KIRKOCAK kitap kapağı

31. bölüm / 33

KIRKOCAK

31. Bölüm — Saniye’nin Defni

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 31. Bölüm — Saniye’nin Defni
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime · Okuduğun bölüm
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Sağlık ekibinden biri Elif’in yanına geldi. Çizginin öte tarafında duran kız, onun çantasına baktı. Görevli çantayı yere bıraktı, Elif’e üşüyüp üşümediğini sordu.

Elif cevap vermedi. Bekir’in yanındaki kareli gömlek, ışığın altında daha açık renkliydi. Gömleğin içindeki bedeni bir örtüyle kapatmışlardı. Örtünün dışında kalan elini Bekir tutuyordu.

Elif battaniyenin kenarını omzuna aldı. Kız çizginin gerisinde duruyordu. Derya ona yaklaşmadı; sağlık görevlisinin bıraktığı çantaya oturacak bir yer açtı.

Salih Saniye’nin tabutuna döndüğünde Gönül başındaki örtüyü topluyordu. Annesinin mezarına gitmek için beklemiş, şimdi kimseyi çağırmadan ayak ucuna geçmişti.

Kız çizginin öbür yanında kaldı. Elif çömelip onunla bir süre aynı yükseklikte durdu. Çocuğun tokasını tanıdığını söyleyen kadın biraz uzakta bekliyordu. Elif kadına bakıp “Burada dur,” dedi.

Sonra muayene olmak için sağlık ekibinin yanına oturdu. Sağlam bir hırka getirdiler; kendi hırkasını çıkarmadı, yenisini omzuna aldı.

Saniye’nin tabutunu kaldırmak için dört kişi gerekti. Bu kez ağırlık, ıslak tahtanın ve içindeki bedenin ağırlığıydı. Salih ön köşeye omzunu soktu. İlk basamakta bacağı titredi; yanındaki adam tahtayı devraldı.

Salih kenarından tutarak yürüdü. Islanan tahta elinden kayınca öteki adam durdu. Yeniden tutmasını bekleyip yola devam etti.

Eski mezarlığa giderken ağaçların içinden ses gelmedi. Bir yaprak tabutun örtüsüne düştü; Gönül onu aldı. Dallar yolu daraltıyor, çamur ayakkabıları tutuyordu. Nihat her kaygan basamakta arkadakileri uyardı.

Kazılan mezarın dibindeki su, sabah açılan oluğa akmıştı. Kenarı çöken yere iki kalas yerleştirdiler. Nihat, ipin düğümünü yeniden yokladı. Salih karşı tarafa geçti.

Kefen toprağa indirildiğinde Gönül başını kaldırmadı. Annesinin yüzünü son kez görmek istediğini söylememişti. Pakize koluna girmedi; yanında aynı toprağa baktı.

Elif biraz uzakta duruyordu. Avucundaki kıymığı hırkasının iç cebine koydu. Cebin köşesini düzeltti; mezara bakmadan ellerini yanlarına bıraktı.

İlk küreği Salih aldı. Toprağı fazla yüklediği için dökerken bir kısmı ayakkabısına indi.

Yeniden denedi. Küreğin sapı, avucundaki yarıkları açtı. Üçüncüde Nihat elinden aldı.

Gönül bir avuç toprak koydu. Pakize, Karaca sırasının yanına çöktü; bu kez silinmiş harfi okumaya uğraşmadı. Saniye’nin başucunu tutacak taşı eliyle düzeltti.

Nihat duasını okudu. Köydekiler, sözün bildikleri yerinde ellerini yüzlerine sürdü. Salih geç kaldı; ötekilerin hareketini görünce yaptı.

Gönül mezarın başına eğildi. Saniye’nin yatarken başına koyduğu küçük yastığı çantasından çıkardı; evden getirmişti. Toprağın üstüne bırakmadı. İki eliyle tutup kucağında düzeltti.

Salih, annesinin elindeki yastığa baktı. Bir köşesinde Saniye’nin yüz kreminden kalmış sarı leke vardı. Gönül yastığı katlayıp çantasına koydu; fermuar kılıfa takıldı. Yeniden çıkarıp kucağında düzeltti. Pakize alacak gibi elini uzattı; kadın biraz daha tuttu.

— Evde kim var şimdi? diye sordu Gönül.

Pakize, sundurmanın başında kalan adamın adını söyledi. Gönül onu dinledikten sonra yastığı biraz daha kendine çekti.

— Oda boş mu? diye sordu.

Pakize cevap vermedi.

Salih küreği duvara dayamak için çevirdi. Burada duvar yoktu. Küreği yere koydu; parmaklarını açınca sapın baskısı avucunda kaldı.

Köye döndüklerinde sağlık ekibi harmanın kenarındaydı. Bekir ağabeyinin yanından kalkmak istemiyordu. Örtü düzeltilirken elini geri çekti; boşta kalan avucunu birkaç kez kapadı. Ekipten biri koluna girdi.

Jandarma, yaralıların ve kayıp olarak bildirilenlerin adlarını ayrı ayrı sordu. Derya asıl defteri, risale yapraklarını ve Eşref’in cebinden çıkan zarfı kuru örtünün üstüne koydu. Salih fotoğraf kopyalarını gösterdi. Konuşmaya başlayınca ağzındaki yara sızladı; su içip devam etti.

Salih, gördüklerini anlatırken sözcükleri iki kez düzeltti. Bir adam taşla ilgili ne söylediğini hatırlamadığını anlattı. Meryem kendi ifadesinin altına adını yazdı. Elif muayeneden sonra hastaneye gitmek istediğini söyledi.

Eşref’i araç tarafına götürdüler. Bekir kolunu bırakmıştı. Adam giderken birinin kendisine seslenmesini bekleyerek yavaş yürüdü. Genç köylü tapusunu cebinden çıkarıp jandarmaya gösteriyordu; ona dönmedi.

Jandarma eski krokilerin fotoğrafını çekti. Salih, kazınmış mezar taşlarını ve açılan temeli gösterdi. Görevli inceleme gerekeceğini söyledi, kâğıtları ayrı poşetlere aldı.

Görevli adresi sorunca Elif eski evin yolunu gösterdi. Bir süre öyle kaldı; yıkılmış evin üstündeki lambayı arıyordu. Derya kendi adresini söyledi. Elif, kadının anlattığı sokağı bilmiyordu. Telefonun ekranından haritaya baktı.

— İstersen burada kalabilirsin, dedi Pakize.

Elif başını kaldırdı. Pakize’nin arkasındaki evin kapısı açıktı. İçeriye daha önce bakmamıştı.

— Bugün gitmek istiyorum.

Pakize elindeki anahtarı çevirdi. Delikanlı ona geri getirmişti. Kadın anahtarı cebine koydu, bir kez daha önermedi.

Yaşlı kadın, ilaçlarını getiren komşusuyla evine döndü. Delikanlı ikisini Pakize’nin evine çağırmıştı. Borcun ertelenip ertelenmeyeceğini tartışıyor, taş taşırken söyledikleri sözler için birbirlerine kızıyorlardı.

Derya aracın kapısını açtı. Sağ kolunu içeri alırken dişlerini sıktı. Elif, askının kenarını kaldırıp kapıya takılmasını önledi.

— Önce hastane, dedi Derya. — Sonra benim eve gidebiliriz.

Elif arabanın koltuğuna baktı. Dizlerinin nerede kalacağını anlamak için bir ayağını içeri koydu, sonra çıkardı.

— Senin evin nerede?

— Fatsa’da. Üst katta.

— Penceresi açılıyor mu?

Derya başını salladı. Söyleyeceği başka şeyler vardı; kardeşi koltuğun üzerindeki emniyet kemerini incelemeye başlamıştı.

Kız harmandaki çizginin öbür yanında bekliyordu. Elif arabanın yanından dönüp ona gitti.

Bekir’in bulunduğu yerden geçerken çocuk başını eğdi. Elini Elif’in kolunda daha yukarı aldı; çizgiye geldiğinde durdu.

— Ben de değişir miyim?

Elif bilmiyordu. Çocuğun tokasının kaymış ucunu düzeltti.

— Buradayım, dedi.

Kız ilk ayağını çizginin üstüne koydu. Bekledi. Sonra ötekini indirdi. Bedeni aynı kaldı. Elif onu aracın yanına götürdü; kız, koltuğun arka köşesini seçti. İsmini soran görevliye henüz cevap vermedi.

Salih evin önündeki taşa oturdu. Bir ayakkabısının tabanı yarılmıştı. Çorabını çıkarınca topuğundaki deri beyazlamış, suyun içinde uzun süre kalmış gibi kırışmıştı.

Harmana gidip kupkuru çifti aldı. İçlerinde kül ya da mühür yoktu. Eski deri, karanlık astar. Ayağına geçirdiğinde işaret yanmadı. Birkaç adım sonra çamurun kenarlarına yapışmadığını gördü.

Salih kuru ayakkabıları ayağından çıkardı. Eski birinin bıraktığı biçim, ayağına uysa da o yolu kendisinin yürüdüğünü göstermiyordu. Yarılmış ayakkabısını giydi; dönüşte değiştirecekti.

Elif aracın yanından ona baktı. Son sınır taşına çıkan patikayı gösterdi.

— Biraz yürüyelim.

Salih ayağa kalktı. Derya motoru çalıştırmadı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.