yaprağa ekledi. Eşref kâğıtların kenarındaki eski mührü gösterdi; Salih tarihleri ve cilt ipini aynı fotoğrafa aldı. Derya’nın telefonu titredi. Kadın resmi açıp büyüttü.

— Üç kayıt tamamlanmış, dedi Vekil. — Diğer adlar aynı borca yazılmış.

Meryem defterin yanındaki kiremit parçasını aldı. Kendi söylediği satırın altına koydu.

— Kardeşim orada değildi, dedi.

Vekil ona dönmedi. Eşref’in göğsüne bastırdığı yapraklardan birinin kenarı yırtıldı.

Kalabalığın gerisindeki genç adam, kopuk risaleyi görmek için ilerledi. Yüzü korkudan solmuştu ama tapusunu hâlâ elinde tutuyordu.

— Bunu biliyorduysan bizi niye taşın dibine gönderdin? diye sordu Eşref’e.

Eşref önce yanmış ağaca, sonra Vekil’e baktı. İkisi de ona cevap vermedi.

— Bana böyle bırakıldı, dedi.

Salih ışığı indirdi. Derya’nın yüzü fenerin dışında kaldı; buna rağmen dişlerini sıktığını gördü.

— Sen de böyle bıraktın, dedi Derya.

Eşref, elindeki yaprakları bir kez daha düzeltmeye çalıştı. Altına iliştirilmiş çocuk şartını koparmadı.

Salih son fotoğrafı Derya’nın telefonuna da gönderdi. Sayfa hâlâ ortalarındaydı. Kimse resmin kendisinde oluşunu sözün sahibi olmak için kullanamayacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.