18. bölüm / 33
KIRKOCAK18. Bölüm — Köy Meclisi
Bölümler 33Şu an: 18. Bölüm — Köy Meclisi
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cenaze için açılan oluğun işi sürüyordu. Eşref, mezarın yanındaki konuşmayı köy yolunda sürdürdü.
Köylüleri eski okulun sınıfında toplantıya çağırdı. Sözünü duyuran her evin önünde biraz bekledi. İnsanlar onun arkasından okulun taş merdivenlerine yöneldi.
Salih arkalarından yürüdü. Yarım kalan çukur gözden kaybolduğunda ayakkabıları hâlâ ıslaktı.
Derya krokiyi, Pakize siyah defteri taşıyordu. Nihat, tapu suretleriyle okul kayıtlarını ayrı dosyalara koymuştu.
Eski sınıfta çocuk sıraları duvarlara dizilmişti. Ortadaki uzun masada farklı boylarda çay bardakları vardı. Tahtada son derslerden kalma silik bir bölme işlemi duruyordu. Altında küçük bir el izi vardı.
Eşref masanın başına geçti.
— Cenaze hâlâ evde. Hepiniz gördünüz. Şimdi biraz beni dinleyin.
Salih, Eşref’in masanın başındaki boş sandalyeye bakıp konuşmaya devam ettiğini gördü.
— Kırkıncı Ocak yalnız bir parça tarla değil, diye devam etti Eşref. Bu köyün en çok ürün veren yeri. Gübre borcu oradan ödenir. Yevmiyeci parası oradan çıkar. Üç evin banka taksiti, yedi evin kışlık unu, şehirde okuyan çocukların harçlığı o bahçeye bağlı. Siz çizgiyi eski yerine çekelim diyorsunuz. Çekin. Sonra kimin payı küçülecek, kimin senedi açıkta kalacak, onu da söyleyin.
Odanın içindeki yüzler Salih’e döndü.
Bir adam, geçen yıl ürünün yarısını dalda bıraktığını söyledi. Bir başkası iki oğlunun miras kavgasını güçlükle ayırdığını anlattı. Arka sırada oturan yaşlı bir kadın, kendi payı daralırsa ineğini satacağını söyledi. Bunlar Eşref’in uydurduğu korkular değildi. Salih önündeki kâğıtlarda aynı borçların izini görmüştü.
— Borç listesini de görelim o zaman, dedi Salih.
— Küçümsemek zorunda değilsin, dedi Eşref. Bir imza atman yeter.
Salih dosyaları masaya bıraktı.
— Hangi imza?
— Eski çizginin kesin olmadığını yazarsın. Saniye’nin sözüne saygı duyduğumuzu, ama köyün geçiminin tek bir ölünün krokisine bırakılamayacağını söylersin. Herkesin payı yerinde kalır.
— Karaca’nın payı da mı?
Eşref’in yüzü değişmedi.
— Olmayan hanenin payı olmaz.
Pakize siyah defteri açtı. Kapağın altından kuru bir toprak tanesi düştü.
— Vardı, dedi. Kırk birinci hane vardı.
— Bir defterde yazması yetmez.
— Şu sureti al. Karaca adı hâlâ okunuyor.
Kâğıtları tek tek açtı. Birinde eski sınır işaretleri, birinde devir tarihleri, birinde okul yoklamaları vardı. Aynı masada duruyorlardı; fakat Salih onları üst üste koymadı.
— Tapu, okul yoklaması, Saniye’nin listesi. Tarihleri ayrı. Birlikte bakın, sonra yanlış bulduğunuz yeri söyleyin.
— Sen zaten konuşuyorsun, dedi arka taraftan biri.
— Gördüğüm bu kâğıtlar. Şu geceyi görmedim; yazmadım.
Kapı o sırada duvara çarptı.
Pakize dışarıdaki duvara dayadığı pervazı almak için kapıya döndü. Salih öbür ucunu tuttu.
İkisi tahtayı yan çevirip içeri aldılar. Boyanın altındaki kömürleşmiş yüz hâlâ yanık kokuyordu.
Odadakiler geri çekildi.
Pakize tahtayı masanın üzerine bıraktı. Bardaklardan biri devrildi. Çay, yanmış damarın çevresinden dolaşıp siyah deftere varmadan durdu.
— Karaca’nın kapısı, dedi Pakize. Yok dediğiniz evin pervazı.
Eşref tahtaya dokunmadı.
— Nereden çıkardın?
— Kendi evimin pervazından. Annem bana verdi; oraya ben sakladım.
Odanın içinden tek bir soluk yükseldi. Eşref başını ilk kez hızla çevirdi.
— Annenden duyduğun her şeyi kanıt mı sayacağız?
— Parçayı ben sakladım. Annemin anlattığını da söyleyeceğim.
Salih pervazın boyasındaki üç kısa çentiğe baktı. Mavi taşın işaretine benzemiyordu. Pervazın ucunu masaya biraz daha çekti; Pakize’nin eli hâlâ tahtadaydı.
Eşref kalabalığa döndü.
— Bir tahta parçasıyla hepinizin ekmeğini ateşe atacaklar. Bakın iyi bakın. Yarın sınır değişirse yalnız benim toprağım gitmeyecek.
— Doğru, dedi Nihat.
Eşref, beklemediği destek karşısında sustu.
— Oranın payıyla geçinenler var. Doğru. Ama Karaca hanesinin adını niye sildiniz Eşref?
Arka sıradaki yaşlı kadın başörtüsünün ucunu ağzına bastırdı. Yanındaki genç adam ona eğildi.
Kadın cevap vermedi. Gözleri Pakize’nin açtığı defterdeydi.
Salih defteri insanların önüne çevirdi. Pencere dibindeki kadın görebilmek için öne eğildi; yanındaki adam eliyle sayfayı tuttu.
Sessizlikte sayfalar çevrildi.
Önce bir erkek, defterdeki tarihin yanlış olduğunu söyledi. Sonra aynı tarihte askerde bulunduğunu ekledi. Karşısındaki kadın, onun askerde değil, Fatsa’daki cezaevinde olduğunu yüzüne vurdu. Bir başkası, şehirde evlatlık verildiği söylenen kızın aslında teyzesi tarafından götürüldüğünü anlattı. Her cümlenin ardından insanlar kapıya bakıyor, sanki söyledikleri şey dışarı çıkmadan kapıyı kapatabileceklerini sanıyordu.
Eşref masaya avucuyla vurdu.
— Bunun Kırkıncı Ocak’la ilgisi yok.
— Var, dedi Pakize. Karaca’nın yanında bu ad da kayıp yazılmış.
— Kim yazmış?
Pakize cevap vermeden siyah defteri ona çevirdi.
Tam o sırada pencere dibinde oturan Meryem ayağa kalktı. Kalkarken sandalyesi arkasındaki sıraya çarptı. Kırk yaşını geçmişti; Salih onu çocukluğundan, bayramlarda şeker dağıtan sessiz bir kadın olarak hatırlıyordu. Şimdi yüzü, uzun süre su altında tutulmuş gibi renksizdi.
— Hasan’ı cin almadı, dedi.
Kimse hareket etmedi.
Meryem, defterde parmağının altında kalan ismi gösterdi.
— Kardeşimi cin almadı.
Eşref’in sesi yumuşadı.
— Meryem, mezarlıktan geldik. Aklın yorgun. Otur.
— Benim yerime konuşma.
Kadının sesi yükselmemişti. Yine de odadaki bütün fısıltıları kesti.
— Babam öldürdü onu.
Arka tarafta bir bardak yere düştü. İnce cam kırılmadı; tahtaların üzerinde dönerek Meryem’in ayağına kadar geldi.
— Yalan söylüyorsun, dedi amcası.
Meryem ona bakmadı.
— On üçündeydi. Ahırın arkasında yakaladım onları. Babam bana, “Kardeşin kaçtı,” dedi. Ertesi sabah Eşref’in babası geldi. Anneme bir kâğıt imzalattılar. Köyde, geceleri dolaşan şeye uyduğunu söylediler. Ben de sustum.
— Cesedini gördün mü? diye sordu biri.
Meryem’in dudakları titredi.
— Ölürken gördüm.
Camlar titremedi, duvardan ses gelmedi. Arkadaki bir adam başını öne eğdi. Az önce korkudan kapanan yüzünde kısa bir rahatlık belirmişti.
Salih o rahatlamayı gördü ve ürperdi.
Adam, Meryem’e bakmadan bardak aradı. Yanındaki dolu bardağı kendine çekince kadın onun kolunu itti.
— Nereye gömdüler? diye sordu amcası.
— Bilmiyorum.
— O zaman iftira bu.
— Gördüğünü yazıyorum, dedi Salih. Meryem, devam et.
Eşref masanın başından ayrıldı. Meryem’e doğru bir adım attı; Nihat aralarına girmedi, yalnız yerinden doğruldu.
— Bu köyde ölü babaların arkasından konuşmak kolay, dedi Eşref. Cevap veremezler.
Meryem başını kaldırdı.
— Ben sağken de söyleyebilirdim. Söyletmediniz.
— Kim?
— Hepiniz.
Meryem, Eşref’e bakmayı sürdürdü. Arka sıradan bir sandalye gıcırdadı.
Pakize yanmış pervazı iki eliyle tuttu.
— Annem aynı sözü duymuş. Ev yandıktan sonra. Parçayı da bana o verdi.
— Gördün mü? diye sordu Eşref.
— Annem yangını, evin sökülmesini anlattı. Ben o geceyi görmedim. Gördüğüm, onun bana verdiği parçaydı. Sakladığım yeri de size gösterdim.
Salih, Pakize’nin söylediklerini ikiye ayırarak not aldı: annesinden duyduğu, kendi sakladığı.
Salih yeni bir sayfa açtı.
— Hasan’ın adını kayda geçiriyorum, dedi. Meryem’in gördüğünü de kendi sözüyle yazıyorum.
— Altına benim adımı yaz, dedi Meryem.
Bu istek odanın düzenini bozdu.
Bir erkek, yıllar önce kayıp yazılan kız kardeşinin adını söyledi. Onu şehirde bulduklarını, fakat miras bölünmesin diye köye döndüğünü gizlediklerini anlattı. Yaşlı kadın, kocasının dövdüğü gelinin “gece çağrısına uydu” denilerek baba evine gönderildiğini söyledi. Başka biri ayağa kalktı, sonra korkup oturdu. Kimse onun yerine cümleyi tamamlamadı.
Eşref, Meryem’in amcasına baktı. Adam duvara dönmüştü. Masanın arkasındaki iki kişi birbirinin sözünü keserek konuşuyordu.
— Böyle yaparsanız hiçbir hane yerinde kalmaz, dedi.
Salih ona baktı.
— İnsanlar anlatıyor. Bir dinleyelim.
— Sen dışarıdan geldin. Borcun yok. Çocuğun yok. Bir kış burada aç kalmadın. Bu insanlara suçlarını söylemenin kolaylığını satıyorsun. Sonra gideceksin.
Salih’in telefonu cebinde titredi. Şehirden arıyorlardı. Ekrana bakmadan sesi kapattı; Eşref susmasını bekliyordu.
— Meryem’in anlattığını yazıyorum. Ben gidince de kopyası burada kalacak.
Siyah defteri Meryem’e doğru itti.
— Adını söyle. Okuyayım; eksikse düzeltirsin.
Meryem söyledi.
Salih yazdı.
Ardından başka bir ses geldi:
— Benimkini de.
Sonra bir başkası. Cümleler birbirini doğrulamadı; bazıları aynı geceyi başka türlü anlattı, bazıları yılları karıştırdı. Nihat isimleri ayrı yapraklara yazdı. Tarihte anlaşamadıklarında ikisini de bıraktı.
Eşref masanın başında kaldı. Önündeki pervazı yana itmek istedi; Pakize öteki ucundan tuttu.
Adam elini çekti.
— Köy adına karar verilmesi gerek, dedi.
— Meryem daha sözünü bitirmedi, dedi Pakize.
Toplantı bitmedi. İnsanlar ilk kez sona ermesi için Eşref’e bakmadılar.
Meryem kendi satırının üstüne eğildi.
— Şunu eve götürme, dedi Salih’e.
— Kopyalayacağız.
— Ben de birini istiyorum.
Salih sayfayı ayırdı. Kadın kopya hazırlanırken okuldan çıkmadı. Eşref konuşmayı kapıdan dinliyordu; Meryem onun kendisine bakmasını beklemeden kâğıdı çantasına koydu.
Bölüm etkileşimi
