23. bölüm / 33
KIRKOCAK23. Bölüm — Kapıda Kalan
Bölümler 33Şu an: 23. Bölüm — Kapıda Kalan
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mahzenin kapısı, tabutun çevresindeki buzlar yenilenirken açıldı. Sabah ışığı Elif’in hırkasına vurdu. Arkasında biri kareli gömlekli, öteki sararmış tokalı iki çocuk vardı.
Salih koşmadı. Elif kapıdan ona baktı.
— Ablam nerede?
— Kolunu çektiler. Nihat’la hastaneye gitti.
Elif yanındaki kıza yer açtı. Çocuk kapıdan uzaklaşmak istemiyordu.
— Dönecek mi?
— Sana haber vereceğim, dedi Salih. Ne zaman döneceğini bilmiyorum.
Elif başını eğdi. Salih, Derya’nın “beklediğimi söyleme” sözünü hatırladı; başka bir cümle eklemedi.
İlk gelen Bekir oldu. Yaşlı adam kareli gömlekli oğlana ağabeyi diye seslenince çocuk ona baktı.
— Sen kimsin?
Bekir bastonunu çamura dayadı.
— Benim.
Adını söyledi. Çocuk yüzünde tanıdığı bir parça aradı; Salih bulduğunu göremedi.
— Annem nerede?
Bekir’in eli bastondan ayrıldı. Salih onun düşeceğini sanıp yana geçti. Adam dizlerinin üzerine oturdu, soruya cevap vermedi.
Yamacın üstündeki kadın, kızın tokasını göstererek kendi teyzesini tanıdığını söyledi. Kız Elif’in arkasına geçti.
— Adımı söylemeyeceğim.
Kadın bir kez daha sormak için eğilince Salih önüne geçti.
— Bırak.
— Ben takmıştım onu. Bunu sen bilmezsin.
— Adını sen de bilmiyorsun. Şimdi bırak.
Salih’in dilinin altındaki çizgi yanıyordu. Kimse onun sözünü büyük bir karar gibi dinlemiyordu. Kadın yalnız yanındaki çocuğa bakıp susmuştu.
Elif iki çocuğu kapının gerisinden dışarı aldı. Bazen duvarın öbür yanından bardak sesi geldiğini, bir kez vurunca cevap duyduğunu söyledi.
— Onları daha önce görmedim.
Bekir ayağa kalkamadı. Gönül evden bir iskemle getirip yanına bıraktı. Oğlanın ıslak ayakkabılarını görünce temiz çorap aramaya döndü. Salih onun kendi adını çocukların ağzına vermediğini fark etti.
Sâkin kapının sağ yanında duruyordu.
İnsan biçimi hâlâ seçiliyordu. Omuzları taş tozuyla kaplı, yüzünün bir yanı eski sıva kadar soluktu. Parmaklarının eklemlerinde paslı çivi başlarına benzeyen koyu noktalar vardı.
Çocuklar kapıdan çıktıkça Sâkin’in sırtı kasaya yaklaşmıştı.
Salih onun gövdesindeki ince derzlerin gerildiğini gördü.
— Ne oluyor? diye sordu.
Sâkin cevap vermedi.
Fındık dalları aynı anda iki farklı yöne eğildi.
Rüzgâr yoktu.
Mahzenin üstündeki dallar yamaç aşağı, karşı taraftakiler yukarı doğru büküldü. Yaprakların alt yüzleri göründü. Birkaç yeşil fındık yere düştü fakat yuvarlanmadı.
Yanmış ağaç tarafından kuru sıcaklık geldi.
Sabahın nemli havasında, bir sobanın kapağı açılmış gibi kısa bir ısı yayıldı. Isıyla birlikte kül kokusu çıkmadı. Yalnız çok eski, içi kurumuş kerestenin kokusu duyuldu.
Sâkin başını kaldırdı.
— Uzaklaşın.
Kalabalık hareket etmedi.
— Kapıdan çekilin.
Salih kareli gömlekli çocuğun önüne çöktü.
— Şu taşın gerisine geç, dedi. — Ben de geleceğim.
Çocuk Elif’e baktı; kadın başıyla gösterince yürüdü. Bekir arkasından kalktı ama yetişmedi.
Eşofmanlı kız mahzen kapısından ayrılmadı.
— Sen? diye sordu Salih.
— O gelecek mi?
Elif’e bakıyordu.
Salih cevap vermedi.
— Ona sor.
Kız Elif’in bileğini tuttu.
— Gelecek misin?
Elif mahzenin dışına baktı.
Gönül yamacın altında çoraplarla bekliyordu. Pakize mahzen yolunun taşlarını gösterip kalabalığın çekilmesini istedi. Elif eşiğe bir ayağını koydu; çocuk onun kolunu bırakmadı.
Elif bir ayağını eşiğe yaklaştırdı.
Sâkin’in gövdesindeki derzlerden biri çatladı.
Uzakta bir evin kapısı sertçe kapandı.
Ses köyün aşağısından geldi. Ardından bir kadın bağırdı. Ne söylediği anlaşılmadı.
Mahzen kapısının sol kasası dışarı doğru çekildi.
Tahta bükülmedi. Kasanın içindeki çiviler, başları birer parmak görünecek kadar geri çıktı.
Sâkin omzunu kasaya dayadı.
İnsan derisine benzeyen yüzey, eski tahtanın rengine döndü. Omuz çizgisi kapının kenarında kayboldu. Sırtındaki çatlaklar, mahzen duvarındaki sıvanın kırıklarıyla birleşti.
İkinci baskı geldi.
Bu kez darbe duyulmadı.
Kapı iki yöne çekildi. Üst kenarı içeri, alt kenarı dışarı gitti. Kasadaki taşlardan ince toz döküldü.
Köyün başka bir tarafından tahta kırılma sesi yükseldi.
Bir kapı kasası yere düşmüş olmalıydı. Çarpmanın ardından köpekler havladı. Sonra sustular.
Kalabalıktaki bir adam çocuklardan birini çekmek için öne atıldı.
— Bunları buradan götürelim.
Salih adamın önüne elini koydu.
— Çekme. Yolu aç.
Adam çocuklardan birinin adını tahmin etmek için ağzını açtı. Pakize ayağıyla önündeki taşı gösterdi.
— Önce buradan çekil.
Adam geri gitti. Köylülerden biri dua okuyordu; sesi kimsenin kapıya yürümesini engellemiyordu. Gönül iskemleyi yana taşıyıp arada geçit bıraktı.
Elif eşiğin üzerinde kaldı.
— Sâkin.
Sâkin’in yüzünün yarısı artık görünmüyordu. Sağ yanağı sıvanın içine karışmış, gözünün çevresinde ince tahta lifleri belirmişti.
Elif elini uzattı.
Parmakları Sâkin’in koluna değmeden durdu.
— Gel.
Sâkin başını çeviremedi.
— Nereye?
Elif cevap vermedi.
Elif mahzenden çıkacak ayağını geri çekti.
— Seni burada bırakmayacağım.
Sâkin’in gövdesinden ince bir tahta sesi geldi.
— Ev, içindekini tutmak için değil çıkacağı günü korumak için durur.
Kimse hemen konuşmadı.
Elif’in eli Sâkin’in koluna değdi.
Yüzey insan teni gibi değildi. Parmaklarının altında kuru, kıymıklı ahşap vardı.
Sâkin’in gözleri kapının dışındaki çocuklara gitti.
Salih, yerdeki kalın tahtayı kapının altına sürdü. Tahta basınca eğildi, çatlağın içinden kuru toz döküldü. Sâkin’in koluna değdiği yerde tahta da duvara karışıyordu.
Elif ona baktı.
— Çocukları götür.
Salih oğlanın yanına döndü. Çocuk, avluya açılan taşların başında bekledi; gözünü açık kapıdan ayırmıyordu.
Eşofmanlı kız Elif’in bileğini bırakmadı.
— Ben burada kalacağım.
Salih ona yaklaşmadı.
Kız Sâkin’in değişen bedenine baktı. Korkuyordu. Alt dudağını dişlerinin arasına almıştı.
— Elif çıkınca.
Gönül, kızın önündeki basamaktan indi. Ona çorapları uzattı; çocuk almadı.
— Aşağıda kuru yer var, dedi Gönül. Birlikte gidebiliriz.
Elif dönmedi. Gönül kızı kolundan tutmadı. Çorapları basamağın üstüne bırakıp bekledi.
Üçüncü baskı geldi.
Mahzenin üstündeki taşlardan biri yerinden çıktı. Yamaç boyunca yuvarlanarak sınır yönüne indi. Aynı anda köyün içinde üç ayrı kapı çarptı.
Birincisi tok bir sesle kapandı.
İkincisinin camı kırıldı.
Üçüncüsünde bütün kasa duvardan ayrılmış gibi uzun bir gürültü duyuldu.
Karaca pervazının avludaki yanık yüzünden ince toz yükseldi.
Pakize dönüp baktı.
— Evler.
Mahzen kapısının iki yanı birbirinden uzaklaştı. Arada insanın geçebileceği kadar değil, yalnız karanlığın kalınlaşacağı kadar bir boşluk açıldı.
Boşluktan kuru sıcaklık çıktı.
Elif’in saçlarının uçları geriye savrulmadı. Kül veya ateş görünmedi. Yalnız kapının dışındaki nem, taşların üzerinden bir an için çekildi.
Sâkin iki kolunu kasaya açtı.
Parmakları uzamadı.
Her biri kapı kenarındaki paslı çivilerle aynı hizaya geldi. Tırnaklarının yerinde metal başları göründü. Avuç içleri tahtaya düzleşti. Göğsünün önündeki giysi dokusu kaybolup eski sıvanın pürüzüne dönüştü.
İnsan biçimi azaldı.
Kapı çoğaldı.
Elif kolunu çekmeye çalıştı.
Sâkin’in kolu artık tutulacak bir kol değildi. Elif’in parmakları tahta liflerinin üzerinde kaldı.
— Sâkin.
Cevap gelmedi.
Elif başını kaldırıp yamacın ötesine baktı.
Vekil sınır taşının yanında duruyordu.
Ne zaman geldiğini Salih görmemişti. Levhasını açmamış, ellerini cübbesinin içinde tutmuştu.
Elif ona baktı.
— Bunu biliyordun.
Vekil’in yüzü seçilmedi.
Bakışı mahzen kapısından Elif’in eline indi. Sonra yere döndü.
— Ne kadarını? diye sordu Elif.
Vekil cevap vermedi.
Kapının üzerindeki baskı yeniden arttı.
Elif ondan gözünü çekti. Vekil’in sessizliğinin peşinden gitmedi.
Kalabalıktan biri ağlamaya başladı. Başka biri kareli gömlekli çocuğa aile adını söylemek istedi.
Salih başını çevirdi.
— Söyleme.
Adam sustu.
Sâkin’in yüzündeki son insan çizgisi de sıvaya karıştı.
Bir gözü hâlâ görünüyordu. Göz kapağı kapanmadı. İris, ahşabın koyu budağına benzeyene kadar rengini kaybetti.
Son darbe geldi.
Kapı patlamadı.
Önce üst menteşedeki vida döndü. Sonra alttaki çivi taştan çıktı. Kasayla duvar arasındaki sıva ince bir çizgi boyunca ayrıldı.
Kapı içeri doğru açıldı.
Karanlık eşiğe kadar ilerledi.
Kuru sıcaklık, açık kapının önünde durdu.
İçeri girmeye çalışan bir beden görünmedi. Yalnız kapının iki yanındaki gölgeler birbirine yaklaştı; eşiği geçecek yerde, görünmeyen bir yüzeye bastırılmış gibi düzleşti.
Fındık dalları aynı anda geriye savruldu.
Kül Kolu içeri giremedi.
Sâkin’in omzunun bulunduğu yerde eski bir tahta parçası çatladı.
Yüzü sıvaya dağıldı.
Çenesinden ince beyaz toz döküldü. Parmaklarının yerinde kalan çiviler birer birer yere düştü.
Göğsü, kapının iç yüzüne yapışmış kuru keresteye dönüştü.
Tahtanın içinden birkaç küçük böcek çıktı.
Tahta kurtları ışığa kaçmadı. Tozun üzerinde kısa süre dolaşıp çatlakların arasına girdiler.
Sâkin yere düşmedi.
Bir evin parçaları, bir bedenin ağırlığını taşımayı bıraktı.
Elif iki eliyle tahtaya sarılmaya çalıştı. Avuçları boşlukta kapandı. Parmaklarından biri kopan ince kıymığa takıldı.
Kıymık derisine batmadı.
Elif onu avucunun içinde tuttu.
Mahzen kapısı açık kaldı.
Karanlık dışarı taşmadı. Kuru sıcaklık yavaşça azaldı. Dallar eski yönlerine dönmedi; yalnız büküldükleri yerde kaldı.
Elif yerdeki toza baktı.
— Gitti mi? diye sordu eşofmanlı kız.
Elif cevap vermedi.
Avucundaki kıymığı açtı. Kuru, koyu renkli sıradan bir tahta parçasıydı. Üzerinde yazı, işaret veya ışık yoktu.
Elif tozun önüne çöktü. Elini açınca kıymık ortaya çıktı.
— Elini bıraksaydım çıkar mıydı?
Salih taşın üstüne oturdu. Elif’in sorusunda kendisini aklayacak bir yer aramak istediğini fark etti. Sâkin de bir el bırakmıştı; onun yaptığıyla kendi yaptığı aynı değildi.
— Bilmiyorum, dedi.
Elif yüzüne bakmadı.
Eşofmanlı kız açık kapıdan çıktı.
Elif’i geride bırakmadı. Eşiğin hemen dışına geçip döndü. Kareli gömlekli çocuk avluya inmemiş, Salih’in birkaç adım aşağısında bekliyordu.
İki çocuk birbirine bakmadı.
Mahzenin içindeki karanlıktan başka bir nefes gelmedi.
Yanmış Karaca evinin temel çizgisinin üstünde bir pencere belirdi.
Camı yoktu. Eğri çerçevenin arkasından fındık dalları görünüyordu.
Pencere kanadı bir kez kapandı.
Ardından yavaşça yeniden açıldı.
Pakize gördü fakat bir şey söylemedi.
Vekil sınır taşının yanından ayrılmıştı.
Köylüler çocuklara yaklaşmak için yeniden hareketlendi. Yaşlı Bekir bastonuyla ayağa kalkmış, ağabeyi sandığı çocuğun karşısında bekliyordu.
— Eve gidelim, dedi.
Çocuk ona baktı.
— Hangi eve?
Bekir cevap veremedi.
Teyzesini tanıdığını söyleyen kadın, eşofmanlı kıza yemenisini uzattı.
— Üşürsün.
Kız kumaşı almadı.
Kadın elini geri çekti. Yemende kendi parmaklarının titrediğini fark etti.
Salih sürahiyi getirdi. Oğlan bardağı doldurup ne kadar kalacağını sordu. Gönül mutfaktan ikinci sürahiyi çıkarınca çocuk bunu da gördü; ilk kez omuzları biraz indi.
Salih çantasından düz bir tabak çıkardı. Pakize’nin mutfağından almış, yanına koyacağı yiyeceği soramadan mahzen kapısının açıldığını duymuştu. Elif tabağı eline aldı. Kenarında çatlak yoktu.
— Bunun içinde getirme, dedi. Kendim koyarım.
Salih tabağı ona bıraktı. Elif masadan bir dilim ekmek aldı, önce kızın önüne koydu. Kendi payını başka bir peçeteye sardı.
Pakize evini gösterdi. Kız eşiği geçmek istemedi. Elif onun yanında kalınca yatakları sundurmaya serdiler. Bekir ağabeyi sandığı çocuğun önüne oturdu, sorularını bir süre daha sormadı.
Salih, Derya’yı aradı. İlk çalışta açtı. Tedavi sürüyordu; sesi odanın gürültüsünde duyulmuyordu. Salih Elif’in burada olduğunu söyledi.
Telefonu ona vermek için döndüğünde Elif elini kaldırdı.
— Şimdi değil.
Salih telefonu tekrar kulağına götürdü. Derya uzun süre konuşmadı. Sonunda, “Tamam,” dedi. “Geldiğimde konuşuruz.”
Saniye’nin tabutunun yanına yeniden buz koydular. Gönül örtüsünü düzeltti. Kız içinde kimin olduğunu sorunca kadın “Annem” dedi. Bu kez kendi annesinden söz ediyordu.
Bölüm etkileşimi
