KIRKOCAK kitap kapağı

9. bölüm / 33

KIRKOCAK

9. Bölüm — İkinci Çağrı

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 9. Bölüm — İkinci Çağrı
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime · Okuduğun bölüm
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Sabah ezanı okunurken Derya’nın bileğindeki kırk bir çizginin hiçbiri kapanmamıştı.

Nihat kolunu temizleyip beze sarmıştı. Çizgiler derin değildi; fakat bazıları bez kaldırılınca yeniden kanıyordu. Derya sağ kolunu kaldırmaya çalıştı, omzundaki ağrıyla durdu.

Derya, siyah defteri başucuna koymuştu.

Salih onu Saniye’nin evindeki küçük odada bıraktığında uyumuyordu. Sırtını duvara vermiş, sarılı kolunu dizinin üzerinde tutuyordu. Kırmızı ip temiz bir tabaktaydı. Ucundaki üç ince parmak izi, çamur kurudukça koyulaşmıştı.

Pencerenin altında telefon titredi. Derya ekranına baktı; cevap vermeden kapattı. Birkaç saniye sonra iki mesaj geldi.

— İş mi? diye sordu Salih.

— Nöbeti değiştirmiştim. Daha kaç gün lazım diye soruyorlar.

Sol eliyle kısa bir cevap yazdı. Telefon harfleri yanlış tamamladı; sildi, yeniden yazdı. Defteri ve kolundaki bezi aynı anda tutmaya çalışırken cihaz dizine kaydı.

Salih telefonu aldı. Derya elini uzattı.

— Ver. İşe ne diyeceğimi kendim biliyorum.

Salih uzattı. Derya ekrana bir süre baktıktan sonra yalnız “Henüz belli değil” yazdı.

Gönderdikten sonra telefonu yüzüstü bıraktı.

— Camiye gidiyorum, dedi Salih.

— Defteri ona götürmeyin.

— Kime?

Derya, deftere baktı.

— Vekil’e.

Salih deftere baktı. Elif’in adını açıkta bırakmışlardı. Kapağı kapattı; Derya onu yeniden başucuna çekti.

— Defteri burada bırak, dedi.

— Bırakıyorum zaten.

— Pakize’ye ver, dedi Salih.

Derya başını kaldırdı.

— Bana değil de ona güveniyorsun.

— Aynı evdeyiz. Pakize burada kalsın. Sen uyuyabilirsen defter onun yanında dursun.

Derya defteri Pakize’ye uzattı. Kadın kapıdan gelip yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

Derya gözlerini kapattı ama kolunu gevşetemedi.

Nihat’la birlikte evden çıktılar.

Saniye’nin tabutu hâlâ sundurmadaydı. Gece boyunca başında bekleyen iki adam sabah namazına gitmiş, avluda yalnız boş iskemlelerle yağmurdan ağırlaşmış örtü kalmıştı. Tabutun Kırkıncı Ocak’a çevrilmiş baş tarafı düzeltilmemişti.

Nihat geçerken durdu. Elini tabuta sürmedi.

— Bugün toprağa vermek zorundayız, dedi.

— O izin verecek mi?

— Defni ondan sormayacağız.

Salih, Nihat’ın Vekil’i mi, Eşref’i mi kastettiğini anlamadı. Sormadı.

Caminin içi, köyde henüz hiçbir şey bozulmamış gibi sakindi.

Halının rutubet kokusu, tespihlerin hafif sesi ve dışarıdaki yağmur birbirine karışıyordu. Nihat namazı kıldırırken Salih taşların başında gördüklerini düşünmemeye çalıştı. Her gözünü kapattığında Vekil’in geriye kayan ayağı beliriyordu.

Namaz bittiğinde kimse hemen kalkmadı.

Eşref ön safta oturuyor, ellerini dizlerinin üzerinde tutuyordu. Cemaat ona dönünce ceketini düzeltti. Sınırda duyamadıkları sesi şimdi caminin öbür ucuna kadar ulaşıyordu.

— Evlerinize gidin, dedi. Saniye’yi öğlene kaldıracağız. Gece olanı da kimse büyütmesin. Bahçede ağaç devrilmiş, kız yaralanmış.

Salih ayağa kalktı.

— Ağaç devrilmedi.

Eşref dönmeden cevap verdi.

— Şimdi sırası değil.

Kapıya en yakın duran adam dışarı adımını atınca geri çekildi.

Kimse ona çarpmamıştı. Ayakkabısının ucu eşiğin dışında, bedeni içeride kaldı. Başını kaldırıp karşıya baktı ve yana geçti.

Vekil avlunun ortasında duruyordu.

Sabahın kurşuni ışığında geceden daha insana yakın görünmesi gerekirdi. Öyle olmadı.

Yüzündeki çizgiler aydınlıkta belirginleşmiyor; gözlerinin çevresi, ışığın ulaşmadığı oyuklar gibi kalıyordu. Yağmur durmuştu. Buna rağmen avludaki taşların üzerinde yalnız onun çevresinde ince su halkaları oluşuyordu.

Camiye yaklaşmadı.

Eşikle arasında üç adım bıraktı.

İçeridekiler birbirlerinin omuzları üzerinden bakarken Vekil sesini yükseltmedi.

— Adı söyleyen, adı yazan, adı saklayan huzura gelsin.

Salih’in arkasındaki adamlar bir adım geri gitti.

Kimse onu itmedi. Yanındakiler geri çekilince Salih kapıya en yakın kişi olarak kaldı.

Eşref kapıya yürüdü fakat eşiği geçmedi.

— Cenaze günüdür, dedi. Köylüyü dağıtma.

Vekil ona bakmadı.

— Adı söyleyen.

Bakışı Salih’e döndü.

— Adı yazan.

Bu kez Eşref’e baktı.

— Adı saklayan.

Vekil avludan, Saniye’nin evinin bulunduğu yamaca döndü.

Salih tabutu düşündü. Üçüncü sıfatla Saniye’yi çağırıyorsa ölünün yerine kimin cevap vermesini istiyordu?

— Saniye cevap veremez, dedi.

Vekil’in bakışı yeniden ona geldi.

— Saklayan toprağa verilmedi.

— Öldü.

— Bedeni kapalı. Tanıklığı açık.

Salih, sundurmadaki tabutu ve Derya’nın başucundan Pakize’ye verdiği defteri düşündü.

— Defter onun sözü değil.

— Sözü değildir. Sakladığıdır.

Vekil camiye yaklaşmadı. Salih kapının iç tarafında kaldı. Arkasındaki kalabalık susmuştu; yağmur oluğundan avluya düşen suyu duyuyordu.

Eşref arkasındaki kalabalığa döndü.

— Herkes evine, dedi. Bu söz size değil.

İnsanlar hareket etmedi.

Eşref ilk kez sesini yükseltti.

— Dağılın!

Vekil başını hafifçe eğdi.

— Sen kendini muhtar yazdın, dedi. Biz seni ancak cevap veren yazdık.

Eşref’in dudakları aralandı.

Eşref’in bakışı avlunun ötesindeki fındıklığa, yanmış gürgenin bulunduğu yöne kaydı. Salih onun peşinden baktı; sabah sisinden başka bir şey göremedi.

— Kime huzura geleceğiz? diye sordu Salih.

— Sözü isteyenlere.

— Benî Gazvân’a mı?

Vekil’in yüzünde değişiklik olmadı.

— Yalnız onlar istemiyor.

— Kül mü?

Gece duydukları kelimeyi bir ad gibi söylediği anda Eşref’in sağ eli yumruk oldu.

Vekil ona baktı. Sonra Salih’e döndü.

— Bilmediğin şeye ad verme.

Nihat eşikte duruyordu.

— Çağrının vakti ne? diye sordu.

— Saklayan gömülmeden önce hazırlanın. Gömüldükten sonra eksik sözün bedeli değişir.

Vekil arkasını döndü.

Avludan geçerken çamurda ayak izi bırakmadı. Fakat yürüdüğü hattın iki yanında su, ince bir sınır gibi kabardı. Fındıklığa girmeden sisin içinde silindi.

Kimse onun peşinden gitmedi.

Eşref merdivenden inerken Salih önüne geçti.

— Deftere ne yazdın?

— Ölünün evinde hesap sorulmaz.

— O zaman caminin önünde soruyorum.

Eşref, Salih’in omzunun üzerinden boş avluya baktı.

— Köye geldiğin gün ne yapman gerekiyorsa onu yapmadın, dedi. Şimdi her kâğıdı doğru sanıyorsun.

— Ne yapmam gerekiyordu?

Eşref cevap vermedi. Yanından geçerken omzuna değmemek için gereğinden geniş bir yay çizdi.

Salih peşinden bir adım attı. Eşref yürüyüşünü hızlandırdı.

Adı söyleyen. Vekil onu öyle çağırmıştı; Eşref de aralarına o söz girmiş gibi uzaklaşıyordu.

Saniye’nin evine döndüğünde Salih önce siyah defteri değil, kadastro fotokopisini istedi.

Derya mutfak masasında oturuyordu. Sağ kolundaki bez dirseğine kadar uzanmıştı. Pakize defteri onun önüne koymuş, Gönül de Saniye’nin sandığından çıkardığı eski kâğıtları masanın öbür ucuna yığmıştı.

— Ne oldu? diye sordu Derya.

— Üç kişiyi çağırdı.

— Kimleri?

Salih, defterin kapağını açtı.

— Beni, Eşref’i, Saniye’yi.

Gönül’ün eli kâğıtların üzerinde durdu.

— Saniye öldü.

— Ben de bunu söyledim. “Bedeni kapalı, tanıklığı açık,” dedi.

Pakize siyah kapağa baktı.

— Gömülene kadar, dedi.

— Bunu nereden biliyorsun?

— Bilmiyorum. Ama acele ettirmelerinden anlıyorum.

Salih Pakize’ye bakıp kaldı. Sonra kadastro fotokopisini önüne çekti. Vekil’in sözüyle başlayan bir dosyayı nereye götüreceğini bilmiyordu.

Hasar dosyası hazırlarken önce tarihleri ve değişen yeri yazardı. Tanıkların anlattığı sebebi ayrı tutardı. Şimdi de boş bir kâğıt aldı; defterde okuduklarıyla gece gördüklerini aynı sütuna koymadı.

Siyah defterdeki ilk kayıp tarihini boş bir kâğıdın soluna yazdı.

Yanına çocuğun adını, parsel numarasını, hasat miktarını ve “sınır” sütunundaki kelimeyi geçirdi.

Derya onu izledi.

— Ne yapıyorsun?

— Hasar tespiti.

— Hasar belli. Çocuklar kayıp.

— Hasar sebebi belli değil.

— Cinler aldı.

— Eşref öyle diyor.

Derya itiraz edecek gibi oldu, sonra sustu. Bileğindeki basıncı hatırlamak için koluna bakması gerekmiyordu. Onu tutanın kim olduğunu görmemişti.

Salih kadastro fotokopisini, Gönül’ün sandıktan çıkardığı eski plan ve krokilerle karşılaştırdı. Tarihleri ve ölçekleri farklıydı. Üst üste koymak yerine her çizimde seçebildiği üç yeri işaretledi: mezarlığın köşesi, okulun bulunduğu sırt ve eski çeşme. Okul defterindeki hane numaralarını ayrı bir kâğıda yazdı; onları parsel numaralarıyla karıştırmadı.

Sonra aralarındaki çizgileri karşılaştırdı.

İlk kayıpta Kırkıncı Ocak’ın alt sınırı gürgenin yanındaydı.

Bir çocuğun kaybolduğu yıl çizgi iki fındık sırası aşağı inmişti.

Defterde o yılın karşısına yirmi çuval fazla ürün yazılmıştı. Salih bunun defteri tutanın kaydı olduğunu not edip miktarın yanına bir soru işareti koydu.

Bir sonraki kayıtta sınır, Karaca ailesinin eski bahçesinden dar bir parçayı yutmuştu. Çocuğun karşısındaki yetişkin adı kazınmıştı. Sonraki yıl o parça başka bir hanenin hesabında görünüyordu.

Salih satır satır ilerledi.

Her kayıp aynı haneye kazanç getirmemişti. Bazı çizimler yolun genişlediğini, bazıları ortak fındıklığın bölündüğünü gösteriyordu. Miras satırında adı geçen bir hane, sonraki okul defterinde yoktu.

“Gece payı” yazılı satırların hepsinde bir kayıp vardı. Salih kâğıdı ters çevirip boş kayıp hanelerine yeniden baktı.

Derya kadastro kâğıdını çevirdi.

— Burada bir ev eksik.

— Hangi ev?

— Karacaların eski bahçesinin yukarısında bir temel vardı. Çocukken taşlarında oynardık.

Pakize gözlerini kapattı.

— Toma’nın evi.

— Kim?

— Köyden giden bir aile. Çocukları kaybolmadı. Ama oğulları tarlayı satmadı.

Salih defterde soyadı kazınmış satırlardan birini buldu. Kayıp hanesi boştu. Hasat hanesinde yalnız bir çizgi, sınırda “dar” yazıyordu. Tasdik sütunundaki yetişkin adı bütünüyle silinmişti.

— Çocuk alınmayan bir kayıt var, dedi.

Pakize karşısındaki sandalyeye oturdu.

— Masala uymuyor diye anlatmazlar.

Salih boş kayıp hanesini ötekilerin yanına yazdı. Eşref bu satırı anlatmamıştı. Kayıt eksik olabilirdi; fakat bir çocuğun kaybını her sınır değişikliğinin değişmez bedeli saymak için defter yetmiyordu.

— Her kuşaktan bir çocuk yok, dedi.

Gönül hemen başını kaldırdı.

— Eşref yalan mı söyledi?

— Bu kayıt onun anlattığına uymuyor. Ötekiler de aynı sırayı izlemiyor.

Kâğıtların üzerine yılları sırayla yazdı. Birinci sütuna kayıpları, ikinciye sınır hareketlerini, üçüncüye kazanan haneleri yerleştirdi. Derya sol eliyle hasat miktarlarını topladı. Pakize eski aile adlarını bugünkü parsellerle eşleştirdi. Nihat ise kâğıtlardaki dua ve rivayet notlarını kayıtların dışına ayırdı.

— Bunları neden çıkarıyorsun? diye sordu Gönül.

— Şu âyeti kopyalamışlar, yanına da parsel yazmışlar, dedi Nihat. Bununla birinin toprağını alamazsın.

Salih son çizgiyi çekti. Kâğıtları yıllarına göre dizince masada çay bardağını koyacak yer kalmadı.

Kayıp yıllarının bazılarında sınır büyümüş, ürün artmış; direnen haneler küçülmüş veya kayıttan çıkmıştı. Salih, kazınmış yetişkin adlarının yanına boşluk bıraktı. Kimin tasdik verdiğini bilmeden dosya tamamlanmayacaktı.

— Jandarmaya götüreceğim, dedi Salih.

Pakize ona bakmadı.

— Neyi?

Salih önündeki kâğıtları gösterdi.

— Kayıp çocukları, sahte kayıtları, sınır değişikliklerini.

— Ölülerin yazısını mı? diye sordu Gönül.

— Kadastro var. Okul kayıtları var. Kazınmış isimler var. Yaşayan insanlar da var.

Derya’nın sesi yorgundu.

— Elif hâlâ oradayken gidersen ne olacak?

— Yardım getiririm.

— Eşref dosyayı öğrenirse defteri kaybettirir. “Çocukları cinler aldı,” dediğin anda da onun hikâyesini anlatmış olursun. Kâğıtları götür. Ama bizi burada bırakıp gitme.

— Burada kalırsak biz kaybolabiliriz.

— Önce Elif’i çıkaracağız.

Salih kapının yanındaki çantasına baktı. İlçeye inip bu kâğıtları teslim edebilirdi. Yolun açık kenarını düşündü. Derya kolunu kıpırdatmadan bekliyordu; onunla gelemeyeceği belliydi.

— Önce bütün sayfaları çekelim, dedi. Defter kaybolsa da kayıt kalsın.

Derya telefonunu sol eliyle masaya koydu. Salih defteri açıp sayfaları sırayla çekti. Fotoğrafları Derya’nın telefonuna da aktardılar. Kadastro fotokopisini ve yaptıkları dökümü aynı klasöre ekledi.

— Kopyayı sakla, dedi Derya. Ama önce onu bulalım.

Salih fotoğrafların açıldığını kontrol etti. Elif’in satırında durdu.

— O elin Elif olduğunu hâlâ bilmiyoruz.

Derya sarılı bileğini masaya koydu.

— O zaman önce onu bulacağız. Soracağımız şeyi başkasına sormayacağız.

Salih kabul etti.

Çağrıya hazırlanacaklardı. Salih jandarmaya götüreceği kopyayı telefonunda ayrı tuttu. Asıl defter Pakize’nin yanında kaldı. Elif’i bulacaklarını Derya gibi kesin bir sözle söyleyemedi.

Salih kâğıdın üstüne başlık yazdı:

KIRKOCAK KAYIPLARI — MADDİ KAZANÇ VE SINIR DEĞİŞİKLİĞİ.

Altına “hasar sebebi” için boşluk bıraktı.

Dosyada “kurban” diye bir sütun açmamıştı.

Çocuk borcu dedikleri şeyi yıllarla, isimlerle, değişen sınırlarla yan yana koymuştu.

Çocukların kaybolduğu tarihlerde sınırlar da el değiştirmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.