KIRKOCAK kitap kapağı

12. bölüm / 33

KIRKOCAK

12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Güneş doğduğunda köyde hiçbir kapı kapalı değildi.

İnsanlar gece boyunca tuttukları eşiklerden çekilmiş, sandalyeleri ve masaları avlulara taşımıştı. Duvar diplerinde dökülen sıvalar beyaz yığınlar hâlinde duruyor; temellerde açığa çıkan eski taşların mavi çizgileri sabah ışığında daha sıradan görünüyordu. Sıradan görünmeleri, Salih’i daha çok rahatsız etti.

Dilinin altındaki kesik kapanmamıştı. Ağzına dolan kanı yutmamak için başını yana eğiyor, konuşması gerektiğinde Derya’nın uzattığı küçük deftere yazıyordu.

Adları ben seçmiyorum.

Derya cümleyi okuyup sayfayı çevirdi.

— Seçmediğini biliyorum. Yine de ağzından çıkınca herkes sen söyledin sanıyor.

Salih kalemi yeniden bastırdı.

Ben de öyle sanıyorum.

Nihat, Saniye’nin evindeki mutfak masasında siyah defteri açtı. Sayfaların arasına sıva tozu dolmuştu. Tozu parmaklarıyla kenara topladı.

— Biraz daha yazıyla konuşalım. Dilini de göstereceğiz birine.

Salih, annesinin duymasını istemediği soruyu yazdı.

Ne zamana kadar?

Nihat cevap vermeden önce siyah defterin arka kapağını kaldırdı. Cilt bezinin altında bir kabarıklık vardı. İnce kartonu tırnağıyla ayırınca kapağın içinden ikiye katlanmış bir kâğıt çıktı.

Kâğıt bir harita değildi. Ölçeği, yön oku veya mührü yoktu. Birbirine bağlanan parsel çizgileri, üç çeşme işareti ve tepesi karalanmış tek bir ağaç vardı. Ağacın altına küçük bir dikdörtgen çizilmişti. Dikdörtgenin içinden aşağı inen altı kısa çizgi, merdiven basamaklarına benziyordu.

Derya, şeklin yanındaki rakamı belediye fotokopisinde buldu.

— Parsel şimdi Eşref’in fındıklığı görünüyor.

Nihat başını kaldırdı.

— Eskiden?

Derya eski planları yan yana açtı. Aynı yerin sınırı her kâğıtta biraz değişiyordu. En eski krokide parselin yanında soyadı yoktu. Yalnız tek kelime vardı:

Ortak.

Salih karalanmış ağacı tanıdı. Deftere yazarken kalemin ucu kâğıda takıldı.

Yanmış ağaç.

Derya ona baktı. Ne bildiğini sormadı.

Öğleden sonra üç kişi Kırkıncı Ocak’ın yukarısına çıktı.

Pakize onlara kısa saplı bir kazma, iki el feneri ve eski bir gaz lambası vermişti. Kendisi gelmedi. “Ne bulursanız hemen ellemeyin,” demişti. Eşref’e haber vermediler. Köyde gece yaralananlarla uğraşanlar, üçünün fındıklığa doğru çıktığını görse de peşlerine düşmedi.

Salih kazmayı tutmak için iç cebindeki taşı çıkardı. Derya çantasını açtı; taşı temiz bir bezle defterin yanına yerleştirdi. Nihat’ın yere bırakmama uyarısını ikisi de hatırlıyordu.

Yanmış ağaç, yapraklı dalların arasında göğe tutulmuş kömürden bir el gibiydi. Gövdesi yıllar önce yarılmış, içindeki açık renkli odun kararıp taşlaşmıştı. Çevresindeki ocaklar ürün veriyordu; yalnız ağacın gölgesine denk gelen yerde ot bitmiyordu.

Derya siyah defterdeki çizimi yere serdi. Salih altı basamağın başlaması gereken noktayı adımladı. İlk kazma darbesinde toprak çöktü.

Altından taş bir kapak çıkmadı. Çürümüş iki kalas ve onların üzerine serilmiş paslı teneke vardı. Tenekenin kenarları toprakla aynı renge dönmüştü. Nihat kazmayı bırakıp elleriyle açtı.

Kaldırdıklarında aşağıdan soğuk değil, kapalı bir ambarın yıllanmış kokusu yükseldi: nem, mazot, küf ve demir.

Salih, çocukken buraya kadar geldiğini düşündü. İlk basamağın ötesini göremiyordu; lambayı aşağı tutmalarını bekledi.

Altı taş basamak gerçekten vardı.

Derya ilk basamağa ayağını koydu. Salih önüne geçmeye çalışınca kadın durdu.

— Bu kez arkamdan gel, dedi.

Salih kolunun sargısına baktı. Derya onun neye baktığını gördü.

— Düşersem tutarsın. Önüme geçmen gerekmiyor.

İkisi de aşağıdaki sesin kimden geldiğini bilmiyordu. Salih bir adım geriye çekildi. Cebindeki taşın ağırlaştığını söyleyip geri dönmedi.

İlk inen Derya oldu. Nihat gaz lambasını ona uzattı. Salih son basamağa geldiğinde omuzları toprağa değecek kadar dar bir geçitten eğilerek geçti. Ağzını açmamaya çalışıyordu. Dilinin altında bekleyen adlar, dişlerinin arkasına dayanmış gibiydi.

Oda, dışarıdan ölçtüklerinden büyüktü.

Gaz lambasının ışığı önce tavandaki kazma izlerini, sonra duvar boyunca asılı paslı tarım aletlerini gösterdi. Bir orak, iki balta başı, dişleri kırılmış tırmıklar, ölçü zincirleri ve sapı çürümüş bir kürek. Her aletin sapına ince teneke levha çakılmıştı. Levhaların üzerinde tarih ve parsel numarası vardı.

Derya’nın ışığı yerde dolaştı.

Kemik yoktu.

Duvarların önünde mum veya kap kacak yoktu. Zemindeki çamuru ışıkla taradılar.

Duvarın dibinde, kapakları şişmiş üç tahta sandık duruyordu.

Salih ilk sandığın mandalını kaldırırken içinden ne çıkacağını biliyormuş gibi midesi kasıldı. Çocuk kemiği bekledi. Küçük bir ayakkabı, saç örgüsü ya da yıllardır kendisini suçlayabileceği tek ve kesin bir şey.

Sandığın içinden kâğıt çıktı.

İplere bağlanmış tapu kopyaları, vergi makbuzları, muhtar mühürlü hane listeleri ve kenarları kesilmiş nüfus kayıtları. Kâğıtların bazıları rulo yapılmış, bazıları bir ad görünmeyecek biçimde katlanmıştı. Nem, mürekkebi dağıtmıştı; fakat kırmızı çizgiler hâlâ seçiliyordu.

Derya bir hane listesini lambaya yaklaştırdı.

— Kırk satır, dedi.

Sonraki kâğıtta da kırk satır vardı. Bir başkasında iki yeni aile eklenmiş, buna karşılık iki eski soyadının üstü kazınmıştı. Satır sayısı yine kırktı.

Salih, listelerin tarihlerini parmağıyla takip etti. Doğanlar vardı, evlenenler vardı, köye dışarıdan gelenler vardı. Fakat toplam değişmiyordu. Yeni bir ad yazıldığında eski bir ad yalnız silinmiyor; o haneye ait parsel, ölüm ve doğum kayıtlarının yanından da çıkarılıyordu.

Derya bir kâğıdı ötekinin üstüne koydu. Kırkıncı satır aynı yerde bitiyor, aradaki soyadları değişiyordu.

Nihat ikinci sandığı açtı. İçinde kâğıt değil, bezlere sarılmış taş parçaları vardı. Birini iki eliyle kaldırıp yere koydu.

Mezar taşıydı.

Üst kısmı kırılmış, yazının bulunduğu yüz keskiyle dövülmüştü. Tarih duruyordu. İsim yoktu.

Başka bir parçada yalnız “oğlu” kelimesi kalmıştı. Kimin oğlu olduğu kazınmıştı. Bir diğerinde ölüm tarihi ile dua satırı korunmuş, ikisinin arasındaki ad dümdüz edilmişti.

Derya üçüncü taşın kenarını gösterdi. Nihat taşı çevirdi.

Lambanın titrek ışığında tek bir kelime okunuyordu:

KARACA

Taşın alt yarısı yoktu.

Salih’in kapalı ağzında bir hece kımıldadı. Avucunu dudaklarına bastırdı. Sözcük çıkmadı; fakat dilinin altındaki kesik yeniden açıldı. Kan, parmaklarının arasına sıcak bir çizgi bıraktı.

Derya taştan uzaklaşıp ona yaklaştı.

— Kimin adını duydun?

Salih başını salladı. Defteri çıkardı.

Duymadım. Ağzım hatırladı.

Nihat, kazınmış yüzeye bakmayı sürdürdü.

— Dua duruyor, adını kazımışlar. Şu parçayı da çevirir misin?

Derya sandıktaki listelere döndü.

— Çocukları bunun için mi aldılar?

Nihat hemen cevap vermedi.

— Bu kâğıtlar alındıktan sonra değişmiş. Altta kalan mürekkebe bak.

Salih, kemik aramak için açtığı sandıktaki makbuzları elinden bırakmadı.

Salih, makbuzların yıllarını aletlerin üzerindeki parsellerle karşılaştırdı. Defterine aynı numaranın geçtiği yerleri yazdı.

Arka duvarı üçüncü sandık gizliyordu.

Sandığı çektiklerinde tahtanın ayakları toprakta iki derin iz bıraktı. Arkasında, Salih’in belinden biraz yüksek bir kapı vardı. Taştan örülmüş duvarda menteşe, kilit veya kapı kanadı görünmüyordu. Yalnız çocuk omuzları genişliğinde dikdörtgen bir karanlık ve onun çevresinde tamamlanmamış ince bir çizgi.

Derya lambayı yaklaştırdı. Işık karanlığın içine girmedi.

— Bu kadar mıydı? diye sordu.

Kapının alt kısmında eşik yoktu. Sağ ve sol çizgiler yere kadar iniyor, orada kesiliyordu. Siyah defterdeki küçük dikdörtgen de aynı biçimde alttan açıktı.

Nihat elini karanlığa sokmadı. Yerden bir taş alıp açıklığa yuvarladı.

Taş geri gelmedi. Düştüğüne dair ses de çıkmadı.

Yukarıdan bir motor sesi geldi. Salih merdivene baktı. Gün ışığı hâlâ mahzen ağzındaydı; az sonra motor sustu.

Derya tapu kopyalarını kuru bir beze sardı. Nihat mezar taşı parçalarından ikisini ayırdı; diğerlerine dokunmadı. Salih, delilleri yukarı taşımaları gerektiğini yazmak için defteri açtı.

Kaleminin ucu kâğıda değmeden odanın ışığı değişti.

Yanmış ağacın ilk uzun gölgesi, açık mahzen ağzından basamaklara indi. Gölge duvarı aşarak odanın tabanına uzandı. Derya’nın ayaklarının arasından geçti ve çocuk boyundaki açıklığın altında eksik kalan yere yerleşti.

Eşik tamamlandı.

Karanlık, taş duvardan bir parmak kadar öne çıktı.

İçeriden bir el görünmedi. Bir yüz de belirmedi.

Yalnız, kapının ardında yıllardır nefesini tutan biri sonunda soluk aldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.